9 Temmuz 2025 Çarşamba

YATIRIM FONU TÜRLERİNE GÖRE STOPAJ ARTIŞININ ETKİLERİ

 

1. Kısa Vadeli Borçlanma Araçları Fonları (Eski adıyla: Likit Fonlar)

  • Portföyü: Kamu ve özel sektör borçlanma araçları (vadeleri genellikle 0-90 gün).

  • Yatırımcı profili: Günlük nakit ihtiyacı olan yatırımcılar.

  • Etki:

    • Bu fonlar, mevduata en yakın alternatiflerdir.

    • Stopaj oranı %15 → %17,5’e çıkınca net getiri düşer.

    • Banka mevduatıyla fark azalırsa, yatırımcılar tekrar vadeli mevduata yönelebilir.

  • Yorum: Bu fonlar açısından ciddi bir rekabet dezavantajı oluşur.


2. Para Piyasası Fonları

  • Portföyü: Ters repo, kısa vadeli tahvil/bono, BIST repo.

  • Yatırımcı profili: Kurumsal ve bireysel, düşük risk isteyenler.

  • Etki:

    • Benzer şekilde kısa vadeli olduğu için aynı oranda stopaja tabi olur.

    • Kurumsal yatırımcılar açısından, fon yerine doğrudan repo yapmak daha avantajlı hale gelebilir.

  • Yorum: Özellikle kurumsal yatırımcılar fon dışına çıkabilir.


3. Tahvil ve Bono Fonları (Uzun Vadeli Borçlanma Araçları Fonu)

  • Portföyü: 1 yıl ve üzeri vadeli kamu/özel sektör tahvilleri.

  • Yatırımcı profili: Orta-uzun vadeli faiz geliri bekleyenler.

  • Etki:

    • Portföy ortalama vadesi uzun olduğu için mevduata göre avantajlı hale gelebilir.

    • Ancak fon getirileri de stopaja tabi olduğu için artış negatif etki yaratır.

  • Yorum: Vade yapısı nedeniyle göreli avantajını koruyabilir.


4. Katılım Fonları (Faizsiz Fonlar)

  • Portföyü: Sukuk (kira sertifikası), faizsiz enstrümanlar.

  • Yatırımcı profili: Faiz hassasiyeti olan yatırımcılar.

  • Etki:

    • Vergi açısından ayrım yapılmadığı için aynı stopaj artışına tabidir.

    • Ancak bu yatırımcı grubu için stopajdan çok ilke ön planda olduğu için kaçış etkisi zayıftır.

  • Yorum: Getiriden çok ilkeye bağlılık olduğu için davranış değişimi sınırlı kalır.


5. Hisse Senedi Yoğun Fonlar / Karma Fonlar

  • Portföyü: %80 ve üzeri hisse senedi.

  • Vergi oranı: Hâlâ %0 (istisna kapsamında).

  • Yatırımcı profili: Risk alabilen yatırımcılar.

  • Etki:

    • Bu fonlara vergi artışı yansımıyor.

    • Stopajın diğer fonlarda artması, hisse senedi fonlarını daha cazip hale getirebilir.

  • Yorum: Yüksek risk alabilen yatırımcılar için vergi avantajlı alternatife dönüşebilir.


📌 GENEL DEĞERLENDİRME TABLOSU

Fon TürüStopaj Artışı EtkisiYatırımcı Davranışı
Kısa vadeli borçlanma / likit fon❌ OlumsuzMevduata dönüş olabilir
Para piyasası fonu❌ OlumsuzRepo gibi doğrudan işlemlere kayış
Tahvil-bono fonu (uzun vadeli)⚠️ Nötr / Hafif olumsuzGöreli avantajını koruyabilir
Katılım fonu⚠️ NötrDini hassasiyet ön planda
Hisse senedi fonları✅ OlumluVergisel avantaj sağlar

🧾 Vergisel Açıdan Sonuç:

  • Vergi oranı artırılan fonlar için net getiri düşeceği için, yatırımcı tercihleri yeniden şekillenebilir.

  • Vergisel yük artışı, sermaye piyasalarından çıkışı tetikleyebilir, bu da Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) gibi ürünleri de etkileyebilir.

  • Vergi planlaması yapan bireyler ve şirketler, bundan sonra fon türü seçerken stopaj etkisini dikkate almak zorunda kalacaktır.

CUMHURBAŞKANI KARARIYLA MEVDUAT VE YATIRIM FONLARIYLA İLGİLİ KARAR RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDI


(09.07.2025 tarih 32951 sayılı R.G.10041 sayılı karar)

Mevduat ve Yatırım Fonlarında Stopaj Artışının Vergisel Etkileri


1. Güncelleme Nedir?

  • Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile:
    • 6 aya kadar vadeli TL mevduatlarda stopaj       : %15 → %17,5
    • 6-12 ay vadeli hesaplarda stopaj                       : %12 → %15
    • Yatırım fonlarında da benzer artış

2. Vergi Politikası Açısından Anlamı

  • Amaç: Kamu gelirlerini artırmak
  • Dolaysız vergi niteliğinde: sermaye gelirlerinden daha fazla pay
  • Mali disiplini destekler

3. Yatırımcı Açısından Etkiler

  • Net faiz geliri düşer
  • Kısa vadeli tasarruf caydırılabilir
  • Alternatif yatırımlara kayış olabilir (döviz, borsa, altın)
  • Reel getiri üzerindeki vergi baskısı artar

4. Fon Türlerine Göre Etki

a. Kısa Vadeli Borçlanma Fonları

  • %17,5 stopaj net getiriyi düşürür
  • Mevduatla rekabeti zorlaşır

b. Para Piyasası Fonları

  • Kurumsal yatırımcılar çıkabilir

c. Tahvil-Bono (Uzun Vade) Fonlar

  • Vade avantajıyla şok etkisi sınırlı

d. Katılım Fonları

  • Vergisel değil, ilkeler belirleyici

e. Hisse Senedi Fonları

  • Stopaj %0 kalıyor → görece avantajlı hale geliyor

5. Genel Değerlendirme Tablosu

Fon Türü

Stopaj Etkisi

Beklenen Yatırımcı Davranışı

Kısa Vadeli Fon

Olumsuz

Mevduata yöneliş

Para Piyasası

Olumsuz

Repo tercih edilebilir

Uzun Vadeli Bono

⚠️ Nötr

Yatırım süre uzatılabilir

Katılım Fonları

⚠️ Nötr

Davranış değişmez

Hisse Fonları

Olumlu

Yeni giriş olabilir


6. Sonuç ve Öneriler

  • Stopaj artışı, tasarrufların yapısını değiştirebilir
  • Mevduat üzerinde vergi yükü artar, fonlara yöneliş şekillenir
  • Hazine gelirleri artar, ancak tasarruf davranışında şok etkisi izlenmelidir

 


KURUMLAR VERGİSİ AVANTAJLARI VE UYGULAMA REHBERİ

 

1. Giriş: Neden Bu Sunum Hazırlandı ?

  • 2025 yılında kurumlar vergisi uygulamalarında önemli değişiklikler oldu.

  • İndirim ve muafiyetler, şirketler için önemli mali avantajlar sağlıyor.

  • Ancak doğru uygulama için sistematik bir yol izlenmeli.


📊 2. Kurumlar Vergisi Oranları (2025)

Faaliyet TürüOran (%) Yasal Dayanak
Genel                                                   %25                                         KVK m.32
İhracat Kazancı%20KVK m.32/7
Sanayi Sicil + Üretim%24KVK m.32/8
Teknopark (Ar-Ge/Yazılım)%04691 - 5746 SK
Ar-Ge / Tasarım Merkezi%0 - %105746 SK
Teşikli Yatırım Kazancı%2,5 - %25KVK m.32/A

📄 3. Vergi Avantajından Yararlanma Kriterleri

  • Faaliyet bazlı ayrım şart:

    • İhracat                     → Gümrük beyannamesi, fatura, banka dekontu

    • Üretim                     → Sanayi sicil belgesi

    • Teknopark               → Teknopark onayı

    • Ar-Ge/Tasarım        → Merkez belgesi

    • Teşik                       → Teşik belgesi + harcama belgeleri


📅 4. Beyanname Öncesi Uygulama Adımları

A. Kazançlar ayrıştırılmalı
B. Doğru oran uygulanmalı
C. Asgari kurumlar vergisi kontrolü yapılmalı

📊 Örnek:

  • Toplam matrah       : 2.500.000 TL

  • İhracat kazancı       : 1.500.000 → %20    → 300.000

  • Teknopark               : 600.000 →     %0     → 0

  • Diğer                       : 400.000 →    %25   → 100.000

  • Toplam vergi            : 400.000 TL ≥ %10 x 2.500.000 TL (asgari) → ✔


⚠️ 5. Asgari Kurumlar Vergisi Uygulaması (KVK m.32/C)

  • 2025'ten itibaren: Vergi öncesi kazancın %10'u kadar asgari vergi ödenmeli.

  • Ar-Ge, teknokent, yatırım gibi indirimli alanlar bu hesaplamaya dahil değildir.


📓 6. Takvim

DönemYapılacak İşlem
Ocak-Şubat                             Sanayi Sicil Belgesi yenileme
HaziranBeyanname hazırlığı
Ağustos II.G.VergiBeyan ve tahakkuk
Yıl içiTeşik ve Ar-Ge raporlaması

🔹 7. Pratik Tavsiyeler

  • Kazançları ayrı izleyin (muhasebe ayrımı yapın)

  • Teşik ve Ar-Ge belgeleri yıl içi denetlenmeli

  • Asgari vergi uygulaması ön hesaplamayla kontrol edilmeli


📈 8. Sorular ve Değerlendirme

  • Şirketiniz hangi avantajlardan yararlanabilir?

  • Sisteminiz buna uygun mu?

  • Vergi planlamanız ne kadar etkin?


6 Temmuz 2025 Pazar

HALKIN SESİ YÜKSELİYOR, İKTİDAR DUYMAZLIKTAN GELLİYOR


Haziran ayı verileri sessizliği bozdu. TÜRK-İŞ’in açıkladığı yoksulluk sınırı 85.065,75 TL’ye ulaşırken, en düşük emekli maaşı 16.881 TL olarak açıklandı. Bu tutar, yüzde 16,67’lik zamla ve dikkat çekici biçimde 0,2 kuruşluk bir eklemeyle “tamamlandı.” Evet, 0,2 kuruş… Sanki milyonlarca insanın geçim derdi bu sembolik artışla görmezden gelinmiş, üstü örtülmüş gibi. Bu detay, sadece rakamsal değil; refah artışı gibi ilave edilen 0,2 kuruşluk fark, iktidarın halkla kurulan bağın ne kadar koptuğunun işareti.

Sokak sessiz değil. Bir anne pazarda yemek yapacak ihtiyacını alamaz, ağlarken, gençler çantalarını hazırlamış göç hayalleri kurarken, emeklilerin varlık nedenleri bile parayla ölçülüp,  ilaçlarını tamamlayamazken, kamu işçileri geçinemiyoruz diye toplu şözleşeden bekledikleri ücret artışlarınına karşılık bulamazken, toplum yüksek sesle konuşuyor: Artık böyle yaşanmaz. Ancak iktidar bu sesi duymuyor gibi… Tepkisizliğin ardındaki gerçek ne? Stratejik duymazlık mı, kurumsal çaresizlik mi?

Michel Foucault’ya göre iktidar yalnızca baskı uygulamaz; aynı zamanda davranışları biçimlendirir, hayatı üretir. İktidar varsa direniş de vardır der, çünkü toplumun sesini bastırmak için sessizlik yetmez—o sesi dönüştürmek gerekir. Bugün iktidarın sessizliği, bu dönüştürme kapasitesini yitirmiş olabileceğini gösteriyor. Halk konuşuyor ama iktidarın yanıtı çoğu zaman sembolik: yol açılışları, dış tehditler, bölünme korkusu,  güvenlik vurgusu… Gerçek sorunlar ise görmezden geliniyor.

Max Weber ise meşruiyeti karizma, gelenek ve hukuka dayandırır. Ancak liderliğin etkisi soluklaşmış, hukuk kişiselleşmiş, gelenekler güncel taleplere cevap veremez hale gelmişse, sessizlik sadece iletişimsizlik değil; iktidarın halktan kopuşunun göstergesidir.

Son yıllarda muhalefet, “helalleşme”, “eşit vatandaşlık”, “hesaplaşma”, “adil yargı”, “ belediye başkanlarının gözaltına alınması””suçsuzluk karinesi” gibi kavramlarla toplumsal duyguyu yakalarken; iktidar aynı duyguyla temas etmekte zorlanıyor. Sosyal yardımların bile hesaplı biçimde dağıtıldığı bir düzende, 0,2 kuruşluk tamamlayıcı artış neyi temsil ediyor? Belki de halkın gözünde iktidarın samimiyetini... Belki de sadece duyulmadıklarını…

Üstelik bu sessizlik sadece ekonomik alanla sınırlı değil. Kadınların sokaktaki güvenlik talebi, gençlerin özgürlük arayışı, emekçilerin insanca yaşam mücadelesi—bunların tamamı, bir toplumun varoluşsal çağrısıdır. Bu çağrılara sessizlikle karşılık verilmesi; siyasetin yalnızlaşması, halkın kendi çözüm yollarını üretmeye başlaması demektir.

Sistemin devamı sadece kurallarla değil, vicdanla mümkündür. Ve vicdan susmaz. Sokakta yükselen ses sadece bir oy talebi değil; yaşam hakkının, onurun, umutların ve geleceğin talebidir. Bu sesi bastırmak değil, duymak gerekir. Sessizlikle geçiştirilen her çağrı, daha büyük bir değişimin öncüsüdür.

Bir maaşın ucuna eklenen 0,2 kuruş, belki bütçede küçük bir kalemdir ama halkın nezdinde büyük bir semboldür: Bütün gençliklerini, alın terlerini vatanın gelişip kalkınmasına hasretmiş emekliler için yaşamaya Değer görülmemek.

Artık mesele yalnızca siyaset değil; hayatın kendisi. İktidar duymuyorsa, belki de kulaklarını susturmuştur. Ama halk konuşuyor, her gün daha gür… Pazarda, kahvede, sosyal medyada. Sessizlikle geçiştirilen her çağrı, aslında daha derin bir itirazın habercisi. Çünkü bu ülkenin sesi, sadece sandıkta değil, sofrada da yükseliyor. Ve kim duymazlıktan gelirse gelsin, halkın sesi er ya da geç siyaseti yeniden şekillendirir.

 


4 Temmuz 2025 Cuma

VERİ MUHASEBESİ SOSYAL BİLİMDEN MÜHENDİSLİĞE YENİ BİR GEÇİŞ Mİ?

 

Giriş

Her gün basına yansıyan reklamlarla ya da dijital çözüm üretenler tarafından uyarılıyoruz. Muhasebe de dijitalleşirseniz, evrak takibinden kayıt sistemine kadar işlerinizin ne kadar kolaylaşacağı, doğru ve güvenilir sonuçlar elde edeceğimiz gibi duyurularla muhasebeciler uyarılmaktadır. Sadece muhasebeciler değil işletme sahipleri de maliyetlerini, satışlarını alacaklarını ve borçlarını anlık zaman dilimlerinde bilmek istemektedirler. Rekabet etmek, verimliliği artırmak, rakiplerinden bir adım öne geçmek için artık veri havuzundan en iyi şekilde yararlanmak isteği artmaktadır.

Dijitalleşme, sadece teknolojik bir dönüşüm değil; mesleklerin doğasını, kimliğini ve düşünme biçimini de yeniden şekillendiriyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan alanlardan biri de muhasebe. Eskiden kalemle, hesap cetveliyle yürütülen işlemler; artık verinin düzenli, kontrollü ve otomatik akan bir yapıya kavuşmasıyla adeta algoritmaların idaresine girmiş durumda. Ancak bu değişim sadece formel değil; muhasebenin zihinsel altyapısında da bir kırılmaya işaret ediyor. Eski iş yapma alışkanlıkları ile zamanın ihtiyaçlarına cevap vermek gittikçe zorlaşmaktadır. Muhasebe mesleği dönüşüyor ama nasıl? Acaba muhasebe, mühendislik temelli bir yapıya mı evriliyor? Daha da önemlisi, bu dönüşüm sosyal bilimleri mesleğin dışına mı itiyor?

Veriden Algoritmaya: Mühendislik Mantığının Yükselişi

Günümüzde muhasebe uygulamaları, yalnızca finansal verileri kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda bu verileri algoritmik sistemlerle işliyor, denetliyor ve karar destek araçlarıyla analiz ediyor. Stok sayımlarından defter düzenlemelerine kadar birçok süreç, belli aralıklarla tekrarlanan matematiksel çevrimler hâline geldi. Bu da muhasebenin yalnızca kayıt tutan değil, aynı zamanda süreci yöneten bir "sistem mühendisliği" pratiğine dönüştüğünü gösteriyor.

Bu noktada yeni bir profil beliriyor: veriyle düşünen muhasebeci. Kod yazmasa bile algoritmayı anlayan, sistem mimarisini bilen ve verinin lojik akışını yorumlayabilen bir uzman. Geleneksel muhasebe bilgisi artık yeterli değil; süreçleri optimize eden, teknolojik araçları yorumlayan ve veriden anlam çıkaran profesyonellere ihtiyaç artıyor.

Sosyal Bilimler Arka Planda mı Kalıyor, Yoksa Geleceğe bir Anlam mı Taşıyor

Teknikleşen yapıya rağmen sosyal bilimlerin rolü ortadan kalkmıyor; aksine daha karmaşık hâle geliyor. Çünkü verinin kendisi nötr değil; nasıl üretildiği, nasıl yorumlandığı ve hangi bağlamda kullanıldığı sosyal süreçlerle doğrudan ilişkili. CFO’ların, denetçilerin ve stratejik karar alıcıların verileri sadece analiz etmeleri değil, aynı zamanda yasal, etik ve kurumsal bağlamda yorumlamaları bekleniyor.

Bu noktada işletme bilimi, davranışsal iktisat, hukuk ve örgütsel psikoloji gibi alanlar devreye giriyor. Muhasebe, yalnızca “doğruyu bulma” değil; meşruiyeti kurma, kurumsal hafızayı yönetme ve paydaşlara anlam aktarma işlevi de görüyor. Bu bağlamda sosyal bilimler, algoritmaların göremediği “niyeti” ve “etkiyi” okumaya devam ediyor.

 Yeni Disiplinler ve Hibrit Kimlikler, Muhasebe Mesleğini de Etkiliyor mu?

Ortaya çıkan bu yeni ihtiyaçlar, klasik bölümlerin ve meslek tanımlarının yeterli olup olmadığını sorgulatıyor. Belki de artık “muhasebe mühendisliği”, “veri temelli kurum yorumlaması” ya da “sayısal etik danışmanlığı” gibi yeni disiplinlere ihtiyaç var. Kodlama bilgisinin muhasebe eğitimine entegre edilmesi, ancak bunun sosyal bilim temelli bağlamlarla desteklenmesi, geleceğin profesyonellerini şekillendirecek gibi görünüyor.

Bu da, meslekî eğitimin çok-disiplinli bir yapıya kavuşması gerektiği fikrini güçlendiriyor. Artık yalnızca teknik bilginin değil, yorumlama yeteneği, değer üretme becerisi ve sosyokültürel farkındalık da uzmanlığın bir parçası hâline gelmeli.

Sonuç

Bir geçiş çağında mesleğin kimliği “Muhasebe”, dijitalleşmeyle birlikte mühendisliğe yaklaşırken; insan ve toplumla olan bağını tamamen kaybetmiyor, sadece yeniden tanımlıyor. Disiplinler arası bu geçiş, hem yeni riskler hem de fırsatlar içeriyor. Ancak bu fırsat, yalnızca teknik donanım değil; analitik düşünce, etik sorumluluk ve sosyal farkındalık ile mümkün olabilir.

Asıl soru belki de şudur: “Meslekler teknikleşiyor mu, yoksa geleceğin meslekleri teknik ile toplumsalı yeniden harmanlıyor mu?” Disiplinler arası Hibrit bir geçiş mi sağlamak gerekiyor. Eski alışkanlıklar ile zamanın ihtiyaçları ve geleceğe muhasebe mesleğini taşımak mümkün mü?

Bu yazı, bu sorulara bir düşünce kapısı aralamayı amaçlamaktadır.

 


2 Temmuz 2025 Çarşamba

MUHASEBECİ KİM DEĞİLDİR?


Özet

Toplumda muhasebecilik mesleği, sıklıkla yalnızca evrak düzenleme veya vergi beyanı hazırlama faaliyetiyle sınırlandırılmaktadır. Bu çalışma, muhasebecilik mesleğine yönelik dar ve yüzeysel yaklaşımları eleştirerek, mesleğin gerçek işlevini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Muhasebecinin yalnızca kayıt tutan bir büro çalışanı olmadığı; aksine stratejik karar süreçlerinde aktif rol oynayan, bağımsız ve etik temelli bir profesyonel olduğu vurgulanmaktadır.

Giriş

Muhasebe mesleği, kökleri insanlık tarihi kadar eskiye dayanan bir bilgi üretim ve kontrol sistemidir. Ancak günümüzde bile muhasebecinin rolü kamuoyunda sıklıkla yanlış ya da eksik biçimde tanımlanmaktadır. Özellikle Türkiye’de muhasebeciler, çoğu zaman yalnızca defter tutan, evrak hazırlayan, vergi dairesine beyan sunan bir aracı olarak görülmektedir. Bu dar bakış açısı, mesleğin saygınlığına ve yarattığı katma değere gölge düşürmektedir.

Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından yayımlanan Code of Ethics for Professional Accountants standardı, muhasebecinin işlevini; dürüstlük, tarafsızlık, mesleki yeterlilik, özen ve gizlilik esaslarına dayalı olarak işletmeye stratejik katkı sunan bir profesyonel olarak tanımlar [1]. Bu bağlamda, “muhasebeci kim değildir?” sorusu üzerinden yanlış algıların düzeltilmesi mesleğin itibarı için önem taşımaktadır.

1. Sadece Kayıt Tutan Bir Memur Değildir

Muhasebecinin görevi, salt belge işlemek ya da fiş kaydetmekle sınırlı değildir. Meslek mensubu, bu kayıtların analiz edilmesi, raporlanması  karar vericilere ve işletme ilgililerine güvenilir veri sunulması gibi çok daha stratejik sorumluluklar üstlenmektedir.

Bir işletmede artan giderlerin nedenlerini analiz edip yönetime öneriler sunmak, muhasebecinin yalnızca kayıt düzenleyici değil, stratejik danışman ve çözüm ortaği konumunda olduğunu gösterir [2].

Kanundan kaynaklanan muhasebecinin rölü, Türk Ticaret Kanunu da muhasebenin yalnızca kayıt yapmaktan ibaret olmadığını; işletmenin finansal durumunu gerçeğe uygun biçimde yansıtması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır (TTK m.66) [3].

2. Bürokrasiye Sıkışmış Bir Aracı Değildir

Toplumda yaygın olarak muhasebeci, yalnızca devletin istediği belgeleri yetiştiren bir aracı olarak algılanmaktadır. Oysa muhasebeci, mevzuat bilgisiyle işletmenin menfaatlerini koruyarak, vergi planlaması ve teşviklerden yararlanma gibi süreçlerde işletmeye stratejik destek sağlayan bir profesyoneldir.

Kanunla istenilen, 5746 sayılı Ar-Ge Kanunu kapsamındaki vergi avantajlarından yararlanmak için uygun raporları hazırlamak, muhasebecinin stratejik danışmanlık rolünün örneklerinden biridir [4].

3. Robotik Bir Sayı İşçisi Değildir

Muhasebeci, sadece hesap makinesi ve bilgisayar klaviyesi ile rakamları giren mekanik bir çalışan değildir. Finansal tabloları analiz ederek paydaşlara anlamlı sonuçlar sunmak, eleştirel düşünceyle yorum yapmak, işletmenin adeta rontgenini çekmek, mesleğin vazgeçilmez parçalarıdır.

Faaliyet raporları ve durum tablosunun kontrolünü yaparak, Gelir tablosu ve bilançodaki eğilimleri analiz edip geleceğe dönük öneriler geliştirmek, muhasebecinin katma değerli yaklaşımını ortaya koyar [5].

4. Yalnızca Geçmişe Bakan Bir Aktör Değildir

Muhasebe çoğu zaman geçmişe dönük bir faaliyet olarak algılansa da, asıl hedefi geçmiş verileri analiz ederek geleceğe ışık tutmaktır. Aslında işletme için stratejik planın alt yapısını hazırlayan  bir biligi sağlayıcısıdır.Yönetim muhasebesi uygulamaları bu yönüyle özellikle önem kazanmaktadır.

Gelecekteki yatırımlar için nakit akış tahminleri yapmak ve risk analizleri gerçekleştirmek, muhasebecinin yalnızca geriye değil, ileriye bakan bir rol üstlendiğini göstermektedir[6].

5. Yalnız Çalışan Biri Değildir

Muhasebeci, toplumda bazen tek başına çalışan, kimseyle iletişim kurmayan biri gibi lanse edilmektedir. Gerçekte ise muhasebeci; yöneticiler, bankalar, kamu idaresi ve diğer paydaşlarla sürekli iletişim kuran bir koordinatördür.

İşletmeye kredi sağlayan, Bir bankadan kredi temini için finansal tabloları hazırlayıp yönetime destek vermek, muhasebecinin takım oyuncusu kimliğini öne çıkarır [7].

6. Müşterilerin ve Vergi İdaresinin Her İşini Yapan Kişi Değildir; İkisi Arasında Basit Bir Köprü Hiç Değildir

Muhasebeci, ne müşterinin (mükellefin) tüm işlerini sınırsız şekilde üstlenen bir vekil, ne de vergi dairesinin uzantısı gibi davranan bir memurdur. Ayrıca iki taraf arasında evrak taşıyan pasif bir köprü de değildir. Meslek mensubu, bağımsızlık ilkesine uygun biçimde, hem mükellefin hem de idarenin haklarını dengeli gözeten tarafsız bir konumdadır.

3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu [8], muhasebecilerin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlı olması gerektiğini açıkça düzenler. Muhasebeci, tarafsız ve güvenilir bilgi üretme sorumluluğu ile hareket eder.
Bir vergi incelemesinde, mükellefin beyanını olduğu gibi savunmak ya da idarenin talebine sorgusuz uymak yerine, belgeleri gerçeğe uygun şekilde inceleyerek rapor sunmak muhasebecinin bağımsız konumunu ortaya koyar.

Sonuç

Muhasebecilik mesleği; yalnızca kayıt düzenleyen, vergi beyanı hazırlayan veya belge taşıyan bir aracı değil, işletmelerin sürdürülebilirliğine katkıda bulunan, etik değerlere bağlı, bağımsız ve danışmanlık gücü yüksek bir meslek grubudur. Dolayısıyla kamuoyunda muhasebeci hakkındaki dar ve yüzeysel algıların kırılması, hem meslek mensuplarının itibarını hem de ülke ekonomisinin güven temelini güçlendirecek niteliktedir.

Başlıkta tartıştığım soruyu başaşağı edip,  muhasebeci kimdir diye sorsaydık , 26 yıl boyunca muhasebecilik yapan ve çok sayıda ürün veren, edebiyat tarihçisi, eleştirmen, denemeci ve çevirmen olan ASIM BEZİRCİ’nin,

 “ nitekim yazar olarak birçok yararı dokundu bana,

ÖRNEĞİN,

Ölçülü davranmayı, yanlıştan korkmayı, belgeye dayanmayı, aklını kullanmayı, duyguculuğa kapılmamayı ve gerçekçi, düzenli, dengeli, tutarlı olmayı Muhasebe öğretti bana,

Savunduğum ve uygulamaya uğraştığım nesnel, bilimsel eleştiri anlayışının güçlenmesine yardım etti. Az şey mi bu  diye özlüce ifade ettiği gibi "muhasebeci kimdir" alıntısı ile başlamak uygun olurdu diye söylenebilir.

Kaynakça

[1] International Federation of Accountants (IFAC). Code of Ethics for Professional Accountants. 2022 Edition.

[2] Horngren, Charles T. Introduction to Management Accounting. Pearson, 2015.

[3] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Resmî Gazete, 14.02.2011

[4] 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun

[5] Schroeck, Gerhard. Risk Management and Value Creation in Financial Institutions. Wiley, 2002.

[6] Drury, Colin. Management and Cost Accounting. Cengage Learning, 2018.

[7] TMS 1 - Finansal Tabloların Sunuluşu Standardı, KGK

[8] 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, Resmî Gazete, 13.06.1989


30 Haziran 2025 Pazartesi

YARALAYAN KURŞUN DEĞİL, SESSİZLİKTİR BAZEN…

 

Brütüs içerideyse, kale zaten düşmüştür.

Bir ülkenin kaderi, bazen meydanlarda atılan nutuklarla değil; arka odalarda kurulan cümlelerle, çekilen suskunluklarla şekillenir. Tarih, dışardan gelen darbelerle değil, içeriden gelen ihanetlerle altüst olmuş yığınların sessiz çığlıklarıyla doludur. Bugün de durum farklı değil. İktidarlar artık yalnızca yönetmiyor; aynı zamanda algı inşa ediyor, korku yayıyor, sadakat talep ediyor. Ve tüm bunları yaparken, en büyük yardımı bazen muhalefetin içindeki “sessiz kahramanlardan” alıyor: işbirlikçilerden, Brütüs’lerden.

Sadece Bir Kurşun Değil, Bir Plan,

Modern çağın siyasi mühendisliklerinde kurşunlar artık görünmez: algılarla, manşetlerle, yargı kararlarıyla, ekran konuklarıyla şekillenir. İktidar sahipleri, meşruiyetlerini sadece oyla değil, korkuyla pekiştirir. Milliyetçilik, bayrak ve din; ortak değer olmaktan çıkar, iktidarın kalkanına dönüşür. Muhalefet sustuğunda veya içeriden konuşulan dil iktidarın diliyle örtüştüğünde, toplumda yankılanan tek ses “zaten değişmez” olur. İşte o an, umut kaybeder; halk, değişimin değil, sadece değişimi beklemenin yorgunluğunda tükenir.

Brütüs Aramızda Konuşuyor,

Her muhalif görüntü veren samimi değildir. Kimisi öfkeyi soğutur, kimisi talepleri pasifleştirir. Kimileri ise iktidarın önünü açmak için içerde fren görevi görür. Kimi zaman aday listelerine bilinçli isimler sokulur, kimi zaman “yanlışlıkla” yanlış cümleler kurulur. Dışarıdan gelen baskılara karşı dik duran muhalefet, içerideki ittifaklarla zayıflatılır. Bu figürler, bir partide olabilir, bir sivil toplum örgütünde ya da kalemini kiralayan bir köşe yazarı maskesiyle karşımıza çıkabilir.

CHP Davası: Sessizliğin En Gürültülü Hali,

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin en çalkantılı iç hesaplaşmalarından birini yaşıyor. 38. Olağan Kurultay sonrası açılan dava, yalnızca bir seçim sürecinin değil, bir siyasi kimliğin de yargılandığı bir sürece dönüştü. Delegelere para karşılığı oy kullandırıldığı iddiaları, “mutlak butlan” talebiyle mahkemeye taşındı. Ancak bu davanın gölgesinde asıl dikkat çeken, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun pozisyonu oldu.

Kılıçdaroğlu, kurultayda kaybettiği koltuğa yargı kararıyla geri dönme ihtimali karşısında, “Kayyum gelirse daha mı iyi olur?” diyerek görevi kabul etmeye hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, bazı çevrelerde “partiyi koruma refleksi” olarak yorumlansa da, birçok partili için bu tutum, içeriden gelen bir müdahale olarak algılandı. Çünkü bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun açıklama yapması istenmiş, ancak kendisi bu çağrılara kulak tıkamıştı. Bu suskunluk, partideki mevcut yönetimi yalnızlaştırırken, içerideki hiziplerin cesaretini artırdı.

Kontrollü Muhalefet: Sistemin Sadık Muhafızı,

Halk değişim beklerken, muhalefetin kendi içinde statükoyu yeniden üretmesi en büyük trajedidir. Kontrollü muhalefet, değişimi değil, değişiyormuş gibi yapmayı vaat eder. Gerçek sorulara suni cevaplar üretir; iktidara değil, sadece rakiplere muhalif olur. Bu da halkta güvensizlik üretir. “Hepsi aynı” sözü, bir gerçeğin ifadesinden çok, bir çaresizliğin çığlığıdır aslında.

Umutsuzluğun Topyekûn Tespiti

Bir ülkede yalnızca adaletin eksikliği değil; adaletsizliğe karşı çıkanların cesaretsizliği çürütür sistemi. Çünkü suskun kalmak, bir tercihten fazlasıdır: bir işbirliği biçimidir. Muhalefetin kendi içindeki sessizlik, dışardaki baskıdan çok daha yıkıcıdır. Politik ahlakın yok sayıldığı yerde, stratejik hata gibi gösterilen ihanetler, kalıcı hasarlar bırakır.

Bazen Sessizliği Yıkmak, Tarihi Yeniden Yazmaktır,

Gerçek muhalefet sadece iktidara değil, kendi içindeki karanlığa da ışık tutandır. Koltuğunu değil, ilkesini savunan; alkışı değil, vicdanı gözeten bir anlayışla mümkün olur değişim. Eğer sustukça yaralanıyorsak, konuşarak iyileşmek zorundayız. CHP’nin düzenledği ve halkın sokağa çıkarak dayanışmasını artırıcı yüksek ve cesaret verici buluşmaları, konuşarak iyileşmenin melhemi olacak gibi gözükmektedir.

Ve evet, bazen sessizlik bir kurşundan daha keskindir. Ama her sessizliği bölen bir ses vardır: cesaretin, vicdanın ve hakikatin sesi.


Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...