Giriş
Kurumlar vergisi sistemi yalnızca
bir vergilendirme tekniği değil, aynı zamanda ekonomik ve mali politika
aracıdır. Bu nedenle vergi matrahı, salt ticari kârdan ibaret olmayıp kanun
koyucunun yönlendirici tercihleri doğrultusunda şekillenmektedir. Bu
tercihlerin en görünür yansıması, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinde
düzenlenen istisnalar ile 10. maddesinde yer alan indirimlerdir.
KVK m.5 kapsamındaki iştirak
kazancı istisnası, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnası gibi
düzenlemeler; çifte vergilemeyi önleme ve şirketlerin yeniden yapılanmasını
kolaylaştırma amacını taşımaktadır¹. KVK m.10’da düzenlenen indirimler ise
bağış ve yardımlar, Ar-Ge indirimi, sponsorluk harcamaları ve özellikle nakdi
sermaye artırımı indirimi gibi doğrudan ekonomik davranışları teşvik eden
mekanizmalardır².
Buna karşılık, 2024 yılında
getirilen asgari kurumlar vergisi düzenlemesi³ ile birlikte, indirim ve
istisnaların vergi matrahı üzerindeki fiili etkisi bazı durumlarda ortadan
kalkabilmekte; ancak bu unsurların tasdikine ilişkin yükümlülükler devam
etmektedir. Özellikle 49 Seri No.lu SMMM
ve YMM Tebliği ile getirilen tasdik zorunluluğu, asgari verginin devreye
girdiği hallerde sistemsel bir tartışma alanı yaratmaktadır⁴.
Bu çalışmada, KVK m.5 istisnaları
ve m.10 indirimleri birlikte ele alınacak; nakdi sermaye artırımı indirimi özel
olarak değerlendirilecek; asgari kurumlar vergisi karşısındaki konumları vergi
matrahı ve vergi güvenliği perspektifinden analiz edilecektir.
İstisna ve
İndirimlerin Vergi Matrahı İçindeki Fonksiyonu
Kurumlar vergisinde istisna ile
indirim teknik olarak farklı müesseselerdir. İstisna, belirli bir kazanç
unsurunu doğrudan vergi dışı bırakırken; indirim, oluşan kazanç üzerinden
belirli tutarların düşülmesine imkân tanır. Ancak her iki mekanizma da nihai
olarak vergi matrahını azaltıcı etki doğurmaktadır.
KVK m.5’te düzenlenen istisnalar,
özellikle iştirak kazançlarının ikinci kez vergilenmesini önlemekte ve varlık
satışları yoluyla şirketlerin mali yapılarını güçlendirmelerine imkân
tanımaktadır¹. KVK m.10’da düzenlenen indirimler ise sosyal ve ekonomik
politikaların uygulanma araçlarıdır². Özellikle nakdi sermaye artırımı
indirimi, borçlanma yerine özkaynak finansmanını teşvik eden önemli bir
düzenlemedir².
Bu sistemde temel mantık açıktır:
İndirim veya istisna uygulanırsa vergi matrahı düşer ve ödenecek vergi azalır.
Bu nedenle matrahı azaltan bu unsurların doğruluğu, vergi güvenliği bakımından
önem taşır ve belirli hallerde YMM tasdikine bağlanmıştır⁴.
Asgari
Kurumlar Vergisi ve Matrahın Çift Katmanlı Yapısı
Asgari kurumlar vergisi düzenlemesi ile birlikte kurumlar vergisi hesaplamasında fiilen iki ayrı matrah ortaya çıkmıştır³:
· İndirim ve istisnalar sonrası klasik kurumlar vergisi matrahı
· Kanunda belirlenen asgari matrah
· Ödenecek vergi, bu iki hesaplama sonucunda bulunan tutarlardan yüksek olanıdır³.
Aşağıdaki örnek, klasik sistem ile asgari vergi sisteminin sonuçlarını karşılaştırmaktadır:
Varsayım:
|
Normal Kvk ‘Na Göre Vergi Tablosu |
|
Asgari Kvk ‘Na Göre Vergi Tablosu |
|
|
Ticari
bilanço kârı |
3.000.000 |
Brüt kazanç |
3.000.000 |
|
KVK m.5
istisnaları |
(-)1.000.000 |
|
|
|
KVK m.10
indirimleri (Ar-Ge + bağış) |
(-)500.000 |
|
|
|
Nakdi
sermaye artışı indirimi |
(-)1.000.000 |
|
|
|
TOPLAM |
500.000 |
|
3.000.000 |
|
Kurumlar
vergisi oranı |
%25 |
Kurumlar vergisi oranı |
%10 |
|
Ödenecek
vergi |
125.000 |
Ödenecek
vergi |
300.000 |
Bu sistem özellikle yüksek ticari
kâra sahip olup indirim ve istisnaları yoğun kullanan şirketlerde belirgin
sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin 3.000.000 TL ticari bilanço kârı bulunan bir
işletmenin, iştirak kazancı istisnası ve nakdi sermaye artırımı indirimi
sonrasında matrahının 2.500.000 TL’ye düştüğü varsayılsın. Bu durumda
hesaplanan kurumlar vergisi( normal vergi%25 olarak kabul edilmiştir.) 125.000
TL olacaktır. Ancak asgari kurumlar vergisi matrahı 3.000.000 TL ise ödenecek
vergi 300.000 TL olacaktır.
Bu örnekte indirim ve istisnalar
hukuken uygulanmış; ancak ekonomik olarak vergi yükünü azaltmamıştır. Böylece
sistem, hukuki gerçeklik ile mali sonuç arasında bir ayrışma üretmektedir.
Mükellef, indirim ve istisnalara
rağmen 125.000 TL yerine 300.000 TL vergi ödeyecektir. Aradaki 175.000 TL fark,
teşviklerin fiilen etkisiz kalması anlamına gelmektedir.
KVK m.10/1-ı hükmü uyarınca nakdi sermaye artırımı üzerinden hesaplanan tutarın indirim konusu yapılması mümkündür². Bu düzenleme, şirketlerin borçlanma yerine özkaynak artırmalarını teşvik etmektedir. Özellikle finansman maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde bu indirim önemli bir politika aracı niteliği taşımaktadır.
Ancak asgari kurumlar vergisi uygulamasında, söz konusu indirim matrahı düşürse dahi asgari vergi matrahı daha yüksek kaldığında teşvikin vergiye yansıyan etkisi ortadan kalkabilmektedir. Böyle bir durumda mükellef;
· Sermaye artırımı yapmış,
· İndirim hakkı kazanmış,
· YMM tasdiki yaptırmış,
· Ancak ödenecek vergide azalma sağlayamamış olabilir.
Bu tablo, teşvikin ekonomik etkinliğini sınırlamakta ve 49 nolu SMMM ve YMM tebliğ ile tasdik maliyetinin rasyonelliğini tartışmalı hale getirmektedir.
49 No.lu
Tebliğ ve Vergi Güvenliği Açısından Değerlendirme
49 Seri No.lu Tebliğ’in temel
amacı, matrahı azaltan indirim ve istisnaların doğruluğunu güvence altına
almaktır⁴. Klasik sistemde bu yaklaşım son derece tutarlıdır; çünkü yanlış
uygulanan bir indirim doğrudan vergi kaybına yol açmaktadır.
Ancak asgari kurumlar vergisinin
devreye girdiği durumlarda, indirim ve istisna yanlış hesaplanmış olsa dahi
ödenecek vergi değişmeyebilmektedir. Bu durumda kamu geliri açısından fiili bir
risk söz konusu değildir.
Dolayısıyla tasdik zorunluluğu bazı
hallerde vergi güvenliği sağlayan bir araç olmaktan çıkıp şekli bir yükümlülüğe
dönüşebilmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından tasdik
maliyeti, sağlanamayan vergi avantajına kıyasla orantısız hale gelebilmektedir.
Kanuni
Boşluk mu, Sistemsel Uyum Sorunu mu?
Mevzuatta açık bir kanun boşluğu
bulunduğunu söylemek güçtür. Asgari kurumlar vergisi düzenlemesi
yürürlüktedir³; tasdik yükümlülüğü de yürürlüktedir⁴. Ancak iki düzenleme
birlikte değerlendirildiğinde normlar arası sistemsel uyum sorunu ortaya
çıkmaktadır.
Kanun koyucu asgari vergi
düzenlemesini getirirken, indirim ve istisnaların tasdik boyutunu yeniden ele
almamış; Tebliğ de asgari vergi uygulaması dikkate alınarak revize
edilmemiştir. Bu durum açık bir çelişki değil; düzenlemeler arası koordinasyon
eksikliğidir.
Sonuç
KVK m.5 istisnaları ve m.10
indirimleri, kurumlar vergisi sisteminin ekonomik ve sosyal politika
araçlarıdır. Asgari kurumlar vergisi ise vergi güvenliğini güçlendiren bir
taban vergi mekanizmasıdır. 49 Seri No.lu Tebliğ tasdik sistemi ise matrah
azaltıcı unsurların doğruluğunu denetleyen güvenlik aracıdır ( Bunu sağlayıp
sağlamadığı tartışma konusudur).
Ancak asgari verginin devreye
girdiği hallerde indirim ve istisnaların vergiye etkisinin ortadan kalkması,
tasdik zorunluluğunun ekonomik anlamını zayıflatmaktadır. Bu durum,
düzenlemelerin tamamen hatalı olduğu anlamına gelmemekle birlikte, sistem
bütünlüğü açısından yeniden değerlendirme ihtiyacına işaret etmektedir.
Vergi güvenliği ile teşvik
politikası arasındaki denge, normlar arası uyum sağlanarak korunabilir. Aksi
halde indirim ve istisnalar politika aracı olmaktan uzaklaşacak; tasdik sistemi
ise şekli bir yükümlülük niteliği kazanacaktır.
Dipnotlar
- 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m. 5
- 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m.10
- 02.08.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan
7524 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen 32/C maddesi.
- 30.12.2025 Tarih 33123 Sayılı R.G . 49 Sıra No.Lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği(3568 sayılı Kanun çerçevesinde yayımlanmıştır).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder