24 Şubat 2026 Salı

Kurumuş Ağaç, Filizlenen Tohum

 Siyaset dünyasında sıkça duyduğumuz bir söz vardır, “En kötü bir dirhem yönetim, en iyi bir okka muhalefetten iyidir.” Bu söz, iktidarın sağladığı istikrarı kutsar. Oysa doğa bize başka bir hakikat öğretir. Devasa bir ağaç ne kadar görkemli olursa olsun, kuruduğunda artık yalnızca bir gövdedir. Gölgeleri vardır ama hayatı yoktur. O kurumuş gölgenin altında filizlenen küçücük bir tohum ise zayıf görünebilir, fakat içinde yarın olma ihtimali taşır.

Bugün Türkiye’ye bu gözle bakmak gerekiyor.

2026 yılına girdiğimiz ve üzerinden bir ay geçti yeni bir yıl yeni bir heyecan. Peki, göstergeler nasıl, ekonomik veriler, toplumun geniş kesimleri için ağır bir tabloyu işaret ediyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 31 bin liranın, yoksulluk sınırı ise 100 bin liranın üzerine çıkmış durumda. Çalışanın aylık yaşama maliyeti 40 bin lirayı aşmış bulunuyor. Mutfak enflasyonu resmi hesaplamalara göre dahi yüzde 40’lar seviyesinde.

En düşük emekli maaşı 20 bin liraya yükseltilmiş olsa da, bu gelir açlık sınırının altında kalıyor. Ortalama emekli maaşı ise temel ihtiyaçları karşılamakta zorlanan bir seviyede. Yıllarca çalışmış milyonlarca insan, hayatının son dönemini geçim hesabı yaparak sürdürüyor.

Memurlar ve ücretliler açısından tablo farklı değil. Maaş artışları, kira ve temel tüketim kalemlerindeki yükselişin gerisinde kalıyor. Resmî enflasyon ile bağımsız ölçümler arasındaki fark, yurttaşın cebinde hissedilen gerçeklikle açıklanan oranlar arasındaki mesafeyi büyütüyor, çarşı pazarda bunu gösteriyor.. Bu mesafe büyüdükçe güven aşınıyor.

Ekonomide güven, yalnızca finans piyasalarının değil, toplumun da temel dayanağıdır. İnsanlar yarını öngöremediğinde harcamasını kısar, yatırımını erteler, tasarrufunu koruma içgüdüsüyle hareket eder. Bu da ekonomik çarkların yavaşlamasına, iç talebin daralmasına ve işsizliğin artma riskine yol açar. Kısacası mesele yalnızca bugünkü enflasyon oranı değil, yarına dair beklentinin zayıflamasıdır. Beklenti zayıfladığında, siyasal meşruiyet de sessizce aşınmaya başlar.

Kırsalda ise yalnızca ekonomik değil, ekolojik bir kriz yaşanıyor. Son yılların en sert kuraklık döngülerinden biriyle karşı karşıyayız. Yağışların tarihsel ortalamaların çok altına düşmesi, tarımsal üretimde kayıpları artırıyor. Ekim alanları daralıyor, maliyetler yükseliyor, üretici borç yükü altında eziliyor. Tarım yalnızca bir sektör değil, gıda güvenliği, kırsal yaşam ve toplumsal denge meselesidir. Bu denge bozulduğunda, etkisi şehirlerin mutfaklarına kadar uzanır.

Gençler açısından da tablo umut verici değil. Artan barınma ve yaşam maliyetleri, üniversite eğitimini sürdürmeyi zorlaştırıyor. Yüksek lisans ve doktora eğitimi, özellikle dar gelirli ailelerin çocukları için giderek daha erişilmez hale geliyor. Eğitim, toplumsal yükselmenin aracı olmaktan uzaklaştıkça, eşitsizlik kalıcılaşıyor. Yoksulluk yaygınlaşıyor.

Bütün bu veriler, siyasal tabloyu da yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Uzun süredir iktidarda olan anlayış, hâlâ güçlü bir gövdeye sahip olabilir. Ancak toplumun geniş kesimlerinde hissedilen ekonomik daralma, sosyal yorgunluk ve güven kaybı, o gövdenin içten içe kuruduğunu düşündürüyor.

Öte yanda muhalefet, meydanlarda sesini yükseltiyor. Henüz büyük bir gölge oluşturmuş değil, fakat bir filiz gibi toprağı yokluyor. Tarih bize şunu öğretir. Büyük dönüşümler çoğu zaman devasa yapılarla değil, küçük ama inatçı başlangıçlarla olur. Asıl mesele, o filizin yalnızca itiraz eden değil, umut inşa eden bir dile sahip olup olmadığıdır.

Toplum bugün iki tablo arasında bakıyor. Geçmişin ağırlığıyla ayakta duran ama yorulmuş bir yönetim anlayışı mı? Yoksa henüz kırılgan ama yeni bir hikâye yazma iddiasındaki bir alternatif mi?

Son sözü, yalnızca rakamlar değil, anlatılan gelecek belirleyecek.

Aynaya bakıldığında görülen gelecek hikâyesi sahici ise, o filiz toprağı yaracak, değilse kurumuş gölgenin altında kaybolacaktır.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kurumuş Ağaç, Filizlenen Tohum

  Siyaset dünyasında sıkça duyduğumuz bir söz vardır, “En kötü bir dirhem yönetim, en iyi bir okka muhalefetten iyidir.” Bu söz, iktidarın s...