23 Temmuz 2026 Perşembe

Parçalanmış Gündelik Hayatın Siyaseti

Türkiye’de siyasetin asıl sınavı artık tek başına seçim kazanmak değil, insanların parçalanmış hayatlarıyla yeniden temas kurabilmektir.

Özgür Özel’in CHP’den istifa ederek yeni bir siyasi parti kuracağını açıklaması, Türkiye’de uzun zamandır görülmeyen ölçüde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Kimileri bunu muhalefetin bölünmesi olarak görüyor, kimileri ise yeni bir başlangıcın ilk adımı olarak değerlendiriyor. Oysa mesele yalnızca yeni bir partinin kurulması değil; toplumun kaybettiği ortak gerçekliğin, parçalanmış gündelik hayatın yeniden kurulup kurulamayacağıdır.

İnsan yalnızca aklıyla karar veren bir varlık değildir. Alışkanlıkları vardır, aidiyetleri vardır, kendisini güvende hissetme ihtiyacı vardır. Bu nedenle eski, ne kadar yıpranmış olursa olsun tanıdıktır; yeni ise umut kadar belirsizlik de taşır. İnsan çoğu zaman kötü bildiği düzene, bilmediği geleceği tercih etmekten daha kolay teslim olur. Yeni bir siyasi hareketin aşması gereken ilk eşik de tam olarak budur.

Ancak bugünün Türkiye’sinde sorun yalnızca siyasal alışkanlıklar değildir.

Yirmi üç yıldır iktidarda bulunan AKP, uyguladığı ekonomi politikalarıyla yalnızca gelir dağılımını bozmadı; insanların gündelik hayatındaki bütünlüğü de dağıttı. Eskiden “hayat” dediğimiz şey bir bütündü. Bugün ise kira ayrı bir kriz, mutfak ayrı bir kriz, çocukların eğitimi ayrı bir kriz, sağlık ayrı bir kriz, emeklilik ayrı bir kriz, gelecek kaygısı ise hepsinin üzerine çöken ortak bir gölge…

İnsanlar artık yaşamıyor; sorun yönetiyor.

Daha çarpıcı olan ise, bütün bu düzenin mimarı olan iktidarın, yaşanan her sorunu sanki yirmi üç yıldır ülkeyi başkaları yönetmiş gibi anlatmasıdır ve çözümün kendisi olduğunu topluma yeniden sunmasıdır. Enflasyonu eleştiriyor, hayat pahalılığından yakınıyor, adalet sistemindeki sorunlardan söz ediyor; fakat bütün bunların kendi siyasal tercihleriyle kurulan düzenin sonucu olduğunu söylemiyor. Böylece siyaset, gerçeği değiştirmek yerine gerçeğin algısını değiştirmeye çalışan bir mekanizmaya dönüşüyor.

Theodor W. Adorno ile Max Horkheimer’in yıllar önce dikkat çektiği “kültür endüstrisi” tam da bunu anlatıyordu. İktidar yalnızca ekonomiyi yönetmez; insanların gerçekliği algılama biçimini de yönetmeye çalışır. Parçalanmış hayat normalleştirilir, olağanüstü olan olağan hale getirilir. İnsan, yaşadığı hayatı değil, kendisine gösterilen hayatı gerçek sanmaya başlar. Yaşadığı çaresizlik kişilerin ve toplumun gerçekliği haline gelir.

İşte yeni kurulacak siyasi hareketin en büyük sınavı da burada başlayacaktır.

Eğer yalnızca mevcut siyasetin yeni bir aktörü olursa, birkaç yıl sonra bugünkü tartışmaların sıradan bir parçası olmaktan öteye geçemez. Ama insanların parçalanmış gündelik hayatını yeniden bir bütün haline getirecek bir siyasal dil kurabilirse, o zaman yalnızca parti kurmuş olmayacak; toplumun yeniden nefes alabileceği ortak bir gelecek inşa edecektir.

Jean-Paul Sartre, insanın önceden tamamlanmış bir varlık olmadığını, kendisini yaptığı tercihlerle sürekli yeniden kurduğunu söyler. Bu söz aslında toplumlar için de geçerlidir. Türkiye’nin kaderi de geçmişin ezberleriyle değil, bugün kurulacak cesur tercihlerle değişecektir.

Yeni siyaset; öfkeyi örgütleyen değil, umudu örgütleyen siyaset olmalıdır. İnsanları birbirine benzediği için değil, aynı geleceği paylaşabildiği için bir araya getirmelidir. Ekonomiyi yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, sofradaki ekmekle; hukuku yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, vicdanla; demokrasiyi yalnızca sandık günüyle değil, her gün hissedilen bir yaşam biçimiyle yeniden kurmalıdır.

Çünkü bugün Türkiye’nin ihtiyacı sadece yeni bir partinin kurulması değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı, parçalanmış gündelik hayatı yeniden bir araya getirecek, gerçeği yeniden görünür kılacak ve insanlara “yalnız değilsiniz” diyebilecek yeni bir siyasal akıldır.

“Çünkü seçimler iktidar değiştirir; ama parçalanmış hayatı yeniden bütünleştirebilen siyaset, tarihi değiştirir.”

Bunu başarabilen hareket, yalnızca seçim kazanmaz.

Bir ülkenin geleceğini yeniden kurar.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Parçalanmış Gündelik Hayatın Siyaseti

Türkiye’de siyasetin asıl sınavı artık tek başına seçim kazanmak değil, insanların parçalanmış hayatlarıyla yeniden temas kurabilmektir. Ö...