10 Şubat 2026 Salı

YMM Tasdik Raporunun Süresinde İbraz Edilmemesinin Vergi İstisnasına Etkisi: Danıştay İçtihadı ve 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliğ Değerlendirmesi

 Özet

Bu çalışmada, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanılmasına rağmen Yeminli Mali Müşavir (YMM) tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi gerekçesiyle yapılan cezalı vergi tarhiyatına ilişkin Danıştay kararı incelenmektedir. Uyuşmazlık, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227. maddesi ile Maliye Bakanlığı’na verilen düzenleme yetkisinin sınırları ile 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği uyarınca getirilen ibraz sürelerinin hukuki niteliği noktasında toplanmaktadır. Çalışmada, şekli nitelikteki bir yükümlülüğün yerine getirilmemesinin kanundan doğan maddi vergi hakkını ortadan kaldırıp kaldıramayacağı, normlar hiyerarşisi ve vergide kanunilik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. İnceleme sonucunda, YMM tasdik raporunun istisnanın kurucu unsuru değil, ispat aracı olduğu; bu nedenle süresinde ibraz edilmemesinin tek başına istisna hakkını ortadan kaldıramayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler: YMM tasdik raporu, vergi istisnası, şekli şart, vergide kanunilik, normlar hiyerarşisi

1. Giriş

Vergi hukukunda istisna ve muafiyetler, doğrudan kanundan doğan ve mükellefin vergi yükünü azaltan maddi haklar niteliğindedir. Buna karşılık, bu haklardan yararlanılmasına ilişkin usul ve belgelendirme yükümlülükleri çoğu zaman idari düzenlemelerle belirlenmektedir. Uygulamada idare, YMM tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesini, istisna veya indirim hakkının hiç doğmamış sayılması sonucuna bağlayabilmektedir.

Bu yaklaşım, şekli yükümlülük ile maddi hak arasındaki sınırın nerede çizileceği sorununu gündeme getirmektedir. Danıştay tarafından verilen ve temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen karar, bu sınırın belirlenmesi bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Bu çalışmanın amacı; söz konusu yargı kararı ile 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği hükümlerini birlikte değerlendirerek, YMM tasdik raporunun hukuki niteliğini ve bu raporun süresinde ibraz edilmemesinin vergi istisnalarına etkisini ortaya koymaktır.

2. Hukuki Çerçeve

2.1. Vergi Usul Kanunu Mükerrer 227. Madde

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227. maddesi, Maliye Bakanlığı’na bazı vergi avantajlarının YMM tasdik raporuna bağlanması konusunda düzenleme yapma yetkisi vermektedir¹. Bu hükümle amaçlanan, vergi güvenliğini artırmak ve beyanların doğruluğunu mesleki sorumluluk çerçevesinde denetim altına almaktır.

Ancak maddede, tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesinin ilgili istisna veya indirimin tamamen ortadan kalkmasına yol açacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, idari düzenlemelerin kapsamının kanuni yetki sınırları içinde kalıp kalmadığı tartışmasını doğurmaktadır.

2.2. 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği

49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği ile bazı vergi istisna ve indirimlerinden yararlanılmasının YMM tasdik raporuna bağlandığı ve bu raporların belirli sürelerde ibraz edilmesi gerektiği düzenlenmiştir². Tebliğde, süresinde ibraz edilmeyen tasdik raporlarına dayanılarak ilgili vergisel avantajlardan yararlanılamayacağı yönünde idari bir yaklaşım benimsenmiştir.

Bu noktada temel sorun, tebliğ düzeyindeki bir düzenlemenin kanundan doğan bir vergi istisnasını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanıp yorumlanamayacağıdır.

3. Uyuşmazlığın Konusu ve Yargılama Süreci

Somut olayda mükellef, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanmıştır. Ancak bu istisnaya ilişkin YMM tasdik raporu, idarece öngörülen süre içinde ibraz edilmemiştir. Vergi incelemesi sırasında bu durum tespit edilmiş; istisna reddedilerek kurumlar vergisi re’sen tarh edilmiş ve vergi ziyaı cezası uygulanmıştır.

İlk derece vergi mahkemesi, istisnanın kanundan doğan bir hak olduğunu, YMM tasdik raporunun ise bu hakkın kullanımını ispata yarayan bir araç niteliği taşıdığını belirterek tarhiyatı kaldırmıştır. Bölge idare mahkemesi bu kararı hukuka uygun bulmuş; Danıştay da temyiz istemini reddederek kararı onamıştır.

4. Danıştay Kararının Hukuki Analizi

4.1. YMM Tasdik Raporunun Hukuki Niteliği

Danıştay’ın benimsediği yaklaşımda YMM tasdik raporu, istisnanın doğum şartı değil; istisna şartlarının gerçekleştiğini ortaya koymaya yarayan bir ispat ve denetim aracı olarak görülmektedir. Dolayısıyla raporun süresinde ibraz edilmemesi, istisna şartlarının fiilen gerçekleşmediği anlamına gelmemektedir.

Bu yaklaşım, maddi vergi hukuku kuralları ile usule ilişkin yükümlülükler arasındaki ayrımı esas almaktadır.

4.2. Normlar Hiyerarşisi Açısından Değerlendirme

Vergi istisnası kanunla tanınmış bir haktır. Tebliğ ise idari düzenleyici işlemdir. Normlar hiyerarşisi gereği, alt norm niteliğindeki tebliğ ile üst norm olan kanunun tanıdığı bir hakkın ortadan kaldırılması mümkün değildir³.

Bu bağlamda, 49 Sıra No.lu Tebliğ’de öngörülen süre şartı, istisna hakkının kullanılmasına ilişkin bir usul kuralı olarak yorumlanmalı; kanuni hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde uygulanmamalıdır.

4.3. Vergide Kanunilik İlkesi

Anayasa’nın 73. maddesinde güvence altına alınan vergide kanunilik ilkesi uyarınca vergilendirmeye ilişkin temel unsurlar kanunla belirlenmelidir⁴. Bir vergi istisnasının tanınması gibi, ortadan kaldırılması da ancak kanunla mümkündür. İdari düzenlemelerle vergi yükünün artırılması veya kanuni bir avantajın ortadan kaldırılması, bu ilkeyle bağdaşmamaktadır.

5. Şekli Yükümlülük – Maddi Hak Ayrımı

İncelenen karar, vergi hukukunda önemli bir ayrımı güçlendirmektedir:

·         Maddi şartlar: İstisnanın kanunda öngörülen unsurlarının gerçekleşmesi

·         Şekli şartlar: Bu durumun belirli belgelerle ve sürelerde idareye tevsik edilmesi

Şekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, maddi şartların hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez. Aksi yaklaşım, idareye tebliğ yoluyla kanuni hakkı fiilen ortadan kaldırma yetkisi tanımak anlamına gelir ki bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

6. Uygulamaya Etkileri

Bu kararın uygulama bakımından önemli sonuçları bulunmaktadır:

·         YMM tasdik raporu süresinde ibraz edilmemiş olsa dahi, mükellefin istisna şartlarını fiilen taşıyıp taşımadığı araştırılmalıdır.

·         İdare, yalnızca şekli eksiklikten hareketle istisnayı otomatik olarak reddedemeyecektir.

·         49 Sıra No.lu Tebliğ hükümleri, kanuni hakkı ortadan kaldıran değil, ispat yükümlülüğünü düzenleyen hükümler olarak yorumlanmalıdır.

7. Sonuç

Danıştay tarafından onanan karar, vergi hukukunda şekli yükümlülükler ile kanundan doğan maddi haklar arasındaki sınırı netleştirmektedir. YMM tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi, tek başına kanuni bir vergi istisnasını ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Bu yaklaşım, normlar hiyerarşisi, vergide kanunilik ve hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu bir yorum tarzını yansıtmaktadır.

Karar, idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarını hatırlatması ve mükellef haklarını koruyan bir denge kurması bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Dipnotlar

  1. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, mükerrer md. 227.
  2. 49 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği.
  3. Normlar hiyerarşisi ve idari düzenleyici işlemlerin kanuna aykırı olamayacağına ilişkin genel anayasal ilke.
  4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 73.

 

“Şekil Şartı Mı, Hakkın Özü Mü?” Tartışmasının Danıştay Tarafından Net Biçimde Cevaplandığı Bir Dosya.

 1.OLAY NE?

Şirket taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıyor.
İdare diyor ki:

“Bu istisnadan yararlanmak için YMM tasdik raporu süresinde ibraz edilmeliydi. Etmedin → istisna yok → vergi + ceza.”

Buna dayanarak re’sen tarhiyat ve 3 kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi kesiliyor.

2.İLK DERECE MAHKEMESİ NE DEDİ?

Mahkeme çok önemli bir tespit yapıyor:

VUK Mükerrer 227. madde, Maliye’ye YMM tasdik raporuna ilişkin usul belirleme yetkisi veriyor ama:

Bu yetki, kanunda açıkça tanınmış bir vergi istisnasını, sadece rapor süresinde ibraz edilmedi diye ortadan kaldırma yetkisi değildir.

Mahkeme şunu söylüyor:

İstisna kanundan doğan maddi bir haktır
YMM raporu ise ispat ve denetim aracıdır
Raporun süresinde verilmemesi → hakkın tamamen kaybı sonucunu doğuramaz

Sonuç: Tarhiyatı kaldırıyor.

3.İSTİNAF VE TEMYİZ SÜRECİ

Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf)

Vergi dairesinin başvurusunu reddediyor. İlk derece kararını hukuka uygun buluyor.

Danıştay (Temyiz)

Danıştay da şunu söylüyor:

İlk derece mahkemesi kararı usule ve hukuka uygundur.
Bozulmasını gerektirecek bir durum yok.

Ve temyiz istemini reddediyor. Karar kesinleşiyor.

4.KARARIN HUKUKİ MESAJI NE?

Bu kararın özü şu cümlede:

Tebliğle getirilen şekli bir şart, kanunla tanınmış bir vergi istisnasını ortadan kaldıramaz.

Danıştay’ın örtülü kabul ettiği ilkeler:

1.Normlar Hiyerarşisi

Kanun > Tebliğ
Tebliğ, kanundaki hakkı daraltamaz.

2. Şekil – Esas Ayrımı

YMM raporu = ispat aracı
İstisna hakkı = maddi vergi hakkı

İspat aracı eksik diye, hak yok sayılamaz.

3.Vergide Kanunilik İlkesi

Bir vergi avantajı ancak kanunla kaldırılabilir.
Tebliğle “süresinde getirmedin, hakkın yandı” denilemez.

5.UYGULAMA AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

Bu karar özellikle şu durumlar için emsal niteliğinde:

YMM tasdik raporu geç verilmişse
Rapor inceleme aşamasında ibraz edilmişse
Mükellef gerçekte istisna şartlarını taşıyorsa

Sadece süre kaçırıldı diye istisna reddedilemez

İdare artık şunu yapmak zorunda:

“Gerçekten istisna şartları var mı?”
Şekle bakarak doğrudan reddedemez.

6.KARARIN ÖZETİ TEK CÜMLE

Danıştay diyor ki:

“YMM tasdik raporu süresinde verilmedi diye, kanuni bir vergi istisnası ortadan kaldırılamaz.”

Bu kararın esas ve karar numarası

📌 Karar: Danıştay 3. Dairesi
📌 Esas No (E.): 2023/4136
📌 Karar No (K.): 2024/4639
📌 Karar Konusu: Taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıldığı halde YMM tasdik raporu sunulmadığı gerekçesiyle resen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin kaldırılması isteminin değerlendirilmesi.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Enflasyon Düşecekti… Umut Düştü

 Bir ülkenin insanları en çok ne zaman yorulur bilir misiniz?

Çok çalıştıklarında değil…
Çok beklediklerinde.

Biz bekledik.

“Enflasyon düşecek” dediler.
“Sabredin” dediler.”Şükredin” dediler.
“Az kaldı” dediler.”Aha şahlandık, şahlanacağız” dediler.

Ve biz, yıllardır cebindeki paranın her ay biraz daha buharlaştığını gören insanlar olarak, hava karlı, buzlu, yağmurlu diyenlere yine de inandık. Çünkü insan, inanmak zorundadır. Hele ki başka tutunacak dal bırakılmadıysa…

Aralıkta Umut, Ocakta Gerçek

2025’in sonuna doğru açıklamalar değişmişti.
Rakamlar düşecek, fiyat artışları yavaşlayacak, ekonomi toparlanacak deniyordu. Hatta öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki yeni yıl sadece takvimde değil, hayatımızda da yeni bir sayfa açacaktı. Beyaz bir sayfa alçım, günahlarımızdan arınalım vardır ya halkın dilinde.

Ama takvim değişti, düzen değişmedi, beklenen beyaz ata binmiş, beklenen refah gelmedi.

Aralık ayında “düştü” denilen enflasyon, Ocak 2026’da yeniden şahlandı.
Pazara giden anladı.
Markete giren anladı.
Faturasını ödeyen anladı.

Gerçek, bir daha pazara alış verişe çıkanın gerçeklik yüzüne, bütün soğukluğuyla vurdu. Nemli bir ayazın kestiği gibi ince ince yaşamın ağır çizgilerini oluşturdu.

Resmî açıklamalarla mutfak masası arasındaki mesafe yine kapatılamadı.

Enflasyon Sadece Rakam Değildir

Enflasyon bir istatistik değildir. Soyut sayılardan oluşmuş bir matematiksel rakam hiç değildir.
Bir ailenin akşam yemeğinden eksilen bir tabaktır.
Çocuğa alınamayan okul yemeği, kitap ve monttur.
Ertelenen diş tedavisidir. Emeklinin alamadığı ilaçtır.
İptal edilen bir yolculuktur. Gurbette yalnız kalmaktır.

Enflasyon düştü denildiğinde halk şunu duymak ister;
“Artık biraz nefes alacaksın.” Hayatın, güzelleşecek yaşamdan mutluluk duyacaksın. Yoksulluğun ve yoksunluğun kalmayacak.

Ama yaşanan şu oldu;
Nefes alacak alan daraldı, geçim yükü ağırlaştı. Sürekli tekrarlanarak ve her dara düştükçe bir umut olarak söylenen aha geldi geliyor, denilen büyük arzuyla beklenen, beyaz ata binip gelecek olan refah ve mutluluk gelmedi bir türlü.

Çünkü maaş artışları bir defalık, fiyat artışları kalıcı.
Gelir merdivenle çıkıyor, hayat pahalılığı asansörle.

Sorun Beklentiyi Yönetmek Değil, Gerçeği Yönetememek

Ekonomide güven, sözle değil sonuçla oluşur.Toplum artık açıklama değil, rahatlama görmek istiyor.

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz;
“Zor bir dönemden geçiyoruz ama düzelecek.”

O “düzelecek” hiç bugüne gelmiyor. Hep yarına erteleniyor.

Oysa vatandaşın hayatı ertelenebilir değil.
Kira beklemiyor.
Market fişi beklemiyor.
Fatura beklemiyor.

Umut Tüketimi

Bu ülkede en hızlı tükenen şey artık para değil, umut.

İnsanlar yoksulluğa bir yere kadar dayanır.
Ama belirsizliğe, sürekli hayal kırıklığına ve geleceksizliğe dayanmak çok daha zordur.

Çünkü mesele sadece geçim değil, gelecek meselesidir.
“Çocuklar bizden iyi yaşayacak mı?” sorusuna verilen cevap artık sessizlik.

Halk mucize istemiyor.
Gerçekçi hedef, tutarlı politika ve öngörülebilir bir hayat istiyor.

Sabır gösterdi.
Fedakârlık yaptı.
Dişini sıktı.

Ama karşılığında duyduğu şey yine aynı oldu, “Biraz daha sabredin.”

Sorun şu ki, sabrın da bir enflasyonu var.
O da her geçen gün eriyor.

Ve bugün yaşanan sadece ekonomik bir kriz değil, güvenin, umudun ve yarın inancının aşınmasıdır.

Enflasyon düşmedi.
Ama umut düştü.

İşte asıl ağır olan da bu.

 

3 Şubat 2026 Salı

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

 Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek. TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, milyonlarca emekçi için hayatın zaten sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Ama mesele sadece fiyatlar değil. Daha derinde, daha yapısal bir sorun var.

Gayrisafi millî hâsıla büyüyor.
Ama bu büyümeden işgücünün aldığı pay küçülüyor, sermayenin aldığı pay ise artıyor. Ortaya çıkan tablo, yukarı doğru servetin aktığı, aşağı doğru ise yoksulluğun yayıldığı düzensiz bir düşüş eğrisi. Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir tercihin sonucu.

İşçinin üretimdeki emeği sistematik biçimde yok sayılıyor. “Verimlilik”, “rekabet”, “maliyet” gibi kelimelerle süslenen bu politika, pratikte tek bir anlama geliyor.
En az ücretle çalış, en aza razı ol, ses çıkarma.

Bu anlayış yalnızca işyerleriyle sınırlı değil. Asgari ücrette de aynı mesaj veriliyor.
“Bu kadarıyla yaşa.”
Emeklilere verilen ücrette de ise,
“verilen ile yetin,” şükür et”.

Bunu sağlamak için ise halkın ve özellikle emek geliri ile geçinen yoksullara, ülke elden gidiyor, her yer ateş çemberi vb. gibi güvenlikçi korkutma propagandası.

Ama kimse şu soruyu sormuyor; Yetinmesi istenen kim, refahı katlanan kim?

Emekçiler ve yoksullara sürdürülen düzene sadık kalamarlı isteniyor. Rıza üretilemeyince devreye zor giriyor,

Sömürü düzeni yalnızca ekonomik araçlarla ayakta kalmaz. Rızaya ihtiyaç duyar. Emekçilerin, yoksulların, toplumun geniş kesimlerinin bu düzene en azından sessiz kalması gerekir.

Rıza üretilebildiği sürece sorun yoktur.
Ama rıza üretilemediğinde tablo değişir.

O zaman “milli güvenlik” söylemi sahneye çıkar.
Grevler “ertelenir”.
Hak arama “olağanüstü koşullar” gerekçesiyle askıya alınır.

Anayasa’da açıkça tanınmış olan grev hakkı, fiilen işlevsiz hale getirilir. Kâğıt üzerinde vardır, hayatta yoktur.

Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Ekonomik krizin faturasını ödemek istemeyen emekçiler sesini yükselttiğinde, karşılarına müzakere değil, yasak, erteleme ve baskı çıkar. Çünkü sorun ücret değil, iktidar ilişkisidir.

Asgari Hayat Dayatması

İşçiye, emekliye, yoksula sürekli aynı şey söyleniyor.
“Bu ülkede şartlar zor.”

Ama aynı anda kârlar artıyor, bir avuç azınlığın servetleri büyüyor, sermaye payı genişliyor. Zor olan hayat, herkes için zor değil. Zor olan, emeğiyle geçinmek zorunda olanlar için.

Asgari ücret artık geçim ücreti değil; asgari hayata razı olma belgesi haline getirildi. Emeklilik ise dinlenme değil, yoksullukla baş başa bırakılma anlamına geliyor.

Bu düzen sürdürülebilir değil. Çünkü bir noktadan sonra insanlar yalnızca yoksullaşmaz, aynı zamanda öfkelenir.

Sorun Rakam Değil, Tercihler

Bugün tartışmamız gereken şey yalnızca enflasyon oranları, zam yüzdeleri ya da bütçe kalemleri değil. Sorun daha derin.
Üretilen değerin kim tarafından, kimin için paylaşıldığı.

İşgücünün payı düşerken sermayenin payı artıyorsa,
Asgari ücret açlık sınırına dayanmışken şirket kârları rekor kırıyorsa,
Grev anayasal hak olmaktan çıkıp “ertelenebilir bir tehdit” olarak görülüyorsa…

Burada bir ekonomik arıza değil, bilinçli bir sınıf tercihi vardır.

Ve bu tercih, toplumun en geniş kesimini yoksulluğa mahkûm etmektedir.

Ne kadar bastırılırsa bastırılsın, ne kadar “normalleştirilmeye” çalışılırsa çalışılsın, bu gerçek değişmiyor:
Yoksulluk artıyorsa, mesele ekonomi değil siyasi bir tercihtir.


2 Şubat 2026 Pazartesi

İthalatta Gözetim Uygulamasının KDV İndirimi Üzerindeki Etkisi Yeni Düzenleme, Mali Sonuçlar ve Uygulama Esasları

 1. Giriş

İthalatta gözetim uygulaması, dış ticaret politikasının bir aracı olarak uzun süredir yürürlükte olmakla birlikte, 2026 yılında yapılan düzenleme ile bu uygulamanın 57 nolu Katma Değer Vergisi (KDV) genel uygulama tebliğinde[1] yapılan değişikliklerin, indirimi üzerindeki etkisi açık biçimde vergi mevzuatına yansıtılmıştır. KDV Genel Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle, gözetim uygulaması nedeniyle ortaya çıkan kıymet artışlarının KDV boyutu netleştirilmiş; bu kapsamda ödenen KDV’nin indirim hakkı sınırlandırılmıştır.

Bu düzenleme, KDV’nin “nötr vergi” olma özelliğini gözetim farkları bakımından ortadan kaldırmakta ve ithalatçılar açısından doğrudan maliyet artışı doğurmaktadır.

2. İthalatta Gözetim Uygulamasının Hukuki Çerçevesi

Gözetim uygulaması, belirli malların ithalatında beyan edilen kıymetin düşük gösterilmesini önlemek amacıyla, idarece belirlenen bir referans kıymetin esas alınmasıdır. Bu durumda ithalatçı, fiilen ödediği bedelden daha yüksek bir kıymet üzerinden gümrük vergileri ve KDV ödemek zorunda kalabilmektedir.

Söz konusu kıymet farkı çoğu zaman ticari belgelerle tevsik edilemeyen bir tutar niteliğindedir ve gümrük beyannamesinde “yurt dışı gider” benzeri kalemlerle matraha dâhil edilmektedir.

3. Yeni Düzenleme, İndirilemeyecek KDV’nin Kapsamı

57 nolu KDV Genel Uygulama Tebliği’ne yapılan değişiklikler ile eklenen düzenleme ile, 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı [2] doğrultusunda;

  • İthalatta gözetim uygulaması,
  • Korunma önlemleri,
  • Anti-damping ve telafi edici vergiler

nedeniyle KDV matrahında ortaya çıkan artışlara ilişkin ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.

Bu kapsamda indirimi yasaklanan KDV yalnızca gözetim farkına değil, bu fark nedeniyle hesaplanan:

  • Gümrük vergisi,
  • İlave gümrük vergisi ve benzeri mali yükler

üzerinden doğan KDV’yi de kapsamaktadır.

4. İndirilebilecek ve İndirilemeyecek KDV Ayrımı

Düzenleme, ithalatta ödenen KDV’nin tamamını değil, yalnızca gerçek mal bedelini aşan yapay kıymet artışlarına isabet eden kısmını indirim dışı bırakmaktadır.

KDV’ye Esas Unsur

İndirim Durumu

Gerçek CIF bedeli

İndirilebilir

Bu bedele isabet eden normal gümrük vergileri

İndirilebilir

Gözetim nedeniyle oluşan kıymet farkı

İndirilemez

Bu farka isabet eden vergiler

İndirilemez

Böylece KDV sistemi içinde gözetim farkları “vergisel nötrlük” dışında bırakılmıştır.

5. Uygulama Örneği

Tebliğde verilen örneğe göre:

  • Gerçek CIF bedeli: 4.000.000 TL
  • Gözetim kıymeti: 10.000.000 TL
  • Fark: 6.000.000 TL

Vergi oranları:

  • GV %10
  • İlave GV %15
  • KDV %20

5.1. İndirilemeyecek Kısım

Kalem

Tutar (TL)

Gözetim farkı

6.000.000

Bu kısma isabet eden GV

600.000

Bu kısma isabet eden İlave GV

900.000

KDV Matrahı

7.500.000

KDV (%20)

1.500.000

Bu tutar indirilemez KDV niteliğindedir.

5.2. İndirilebilecek Kısım

Kalem

Tutar (TL)

CIF Bedeli

4.000.000

GV

400.000

İlave GV

600.000

KDV Matrahı

5.000.000

KDV (%20)

1.000.000

Bu tutar indirilecek KDV olarak kaydedilebilir.

6. Muhasebe ve Maliyet Etkisi

İndirilemeyen KDV;

  • 191 İndirilecek KDV hesabına alınamaz
  • Stoklu işletmelerde mal maliyetine eklenir
  • Hizmet işletmelerinde doğrudan gider yazılabilir

Bu durum, özellikle gözetim kapsamındaki sektörlerde birim maliyetleri yükselterek kârlılığı azaltıcı etki yaratacaktır.

7. YMM Raporu ve Vergi Denetimi Boyutu

Düzenleme, yalnızca muhasebe tekniği değişikliği değil, aynı zamanda bir denetim mekanizması da getirmiştir. Belirli büyüklüğü aşan ithalatlarda mükellefler, gözetim ve benzeri uygulamalar nedeniyle ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmadığını altı aylık dönemler itibarıyla YMM raporu ile tevsik etmek zorundadır.

Mükellef bir takvim yılı içinde ithalat bedelleri toplamı 2,6 milyon TL’yi aşarsa, gözetim / anti-damping vb. vergi uygulamalarında ödenen KDV’yi indirim konusu yapıp yapmadığını YMM raporuyla tevsik etmek zorundadır.[3]

Bu yönüyle konu, KDV iade ve indirim sisteminde yeni bir risk alanı oluşturmuştur.

8. Sonuç ve Değerlendirme

Yeni düzenleme ile birlikte:

  • Gözetim farkları artık yalnızca bir gümrük politikası aracı değil,
  • Aynı zamanda ithalatçılar için kalıcı bir vergi maliyeti unsuru haline gelmiştir.

Bu yaklaşım, ticaret politikası önlemlerinin KDV sistemi yoluyla dolaylı biçimde nötralize edilmesini engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak uygulamada, ithalatçı firmaların maliyet yapısını bozacak ve fiyatlara yansıyacak sonuçlar doğurması kaçınılmazdır.

Dolayısıyla işletmelerin;

  • Gümrük beyannamelerini,
  • İthalat maliyet analizlerini,
  • KDV indirim kayıtlarını

yeni düzenleme ışığında yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Aksi halde, hem maliyet hesaplarında sapma hem de vergi incelemelerinde risk ortaya çıkacaktır.



[2] 24 Kasım 2023 tarih 32379 sayılı R.G.Cumhurbaşkanlığı Kararı Eki

[3] 46 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği’nin 3/1-a bendi

YMM Tasdik Raporunun Süresinde İbraz Edilmemesinin Vergi İstisnasına Etkisi: Danıştay İçtihadı ve 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliğ Değerlendirmesi

  Özet Bu çalışmada, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanılmasına rağmen Yeminli Mali Müşavir (YMM) tasdik rap...