Kayıtlar

Nisan, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KRİZ DÖNEMLERİNDE İŞLETMELERDE KURUMSALLAŞMA VE MUHASEBENİN ÖNEMİ

    Giriş   Ekonomik kriz dönmelerinde, işletmelerin yollarını daha çabuk kaybettikleri ve işletme yönetiminin, süreçlerin yönetiminde karar alırken tüm paydaşların çıkarlarını gözetmekte zorluklarla karşılaştıkları ve en uygun değer noktasının bulunmasında bir kılavuza ihtiyaç duydukları kaçınılmazdır. Kurumsallaşma, bir işletmenin uzun vadeli başarısı ve sürdürülebilirliği için kritik öneme sahiptir. Bu süreç, şirketlerin yapılarını, işleyişlerini ve kültürlerini profesyonelleştirerek, piyasa değişikliklerine ve iç dinamiklere hızlı ve etkin bir şekilde yanıt verebilmelerini sağlar. Muhasebe ise, kurumsallaşmanın temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Şeffaf, doğru ve zamanında finansal raporlama, tüm paydaşların güvenini kazanmak ve karar alma süreçlerini iyileştirmek için önem arz etmektedir. Kurumsallaşma da Muhasebenin Rolü   Muhasebe, bir işletmenin finansal sağlığını ölçen ve raporlayan bir araçtır. Kurumsal yapı içerisinde muhasebenin rolü...

YEREL SEÇİMLERDE İKTİDAR OLMANIN PARADOKSU

  Paradoks, bir önermenin hem doğru hem de yanlış olma durumu. Bir önerme hem yanlış, hem de doğru olabilir mi? Bu sorun Giritli filozof  Knossoslu   Epimenides 'in ardından adlandırılmıştır. Epimenides kendisi de bir Giritli olarak “Tüm Giritliler yalancıdır” söyleminde yer bulmaktadır. Epimenides'in bu ifadesi,  Epimenides paradoksu olarak adlandırılır. Zaman zaman yalancı paradoksu veya Giritli paradoksu olarak da anılmıştır. Bir önerme söyleyen açısından, hem doğru hem de yanlış olmaz. Kendisi Giritli olan Epimenides’in söylediği doğru ise kendisi de Giritli olması dolayısıyla yalancı olması gerekir. Eğer Epimenides yalancıysa tüm Giritlilerin söylediği gibi Tüm Giritliler Yalancıdır önermesi de yanlış olması gerekir. Doğru söylediğine inanılırsa yalan söylediği anlaşılır. Tersi durumda ise önermesi yanlış kabul edilirse kendisinin doğru söylüyor olması gerekir ki, ama kendisi de Giritlidir.   Söylediği şey iki durumda da bir çel...

İDEOLOJİSİZ İDEOLOJİ !!!...

  İdeoloji “…düşün bilimsel, toplumsal ya da siyasal bir öğreti oluşturan, ülkü olarak da benimsenebilen, kişi ve kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü. “olarak Oxford Languages  tanımlamaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise” Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Uzunca bir zamandan bu tarafa ülkemizde bir düşünme sorunu yaşanmaktadır.   Bizde 12 Eylül 1980 ile başlayan ve 1989 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin ( çok önceden sosyalist düşünceden vaz geçilmişti ama bu tarihte resmileşmesi) resmi olarak sosyalist düşünceden vaz geçmesi ile Dünya’da yeni bir dünya düzeni kurulması için bazıları özellikle de liberaller çok sevinmişti. Bu iki olayın altında yatan temel araç üretim ilişkilerinin ve gelir dağılımının ortaya çıkardığı yeni durumlar. Ülkemizde 1980 askeri cuntası i...

İKLİM DEĞİŞİR MEVSİMLER AKDENİZ OLUR

  Belki ülkemize güzel günler gelir ve halkımız gülümser.   Bir beklenti, bir umut her şey güzel olur, ağaçlar yeşerir, orman olur. Bozkırlar çiçek açar yeni bir hayat doğar ve insanımız derin bir soluk alır ve gülümser. İnsanlığın epey bir zamandır yaşadığı dünya ile sorunları var. Çevre diye söylenen ve var oluşumuzun varlık nedeni, kaynağı doğayı zapt etme çabası. Doğa insanlığa bütün kaynaklarını sundukça, insanlık bu kaynaklar üzerinden medeni koşulların yaratılmasına çalışmış, kendi varlığının bir parçası olmuş. Zaman gelmiş ona yalvarmış, zaman gelmiş ona öfkelenmiş ama hiçbir zaman ondan vaz geçememiş. Onu korumuş, hatta bir birlerinin eksikliklerini giderir olmuşlar. Ta ki, zaman gelip insanlığın bu gizli anlaşmayı tek taraflı olarak bozana kadar.   İnsanlık bu anlaşmayı bozmuş ve doğaya ve kurallarına karşı durmaya çalışmış. Bir ölçüde doğanın kurallarına kafa tutmuş, onu kendi çıkarı için ehlileştirmeye çalışmış. İçerisindeki kaynakları elde etmek ve do...

EMEKLİNİN TOPLUMDAKİ YERİ, BİR VAR BİR YOK

    İnsanlar doğar, büyür ve ölürler. Yetişkin olduklarında topumda çeşitli roller alırlar.   Anne, baba sosyal roller olduğu gibi, maddi üretim sürecinde işçi, patron ya da bir meslek sahibi olarak yaptığı işe göre taksici, tamirci, mali müşavir, öğretmen, doktor, öğrenci vb. gibi. İnsanlar üreterek hayatlarını sürüdürler. Yaşamlarının büyük bir kısmını çalışarak geçirirler. Gelişmiş toplumlarda genç yaşlarda çalışarak geçirilen hayatlarının önemli bir bölümünde yaşlandıklarında da rahat bir hayat sürmesi için ücretlerinden( maaşlarından) kesintiler yapılarak devlet tarafından biriktirilir.   Bu herkes tarafından bilinen, Sosyal Sigortalar Kurumuna ücretlerimizden(maaşlardan) kesilen tutarlardır. Bu kesintinin bir miktarı sağlık harcamalarını oluşturur. Çalışanların çalışırken ya da emekli olduğunda karşılaşacağı hastalıkların tedavisini karşılamak için olur. Önemli bir kısmı da emekli olduklarında, rahat bir hayat sürmelerini sağlamak üzere emekli maaşı almal...

BEKLENEN KARA TREN GELMİYOR ARTIK

  Çalışanlar ve emekliler açısından zor bir yıl geride kaldı. Zordu ama yapacakları başka da bir şey yoktu. Örgütlü çalışan kesimler toplu sözleşmelerle, bir nispette olsa haklarını almak için üretimden gelen güçlerini kullanarak, kısmi de olsa haklarını ve menfaatlerini koruyabiliyorlar. Yaklaşık on altı milyon emekli, örgütlü olmadığı, kendi aralarında kurmuş oldukları sendikaları olsa da bu sendikal kuruluşları iktidarın tanımadığı ve her fırsatta kapatmak istediği aşikâr. Ancak örgütlü olmasalar da önemli bir oy baskısına sahip oldukları da ortada. Emekliler partisi kursalar neredeyse iktidar olabilirler. Temmuz 2023 ayında yapılan yüzde yirmi beş ücret artışından yaklaşık dokuz milyon emekli yararlanamamış, aldığı 7.500 TL, maşlarda artış olmasına rağmen değişmemiş ve aynı emekli maaşını almaya devam etmişlerdir. O zaman öğrendiler ki, asıl maaşları yüzde yirmi beş artışa rağmen değişmeyen bir kök ücretleri olduğu. Kök maaşlarında bir düzenleme yapılmadan yüzdelerle ar...

ARKAMA DİZİLMEYENİN YAŞAMA HAKKI

  Ülkemiz zor koşullardan geçmektedir. Bir tarafta kötü yönetimden kaynaklanan ekonomik zorluklar, diğer tarafta gittikçe toplumda oluşturulmaya çalışılan kutuplaşma. Ne zaman toplum kesimlerinin bütününü ilgilendiren bir sorun ortaya çıksa, toplumun bir kesimi diğerlerinden daha fazla sahiplenerek, onları suçlu gösterme peşinde. Uluslaşma sürecinde ortaya çıkan milliyetçilik, kendi olma ve sahiplenme konusunda ucu belli olmayan bir noktaya sorunları taşıyabilmektedir. Güç odakları bu duygunun, tutumun, karar verme ve sonuçta bir davranışa dönüşmesi konusunda ortaya çıkan anlayıştan yararlanmak isteme çabası. Ülkenin birçok sorunu olduğu halde bu sorunlarla ilgilenmemektedir. Ortaya çıkan sorunlar kendisinin sorunu değilmiş gibi davranmaktadır. İyilikler hep kendilerinden kötülükler ise kendi değerlerine zarar verecek, her zaman başkalarından geldiği inancına sahiptirler. Kendini toplumun özü ve öznesi sayarken, kendinden başkasını düşman ilan edecek ve onu yok edecek...

DÜŞÜNCENİN KANATLARI VARDIR, ONUN UÇUŞUNU HİÇBİR ŞEY DURDURAMAZ

  Yakup Al-Mansur’un emriyle İslamcı yargıçlar tarafından sert bir şekilde cezalandırıldıktan sonra tüm kitaplarının şehir meydanında yakılışını izleyen Ortadoğu’nun en büyük filozofu Ibn-i Rüşd’ün başlıktaki sözü gelinen eğitim sürecine bir ışık tutacak nitelikte. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Milli eğitim Bakanının açıklamalarıyla eğitim sistemimizde uzun zamandır uygulanmaya çalışılan ancak son zamanlarda yoğunlaşarak ortaya çıkan cemaat ve tarikat üyelerinin okullarda derslere girmesi, yeni bir durumun olduğu gün yüzüne çıktı. Milli Eğitim Bakanı sivil toplum örgütlerini kendine göre yeniden tanımladı. Kime sivil toplum örgütü denileceğini kendi zevahirinden tanımlayarak toplumu kutuplaştıracak, beyanların üstüne basa basa söylemesi eğitimin ne halde olduğunu bir kez daha gözler önüne getirdi. Devlet örgütü dışında, birtakım siyasal, kültürel, ekonomik ve sosyal faaliyetleri yürüten gönüllü kuruluşlara sivil toplum adı verilmektedir. Türkiye de bu koşulları sağlaya...

MERKEZ BANKASI BAŞKANI KİRALIK EV BULAMAMIŞ !!!

  Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, Hürriyet gazetesine verdiği röportajda “İstanbul, Manhattan’dan pahalı olur mu? Biz İstanbul’da ev bulamadık. Müthiş pahalı. Annemlere yerleştik, onların yanında kalıyoruz" diye konuşmuş. Merkez Bankası başkanı, aslında ne demek istiyor. İstanbul’da konut sorunu var. Bunu açıklarken de Türk Parasının, alım gücündeki erimesini ve buna karşın kiraların çok yüksek fiyatlara çıkmasını doğrudan ve açıkça söylemekte. Konut sorunun birçok nedeni olmakla birlikte esas olarak kentlerde yaşayanların ihtiyacını karşılayacak sayıda konutun üretilmemesidir.   Tek başına bu değil elbette, kentlerde aratan nüfustur. Arz talep dengesinin olmamasıdır. Bu sosyo- ekonomik ve kentleşme sorunun altında tartışılabilecek derin bir konu. Konut denilince değişik kesimler için neyi ifade etmektedir. Konut yapıp satanlar için iş olarak yapılan ve para kazanılan bir uğraşı. Konutu değişik amaçlar için alıp satanlar için spekülatif kârdır. Konutun yapı...

SİYASETTE BARDAĞIN DOLU TARAFINI GÖSTERMEK

  Hizmet çeşitliliğinin sürekli arttığı toplumlarda, siyasi partilerin vermiş oldukları vadelerin devamlılığını takip etmek çok zor olmaktadır. Gündelik hayatın akışı içerisinde sürekli değişen ihtiyaçların farklılığı, söylenen sözün ağırlığını da yitirmesine neden olmaktadır. Siyasal söylemlerin çokluğuna paralel olarak, siyasi partilerinde çokluğu, seçmenlerin karar vermesinde zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Siyasi partilerin kendi programlarında yazmış oldukları ülke tahayyülü, seçmenlere ulaşım stratejilerini belirlerken doğru hedeflemeler yapması ve bu hedeflerimeler doğrulusunda uygun dilin kullanılması, vazgeçilmez olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm bu faktörlerin en önemli belirleyicisi ise hiç şüphesiz seçmenlerin kendisidir. Dolayısıyla seçmenlerin ekonomik, kültürel, sosyal, bireysel ve psikolojik durumları siyasi partilerin çalışma kapsamında yer almaktadır.    Şüphesiz ki, seçmenlerin oy verme davranışlarında çok farklı faktörlerin etkin olması yanında, s...

NEDENİ BELLİ OLMAYAN ZENGİNLİĞE ÖFKELENMEK Mİ?

  FENOMEN diye tabir edilen olaylar basın yayın organlarında uzunca bir zamandır konuşulmakta. Gazetelerde ve televizyonlarda konuşuldukça da toplumun gündemini sürekli meşgul etmekte. Hal böyle olunca bizde konuşalım istedim. Fenomen denilen şey; yaşanılan olgu ve olaylar anlamına gelmektedir. Toplumda öyle olgu ve olaylar yaşanmakta ki zoraki, gözümüzün içerisine sokulmakta, bundan hiçbir kimse kaçamamaktadır. Basında adı geçen kişilerin toplumsal statülerinin önemi de büyük, yaşanılanların konuşulmasında. Türk filmlerinden çokça bildiğimiz bir replik vardır ya, fakir oğlan, zengin kız aşkı. Bu aşka tatulanlar bir türlü kavuşamazlar. Bu duygu yüklü bir ilişki olsa da, aslında sınıfsal bir farklılığın karşılıklı gerginliğinden, hınç ve öfkesinden başka bir şey değildir. Konuşulan kişilerin sosyal medya aracılığıyla, kendilerini kamulaştırmadan önceki yaşamlarının basına yansıdığı kadarıyla kendi halinde, yoksul, alt sınıflara ait toplumsal kesimden oldukları yazılıp çizi...

SİYASETTE DUYGULARA TESLİM OLMAK

  Oy verenler, siyasilerin rasyonel kişiler olduklarını düşünürler. Daha fazla bilgiye sahip olmakla birlikte, yönetimsel olarak da bu bilginin karşılığı olan iyi yönetimin ve hizmetin olmasını beklerler. Oysa siyaset sayesinde birleri, diğer insanların erişemediği şeylere eriştiğinden insani duyguların, siyasi hesapların, önemli bir parçası oluduğu şaşırtıcı bir şey değildir. Siyaset psikolojisinin bir alanı da siyasette duygular ve bu duyguların siyasete etkileridir. Duygular bazen korkularımızın arkasındaki güç, bazen de çekici olan yaşantılarımızın kaçınılmaz halleri olarak ortaya çıkarlar. Sürekli sakin ve mantıklı kalabilen insanlar, toplumda “duygusuz” olarak da tanımlanmıştır. Ancak duygular yaşantımızın önemli bir parçasıdır. Siyasette akıl ile duygular zıt karakterdedir.   Sırf duygular ile hareket edilirse, mantık dışarıda kalır. Aklın çözemediği bir durumda insan hislerine teslim olur. Duygular ile aklın bir birinin tamamlayıcısı olduğunu kabul etmek, ara...