Geçmişte bir siyasi lider olarak görülen parti genel başkanının her hareketi topluma zarar olur mu?" Bu soru artık yalnızca siyasi kulislerde dolaşan bir serzeniş değil; değişim bekleyen milyonlarca seçmenin hayal kırıklığını özetleyen bir cümle hâline geldi.
Bir dönem muhalefeti bir araya getirme iddiasıyla öne
çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, bugün kamuoyunda, iktidara yürüme fırsatı yakalamış
bir partinin enerjisini iç tartışmalara yönelten isim olarak tartışılıyor.
Toplum ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve adalet sorunlarıyla mücadele ederken,
CHP'nin gündeminin büyük ölçüde kurultaylar, mahkeme süreçleri ve parti içi
hesaplaşmalarla şekillenmesi, değişim beklentisi taşıyan seçmende ciddi bir
hayal kırıklığı yarattı.
Parti içinde yaşanan kurultay tartışmaları, butlan
iddiaları, yargı süreçleri ve yönetim krizleri yalnızca CHP'nin iç meselesi
olmaktan çıktı. Çünkü CHP, son seçimlerin ardından Türkiye'nin birinci partisi
olarak görülen bir siyasi aktör konumuna geldi.
Bu nedenle yaşanan her kriz, doğrudan muhalefetin
iktidar alternatifi olma kapasitesini de etkiliyor. Milyonların sorunların kaynağı
olarak gördüğü iktidardan kurtuluş umudunu da yok ediyor.
Toplumun beklentisi, iktidarı eleştiren bir
muhalefetin önce kendi içinde demokratik işleyişi güçlendirmesi ve bütün
enerjisini ülkenin sorunlarına yöneltmesiydi. Ancak uzun yıllar boyunca parti
içi tartışmaların, liderlik mücadelelerinin ve örgütsel gerilimlerin ön plana
çıkması, bu beklentiyi zayıflattı. Toplumun benliğinde iktidar olmak için
mücadele etmek değil de, CHP’ nin yönetim koltuklarında rahat rahat oturmanın
daha çekici olduğu kalmakta.
Muhalefetin en büyük sermayesi umut üretme
kapasitesidir. O umut zedelendiğinde yalnızca bir parti değil, değişim isteyen
milyonlar da kaybeder. Bugün yaşanan tam da budur. Seçmenin önemli bir bölümü,
iktidara karşı güçlü ve sistematik bir alternatif görmek isterken, parti
içindeki güç mücadelesinin ülke gündeminin önüne geçtiğini düşünüyor.
Siyasette liyakat, katılımcılık ve örgüt dinamizmi
tartışmalarının yerini kişilere odaklanan mücadeleler aldığında, siyasi
hareketler toplumla kurdukları bağı da zayıflatırlar. Bugün CHP içinde yaşanan
tartışmaların seçmende oluşturduğu algı tam olarak budur. Seçim kazanma
potansiyeli olan, sahada çalışan il örgütleri birer birer görevden alınarak
işlevsiz hale getirilmektedir.
Siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir; umut
yönetmektir. Toplumun değişim umudunu tekrar tekrar erteleyen her kriz,
yalnızca partinin değil, demokrasinin de gücünü aşındırır. Butlan atandıktan bu
tarafa geçen zaman içerisinde butlan yönetiminin “siyasi birikimi olmasına
rağmen” sistemli ve toplumun her kesiminin sorunlarını dile getirecek ve
iktidarın uygulamalarını eleştiren bir çabası da görülmemektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi mirası da artık bu
tartışmalardan bağımsız değerlendirilemiyor. Destekleyenleri onu ilkeli bir
siyasetçi olarak görmeye devam ederken, eleştirenler ise parti içinde yaşanan
krizlerin önemli ölçüde onun siyasal tercihleriyle bağlantılı olduğunu ve iktidarın
devamına hizmet ettiğini savunuyor.
Tarih, siyasetçileri yalnızca söyledikleriyle değil;
geride bıraktıkları kurumlarla ve toplumda bıraktıkları umut duygusuyla
hatırlar. Bir lider için en ağır sınav da budur: Ardında güçlenen bir hareket
mi bıraktı, yoksa bitmek bilmeyen tartışmalar mı? Yoksa halkta bir kez bile
olsa iktidara yürüyoruz duygusunun yükseldiği bir tarihsel dönemde, bu umudun
yok olmasına neden olduğu mu? Karar halkın geleceği kurma umudunda saklı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder