Özet
Bölgemizde
yaşanan savaş ortamında emeryalistler arasındaki çatışmaların gittikçe su
yüzüne çıktığı, halklara başka başka hikayeler anlatırken, arka planda
birbirleri hakkında çevirdikleri oyunlar daha da görünür hal almaktadır. Bu
durum teorik olarak sol tarafından bilinmesine rağmen halkaların açıktan
öğrenmesine ve görmesine de neden olmaktadır. Emeperyalist iki yüzlü siyasetin
ortaya çıkardığı açık, görünür ve riyakarlık ortamında, ülke içerisine de yansıyan tartışmalara neden olmaktadır.
Bu
makale, Türkiye’de muhalefetin son dönemdeki sertleşen siyasal söylemini,
Bülent Ecevit’in 1970’lerdeki anti-emperyalist ve egemenlik temelli siyasal
pratiği ile birlikte incelemektedir. Makale, Özgür Özel’in güncel çıkışını
sistem içi hukuk ve kurum eleştirisi çerçevesinde değerlendirirken, Ecevit
dönemindeki siyasal restleşmenin somut egemenlik üretimiyle ilişkisini ortaya
koymaktadır. Ayrıca Macaristan seçimleri üzerinden yalnızca iktidar değişiminin
sistemsel dönüşüm için yeterli olmadığı tartışılmakta; Türkiye gibi kurumsal
devlet geleneği güçlü ülkelerde kalıcı dönüşümün ancak yapısal yeniden inşa ile
mümkün olacağı ileri sürülmektedir. Makale, “restleşme siyaseti”
ile “dönüşüm siyaseti” arasındaki ayrımı emperyal gerilim
bağlamında ele almaktadır.
Anahtar Kelimeler: Emperyalizm, Ecevit, Özgür Özel,
muhalefet dili, egemenlik, kurumsal dönüşüm, Macaristan, siyasal söylem.
1. Giriş
CHP’nin
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ’in belediye bürokratları ile
birlikte göz altına alınması üzerine, CHP
Genel Başkanı Özgür Özel’in İstanbul Ataşehir’de yaptığı miting (mitingi eylem
olarak değerlendiriyorlar kendileri) konuşmasında seçim talebi üzerinden Cumhurbaşkanı
Erdoğan’a yönelik “Güvendiğin herkesi al gel, hepinizi yeneceğiz”
(ABD başkanı ve Ankara Büyükelçisi “Trump, Tom Barack’a da güvendiğin kimse onu
da al gel, seçimde hepinizi yeneceğiz” ) çıkışı, Türk siyasetinde sert bir
meydan okuma olarak yankı bulmuştur.¹ Bu söylem, özellikle uluslararası
gerilimlerin yoğunlaştığı bir dönemde, yalnızca iç siyaset değil dış güç
dengeleri bağlamında da tartışılmıştır.
Bu
çıkış, bazı yorumlarda Bülent Ecevit’in 1970’lerdeki anti-emperyalist siyasal
duruşuyla karşılaştırılmıştır. Ancak bu karşılaştırma, içerik düzeyinde önemli
farklılıklar barındırmaktadır. Çünkü, Ecevit’in siyasal pratiği egemenlik
üretimi üzerine kuruluyken, güncel muhalefet dili daha çok sistem içi hukuk ve
kurum eleştirisi çerçevesinde şekillenmektedir.
2.
Ecevit, Egemenlik ve Anti-Emperyalist Siyasal Pratik
Bülent
Ecevit’in 1970’li yıllardaki siyasal hattı, yalnızca söylem düzeyinde bir
sertlik değil, doğrudan egemenlik üretimine dayalı bir devlet pratiğidir.
1974
Kıbrıs Barış Harekâtı, ABD ambargosu ve NATO baskılarına rağmen alınmış
stratejik bir egemenlik kararıdır.² Aynı şekilde haşhaş üretimi politikası,
Türkiye’nin tarım ve ekonomik bağımsızlığı açısından ABD ile ciddi bir gerilim
yaratmıştır.
Bu
dönemin karakteristik özellikleri;
·
Egemenlik merkezli siyasal kararlar,
·
Dış baskılara karşı kurumsal direnç,
·
Söylem ile eylem arasında doğrudan bağ,
Ecevit’in
bu tutumu, onun için meydan okumanın sadece söylemden ibaret olmadığını, somut
eylemlerle desteklenen bir anti-emperyalist duruş olduğunu göstermektedir.
Bu
nedenle Ecevit’in siyasal hattı, yalnızca “restleşme” değil,
fiili bağımsızlık üretimidir.
3.
Özgür Özel, Sistem İçi Hukuk Temelli Muhalefet
Özgür
Özel’in çıkışı ise mevcut iktidarın belediyelere yönelik yargı ve idari
işlemlerine karşı geliştirilmiş bir siyasal söylem niteliğindedir. 2025 Mart’ın
19 ’undan bu tarafa CHP üzerinde mevcut iktidarın uyguladığı abluka, siyasette de normal
yollardan bir çıkış yolu bırakmamaktadır.
Bunun ortaya çıkardığı sisyaset ortamı dilinin de gerilmesine ve
söylemin hedefinin değişmesine yol açmaktadır. CHP genel başkanının son
konuşmalarında ortaya çıkan zorluğu ifade eden nitelikteki söylemler bazı
soruları da sordurmaktadır.
Bu
söylem;
·
Hukukun ihlali iddiasına dayanır,
·
Sistemin kendisini değil, sistemin
uygulanışını hedef alır,
·
Kurumsal reformdan ziyade siyasi değişim
talep eder,
Bu
nedenle Özel’in söylemi, Ecevit’in egemenlik üretici siyasetinden farklı
olarak, sistem içi düzeltici bir muhalefet hattına oturmaktadır. Bu hattı da
ara- genel seçim söylemi üzerinden biran önce mevcut iktidar yapısının, halkın
gerilen ekonomik, sosyal ve siyasal geriginliğinin giderilmesine bağlamaktadır.
Ortaya çıkan siyasi gerilim, Özgür Özel ve ekibinin CHP nin başına geldiğinde
sergilediği uzlaşmacı siyasetten çok uzaklaştığını da göstermektedir.
4.
Macaristan Örneği, İktidar Değişimi ve Sınırları
Macaristan’da
2026 seçimlerinde uzun süreli Viktor Orbán iktidarının sona ermesi, bazı
çevrelerde “baskı rejimlerinin kalıcı olmadığı” yönünde bir yorum
üretmiştir.³
Ancak
bu yorum eksiktir. Çünkü;
·
İktidar değişimi anlayışı ile , sistem
dönüşümü anlayışı eşit değildir,
·
Kurumlar değişmeden siyasal yapı aynı
kalabilir,
·
Muhalefetin “kim gelirse gelsin değişim”
yaklaşımı sürdürülebilir değildir
Macaristan
muhalefetinin stratejisi “Orbán gitsin, yerine kim gelirse gelsin”
şeklindeydi. Halka güvenli bir gelecek hedeflemeyen, sadece iktidarı
değiştirmeyi amaçlayan bu yaklaşım, kalıcı dönüşüm için yeterli olup olmayacağı
tartışmalıdır.
Türkiye
bağlamında bu durum daha da belirgindir, çünkü devlet geleneği ve kurumsal yapı
daha derin bir süreklilik taşımaktadır. Uygulanan yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi
diye adlandırılan rejimle de kurumsal yapının yerine konulan ancak kurumların
işleyişini ortadan kaldıran daha katı bir uygulama ortaya çıkarmaktadır.
5.
Kurumsal Yapı ve Yapısal Kriz
Uluslararası
raporlar, Türkiye’de sorunun yalnızca iktidar değişimiyle açıklanamayacağını
göstermektedir. Yargı bağımsızlığı, medya yapısı ve kurumsal denge
mekanizmaları yapısal sorun alanları olarak tanımlanmaktadır.⁴
Bu
durum şunu ortaya koymaktadır. Sorun yalnızca “kim iktidarda” değil, “iktidarın
hangi kurumsal yapı içinde işlediğidir.”
Kurumsal
yapı değişmeden siyasal aktör değişimi kalıcı dönüşüm üretmez. Çok daha rejmin
derin kriz yaratan sorunları uygulamalar yapıldıkça görünür hale gelmektedir.
Uzun bir gelenek olarak var olan meclis üzerinden yürütülen işleyiş gittikçe
işlevsiz hale gelir bir yapısal sorun haline gelmektedir.
Adalet
Bakanı Gürlek, basına yaptığı
açıklamada 12. Yargı Paketi'ne ilişkin soruya "12. Yargı Paketi'ni
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne sunduk. Oradan geçtikten sonra da Adalet
Komisyonu... İnşallah o sırada da kamuoyuna bilgilendirme yapacağız."
yanıtını vermiştir. Kurumsal yapıların nasıl değiştiğini bu örnek bize
göstermektedir.
6.
Dönüşüm ve İktidar Siyaseti Ayrımı
Siyasal
mücadeleler çoğu zaman “iktidarı kim kazanacak?” sorusu etrafında
şekillenir. Oysa bu soru, meselenin yalnızca yüzeyini ifade eder. Asıl
belirleyici olan, iktidarın hangi kurumsal yapı içinde ve hangi siyasal
mantıkla kullanılacağıdır. Bu noktada siyaset iki temel hatta ayrılır, iktidarı
ele geçirmeye odaklanan siyaset ile sistemi dönüştürmeyi hedefleyen siyaset.
İktidar
odaklı siyaset, doğası gereği kısa vadeli ve seçim merkezlidir. Bu yaklaşımda
temel amaç, mevcut düzen içinde güç dengelerini değiştirerek yönetim yetkisini
elde etmektir. Ancak bu tür bir siyaset, çoğu zaman mevcut kurumsal yapıyı veri
kabul eder. Yargı, bürokrasi, medya ve ekonomik ilişkiler ağı sorgulanmadan
devralınır. Bu nedenle iktidar değişse bile, bu yapılar içinde hareket eden
yeni aktörler zamanla benzer refleksler geliştirme eğilimine girer. Türkiye’nin
çok partili siyasal tarihi, bu döngünün tekrarlandığı örneklerle doludur.
1950’de Demokrat Parti’nin yükselişi, 1970’lerde farklı koalisyonlar, 1990’lar
boyunca değişen hükümetler—her biri iktidarı değiştirmiş, ancak devletin
işleyiş mantığını köklü biçimde dönüştürememiştir.
Buna
karşılık dönüşüm odaklı siyaset, iktidarı bir amaç değil araç olarak görür. Bu
yaklaşımda esas mesele, kurumsal yapının yeniden inşasıdır. Yargının
bağımsızlığı, medya alanının çoğulculuğu, bürokrasinin hesap verebilirliği ve
ekonomik güç ilişkilerinin şeffaflığı, yalnızca teknik reform başlıkları değil,
doğrudan siyasal dönüşümün temel unsurlarıdır. Bu nedenle dönüşüm siyaseti,
seçim kazanmanın ötesinde toplumsal bir yön ve güven duygusu üretmek
zorundadır. Halkı yalnızca oy veren bir kitle değil, bu dönüşümün öznesi olarak
konumlandırır.
Emperyal
gerilimlerin yoğun olduğu ülkelerde bu ayrım daha da belirgin hale gelir. Çünkü
bu tür ülkelerde siyasal iktidar yalnızca iç dinamiklerle değil, aynı zamanda
dış güç ilişkileriyle de şekillenir. Bu bağlamda anti-emperyalizm, retorik bir
söylem olmaktan çıkıp kurumsal bir mesele haline gelir. Ekonomik bağımlılık
ilişkileri, enerji politikaları, savunma stratejileri ve finansal sistemin
yapısı, siyasal egemenliğin sınırlarını belirler. Dolayısıyla gerçek bir
dönüşüm, bu alanlarda da yeniden yapılanmayı gerektirir.
Tam
da bu noktada güncel muhalefet söyleminin sınırları ortaya çıkmaktadır. Mevcut
söylem, ağırlıklı olarak hukukun ihlali ve demokratik standartların aşınması
üzerinden kurulmaktadır. Bu önemli olmakla birlikte, tek başına yeterli
değildir. Çünkü hukuk devleti talebi, mevcut kurumsal yapının nasıl yeniden
tasarlanacağı sorusuna cevap vermediği sürece, eksik kalır. “Kurallara
uyulsun” demek ile “kurallar nasıl olmalı” sorusuna cevap vermek
arasında niteliksel bir fark vardır.
Bu
nedenle dönüşüm siyaseti, yalnızca mevcut iktidarı eleştirmekle yetinemez, aynı
zamanda alternatif bir kurumsal mimari ortaya koymak zorundadır. Aksi halde
siyasal mücadele, aktörler arası bir rekabete indirgenir ve sistemin kendisi
sorgulanmadan kalır.
Sonuç
olarak, iktidarı ele geçirmek ile sistemi dönüştürmek arasındaki fark, yalnızca
stratejik değil, tarihsel bir ayrımdır. Birincisi siyasal döngüyü yeniden
üretir; ikincisi ise o döngüyü kırma potansiyeli taşır. Türkiye’nin içinde
bulunduğu emperyal gerilim ve kurumsal kriz bağlamında, bu ayrım yalnızca
teorik değil, doğrudan pratik sonuçlar doğuracak bir nitelik kazanmaktadır.
Sonuç
Özgür
Özel’in çıkışı, mevcut siyasal atmosferde güçlü bir muhalefet refleksi olarak
değerlendirilebilir. Ancak Ecevit örneğinde görülen türden bir egemenlik üretim
kapasitesi taşımamaktadır.
Türkiye
gibi emperyal gerilimlerin yoğun olduğu ülkelerde siyasal dönüşüm, yalnızca
iktidarın değişmesiyle değil, kurumsal yapının yeniden inşasıyla mümkündür.
Bu
bağlamda temel ayrım açıktır,
Restleşme
siyaseti, Anlık siyasal etki üretir
Dönüşüm
siyaseti, Tarihsel ve yapısal sonuç üretir
Tarih,
yalnızca meydan okuyanları değil, sistemi dönüştürenleri hatırlar.
Dipnotlar
¹
Özgür Özel, Ataşehir konuşması, Nisan 2026.
² Bülent Ecevit, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Konuşması,
³ Euronews Türkçe, “Macaristan seçimleri”, 2026.
⁴ HRW & ICJ, Türkiye İnsan Hakları Brifingi, TBMM sunumu, Kasım 2025.