28 Aralık 2025 Pazar

Çalışanlar İçin Emekli Olmak Bir Hayaldi, Yoksulluğun Altındaki Emekli Maaşları Gerçek Oldu

Emeklilik, çalışanlar için bağzılarımıza bir hayal, bağzılarımıza ise bir hayal kırıklığı olarak görülmektedir. Bir taraftan o kadar çok emekli olmak isteyen çalışan var, diğer taraftan da emekli olduktan sonra elde ettiği emekli maaşıyla geçimini sağlayamayan milyonlar.

Bu ne yaman çelişki anne diye bir şiir dizesi var ya emeklilerin durumu tamda bu. Bir yaman çelişki. Devletin sosyal güvenlik “reform” adı altında çıkarılan kanunlarla çalışanlara yeni uygulamalar getirilmesi,emekliler arasında maaş ayrımını artıran diğer bir yara.

Her ne kadar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile çalışanları (sigortalıları) tek bir çatı altında birleştirmek için çıkarılan bir kanun olsa da, Emekli aylıkları hesaplanırken devlete çalışan (Memur), kendi hesabına bağımsız çalışan(BAĞ-KUR)ve emeğinin karşılığı olarak bir işveren bağlı olarak çalışan (İşçi )olarak ayrı ayrı değerlendirilir.

Emeklilik koşulları yaşa, çalışma süresine ve prim ödeme gün sayısına göre belirlenmektedir. Bu nedenle çalışanların en çok merak ettikleri konuların başında emekli olduklarında alacakları ücret, çalışırken aldıkları ücretle aynı mı oluyor, alacağı emekli aylıkları azalıyor mu? Yoksa artırmak için ne yapmalıyım gibi sorular şu geçim sıkıntısının had safhaya çıktığı ekonomik zor koşullarda ilk akla gelenler ola gelmektedir.

İŞÇİLER AÇISINDAN AYLIĞA HAK KAZANMA KOŞULLARINI ETKİLEYEN TEMEL EMEKLİLİK KAVRAMLARI

Kanuna tabi malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim ödeyenlerin, sigorta kollarından yapılması gereken yardımlara hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde,

·         Sigortalılık Süresi,

·         Prim Ödeme Gün Sayısı

·         VeYaş Faktörlerine

bakılmaktadır.

İlk sigortalı olma, prime sayılan ve sayılmayan gün sayıları ve kanunlarda belirtilen tarihlerde doğum tarihlerinin yaş hesabında dikkate alındığını söylemek şimdilik yeterli.

Tabi ki, çoğu çalışan emekli olmadan önce emekli maaşlarının nasıl hesaplandığını bilmemektedirler. Acaba bu emeklilik maaşları nasıl hesaplanıyor?

EMEKLİLİK MAAŞLARI NASIL HESAPLANIYOR

Her ne kadar sosyal güvenlik şemsiyemiz bir olsa da emeklilik maaşları çalışma biçimlerine göre ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Memur, kendi hesabına çalışan ve işçi olarak bilinen çalışma biçimlerine göre bir ayrım söz konusudur.

Bu ayrım da yetmiyor emekli maaşı hesaplamaya. Çeşitli dönemlerde “ hükümetlerin sosyal güvenlik reformu” adı altında çıkarmış oldukları düzenlemelere göre de farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Bu “reform” adı altında çıkarılan yasalarda sadece emekli olma yaşı değişmiyor, emekli aylığı hesaplama yöntemleri de değiştirilmektedir.

Bu dönemleri şöyle sınıflandırabiliriz,

·         2000 Yılı öncesi

·         Ocak 200 yılı ila Ekim 2008 yılı arası dönem,

·         Ekim 2008 sonrası dönem,

2000 Yılından itibaren emekli aylıklarında hesaplama yöntemi Emekli aylığı=Aylık Bağlama Katsayısı X Ortalama aylık kazanç şeklinde bir formülle hesaplanmaktadır.

Ortalama Aylık Kazanç; Tüm sigortalıların yukarıda belirtilen işe giriş tarihinden itibaren ödemeye başladıkları prim(sigorta tutarları) ile emeklilik koşulların yerine geldiği( Gün sayısı, yaş ve prime ödeme)  tarihe kadar ödedikleri sigorta prime esas kazançlarının güncelleme kat sayısı, güncellenerek bulunmaktadır. Bu şekilde bulunan ortalama aylık kazanç, aylık bağlama katsayısıyla çarpılmasıyla emekli aylığı ortaya çıkmaktadır.

EMEKLİ AYLIĞINI BELİRLEYEN GÜNCELLEME KATSAYISININ MAAŞLARA ETKİSİ

Yukarıda ortalama aylık kazancın hesaplanmasında güncelleme katsayısı ile güncellendiğini ve ortaya çıkan tutarın aylık bağlanma kat sayısı ile çarpılarak emekli aylığının hesaplandığını söylemiştim. Burada tekrar bunu yazmamın nedeni ne olabilir diye düşünüyorsunuzdur. İşte yukarıda Hükümetlerin sosyal güvenlik “reform” adı altında çıkarmış oldukları kanunlar vardı ya işte, onlarla çok yakından ilgili. Şöyle ki;

2000 yılından önceki çalışanlar için emekli aylık formülü;Memur maaş katsayısı X Gösterge X Aylık Bağlama oranı idi. Bu dönemde düşük tutarda prim ödeyenlerin aylık bağlama katsayılarının yüksek belirlenmesi, gerekse emekli aylık alt sınır uygulanması nedeniyle emekli aylığı tutarına etkisi yüksek olmakta idi.

Bu dönemde gösterge sistemi dikkate alındığından aylık bağlama oranı yüksek olmaktaydı. Ne kadar çok prim ödenmiş ise bu dönemde emekli aylığı da o kadar yüksek olmaktaydı.

Ocak 2000 ila Ekim 2000 tarihleri arasındaki dönemde için güncelleme katsayısında büyüme hızının (Her yıl Nisan ayında ülkemizde TÜİK tarafından ülke büyüme hızı rakamları açıklanır) tamamı dikkate alınmaktaydı.

Bu dönemde gösterge sistemi yerine, TÜFE(tüketici fiyat endeksi) ve gelişme hızının birlikte dikkate alındığı güncelleme katsayısı yöntemi uygulanmaktadır. Aylık bağlama oranının düşük olması çalışanın ödediği primlerin etkisinin azalmasına neden olmaktadır.

Şimdi sıkı durun emekli aylıkları neden düştü? Ekim 2008 yılında yapılan düzenleme ile bu tarihten sonra emekli olanlarda ülkedeki büyüme hızının tamamı değil, % 30( yüzde otuzu) güncelleme katsayısında dikkate alınmaktadır. Diğer taraftan aylık bağlama oranı eski dönemlere göre daha da düşürüldüğü için en düşük emekli aylığı bu dönmede ortaya çıkmaktadır.

Bu üç dönem içerisinde en az aylık bağlanma oranı Ekim 2008 tarihinden sonra uygulanan sosyal güvenlik “reformu” diye ifade edilen dönemde ortaya çıkmaktadır.

KENDİ ADINA ÇALIŞAN BAĞ-KUR’LULARIN EMEKLİ AYLIKLARI NASIL HESAPLANIYOR

Genel olarak halk arasında bağ-Kurlu olarak bilinen ve kendi adına çalışanlar ile bir işletmenin yönetim kurulu üyesi olanların maaşlarının hesaplanması da aynı işçiler gibi “reform” adı altında düzenlenen yasalardan etkilenerek üç ayrı dönem göre hesaplanmaktadır.

·         2000 yılı öncesi

·         2000 ila Ekim 2008 arası ve

·         1 Ekim 2008 sonrası,

Çalışanların çalışma süreleri ile prim ödeme günleri, aylık bağlama oranının yüksek olması nedeniyle, yüksek tutarda prim ödeyenlerin maaşları ( o zamanlar BAĞ-KUR basamakları vardı ve yüksek basamaktan prim ödeyenlerin) yüksek olmaktaydı.

Dolayısıyla emekli aylığı miktarını bu dönemdeki çalışmalar daha az etkiliyor. Prim günü ve basamağı alınarak bu döneme ait kısmi aylık bulunuyor.

2000-2008 yılları arası için Bağ-Kur emeklilik maaşı hesaplama formülü; Ağırlıklı ortalama X Aylık bağlanma oranı, 2000-2008 yılları arası toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı = Ağırlıklı ortalama şeklindedir.

 Ekim 2008 tarihinden sonra ise gösterge sisteminin yerine TÜFE ve gelişme hızından oluşan güncelleme katsayısı sistemine geçildi ve aylık bağlama oranı düşürüldü.Büyüme hızı ve TÜFE rakamları ortalaması =Ağırlıklı ortalama.2008 yılı sonrası Dönem ağırlığı=yatan toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı olarak hesaplanmaktadır.

MEMURLARIN EMEKLİ MAAŞLARININ HESAPLANMASI

Memurların statülerinin diğer çalışanlardan biraz farklı olması emekli maaşlarının da daha kolay hesaplanmasına neden olmaktadır. Memurun derecesi, kademesi, hizmet süresi ve ek göstergesi emekli maaşlarının etkileyen göstergelerdir.

Ekim 2008 yılından önce işe başlayan memurların emekli maaşlarının hesaplanmasında gösterge ve katsayı sistemi dikkate alınmakta idi. Bu sisteme göre çalışma süresini tamamlamış (25 yıl) bir memurun aylık bağlanma oranı %75 (yüzde yetmişbeş) olmaktaydı.

Ekim 2008 yılından sonra işe girmiş ve 25 yılını doldurmuş bir memura, çalışmaları karşılığı ortalama aylık kazancının %50 (yüzde elli) ‘sini almaktadır. Görüldüğü gibi “reform” olarak adlandırılan kanunların çalışanların haklarında nasıl bir gerileme yarattığı görülmektedir. Bu kayıp emeklilerin yaşam koşullarına da yansımaktadır.

EMEKLİ AYLIĞI ÇALIŞTIKÇA DÜŞÜYOR MU?

Emekli maaşlarının bağlanmasında yukarıda anlattığımız yöntemler kullanılmaktadır. “Reform” olarak yasallaştırılan kanunlar çalışanların “haklarında” nasıl bir gerilemeye sebep olduğu görülmektedir.

Üç dönem olarak sosyal güvenlik kanunlarında emekli maaşlarının belirlenmesinde,

25 yıl sigortalılık süresi üzerinden aylık bağlama oranı göstergeden aylık hesaplanacak oran % 76 olarak belirlenmişti.10 yıl sigortalılık süresi üzerinden emekli olanlarda aylık bağlanma oranı %70 (yüzde yetmiş) olarak 2000yılı öncesi dönemde bağlanmaktadır.

2000 ila 1 Ekim 2008 arasında ki dönemde yine aynı yıllık (25 yıl) sigortalı olarak çalışanlarda ise aylık bağlanma oranı %65 geriledi.

5510 sayılı yasanın yürürlülüğe girdiği tarihten sonra yasayla 25 yıl sigortalılık süresini çalışanlar ise aylık bağlanma oranları %50 ye düşürüldü.

ÇALIŞANLARA İNSANCA YAŞAM YERİNE “DAHA FAZLA PRİM ÖDE” DEMEK

Emeğiyle geçinenlerin tamamının bildiği gibi, bu ekonomik koşullarda SGK primini yüksek tutarlardan ödeme önerisi, kâğıt üzerinde kulağa hoş gelse de gerçek hayatta karşılığı olmayan bir beklentidir. Dışarıda iş bekleyen yüzbinlerce işsiz varken, çalışanların “daha yüksek kazançtan prim ödemesi” bir tercih değil, çoğu zaman bir hayalden ibarettir.

Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu olan TÜRK-İŞ’in her ay düzenli olarak yayımladığı “açlık ve yoksulluk sınırı” araştırmasının 2026 yılına girerken ortaya koyduğu tablo, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

2026 yılı itibarıyla dört kişilik bir ailenin, sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) yaklaşık 30 bin TL seviyesine ulaşmıştır.

Gıda harcamasına ek olarak giyim, barınma (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri zorunlu ihtiyaçların toplamı dikkate alındığında ise yoksulluk sınırı 97 bin TL’ye dayanmıştır.

Yaşamı rakamlarla ölçmek ne kadar mümkündür, elbette tartışılır. Ancak söz konusu olan geçim olduğunda, bu rakamların ne anlama geldiğini istatistik tablolarından değil, mutfakta tencereyi kaynatmaya çalışanlar çok iyi bilir.

Bunu; emekli maaşını aldığı gün eve gidene kadar bitiren, kalan günleri nasıl geçireceğini hesaplayan emekli bilir. Bunu, ayın ortasında kredi kartına yüklenen borçla pazara çıkan çalışan bilir.

2026 yılı için belirlenen net asgari ücret 28.075 TL’dir. Bu rakam, daha işin başında açlık sınırının altında kalmaktadır. Yani bir çalışanın aldığı ücret, dört kişilik ailesinin sadece gıda ihtiyacını dahi karşılamaya yetmemektedir. Yoksulluk sınırıyla arasındaki uçurum ise artık ölçülemez boyuttadır.

Emekli cephesinde tablo daha da ağırdır.2026 yılı başında yapılması beklenen artışlara rağmen en düşük emekli aylığının 19 bin TL civarında kalacağı öngörülmektedir. Bu tutar, açlık sınırının dahi oldukça altındadır. Yoksulluk sınırına yaklaşmak ise zaten mümkün değildir.

Bu koşullar altında, emekli maaşlarının biraz daha yüksek olabilmesi için sürekli olarak aynı öneri dile getirilmektedir:
“Çalışırken SGK primlerini yüksekten ödeyin.”

Peki soralım:2026 Türkiye’sinde, asgari ücret açlık sınırının altındayken, bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti yaklaşık 39 bin TL’ye ulaşmışken, hangi ücretli, hangi imkânla primini yüksekten ödeyebilir?

Gerçek şu ki; sorun yalnızca primlerin düşük ödenmesi değildir.Sorun, ücretlerin insanca yaşam düzeyinin çok altında belirlenmesi,sosyal güvenlik sisteminin ise bu düşük ücret yapısına mahkûm edilmesidir.

Çalışana “insanca yaşayacak ücret” vermeden, emekliye “insanca bir emeklilik” sunmadan,
çözümü sadece “daha fazla prim ödemek” şeklinde tarif etmek, sorumluluğu sistemden alıp bireyin omzuna yüklemekten başka bir anlam taşımamaktadır
.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...