27 Temmuz 2026 Pazartesi

Arınma Çıkmazı, CHP'nin Sessiz Çözülüşü

Bir insanın en büyük yanılgısı, aynaya bakmayı bırakıp suçu sürekli dışarıda aramasıdır. Psikoloji buna "savunma mekanizması" der. İnsan, kendi eksiklerini görmek yerine onları başkalarına yükleyerek kendini rahatlatır. Bu rahatlama geçicidir; çünkü gerçek değişmez. Siyaset de böyledir. Bir parti, başarısızlığının nedenlerini kendi içinde aramak yerine sürekli dışarıda arıyorsa, artık değişmeye değil, kendini korumaya çalışıyordur.

Son dönemde CHP yönetiminin sıkça kullandığı "arınma" söylemi bana tam da bunu düşündürüyor. İlk duyulduğunda umut vericiydi. Parti, geçmiş yüklerinden kurtulacak, toplumun değişen taleplerini okuyacak ve iktidara yürüyecekti. Ancak zaman geçtikçe görüldü ki "arınma", bir yenilenme projesinden çok, parti içindeki hesaplaşmaların adı hâline geldi. Farklı düşünenlerin uzaklaştırılması, örgütlerde yaşanan gerilimler, art arda gelen disiplin süreçleri ve parti içi mücadeleler, kamuoyunda "yenilenme" duygusundan çok "tasfiye" algısı oluşturdu.

Oysa siyaset, kendi evinin içinde kendi evlatlarını tasfiye ederek büyüyemez. Enerjisini topluma vermesi gereken bir hareket, enerjisini kendi içine harcadığında iktidara değil, yalnızlığa yürür.

İnsan davranışının temel bir gerçeği vardır. İnsan, etkili olduğuna inandığı yerde kalır. Etkisiz olduğunu düşündüğü alanı ise sessizce terk eder.

Filozof Kirpi'nin Siyasal Yoksulluk üzerine yaptığı tespit tam da bunu anlatır: "İnsan enerjisini etkili olduğu alanlara yöneltir."

CHP'nin yaşadığı asıl kriz de burada başlamaktadır. Üyeler ve seçmenler, partinin ülkenin sorunlarını çözmekten çok kendi iç meseleleriyle uğraştığını gördüklerinde, verdikleri emeğin boşa gittiğini hissetmeye başladılar. İnsan için en ağır duygu başarısızlık değildir; emek verdiği yerin artık anlamını yitirmesidir.

Belki de bu yüzden son aylarda yaşanan üye istifaları yalnızca istatistik değildir. Her istifa, umut defterinden koparılan bir sayfadır. İnsan kolay kolay ayrılmaz. Önce bekler, sonra sabreder, sonra susar. En sonunda ise arkasına bile bakmadan gider. Asıl kayıp da o sessizlikte başlar.

Kamuoyuna yansıyan haberler de bu sessiz çözülüşün sembollerinden biri hâline geldi. BirGün gazetesinde yer alan ve İstanbul'da düzenlenen üye katılım etkinliğinde oyuncu ajanslarından katılımcı temin edildiği yönündeki haber, siyasal tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu. Haberin ötesinde asıl dikkat çekici olan, toplumun bu iddiayı hiç yadırgamamış olmasıdır. Çünkü insanlar artık yalnızca salonların doluluğuna değil, o salonları dolduran heyecana bakıyor. Gönüllülüğün yerini organizasyon aldığında, coşkunun yerini dekor alır. Dekor ise fotoğraf verir; güven vermez.

Bir siyasi partinin gerçek gücü kalabalıkları toplamak değildir; insanların kalbinde yer edinebilmektir. İnsan kendisini yalnızca seçim döneminde hatırlanan bir rakam olarak görmeye başladığında, önce gönlünü çeker, sonra desteğini...

İşte siyasal yoksulluk tam da böyle başlar.

Siyasal yoksulluk, yalnızca ekonomik sıkıntılar yaşayan insanların siyasetten uzaklaşması değildir. Daha derin bir şeydir. İnsanların siyasetin hayatlarını değiştirebileceğine olan inancını kaybetmesidir. Umudun yoksullaşmasıdır. Katılımın anlamsızlaşmasıdır. "Ben olsam da olmasam da hiçbir şey değişmeyecek" duygusunun toplumun ortak psikolojisine dönüşmesidir.

Bugün CHP açısından en büyük tehlike oy kaybetmek değildir. Daha büyük tehlike, seçmeninin umut kaybetmesidir. Çünkü oy başka bir partiye gider; umut ise bazen hiçbir yere gitmez. Evine kapanır. Sandığa gitmez. Siyaseti konuşmaz. Ülkesine küser.

Tam da böyle bir dönemde kurulan “Yeni Parti”, yalnızca yeni bir siyasi hareket değildir. Aynı zamanda CHP'nin boşalttığı psikolojik alanın doğal sonucudur. Bir toplum, yeni bir parti kurulduğu için eski partisini terk etmez. Eski partisi kendisine artık umut vermediği için yeni bir arayışa yönelir. Bu nedenle Yeni Parti, CHP'nin yaşadığı çözülmenin sebebi değil, sonucudur. Belki de uzun süredir çatlayan bir yapıya çakılan son çividir.

Bir siyasi hareketi ayakta tutan şey kusursuz olması değildir. Hatalarıyla yüzleşebilme cesaretidir. "Arınma" adı altında yürütülen her savunma mekanizması, kısa vadede yöneticileri rahatlatabilir; fakat seçmenin vicdanını ikna edemez. Çünkü toplum, söylenene değil, yaşanana inanır.

CHP'nin yeniden iktidar umudu olmak istiyorsa önce kendi üyelerinin umudu olmak zorundadır. İnsanını dinlemeyen bir parti, toplumu dinleyemez. Kendi örgütünde güven üretemeyen bir hareket, ülkede güven inşa edemez.

Unutulmamalıdır ki demokrasiyi ayakta tutan yalnızca sandık değildir. Sandığa gitmeye değer olduğuna inanan insandır.

İnsan, etkili olduğunu hissettiği yerde kalır. Eğer siyaset, insanın sesini duyurmaktan vazgeçerse, umudunun yok edildiğini görürse, insan da siyaseti terk eder.

İşte bir partinin gerçek sonu seçim kaybetmesi değildir. Gelecek umudunu yitirmesi, geleceği olmayacak duygusuna hapis olmasıdır.

Gerçek son, kendi insanının sessizce arkasını dönüp gitmesidir. CHP ‘sinde  de bu yaşanıyor.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Arınma Çıkmazı, CHP'nin Sessiz Çözülüşü

Bir insanın en büyük yanılgısı, aynaya bakmayı bırakıp suçu sürekli dışarıda aramasıdır. Psikoloji buna "savunma mekanizması" der...