25 Haziran 2026 Perşembe

Tms 29’da Net Parasal Pozisyon Kazancı/(Zararı)

 

Sadece rakamı görmek yeterli değil, Hikâyesini de Bilmek Gerekir

  • Giriş Bölümü (Sol):
    • Toplantılarda bu konu sıkça gündeme geliyor.
    • Hatta bazen "Net Parasal Pozisyon Kazancı neden bu kadar yüksek?" diye soruluyor.
    • Masada başlar sallanıyor, herkes anlamış gibi görünüyor...
    • Ancak birkaç dakika sonra açıklamalar, çoğu zaman kavramın değil, yalnızca sonucun konuşulduğunu gösteriyor.
  • Alıntı Bölümü (Sağ):

"Bu tutar hangi bilanço kalemlerinden oluştu ve bunu çalışma kâğıtlarıyla ispat edebiliyor muyuz?" — Çünkü asıl soru şudur:

1. PARASAL KALEM NEDİR?

Parasal kalemler; belirli tutarda para olarak tahsil veya ödeme hakkı doğuran bilanço kalemleridir.

PARASAL VARLIKLAR

PARASAL YÜKÜMLÜLÜKLER

💼 Kasa ve Bankalar

💼 Ticari Borçlar

🗓Vadeli Mevduatlar

📑 Finansal Borçlar

📄 Ticari Alacaklar

📑 Vergi Borçları

📄 Diğer Alacaklar

👤 Personel Borçları

💰 Verilen Nakit Avanslar

📑 Alınan Nakit Avanslar

Net parasal varlığı yüksek işletmeler parasal zarar, net parasal borcu yüksek işletmeler ise parasal kazanç oluşturur.

2. NEDEN PARASAL KAZANÇ VEYA ZARAR OLUŞUR?

Enflasyon, paranın satın alma gücünü azaltır.

  • Sol Kutu: Net parasal varlığı yüksek olan işletmeler satın alma gücü kaybı yaşar ve NET PARASAL POZİSYON ZARARI oluşturur.
  • Sağ Kutu: Net parasal borcu yüksek olan işletmeler borçlarını daha düşük satın alma gücüne sahip para ile ödeyeceğinden NET PARASAL POZİSYON KAZANCI oluşturur.

Dolayısıyla bu satır, işletmenin enflasyona karşı taşıdığı finansal riskin önemli bir göstergesidir.

3. BASİT SAYISAL ÖRNEK (%20 ENFLASYON)

Bir işletmede;

PARASAL VARLIKLAR

Tutar (milyon TL)

Ticari Alacaklar

100

Bankalar

50

TOPLAM PARASAL VARLIKLAR

150

PARASAL YÜKÜMLÜLÜKLER

Tutar

Ticari Borçlar

40

Finansal Borçlar

170

TOPLAM PARASAL YÜKÜMLÜLÜKLER

210

  • NET PARASAL POZİSYON (BORÇ): -60

Hesaplama: Dönem enflasyonu %20 ise;

60  milyon TL *% 20 = 12  milyon TL

Yaklaşık NET PARASAL POZİSYON KAZANCI

 Bu tutar gelir tablosunda "Net Parasal Pozisyon Kazançları/(Kayıpları)" satırında raporlanır.

4. BRIDGE ANALYSIS (KÖPRÜ ANALİZİ)

12 milyon TL'lik kazanç hangi hesaplardan geldi?

 

Hesap

Gelir Tablosuna Etki (milyon TL)

Etki Yönü

Neden?

Ticari Alacaklar

-20

Parasal varlık artışı satın alma gücünü azaltır.

Bankalar

-10

Nakit ve mevduat bakiyeleri enflasyondan olumsuz etkilenir.

Ticari Borçlar

+8

Borçların real değeri azalır, avantaj yaratır.

Finansal Borçlar

+34

Borç yükü enflasyonla eridiği için kazanç oluşur.

NET PARASAL POZİSYON KAZANCI

+12

Sadece sonucu değil, sonucun hangi bilanço kalemlerinden kaynaklandığını Bridge Analysis ile açık, anlaşılır ve denetlenebilir şekilde ortaya koymak; liyakatin göstergesidir.

         5. NASIL KONTROL EDİLMELİ?

  •  Parasal hesap sınıflamaları
  • Dönem içi önemli hareketler
  • ERP kayıtları ile mutabakat
  • ⭐ Hesap bazlı etki analizi
  •  Önceki dönemle karşılaştırmalı analiz

6. NASIL İSPATLANMALIDIR?

Bağımsız denetim veya iç denetim süreçlerinde aşağıdaki çalışma dosyaları oluşturulmalı ve muhasebe kayıtlarıyla birebir mutabık olmalıdır.

  •  Parasal hesap envanteri
  •  Katsayı hesaplamaları
  •  Bridge Analysis (Köprü Analizi)
  •  Hareket bazlı çalışma kâğıtları
  • ERP mutabakatları
  •  Muhasebe kayıtları ile doğrulama

 Amaç: Oluşan sonucun izlenebilir, doğrulanabilir ve yeniden hesaplanabilir olmasıdır.

7. SONUÇ

Liyakatli CFO'lar ve muhasebe profesyonelleri, Net Parasal Pozisyon Kazancı/(Zararı) tutarını yalnızca raporlamaz. Aynı zamanda;

  •       Hangi hesaplardan oluştuğunu,
  •       Neden değiştiğini,
  •       Gelir tablosuna etkisini,
  •       Önceki döneme göre farklılıklarını,
  •       Çalışma kâğıtlarıyla nasıl doğrulandığını, birkaç dakika içinde sayısal olarak ortaya koyabilir.

"TMS 29 kapsamında gerçek başarı; Net Parasal Pozisyon Kazancı/(Zararı) tutarını üretmek değil, onu bilanço kalemleriyle ilişkilendirerek Bridge Analysis ile açıklayabilmek ve denetlenebilir çalışma kâğıtlarıyla ispatlayabilmektir. İşte liyakatli CFO'ları ve muhasebe profesyonellerini diğerlerinden ayıran en önemli farklardan biri de budur."

 

24 Haziran 2026 Çarşamba

Mesele Parti Değil, İstikamettir

Mesele Parti Değil, İstikamettir

 

1950’lerin plansız traktörleşmesi ve gecekondu popülizmiyle köylerinden kopan kitleler, 1960’ların başında anayasal bir ‘sosyal devlet’ ve grev hakkıyla tanışarak modern Türkiye’nin işçi sınıfını ve kentli sancılarını doğurdu. Toplumda bir değişim başlamıştı. Buna yön verecek bir siyasal araç lazımdı. Partilerin toplumun ihtiyaçlarına yön verecek ve umut olacak bir duruşu olmalıydı. Toplumun bu tarihsel dönüşüm döneminde bir gazeteci İsmet İnönü’ye CHP’sinin  siyasal yelpazenin neresinde olduğunu sormuştu:

“CHP siyasetin neresinde?” diye. İnönü’nün cevabı kısa ama tarihsel etkisi büyük olmuştu: “Ortanın solunda.”

Bu sadece bir yön tarifi değildi.

Bu, değişen toplumun sesini duymaya çalışan bir siyasal arayıştı.

Çünkü siyaset, yalnızca geçmişi koruma ve toplumsal hayatı dondurma  sanatı değildir.

Siyaset, toplumun değişen ihtiyaçlarını okuyabilme ve ona yeni bir yol gösterebilme sanatıdır.

İnönü’nün attığı bu adım, daha sonra Bülent Ecevit tarafından bir programa, kadroya ve toplumsal harekete dönüştürüldü.

“Ortanın solu” yalnızca bir slogan olmadı.

Emekçinin, dar gelirlinin, köylünün, gençlerin ve değişim isteyen toplum kesimlerinin siyasal karşılığı oldu.

Ve o dönemde parti içinde büyük tartışmalar yaşandı.Bölünmeler oldu.İtirazlar yükseldi.

Ancak hiçbir iç tartışma, toplumun değişim arzusunun önüne geçemedi.Çünkü tarih bazen partileri değil, toplumların ihtiyaçlarını büyütür.

Bugün Türkiye yine benzer bir tarihsel eşikte duruyor.

Bir tarafta ekonomik krizlerin, gelir adaletsizliğinin, gençlerin gelecek kaygısının ve toplumsal yorgunluğun büyüdüğü bir dönem…

Diğer tarafta ise devlet gücünün merkezileştiği, kurumların ve siyasal alanın daraldığı yönünde güçlü eleştirilerin yapıldığı bir iktidar yapısı…

Ve bütün bunların karşısında değişim beklentisini taşıyan milyonlarca insan…

Fakat bu kez tartışmanın merkezinde başka bir sorun var.Muhalefetin değişim talebini taşıyacak araç meselesi.Çünkü siyasette en temel gerçek şudur:Partiler amaç değildir.

Partiler toplumun iradesini taşıyan araçlardır.

Araçlar önemlidir.

Ama araç, yolun kendisi değildir.

Bugün CHP içinde yaşanan gerilimleri sadece kurultay, yönetim veya hukuk tartışması olarak görmek büyük resmi kaçırmaktır.Çünkü ortada yalnızca bir sorun yoktur.Bir çelişki vardır.

Sorunların çözümleri vardır.

Ama çelişkiler, içinde doğdukları yapı içinde ancak yönetilebilir.

Çünkü çelişkiler, sistemin kendi içinden ürettiği kalıcı gerilimlerdir.

Bugün Türkiye’de temel çelişki şudur: Toplum değişim istemektedir.

Ancak siyasal yapı kendini koruma refleksi göstermektedir.Toplum yeni bir gelecek aramaktadır.

Siyaset ise çoğu zaman geçmiş tartışmaların içine sıkışmaktadır.38.kurultayla başlayan süreç tam da bu nedenle yalnızca bir yönetim değişimi olarak okunmamalıdır.

Bu süreç, CHP tabanında ve toplumun önemli bir bölümünde ortaya çıkan bir değişim arayışının yansımasıdır.

Bu arayışın en önemli göstergelerinden biri de yerel yönetimlerde ortaya çıkan başarı hikâyeleridir.Çünkü halk, sadece söz dinlemez. Yaşadığı deneyime bakar.Kendi hayatında gördüğü değişime bakar.

Bir belediyede adalet duygusu güçleniyorsa, hizmet vatandaşın hayatına dokunuyorsa, insan kendisini yönetimin öznesi olarak hissediyorsa, orada yeni bir siyasal güven oluşur.

Ancak bugün önümüzde daha büyük bir sınav vardır.

Bir değişim hareketi, eski tartışmaların içine hapsolursa enerjisini kaybeder.

Bir toplumun umudu, sadece bir mahkeme kararının veya parti içi mücadelenin konusu haline gelirse, asıl mesele görünmez olur.

Çünkü milyonların beklediği şey bir partinin kendi iç sorununu çözmesi değildir.

Milyonların beklediği şey kendi hayatının değişmesidir.

Daha ucuz ekmektir. Daha güvenli gelecek isteyen gençtir. Geçinemeyen emeklidir. Çalışıp karşılığını alamayan emekçidir.

Bu noktada Özgür Özel ve CHP’nin önündeki tarihsel görev de ortaya çıkıyor.

Mesele sadece mevcut yapıyı savunmak değildir.

Mesele, değişim iradesini daha büyük bir toplumsal hikâyeye dönüştürebilmektir. Çünkü bazen tarih, eski aracı koruyanları değil, yeni yolu açanları hatırlar.

Eğer eski araç artık toplumun beklentilerini taşımakta zorlanıyorsa, siyaset yeni araçlar üretmek zorundadır.

Bu bir vazgeçiş değil, tam tersine değişimin gereğidir.

“Değişim talepleri mahkeme kararlarıyla durmaz; kendilerine yeni yollar ve yeni araçlar bulurlar.”

Bir ağaç büyüdüğünde eski kabuğunu terk eder. Kabuk ağacı korumuştur. Ama ağacın büyümesine engel olmaya başladığında artık yük haline gelir.

Toplumlar da böyledir.

Geçmişin kurumlarına saygı duyabilirler. Ama geleceği geçmişin sınırları içine sığdıramazlar.

Bugün CHP’nin ve muhalefetin önündeki mesele de budur: Parti icerisindeki çelişki ve çalışmaya bağlanıp kalmak mı? Parti icerisinde toplumsal enerjiyi hapis edip bitirmek mi?

Yoksa toplumun değişim umudunu büyütmek mi?

Çünkü değişim bir partiden büyüktür.

Bir isimden büyüktür.

Bir makamdan büyüktür.

Değişim, toplumun kendi geleceğini yeniden kurma iradesidir.

Ve tarih bize hep şunu göstermiştir:

Değişimin önüne duvar örülebilir.Ama değişim ihtiyacının kendisi durdurulamaz.

Çünkü toplum bir kez geleceğe bakmaya başladığında, siyaset ona yeni bir yol açmak zorunda kalır. Araçlar değişir, toplumların umut arayışı yoluna devam eder.

 


21 Haziran 2026 Pazar

Ben İktidarım, Her Şeyi Söylerim… Peki Sorumluluk Nerede?

 Siyasette, bazı söylenen sözler  ve eylemler vardır; söylendiği ve yapıldığı günün ötesine geçer, bir dönemin ruhunu anlatmaya başlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş sürecinde söylediği "Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz" ve "Verin yetkiyi, görün etkiyi" şeklindeki” sözü de bunlardan biridir.

Aradan yıllar geçti. Yetki verildi. Hem de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en güçlü yürütme modellerinden biri oluşturularak verildi. Karar alma gücü büyük ölçüde tek merkezde toplandı. Faiz ve enflasyon hala çok yüksek. Buna ragmen Cumhurbaşkanı,” faizin olduğu yerde bereket olmaz” diyebiliyor. Ancak bugün hâlâ ekonomiden siyasete kadar birçok konuda yapılan açıklamalarda, ülkeyi yöneten bir iktidarın değil de yaşanan sorunları dışarıdan değerlendiren bir aktörün diliyle karşılaşıyoruz. Ülkede yaşanan ortada, ancak sorumlu olan ortada yok.

İşte burada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor.

İktidarda olmak sadece konuşma hakkı değildir. Aynı zamanda sonuçların sorumluluğunu taşımaktır. Çünkü demokrasi, yetkinin olduğu yerde hesabın da olmasını gerektirir.

Muhalefetteyken eleştirmek kolaydır. Çünkü sorumluluk başkasındadır. Ama ülkeyi uzun yıllardır yöneten bir iktidarın hâlâ kendisine muhalefet eder gibi konuşması, siyasetin en dikkat çekici çelişkilerinden biridir. Bir bakıma geminin dümeninde olan kaptanın, fırtınanın neden çıktığını sürekli başkalarına anlatmasına benzer.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan hayatın ağır yüküyle karşı karşıya.

Emekli, ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Asgari ücretli, aldığı paranın yetmediğini görüyor.

Gençler, eğitimlerine rağmen gelecek kaygısı taşıyor. Bu kadar çok üniversitenin olması neredeyse genç işsizliği görünmez kılıyor.

İşveren artan maliyetlerle mücadele ediyor.

Köylü, emeğinin karşılığını alamamanın sıkıntısını yaşıyor.

Toplumun farklı kesimleri farklı cümleler kuruyor gibi görünse de aslında aynı soruyu soruyor: “Ne zaman düzelecek?”

Bir ülke yalnızca güvenlik politikalarıyla yönetilemez. İstikrar elbette önemlidir. Ancak gerçek istikrar, insanların yarına güvenle bakabilmesi demokratik hak taleplerinde bulunabilmesidir. Sofradaki ekmek küçülüyorsa, gençlerin umudu azalıyor, çalışanların emeği değersizleşiyorsa sadece büyük büyüme rakamlarıyla toplumun kalbine dokunmak mümkün değildir.

Siyaset bazen bir aynadır. İnsanlar, o aynada kendi hayatını görmek ister. Eğer aynaya bakınca sürekli başka sorunları gösteriyorsa, toplum bir süre sonra kendi yaşadığı gerçeği aramaya başlar.

Muhalefetin önünde de tarihi bir görev durmaktadır. İktidarın yıllardır sahip olduğu bu geniş “özgürlük alanını” daraltmanın yolu yalnızca eleştirmekten geçmez. Emeklinin mutfağını, gencin geleceğini, çiftçinin toprağını, işçinin alın terini merkeze alan güçlü bir siyasal hikâye kurmak gerekir.

Ancak bugün muhalefet de ciddi bir sınavdan geçmektedir. CHP etrafında yürüyen mutlak butlan tartışmaları, toplumda yalnızca siyasi bir tartışma değil, aynı zamanda derin bir duygusal yarılma yaratmıştır. Değişim umudu taşıyan insanlar için bu süreç, umutların yeniden sorgulanmasına neden olmuştur.

Fakat toplumun hafızası bize başka bir gerçeği de gösterir. İnsanların adalet duygusuyla, umutlarıyla ve geleceğe dair beklentileriyle ne zaman oynansa, sessiz görünen büyük bir enerji ortaya çıkabilmektedir. Çünkü bu toplum, zor zamanlarda bile çözüm aramayı bilmiştir.

Siyaset kendi içine kapandığında, hayat kendi gerçekliğini dayatır.

Vatandaşın gündeminde mahkeme salonlarında aranan adaletin yanısıra; mutfak vardır.

Kurultay tartışmaları ve geleceğini aramanın yanısıra ; kira vardır.

Parti içi mücadelelerinin yanısıra güçlü bir karşı koyuşu sağlayacak iktidar arayan bir partinin yanısıra; işsizlik ve gelecek kaygısı vardır.

Bu nedenle muhalefetin görevi yalnızca iktidarın yanlışlarını anlatmak değildir. Toplumun kırılan umudunu yeniden kurmak, insanlara “değişim mümkündür” duygusunu verebilmektir.

Çünkü bugün en büyük sorun yalnızca ekonomik değildir. Aynı zamanda insanların geleceğe inanma gücünün azalmasıdır.

Ve siyasetin gerçek başarısı, insanlara sadece neyin yanlış olduğunu göstermek değil, yarının nasıl daha iyi kurulacağını anlatabilmektir.

Türkiye’nin ihtiyacı budur: Sorumluluktan kaçan değil, sorumluluk alan; sorunları anlatan değil, çözümleri inşa eden bir siyaset.

 

10 Haziran 2026 Çarşamba

Mali Müşavir Her Şeyden Sorumlu Mudur?

3568 Sayılı Kanun Çerçevesinde Mesleki Yetki ve Sorumlulukların Kamu Yönetimi Tarafından Algılanışı Üzerine Bir Değerlendirme

Özet

Son dönemde bir belediye başkanının denetim sırasında ruhsatsız faaliyet gösteren bir işyerinin mali müşavirini telefonla arayarak işyerinin ruhsatsız faaliyet göstermesinden dolayı hesap sorması kamuoyunda dikkat çekmiştir. Olay, yalnızca bir denetim tartışması değil; mali müşavirlik mesleğinin hukuki sınırlarının kamu yöneticileri tarafından ne ölçüde bilindiği sorusunu da gündeme taşımıştır. Bu çalışmada, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu çerçevesinde mali müşavirlerin görev, yetki ve sorumluluk alanları incelenmekte; belediye ruhsatı, işyeri açma ve çalışma izinleri gibi konuların mali müşavirlerin sorumluluk alanına girip girmediği değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mali müşavirlik, mesleki sorumluluk, belediye ruhsatı, kamu yönetimi, 3568 sayılı Kanun.

1. Giriş

Türkiye'de mali müşavirlik mesleği uzun yıllardır yalnızca muhasebe hizmeti veren bir faaliyet olarak görülmemekte; işletmelerin vergi, finans, sosyal güvenlik ve mevzuata uyum süreçlerinde önemli bir danışmanlık fonksiyonu da üstlenmektedir.

Buna rağmen uygulamada mali müşavirlerin görev alanları konusunda ciddi kavram karmaşaları yaşanmaktadır. Özellikle kamu otoriteleri tarafından zaman zaman mali müşavirlerin işletmelerin tüm faaliyetlerinden sorumlu olduğu yönünde değerlendirmeler yapılabilmektedir.

Yakın zamanda bir belediye başkanının ruhsatsız faaliyet gösteren bir işyerinin mali müşavirini arayarak “Bu işletmeyi neden açtırdınız?” şeklindeki sorgulaması, mesleğin hukuki sınırlarının yeniden tartışılmasına neden olmuştur.

Esas soru şudur:

Bir işletmenin belediye ruhsatının bulunmamasından dolayı mali müşavir sorumlu tutulabilir mi?

Bu sorunun cevabı ancak 3568 sayılı Kanun'un ortaya koyduğu mesleki çerçeve incelenerek verilebilir.

2. Mali Müşavirlik Mesleğinin Hukuki Dayanağı

Mali müşavirlik mesleği 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile düzenlenmiştir.

Kanunun 2'nci maddesinde meslek mensuplarının görevleri açık biçimde sayılmıştır. Buna göre serbest muhasebeci mali müşavirler;

·        Muhasebe sistemlerini kurmak,

·        Defter tutmak,

·        Mali tablolar hazırlamak,

·        Vergi beyannamelerini düzenlemek,

·        Mevzuat konusunda danışmanlık yapmak,

·        İşletmelerin mali durumları hakkında rapor düzenlemek

gibi görevleri yerine getirirler.¹

Kanunda mali müşavirlere;

Belediye ruhsatı almak,

·        İşyeri açma ve çalışma ruhsatını takip etmek,

·        İşletmelerin fiziki koşullarını denetlemek,

·        Belediye mevzuatına uygunluğu sağlamak,

·        Ruhsat eksikliği nedeniyle faaliyeti engellemek

şeklinde herhangi bir görev verilmemiştir.

Dolayısıyla mali müşavirin hukuki sorumluluğu, kanunla belirlenmiş mesleki faaliyet alanıyla sınırlıdır.

3. Vergi Kaydı ile Belediye Ruhsatı Aynı Şey Değildir

Uygulamada en sık karşılaşılan yanlış algılardan biri, vergi mükellefiyetinin tesis edilmesini işletmenin tüm izinlerinin tamamlandığı şeklinde değerlendirmektir.

Oysa vergi mevzuatı ile belediye mevzuatı birbirinden farklı hukuk alanlarıdır.

Vergi dairesi;

·        Vergi mükellefiyetini tesis eder,

·        Vergi ödevlerini takip eder.

Belediyeler ise;

·        İşyeri açma ve çalışma ruhsatlarını düzenler,

·        Ruhsat şartlarını denetler,

·        Ruhsatsız faaliyetlere yaptırım uygular.²

·        Dolayısıyla vergi kaydının bulunması, belediye ruhsatının da mevcut olduğu anlamına gelmez.

·        Bir işletme vergi mükellefi olabilir; ancak ruhsat yönünden eksiklik taşıyabilir.

Bu eksikliğin tespiti ve yaptırımı ise belediyenin görev alanındadır.

4. Mali Müşavirin Sorumluluğunun Sınırları

Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri yetki ve sorumluluğun birlikte değerlendirilmesidir.

Bir kişiye kanunla verilmemiş bir görev nedeniyle sorumluluk yüklenemez.

Nitekim Danıştay ve yargı kararlarında da meslek mensuplarının sorumluluğunun kendi faaliyet alanlarıyla sınırlı olduğu kabul edilmektedir.³

Mali müşavir;

·        Hatalı beyanname düzenlerse,

·        Vergisel yükümlülükleri yanlış yerine getirirse,

·        Mesleki özen yükümlülüğünü ihlal ederse

sorumlu tutulabilir.

Ancak;

·        Ruhsatsız faaliyet,

·        Hijyen eksikliği,

·        İş sağlığı ve güvenliği ihlali,

·        Çevre mevzuatına aykırılık,

·        Ticari faaliyetlerin niteliği

gibi konular işletme sahibinin ve kanuni temsilcilerin sorumluluk alanındadır.

Aksi yöndeki değerlendirmeler, meslek mensuplarının kanunda bulunmayan yükümlülüklerle karşı karşıya bırakılması sonucunu doğurur.

5. Kamu Yönetimi Açısından Değerlendirme

Bu tür olaylar aslında daha derin bir soruna işaret etmektedir.

Kamu yönetiminde zaman zaman görev, yetki ve sorumluluk sınırlarının birbirine karıştırıldığı görülmektedir.

Belediyenin görev alanına giren bir konuda mali müşavirin sorumlu tutulması;

·        İdari yetki karmaşasına,

·        Hukuki belirsizliğe,

·        Mesleki itibar kaybına,

·        İşletmeler açısından hukuki güvensizliğe

neden olabilmektedir.

Oysa çağdaş kamu yönetiminde esas olan, her kurumun kendi görev alanı içinde hareket etmesidir.

Yetki belediyedeyse denetim de belediyededir.

Vergi idaresinin görevi vergiyi takip etmektir.

Meslek mensubunun görevi ise mali danışmanlık ve vergi uygulamalarını yürütmektir.

Bu sınırlar ortadan kalktığında hesap verebilirlik mekanizması da zayıflamaktadır.

6. Mali Müşavirlerden Beklentiler Gerçekçi mi?

Son yıllarda mali müşavirlerden;

·        Vergi danışmanı,

·        İnsan kaynakları uzmanı,

·        SGK danışmanı,

·        Hukuk danışmanı,

·        Finans yöneticisi,

·        Uyum görevlisi

gibi çok farklı roller üstlenmeleri beklenmektedir.

Ancak bu beklentiler çoğu zaman kanuni düzenlemelerin ötesine geçmektedir.

Meslek mensuplarına yeni sorumluluklar yüklenmek isteniyorsa öncelikle;

Kanuni yetki verilmesi,

·        Sorumluluk alanlarının belirlenmesi,

·        Ücretlendirme esaslarının düzenlenmesi,

·        Mesleki güvencelerin oluşturulması

gerekmektedir.

Yetki verilmeden sorumluluk yüklenmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

7. Sonuç

Bir işyerinin belediye ruhsatının bulunmaması, öncelikle işyeri sahibinin ve ilgili idarenin sorumluluk alanındadır.

3568 sayılı Kanun incelendiğinde mali müşavirlere belediye ruhsatı alma, ruhsat denetimi yapma veya ruhsat eksikliğini önleme görevi verilmediği açıkça görülmektedir.

Bu nedenle ruhsatsız faaliyet gösteren bir işletmeden dolayı mali müşavirin sorumlu tutulması hukuki dayanak bakımından tartışmalıdır.

Asıl ihtiyaç duyulan şey, mali müşavirlik mesleğinin görev ve sorumluluk sınırlarının hem kamu yöneticileri hem de toplum tarafından doğru anlaşılmasıdır.

Hukuk devletinde hiç kimse kanunda açıkça verilmemiş bir görevden dolayı sorumlu tutulamaz.

Mali müşavirler de ancak 3568 sayılı Kanun'un çizdiği çerçeve içinde sorumludur.

Mesleğin saygınlığının korunması ve kamu yönetiminde görev karmaşasının önlenmesi için bu temel ilkenin yeniden hatırlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Dipnotlar

1.     3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, md. 2.

2.     3572 Sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun; ayrıca İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik.

3.   Danıştay'ın çeşitli kararlarında meslek mensuplarının sorumluluğunun mesleki faaliyet ve kusur alanıyla sınırlı olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bkz. Anayasa md. 38 ve hukuk devleti ilkesi kapsamında kusursuz sorumluluk yasağına ilişkin yargısal içtihatlar.

4.     Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 2 (Hukuk Devleti İlkesi).

5.     Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 123 (İdarenin Kanuniliği İlkesi).


Tms 29’da Net Parasal Pozisyon Kazancı/(Zararı)

  Sadece rakamı görmek yeterli değil, Hikâyesini de Bilmek Gerekir Giriş Bölümü (Sol): Toplantılarda bu konu sıkça gündeme ge...