18 Temmuz 2026 Cumartesi

Siyasette En Asgari Hayatlar

Siyasetin en görünür yüzü liderlerdir. Meydanlarda konuşanlar, televizyon ekranlarında tartışanlar, seçim gecesi kürsüye çıkanlar… Oysa siyasetin asıl yükünü omuzlayanlar onların arkasındaki görünmez insanlardır. Ne adları manşetlere çıkar ne de fotoğrafları afişlere basılır. Ama bir partiyi ayakta tutan da, halkla bağını kuran da onlardır.

Bir siyasi parti, sadece programıyla ya da lideriyle iktidara yürümez. İktidar yolu; mahallede cenazeye giden, düğünde el sıkan, köy kahvesinde saatlerce insanları dinleyen, hastane koridorlarında geçmiş olsun ziyaretinde bulunan, yağmur çamur demeden kapı kapı dolaşan parti emekçilerinin ayak izleriyle döşenir. Halk, kendisini sadece seçimden seçime hatırlayanları değil, hayatın her anında yanında duranları hafızasına yazar.

İşte o insanlar, siyasetin asgari hayatlarını yaşayan insanlardır.

Onlar önce kendilerinden vazgeçer. Sonra ailelerinden… Çocuklarının büyüdüğünü çoğu zaman uzaktan izlerler. Eşleriyle ertelenmiş bir akşam yemeği, dostlarla yapılamayan bir sohbet, gidilemeyen bir tatil, okunamayan bir kitap… Zamanla bunların hepsi hayatın sıradan kayıplarına dönüşür. Kendi hayatlarını asgariye indirirken, ülkenin geleceğini büyütmeye çalışırlar.

Çünkü siyaset, onlar için bir makam yolculuğu değil, bir umut yolculuğudur.

Bir parti kadrosu bir günde yetişmez. İnsanların güvenini kazanmak yıllar ister. Aynı sokaklardan defalarca geçmek, aynı insanlara defalarca selam vermek, en zor günlerde bile partinin bayrağını taşımaya devam etmek gerekir. Bu yüzden parti kadroları sadece isimlerden oluşmaz; onlar yılların emeğini, hafızasını ve fedakârlığını temsil eder.

Tam da bu nedenle CHP'de yaşanan butlan süreci yalnızca hukuki ya da örgütsel bir tartışma değildir. İlk kez iktidarın bu kadar yakın hissedildiği bir dönemde yaşanan bu süreç, sadece yönetim değişikliği tartışması yaratmamış; yıllardır bu umut için çalışan binlerce insanın geleceğe olan inancını da sarsmıştır.

Bugün örgütlerde konuşulan konu yalnızca kurultay değildir.

İl ve ilçe örgütlerinde yapılan görevden almalar, disiplin süreçleri ve parti içinde yaşanan tasarruflar, birçok partili tarafından yılların emeğinin değersizleştirildiği duygusunu beslemektedir. Bir siyasi hareket için en büyük tehlike, farklı düşünen insanların varlığı değildir; kendi emekçisinin yarına dair umudunu kaybetmesidir.

Çünkü siyaset gönüllülük işidir.

Gönüllülük ise güven ister. Güvenin yerini korku, aidiyetin yerini belirsizlik aldığında insanlar sadece görevlerinden değil, hayallerinden de uzaklaşmaya başlar.

Bugün birçok CHP emekçisinin zihnindeki soru aslında çok yalındır:

Bu partide bizim bir geleceğimiz var mı?

Bu soru küçümsenemez. Çünkü insanlar yalnız bugünü değil, yarını da yaşayabilmek için mücadele eder. Sürekli disiplin tehdidinin konuşulduğu, örgütlerin görevden alınabildiği, yılların emeğinin bir kararla yok sayılabildiği bir atmosferde siyaset üretmek giderek zorlaşır. Parti, kendi insanına güven vermediğinde, o insanların topluma güven vermesini de bekleyemezsiniz.

Daha da önemlisi, geleceği olmadığı düşünülen bir yapıda yeni kadrolar yetişmez. Gençler umut görmedikleri yere emek vermez. Tecrübeli kadrolar ise kendilerini sürekli dışlanma endişesi içinde hissederse sessizleşir ya da yeni arayışlara yönelir.

Bu bir bölünme arzusu değildir.

Bu, yılların birikiminin, yeniden iktidar umudunu taşıyabilecek bir zemin aramasıdır. Çünkü siyaset durağan değildir. Önü kapatılan suyun başka bir yatak bulması nasıl tabiatın gereğiyse, umut bulamayan siyasal kadroların yeni yollar araması da siyasetin doğasıdır.

Asıl sorgulanması gereken, insanların neden yeni yollar aradığı değil; onları buna mecbur bırakan anlayıştır.

Bir partiyi ayakta tutan tabelası değildir. Binaları değildir. Genel merkezi hiç değildir. Bir partiyi ayakta tutan, hayatını asgariye indirerek o partiye ömrünü veren il, ilçede siyaset üreten insanlardır.

Eğer o insanlar kendilerini artık bu yapının geleceğinde göremiyorsa, mesele birkaç disiplin kararı ya da birkaç görevden alma değildir. Mesele, bir siyasi hareketin kendi insan kaynağını tüketmeye başlamasıdır.

Ve unutulmamalıdır ki seçimler yalnız sandıkta kaybedilmez.

Seçimler önce insanların yüreğinde kaybedilir.

Cumhuriyet Halk Partisi, uzun yıllardan sonra belki de ilk kez toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir iktidar umudu oluşturmuştu. O umudu büyüten yalnızca yöneticiler değildi; hayatlarını asgariye indirerek vazgeçtikleri güzellikleri es geçen  binlerce görünmez emekçiydi.

Şimdi asıl soru şudur:

Geleceği olmayan bir "butlan CHP'sinde", o kadrolar ne kadar daha kalır?

Bu sorunun cevabı yalnız CHP'nin değil, Türkiye siyasetinin de geleceğini belirleyecektir. Çünkü umutlarını kaybeden kadrolar yalnız bir partiden eksilmez; ülkenin demokratik değişim umudundan da eksilir. Ve en ağır yenilgi, işte o gün yaşanır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Siyasette En Asgari Hayatlar

Siyasetin en görünür yüzü liderlerdir. Meydanlarda konuşanlar, televizyon ekranlarında tartışanlar, seçim gecesi kürsüye çıkanlar… Oysa siya...