Türkiye ekonomisi bugün, yüzeyden bakıldığında işliyor gibi görünüyor. Rakamlar hareketli, şirketler faal, yabancı yatırımların geldiği konuşuluyor.
Peki perde
arkasında ne oluyor?
Tam da John
Perkins’nın “Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları ” kitabında anlattığı gibi
yabancı sermaye yalnızca yatırım getirmiyor, aynı zamanda ekonomiyi, kurumları,
hatta toplumun davranış kalıplarını dönüştürüyor.
Ve bu
dönüşüm, çoğu zaman bir kalkınma hikâyesi değil, bağımlılık ve yoksullaşma
üzerine kurulu bir hikâye oluyor.
Stratejik Sektörlerdeki
Yabancı Hâkimiyeti, Bir Tesadüf Değil, Bir Model
TÜİK’in 2023 verileri yabancı
kontrollü girişim sayısının sınırlı olduğunu söylese de, asıl kritik nokta bu
şirketlerin hangi sektörlerde yer aldığıdır.
Bugün Türkiye’de;
- Tütün imalatının %92’si,
- Finans ve sigortanın neredeyse yarısı,
- Enerji, lojistik, e-ticaret ve dijital
hizmetlerin çok büyük bölümü
yabancı merkezlerden yönetiliyor.
Bu ne demek?
Bu, o sektörlerin kâr politikalarının, fiyatlama stratejilerinin, yatırım
kararlarının ve toplumsal etkilerinin Türkiye’de değil, başka ülkelerde
belirlendiği anlamına geliyor.
Bu tabloyu, “ Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” nda
anlatıldığı gibi düşünülebilir.
Yabancı sermaye önce gelir, yatırım yapar, sonra yerel pazarın damarlarına
kadar girer ve sonunda ülkeyi kendi ihtiyacına göre şekillendirir.
O noktada artık mesele “ekonomi büyüyor mu?” değildir.
Mesele şudur,
Bu büyüme kimin büyümesidir?
Yatırım mı, Açık Pazar Mı?
Yabancı sermaye Türkiye’ye sadece yatırım yapmıyor;
aynı zamanda ülkeyi açık pazar haline getiriyor.
Özellikle stratejik sektörlerde yabancı hâkimiyeti arttıkça, yerli üreticiler rekabet edemez hale geliyor,
- En değerli şirketleri satın alıyor,
- Bu şirketler kendi tekelini tehdit ediyor ise
faaliyetlerini sonlandırıyor,
- İş gücü düşük ücret bandına sıkışıyor,
- Kar transferi ülke dışına akıyor,
- Vergi katkısı uluslararası vergi planlamalarıyla
minimize ediliyor,
- Yerli sermaye birikimi zayıflıyor,
- Ekonominin nabzı Ankara’da değil, çok uluslu şirketlerin
merkezlerinde atmaya başlıyor.
Bu süreç, toplum için ne anlama
geliyor?
Yoksululaşma.
Çünkü toplumsal refah yaratacak katma değer içeride kalmıyor.
Ekonomi büyüyor gibi görünse de büyüme topluma değil, çok uluslu zincirlere
çalışıyor.
Yönetenler Neden Rahatsız Değil?
Asıl kritik sorulardan biri bu.
Neden yöneticiler bu tabloyu tehdit olarak görmüyor?
Çünkü yabancı sermaye geldiğinde, makro göstergeler
kısa vadede rahatlar:
- Döviz girer,
- Varlık fiyatları artar,
- Borsa hareketlenir,
- Bütçe nefes alır.
Ekonomi sanki “yoluna girmiş gibi” görünür.
Bu görüntü hem siyasi iktidarı memnun eder hem de toplumda geçici bir
iyimserlik üretir.
Ama bu iyimserlik tamamen yüzeyseldir.
Kısa vadelidir.
Kiradır.
Geleceği ipotek ettiren bir konfordur.
Bir Ekonomik Tetikçinin itiraflarında söylediği gibi:
Yabancı sermaye çoğu zaman ülkeleri kurtarmaya değil, kendine bağımlı
kılmaya gelir.
Türkiye bugün tam bu eşiğin üzerinde durmaktadır.
Dahası,
mesele “milliyetçilik” ya da “yabancı düşmanlığı” da değildir.
Yabancı sermaye kapitalist sistemin olduğu
her ülkeye gelme.
Ama burada sorulması gereken temel soru değişmiştir:
Gelen yabancı sermaye topluma ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
Bugün
Türkiye’de:
Yabancı
kontrol artıyor,
Katma değer
dışarı akıyor,
Stratejik
sektörler el değiştiriyor,
Yerli karar
alma mekanizması daralıyor,
Toplum
yoksullaşıyor.
Yabancı
sermayenin bıraktığı iz, sanıldığı gibi sadece “yatırım değil”;ekonomik
yönetişimin ve toplumsal dokunun dönüşümüdür.
Türkiye
bugün açık bir gerçeğin eşiğindedir:
Ekonomik kontrol neredeyse, toplumsal kader oradadır.
Eğer
stratejik sektörleri yöneten akıl dışarıdaysa,
Eğer kârın büyük kısmı dışarıya gidiyorsa,
Eğer toplum yoksullaşırken ekonomi “iyi gidiyor” algısı sürüyorsa,
O ülkenin
geleceği konusunda sorunlar ortaya çıkabilme olasılığı artıyor denilebilinir.
Bu nedenle
tartışmamız gereken şey yabancı sermaye değil, yabancı kontrolün toplumsal
maliyetidir.
Ve bu maliyet, toplumun sırtında giderek daha ağır bir yük haline geliyor.
NOT:
Ø 2023’te Yabancı Kontrollü Ciroda Ülkelerin Payları
Türkiye’de yabancı kontrollü ciro
dağılımı, TÜİK verilerine göre şu şekilde;
- Almanya (%13,8) → En büyük paya sahip ülke. Özellikle otomotiv,
makine ve kimya sektörlerinde güçlü.
- ABD (%11,2) → Finans, teknoloji ve ilaç sektörlerinde
etkili.
- Birleşik Krallık (%10,3) → Bankacılık, sigorta ve enerji yatırımlarıyla
öne çıkıyor.
- Fransa (%7,8) → Gıda, içecek ve perakende sektörlerinde
ağırlık kazanıyor.
- Lüksemburg (%5,6) → Finansal hizmetler ve holding yapıları
üzerinden etkili.
- Azerbaycan (%5,6) → Enerji ve doğal kaynak yatırımlarıyla dikkat
çekiyor.
- Japonya (%5,2) → Elektronik, otomotiv ve yüksek teknoloji
yatırımlarında varlık gösteriyor.
- Hollanda (%4,3) → Lojistik, tarım ve gıda sektörlerinde etkin.
- İspanya (%4,0) → Turizm ve inşaat sektörlerinde öne çıkıyor.
- Çin (%3,8) → Elektronik, tekstil ve perakende
yatırımlarıyla pay sahibi.
- Diğer ülkeler (%28,4) → Küçük paylarla ama toplamda en büyük blok
olarak geniş bir çeşitlilik oluşturuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder