10 Temmuz 2026 Cuma

Gölgesinde Kaybolan Lider

 Geçmişte bir siyasi lider olarak görülen parti genel başkanının her hareketi topluma zarar olur mu?" Bu soru artık yalnızca siyasi kulislerde dolaşan bir serzeniş değil; değişim bekleyen milyonlarca seçmenin hayal kırıklığını özetleyen bir cümle hâline geldi.

Bir dönem muhalefeti bir araya getirme iddiasıyla öne çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, bugün kamuoyunda, iktidara yürüme fırsatı yakalamış bir partinin enerjisini iç tartışmalara yönelten isim olarak tartışılıyor. Toplum ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve adalet sorunlarıyla mücadele ederken, CHP'nin gündeminin büyük ölçüde kurultaylar, mahkeme süreçleri ve parti içi hesaplaşmalarla şekillenmesi, değişim beklentisi taşıyan seçmende ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

Parti içinde yaşanan kurultay tartışmaları, butlan iddiaları, yargı süreçleri ve yönetim krizleri yalnızca CHP'nin iç meselesi olmaktan çıktı. Çünkü CHP, son seçimlerin ardından Türkiye'nin birinci partisi olarak görülen bir siyasi aktör konumuna geldi.

Bu nedenle yaşanan her kriz, doğrudan muhalefetin iktidar alternatifi olma kapasitesini de etkiliyor. Milyonların sorunların kaynağı olarak gördüğü iktidardan kurtuluş umudunu da yok ediyor.

Toplumun beklentisi, iktidarı eleştiren bir muhalefetin önce kendi içinde demokratik işleyişi güçlendirmesi ve bütün enerjisini ülkenin sorunlarına yöneltmesiydi. Ancak uzun yıllar boyunca parti içi tartışmaların, liderlik mücadelelerinin ve örgütsel gerilimlerin ön plana çıkması, bu beklentiyi zayıflattı. Toplumun benliğinde iktidar olmak için mücadele etmek değil de, CHP’ nin yönetim koltuklarında rahat rahat oturmanın daha çekici olduğu kalmakta.

Muhalefetin en büyük sermayesi umut üretme kapasitesidir. O umut zedelendiğinde yalnızca bir parti değil, değişim isteyen milyonlar da kaybeder. Bugün yaşanan tam da budur. Seçmenin önemli bir bölümü, iktidara karşı güçlü ve sistematik bir alternatif görmek isterken, parti içindeki güç mücadelesinin ülke gündeminin önüne geçtiğini düşünüyor.

Siyasette liyakat, katılımcılık ve örgüt dinamizmi tartışmalarının yerini kişilere odaklanan mücadeleler aldığında, siyasi hareketler toplumla kurdukları bağı da zayıflatırlar. Bugün CHP içinde yaşanan tartışmaların seçmende oluşturduğu algı tam olarak budur. Seçim kazanma potansiyeli olan, sahada çalışan il örgütleri birer birer görevden alınarak işlevsiz hale getirilmektedir.

Siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir; umut yönetmektir. Toplumun değişim umudunu tekrar tekrar erteleyen her kriz, yalnızca partinin değil, demokrasinin de gücünü aşındırır. Butlan atandıktan bu tarafa geçen zaman içerisinde butlan yönetiminin “siyasi birikimi olmasına rağmen” sistemli ve toplumun her kesiminin sorunlarını dile getirecek ve iktidarın uygulamalarını eleştiren bir çabası da görülmemektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi mirası da artık bu tartışmalardan bağımsız değerlendirilemiyor. Destekleyenleri onu ilkeli bir siyasetçi olarak görmeye devam ederken, eleştirenler ise parti içinde yaşanan krizlerin önemli ölçüde onun siyasal tercihleriyle bağlantılı olduğunu ve iktidarın devamına hizmet ettiğini savunuyor.

Tarih, siyasetçileri yalnızca söyledikleriyle değil; geride bıraktıkları kurumlarla ve toplumda bıraktıkları umut duygusuyla hatırlar. Bir lider için en ağır sınav da budur: Ardında güçlenen bir hareket mi bıraktı, yoksa bitmek bilmeyen tartışmalar mı? Yoksa halkta bir kez bile olsa iktidara yürüyoruz duygusunun yükseldiği bir tarihsel dönemde, bu umudun yok olmasına neden olduğu mu? Karar halkın geleceği kurma umudunda saklı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gölgesinde Kaybolan Lider

  Geçmişte bir siyasi lider olarak görülen parti genel başkanının her hareketi topluma zarar olur mu?" Bu soru artık yalnızca siyasi ku...