29 Aralık 2025 Pazartesi

49 NO’LU TEBLİĞE NEDEN KARŞI ÇIKILMALIDIR?

 “SMMM ODALARININ HUKUKİ VE TARİHSEL SORUMLULUĞU”

Giriş

49 No’lu Tebliğ, sadece bireysel SMMM’leri ilgilendiren teknik bir düzenleme değildir. Bu Tebliğ, meslek alanlarının idari bir metinle yeniden paylaşılması anlamına gelmektedir.

Bu nedenle mesele, kişisel gelir kaybı değil; mesleğin kurumsal geleceği meselesidir.

1. SMMM Odalarının Kanuni Görevleri

3568 sayılı Kanun uyarınca SMMM Odaları ve TÜRMOB’un temel görevleri şunlardır:

  • Mesleğin gelişimini sağlamak,
  • Meslek mensuplarının hak ve menfaatlerini korumak,
  • Mesleğin itibarını ve bağımsızlığını savunmak,
  • Haksız rekabeti önlemek,
  • Meslek alanına yönelik müdahalelere karşı durmak.

Bu görevler, odalara sadece temsil yetkisi değil; aktif savunma yükümlülüğü de yüklemektedir.

2. 49 No’lu Tebliğ Karşısında Sessizlik Ne Anlama Gelir?

Bu Tebliğ karşısında sessiz kalmak;

  • SMMM mesleğinin yetki alanının daraltılmasını kabullenmek,
  • YMM lehine idari tekel yaratılmasına razı olmak,
  • 3568 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin fiilen işlevsizleşmesini onaylamak,

anlamına gelir.

Bu, pasif bir tutum değil; örtülü bir rızadır.

3. Tebliğin Karşı Çıkılması Gereken Yönleri

49 No’lu Tebliğ’e karşı çıkılmalıdır çünkü:

  1. Meslek alanlarını kanunla değil, tebliğle yeniden düzenlemektedir.
  2. Ölçülülük ve orantılılık ilkesine aykırıdır.
  3. SMMM’leri ekonomik ve mesleki olarak bağımlı hâle getirmektedir.
  4. Meslekler arası dengeyi bozmakta, haksız rekabet yaratmaktadır.
  5. SMMM Odalarının varlık nedenini tartışmalı hâle getirmektedir.

4. Bugün İtiraz Edilmezse Ne Olur?

Bugün bu Tebliğe karşı çıkılmazsa:

  • Yarın başka istisnalar,
  • Daha düşük eşikler,
  • Daha geniş YMM zorunlulukları

kaçınılmaz hâle gelecektir.

Bu süreç, SMMM’yi uzun vadede:

  • müşavir olmaktan çıkarıp,
  • veri giriş elemanına dönüştürür.

Sonuç

49 No’lu Tebliğ’e karşı çıkmak;

  • YMM karşıtlığı değil,
  • mesleğin hukuki sınırlarını savunma mücadelesidir.

SMMM Odaları bu noktada ya;

  • mesleğin tarihsel sorumluluğunu üstlenecek,
  • ya da mesleğin tasfiyesine seyirci kalacaktır.

Bugün susulursa, yarın gerçekten şu cümle kurulacaktır:

“Yapay zekâ değil, mevzuat SMMM’leri bitirdi.”

YAPAY ZEKÂ İLE DEĞİL, ASIL SMMM’LER ŞİMDİ YOK OLUYOR

Giriş

Muhasebe mesleği uzun süredir “yapay zekâ muhasebecileri bitirecek mi?” sorusu etrafında tartışılıyor. Oysa bugün Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik (SMMM) mesleğini asıl tehdit eden unsur teknoloji değil, idari düzenlemeler yoluyla mesleğin işlevsizleştirilmesidir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan ve kamuoyunda 49 No’lu Tebliğ olarak bilinen düzenleme, görünürde teknik bir vergi uygulaması gibi sunulsa da gerçekte 3568 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde tanımlanan SMMM mesleki haklarını fiilen daraltan bir etki yaratmaktadır.

Bu makale, 49 No’lu Tebliğ’in SMMM mesleğini nasıl görünmez ve etkisiz hâle getirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

1. 3568 Sayılı Kanun’un 2’nci Maddesi: Mesleğin Anayasası

3568 sayılı Kanun’un 2’nci maddesi, SMMM mesleğinin varlık nedenini tanımlar. Bu maddeye göre SMMM;

  • Defter tutar,
  • Mali tabloları ve beyannameleri düzenler,
  • Mali müşavirlik ve danışmanlık yapar,
  • Rapor hazırlar ve görüş bildirir.

Bu yetkiler, SMMM’yi yalnızca teknik bir kayıt elemanı değil; beyanın içeriğini ve vergi matrahını şekillendiren asli aktör olarak konumlandırır.

Dolayısıyla bu yetkilerin içinin boşaltılması, doğrudan mesleğin varlığına yönelmiş bir müdahaledir.

2. 49 No’lu Tebliğ Ne Yapıyor?

49 No’lu Tebliğ ile;

  • Gelir ve kurumlar vergisi istisna ve indirimleri,
  • İndirimli vergi uygulamaları,
  • Asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi hesaplamaları,

belirli tutarların aşılması hâlinde zorunlu YMM tasdikine bağlanmıştır.

Buradaki temel sorun YMM tasdiki değil; tasdik zorunluluğunun kapsamının ve eşiğinin ölçüsüzlüğüdür.

Günümüz ekonomik koşullarında sıradan sayılabilecek işlemler dahi, Tebliğ yoluyla SMMM’nin etki alanı dışına itilmiştir.

3. SMMM’nin Danışmanlık ve Raporlama Yetkisi Nasıl Etkisizleşiyor?

SMMM tarafından yapılan;

  • istisna analizleri,
  • indirim hesaplamaları,
  • vergi planlaması ve yorumları,

YMM raporu yoksa hukuki sonuç doğurmamaktadır.

Bu durum, 3568 m.2’de açıkça tanınmış olan raporlama ve mali müşavirlik hakkının fiilen yok sayılması anlamına gelir.

SMMM raporu artık;

  • teknik olarak vardır,
  • ama hukuken yok hükmündedir.

4. Beyannameyi Yazıp Sonucunu Belirleyememek

Beyannameyi SMMM düzenlemekte; ancak beyanın en kritik unsurları olan istisna ve indirimlerin geçerliliği başka bir meslek mensubunun onayına bağlanmaktadır.

Bu tablo, SMMM’yi:

“Beyannameyi dolduran ama beyanın kaderini tayin edemeyen”

bir konuma sürüklemektedir.

Bu, yetkinin şeklen korunup özünün ortadan kaldırılmasıdır.

Sonuç

Bugün SMMM mesleğini tehdit eden şey yapay zekâ değildir.
Asıl tehdit, mesleği karar verici olmaktan çıkarıp teknik aracıya indirgeyen mevzuat anlayışıdır.

49 No’lu Tebliğ, SMMM’yi yok etmiyor gibi görünse de, etkisizleştirerek görünmez kılmaktadır.

Bu ise yok oluşun en sessiz ama en tehlikeli biçimidir. 

Binek Otomobillerde Vergisel Uygulamalar, Tebliğler ve Özelge Işığında Kapsamlı Bir Analiz

1. Mevzuat Çerçevesi ve Özelgenin Önemi

Binek otomobiller, şirketlerin operasyonel ihtiyaçları kadar vergisel düzenlemeler açısından da özel bir önem taşır. Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK) 40. maddesinde düzenlenen gider kısıtlaması, 311 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile detaylandırılmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 25.11.2025 tarihli özelgesi ise, bu mevzuatın pratikteki uygulama sorularına ışık tutarak, iki kritik konuyu netleştirmiştir:

1. Amortisman kısıtlamasının zamanla değişmezliği

2. Lastik giderlerinin muhasebeleştirilmesinde tebliğlerle tanımlanan esneklik

Bu makale, 311 Seri No.lu GVGT, 333 ve 345 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği hükümleri ile özelge görüşünü bütünleştirerek, binek otomobil vergi uygulamalarını bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır.

2. Amortisman Kısıtlamasının "Statik" Karakteri( İktisap Anı Belirleyicidir)

2.1. Mevzuat Temeli ve Özelge Vurgusu

311 Seri No.lu GVGT'nin "Binek Otomobillerin Giderleri ve Amortismanlarının Vergi Matrahından İndirilmesi" başlıklı beşinci bölümü, kısıtlamanın uygulama esaslarını detaylandırır. Özelge, bu tebliğ hükümlerine atıfta bulunarak aşağıdaki kesin yorumu pekiştirmiştir:

"Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır." (GVK 40/1-7)

Özelge'nin Kritik Vurgusu:

· Kısıtlama, aracın ömrü boyunca sabitlenmiş bir karaktere sahiptir.

· İlk iktisapta limiti aşmayan bir araç, sonradan yapılan hiçbir gider (büyük tamir, modifikasyon, değer artırıcı hurda değişimi vb.) ile kısıtlamaya tabi hale gelmez.

2.2. Pratik Uygulama Senaryosu

Senaryo Vergisel Sonuç Dayanak;

2025'te ÖTV+KDV hariç 900.000 TL'ye iktisap edilen binek otomobil Kısıtlamaya TABİ DEĞİL (2025 limiti: 1.100.000 TL) GVK 40/1-7, 311 Seri No.lu GVGT

Aynı araca 2026'da 400.000 TL'lik motor ve şanzıman revizyonu yapılması Kısıtlamaya TABİ DEĞİL kalmaya devam eder. Toplam maliyet 1.300.000 TL olsa da, belirleyici olan iktisap tarihi ve o tarihteki bedeldir. Özelge Görüşü

3. Lastik Giderlerinin Muhasebeleştirilmesi( İki Yol, Bir Seçim)

3.1. Genel Kural: Aktifleştirme ve Amortisman

333 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği Eki Amortisman Listesi (3.72 numaralı bölüm), lastiklerin iktisadi kıymet olarak değerlendirilmesini öngörür:

· Faydalı Ömür: 2 Yıl

· Normal Amortisman Oranı: %50

· Muhasebeleştirme: Lastik bedeli aktifleştirilir ve 2 yıllık sürede amortisman ayrılır.

ÖNEMLİ VURGULAMA (Özelge): Bu şekilde ayrılan lastik amortismanı, GVK 40. madde kapsamındaki binek otomobil amortisman kısıtlamasından ETKİLENMEZ. Yani lastik için ayrılan amortismanın tamamı, vergi matrahından tam olarak indirilebilir.

3.2. İstisnai Durum: Doğrudan Gider Yazılabilirlik

345 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği, sektörel koşullara bağlı önemli bir esneklik getirmiştir:

"Faaliyet gösterilen sektörün çalışma şartları gereği tahsis edildiği hizmette kullanılmaya hazır hale geldiği tarih itibarıyla faydalı ömrünün bir yıldan daha az olması halinde... kayıtlara doğrudan gider olarak intikal ettirilebileceği tabiidir."

Uygulama Kriterleri:

1. Sektörel Koşul: Faaliyetin niteliği (madencilik, inşaat, ağır sanayi, toprak/kum/çakıl nakliyesi vb.) lastik aşınmasını olağanüstü hızlandırmalıdır.

2. Faydalı Ömür Tahmini: Lastiğin, takıldığı andan itibaren teknik ve iktisadi ömrünün 1 yıldan az olacağının makul bir şekilde öngörülebilmesi gerekir.

3. Belgelendirme: Bu durum, gerekirse teknik rapor veya benzeri dokümanlarla desteklenmelidir.

3.3. Lastik Muhasebesi Karar Ağacı



4. KDV İndirimi, Giderin Kabul Edilebilirliği ile Doğru Orantılı

KDV Genel Uygulama Tebliği'nin "İndirilemeyecek KDV" başlıklı (III/C-2.1) bölümü, GVK'daki kısıtlama ile KDV indirimi arasındaki bağı açıkça kurar.

Temel Prensip:

· Bir gider, Gelir/Kurumlar Vergisi matrahından ne oranda indirilebiliyorsa, o gidere ait KDV de ancak o oranda indirilebilir.

· Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) kısmına isabet eden KDV, kesinlikle indirilemez.

Binek Oto Özelinde Hesaplama:

· Cari Giderler (yakıt, tamir, bakım, sigorta): GVK 40/1-5'e göre ancak %70'i gider yazılabilir.

· KDV İndirim Oranı: Bu giderlere ait KDV'nin de sadece %70'i indirilebilir.

Örnek Hesaplama:

· Tamir Faturası Tutarı: 10.000 TL + 2.000 TL KDV = 12.000 TL

· Vergi Matrahına Girebilen Gider: 10.000 TL x %70 = 7.000 TL

· İndirilebilir KDV: 2.000 TL x (%70) = 1.400 TL

· İndirilemeyen KDV (Maliyet): 2.000 TL – 1.400 TL = 600 TL

5. Sonuç 

1. Alım Öncesi Planlama: Binek otomobil iktisabında, sadece bugünkü değil, öngörülebilir gelecekteki limit artışları da dikkate alınmalıdır. İktisap anındaki bedel, vergisel kaderi belirler.

2. Lastik Yönetimi Politika Geliştirme: Şirketler, lastik iktisabında 345 Sıra No'lu VUKGT'deki esneklikten yararlanıp yararlanamayacaklarını değerlendirmeli ve buna uygun bir iç politika (ölçütler, belgelendirme) oluşturmalıdır. Bu, önemli bir nakit akışı avantajı sağlayabilir.

3. KDV Kayıtlarında Detay: Muhasebe kayıtları, binek otomobil giderlerine ait KDV'nin indirilebilir ve indirilemez kısımlarını ayrı ayrı takip edecek şekilde düzenlenmelidir.

4. Tebliğ ve Özelge Takibi: 311 Seri No'lu GVGT, amortisman kısıtlamasının ana rehberidir. 333 ve 345 Sıra No'lu VUKGT'ler, iktisadi kıymet muhasebesinin temelini oluşturur. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın konuya ilişkin özelgeleri ise, bu metinlerin resmi ve bağlayıcı yorumunu sunar. Üç kaynağın birlikte izlenmesi, vergisel uyum riskini minimize edecektir.

Nihai Çıkarım: Binek otomobil vergi uygulamaları, sabit kurallar (iktisap anındaki kısıtlama) ile sektörel koşullara bağlı esnekliklerin (lastik muhasebesi) bir arada bulunduğu bir alandır. Doğru vergi planlaması, bu kuralları anlamak ve şirketin özgül koşullarına en uygun şekilde uygulamaktan geçer.

KAYNAKÇA

1. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu. Madde 40. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 06.01.1961/10700.

2. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu. Madde 1, 29, 30. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 25.10.1984/18563.

3. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu. Madde 6. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 21.06.2006/26205.

4. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu. Madde 269, 313, 315, 320. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 10.01.1961/10703.

5. Gelir İdaresi Başkanlığı. (2025, 25 Kasım). Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması Konulu Özelge. Sayı: E-17192610-120[GV-21-66]-. Bursa Defterdarlığı.

6. Gelir İdaresi Başkanlığı. (2022, 20 Aralık). 311 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği. "Binek Otomobillerin Giderleri ve Amortismanlarının Vergi Matrahından İndirilmesi" Başlıklı Beşinci Bölüm. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 20.12.2022/32055.

7. Gelir İdaresi Başkanlığı. (2025, 1 Ocak). 329 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği. 2025 Yılında Uygulanacak Tutarlar. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 31.12.2024/...

8. Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2024, 29 Aralık). 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği. (339, 365, 389, 399, 406, 418, 439, 458, 506 ve 576 Sıra No.lu Tebliğlerle Değişik) Eki: Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler İçin Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları Listesi (3.72 numaralı bölüm). Resmî Gazete Tarih/Sayı: 29.12.2024/...

9. Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2023, 5 Eylül). 345 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği. "Ticari Amaçla Kullanılan Araçlar İçin İktisap Edilen Lastiklerin Faydalı Ömürleri" Başlıklı Bölüm. Resmî Gazete Tarih/Sayı: 05.09.2023/32301.

10. Gelir İdaresi Başkanlığı. Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği. "İndirilemeyecek KDV" Başlıklı (III/C-2.1) Bölüm. (Son Güncelleme Tarihi Kontrol Edilmelidir).

  

28 Aralık 2025 Pazar

Çalışanlar İçin Emekli Olmak Bir Hayaldi, Yoksulluğun Altındaki Emekli Maaşları Gerçek Oldu

Emeklilik, çalışanlar için bağzılarımıza bir hayal, bağzılarımıza ise bir hayal kırıklığı olarak görülmektedir. Bir taraftan o kadar çok emekli olmak isteyen çalışan var, diğer taraftan da emekli olduktan sonra elde ettiği emekli maaşıyla geçimini sağlayamayan milyonlar.

Bu ne yaman çelişki anne diye bir şiir dizesi var ya emeklilerin durumu tamda bu. Bir yaman çelişki. Devletin sosyal güvenlik “reform” adı altında çıkarılan kanunlarla çalışanlara yeni uygulamalar getirilmesi,emekliler arasında maaş ayrımını artıran diğer bir yara.

Her ne kadar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile çalışanları (sigortalıları) tek bir çatı altında birleştirmek için çıkarılan bir kanun olsa da, Emekli aylıkları hesaplanırken devlete çalışan (Memur), kendi hesabına bağımsız çalışan(BAĞ-KUR)ve emeğinin karşılığı olarak bir işveren bağlı olarak çalışan (İşçi )olarak ayrı ayrı değerlendirilir.

Emeklilik koşulları yaşa, çalışma süresine ve prim ödeme gün sayısına göre belirlenmektedir. Bu nedenle çalışanların en çok merak ettikleri konuların başında emekli olduklarında alacakları ücret, çalışırken aldıkları ücretle aynı mı oluyor, alacağı emekli aylıkları azalıyor mu? Yoksa artırmak için ne yapmalıyım gibi sorular şu geçim sıkıntısının had safhaya çıktığı ekonomik zor koşullarda ilk akla gelenler ola gelmektedir.

İŞÇİLER AÇISINDAN AYLIĞA HAK KAZANMA KOŞULLARINI ETKİLEYEN TEMEL EMEKLİLİK KAVRAMLARI

Kanuna tabi malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim ödeyenlerin, sigorta kollarından yapılması gereken yardımlara hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde,

·         Sigortalılık Süresi,

·         Prim Ödeme Gün Sayısı

·         VeYaş Faktörlerine

bakılmaktadır.

İlk sigortalı olma, prime sayılan ve sayılmayan gün sayıları ve kanunlarda belirtilen tarihlerde doğum tarihlerinin yaş hesabında dikkate alındığını söylemek şimdilik yeterli.

Tabi ki, çoğu çalışan emekli olmadan önce emekli maaşlarının nasıl hesaplandığını bilmemektedirler. Acaba bu emeklilik maaşları nasıl hesaplanıyor?

EMEKLİLİK MAAŞLARI NASIL HESAPLANIYOR

Her ne kadar sosyal güvenlik şemsiyemiz bir olsa da emeklilik maaşları çalışma biçimlerine göre ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Memur, kendi hesabına çalışan ve işçi olarak bilinen çalışma biçimlerine göre bir ayrım söz konusudur.

Bu ayrım da yetmiyor emekli maaşı hesaplamaya. Çeşitli dönemlerde “ hükümetlerin sosyal güvenlik reformu” adı altında çıkarmış oldukları düzenlemelere göre de farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Bu “reform” adı altında çıkarılan yasalarda sadece emekli olma yaşı değişmiyor, emekli aylığı hesaplama yöntemleri de değiştirilmektedir.

Bu dönemleri şöyle sınıflandırabiliriz,

·         2000 Yılı öncesi

·         Ocak 200 yılı ila Ekim 2008 yılı arası dönem,

·         Ekim 2008 sonrası dönem,

2000 Yılından itibaren emekli aylıklarında hesaplama yöntemi Emekli aylığı=Aylık Bağlama Katsayısı X Ortalama aylık kazanç şeklinde bir formülle hesaplanmaktadır.

Ortalama Aylık Kazanç; Tüm sigortalıların yukarıda belirtilen işe giriş tarihinden itibaren ödemeye başladıkları prim(sigorta tutarları) ile emeklilik koşulların yerine geldiği( Gün sayısı, yaş ve prime ödeme)  tarihe kadar ödedikleri sigorta prime esas kazançlarının güncelleme kat sayısı, güncellenerek bulunmaktadır. Bu şekilde bulunan ortalama aylık kazanç, aylık bağlama katsayısıyla çarpılmasıyla emekli aylığı ortaya çıkmaktadır.

EMEKLİ AYLIĞINI BELİRLEYEN GÜNCELLEME KATSAYISININ MAAŞLARA ETKİSİ

Yukarıda ortalama aylık kazancın hesaplanmasında güncelleme katsayısı ile güncellendiğini ve ortaya çıkan tutarın aylık bağlanma kat sayısı ile çarpılarak emekli aylığının hesaplandığını söylemiştim. Burada tekrar bunu yazmamın nedeni ne olabilir diye düşünüyorsunuzdur. İşte yukarıda Hükümetlerin sosyal güvenlik “reform” adı altında çıkarmış oldukları kanunlar vardı ya işte, onlarla çok yakından ilgili. Şöyle ki;

2000 yılından önceki çalışanlar için emekli aylık formülü;Memur maaş katsayısı X Gösterge X Aylık Bağlama oranı idi. Bu dönemde düşük tutarda prim ödeyenlerin aylık bağlama katsayılarının yüksek belirlenmesi, gerekse emekli aylık alt sınır uygulanması nedeniyle emekli aylığı tutarına etkisi yüksek olmakta idi.

Bu dönemde gösterge sistemi dikkate alındığından aylık bağlama oranı yüksek olmaktaydı. Ne kadar çok prim ödenmiş ise bu dönemde emekli aylığı da o kadar yüksek olmaktaydı.

Ocak 2000 ila Ekim 2000 tarihleri arasındaki dönemde için güncelleme katsayısında büyüme hızının (Her yıl Nisan ayında ülkemizde TÜİK tarafından ülke büyüme hızı rakamları açıklanır) tamamı dikkate alınmaktaydı.

Bu dönemde gösterge sistemi yerine, TÜFE(tüketici fiyat endeksi) ve gelişme hızının birlikte dikkate alındığı güncelleme katsayısı yöntemi uygulanmaktadır. Aylık bağlama oranının düşük olması çalışanın ödediği primlerin etkisinin azalmasına neden olmaktadır.

Şimdi sıkı durun emekli aylıkları neden düştü? Ekim 2008 yılında yapılan düzenleme ile bu tarihten sonra emekli olanlarda ülkedeki büyüme hızının tamamı değil, % 30( yüzde otuzu) güncelleme katsayısında dikkate alınmaktadır. Diğer taraftan aylık bağlama oranı eski dönemlere göre daha da düşürüldüğü için en düşük emekli aylığı bu dönmede ortaya çıkmaktadır.

Bu üç dönem içerisinde en az aylık bağlanma oranı Ekim 2008 tarihinden sonra uygulanan sosyal güvenlik “reformu” diye ifade edilen dönemde ortaya çıkmaktadır.

KENDİ ADINA ÇALIŞAN BAĞ-KUR’LULARIN EMEKLİ AYLIKLARI NASIL HESAPLANIYOR

Genel olarak halk arasında bağ-Kurlu olarak bilinen ve kendi adına çalışanlar ile bir işletmenin yönetim kurulu üyesi olanların maaşlarının hesaplanması da aynı işçiler gibi “reform” adı altında düzenlenen yasalardan etkilenerek üç ayrı dönem göre hesaplanmaktadır.

·         2000 yılı öncesi

·         2000 ila Ekim 2008 arası ve

·         1 Ekim 2008 sonrası,

Çalışanların çalışma süreleri ile prim ödeme günleri, aylık bağlama oranının yüksek olması nedeniyle, yüksek tutarda prim ödeyenlerin maaşları ( o zamanlar BAĞ-KUR basamakları vardı ve yüksek basamaktan prim ödeyenlerin) yüksek olmaktaydı.

Dolayısıyla emekli aylığı miktarını bu dönemdeki çalışmalar daha az etkiliyor. Prim günü ve basamağı alınarak bu döneme ait kısmi aylık bulunuyor.

2000-2008 yılları arası için Bağ-Kur emeklilik maaşı hesaplama formülü; Ağırlıklı ortalama X Aylık bağlanma oranı, 2000-2008 yılları arası toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı = Ağırlıklı ortalama şeklindedir.

 Ekim 2008 tarihinden sonra ise gösterge sisteminin yerine TÜFE ve gelişme hızından oluşan güncelleme katsayısı sistemine geçildi ve aylık bağlama oranı düşürüldü.Büyüme hızı ve TÜFE rakamları ortalaması =Ağırlıklı ortalama.2008 yılı sonrası Dönem ağırlığı=yatan toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı olarak hesaplanmaktadır.

MEMURLARIN EMEKLİ MAAŞLARININ HESAPLANMASI

Memurların statülerinin diğer çalışanlardan biraz farklı olması emekli maaşlarının da daha kolay hesaplanmasına neden olmaktadır. Memurun derecesi, kademesi, hizmet süresi ve ek göstergesi emekli maaşlarının etkileyen göstergelerdir.

Ekim 2008 yılından önce işe başlayan memurların emekli maaşlarının hesaplanmasında gösterge ve katsayı sistemi dikkate alınmakta idi. Bu sisteme göre çalışma süresini tamamlamış (25 yıl) bir memurun aylık bağlanma oranı %75 (yüzde yetmişbeş) olmaktaydı.

Ekim 2008 yılından sonra işe girmiş ve 25 yılını doldurmuş bir memura, çalışmaları karşılığı ortalama aylık kazancının %50 (yüzde elli) ‘sini almaktadır. Görüldüğü gibi “reform” olarak adlandırılan kanunların çalışanların haklarında nasıl bir gerileme yarattığı görülmektedir. Bu kayıp emeklilerin yaşam koşullarına da yansımaktadır.

EMEKLİ AYLIĞI ÇALIŞTIKÇA DÜŞÜYOR MU?

Emekli maaşlarının bağlanmasında yukarıda anlattığımız yöntemler kullanılmaktadır. “Reform” olarak yasallaştırılan kanunlar çalışanların “haklarında” nasıl bir gerilemeye sebep olduğu görülmektedir.

Üç dönem olarak sosyal güvenlik kanunlarında emekli maaşlarının belirlenmesinde,

25 yıl sigortalılık süresi üzerinden aylık bağlama oranı göstergeden aylık hesaplanacak oran % 76 olarak belirlenmişti.10 yıl sigortalılık süresi üzerinden emekli olanlarda aylık bağlanma oranı %70 (yüzde yetmiş) olarak 2000yılı öncesi dönemde bağlanmaktadır.

2000 ila 1 Ekim 2008 arasında ki dönemde yine aynı yıllık (25 yıl) sigortalı olarak çalışanlarda ise aylık bağlanma oranı %65 geriledi.

5510 sayılı yasanın yürürlülüğe girdiği tarihten sonra yasayla 25 yıl sigortalılık süresini çalışanlar ise aylık bağlanma oranları %50 ye düşürüldü.

ÇALIŞANLARA İNSANCA YAŞAM YERİNE “DAHA FAZLA PRİM ÖDE” DEMEK

Emeğiyle geçinenlerin tamamının bildiği gibi, bu ekonomik koşullarda SGK primini yüksek tutarlardan ödeme önerisi, kâğıt üzerinde kulağa hoş gelse de gerçek hayatta karşılığı olmayan bir beklentidir. Dışarıda iş bekleyen yüzbinlerce işsiz varken, çalışanların “daha yüksek kazançtan prim ödemesi” bir tercih değil, çoğu zaman bir hayalden ibarettir.

Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu olan TÜRK-İŞ’in her ay düzenli olarak yayımladığı “açlık ve yoksulluk sınırı” araştırmasının 2026 yılına girerken ortaya koyduğu tablo, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

2026 yılı itibarıyla dört kişilik bir ailenin, sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) yaklaşık 30 bin TL seviyesine ulaşmıştır.

Gıda harcamasına ek olarak giyim, barınma (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri zorunlu ihtiyaçların toplamı dikkate alındığında ise yoksulluk sınırı 97 bin TL’ye dayanmıştır.

Yaşamı rakamlarla ölçmek ne kadar mümkündür, elbette tartışılır. Ancak söz konusu olan geçim olduğunda, bu rakamların ne anlama geldiğini istatistik tablolarından değil, mutfakta tencereyi kaynatmaya çalışanlar çok iyi bilir.

Bunu; emekli maaşını aldığı gün eve gidene kadar bitiren, kalan günleri nasıl geçireceğini hesaplayan emekli bilir. Bunu, ayın ortasında kredi kartına yüklenen borçla pazara çıkan çalışan bilir.

2026 yılı için belirlenen net asgari ücret 28.075 TL’dir. Bu rakam, daha işin başında açlık sınırının altında kalmaktadır. Yani bir çalışanın aldığı ücret, dört kişilik ailesinin sadece gıda ihtiyacını dahi karşılamaya yetmemektedir. Yoksulluk sınırıyla arasındaki uçurum ise artık ölçülemez boyuttadır.

Emekli cephesinde tablo daha da ağırdır.2026 yılı başında yapılması beklenen artışlara rağmen en düşük emekli aylığının 19 bin TL civarında kalacağı öngörülmektedir. Bu tutar, açlık sınırının dahi oldukça altındadır. Yoksulluk sınırına yaklaşmak ise zaten mümkün değildir.

Bu koşullar altında, emekli maaşlarının biraz daha yüksek olabilmesi için sürekli olarak aynı öneri dile getirilmektedir:
“Çalışırken SGK primlerini yüksekten ödeyin.”

Peki soralım:2026 Türkiye’sinde, asgari ücret açlık sınırının altındayken, bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti yaklaşık 39 bin TL’ye ulaşmışken, hangi ücretli, hangi imkânla primini yüksekten ödeyebilir?

Gerçek şu ki; sorun yalnızca primlerin düşük ödenmesi değildir.Sorun, ücretlerin insanca yaşam düzeyinin çok altında belirlenmesi,sosyal güvenlik sisteminin ise bu düşük ücret yapısına mahkûm edilmesidir.

Çalışana “insanca yaşayacak ücret” vermeden, emekliye “insanca bir emeklilik” sunmadan,
çözümü sadece “daha fazla prim ödemek” şeklinde tarif etmek, sorumluluğu sistemden alıp bireyin omzuna yüklemekten başka bir anlam taşımamaktadır
.

Anonim ve Limited Şirketlerde Amme Borçlarına Karşı Ortakların Sorumluluğu

 

Özet

Anonim ve limited şirketlerin ödenmeyen vergi ve sosyal güvenlik prim borçlarından kimin sorumlu tutulacağı, özellikle ortaklık ilişkisinin sona ermesinden sonra yürürlüğe giren yapılandırma kanunları nedeniyle doktrinde ve yargı kararlarında tartışmalara konu olmaktadır. Bu çalışmada, şirket tüzel kişiliği tarafından, mevcut ortaklar ila eski ortağın ortaklıktan ayrılmasından sonra 6111 sayılı Kanun ve benzeri yapılandırma düzenlemeleri kapsamında yapılandırılan amme borçlarının, borcun hukuki niteliğini değiştirip değiştirmediği ve bu değişimin eski ortakların sorumluluğuna etkisi, Türk Ticaret Kanunu, 6183 sayılı Kanun ve Danıştay içtihatları çerçevesinde ele alınmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: Amme borcu, yapılandırma, eski ortak, 6183 sayılı Kanun, kanuni temsilci sorumluluğu.

1. Amme Borçlarında Tüzel Kişiliğin Birincil Sorumluluğu

Vergi ve sosyal güvenlik prim borçları, hukuki nitelik itibarıyla amme alacağıdır. Amme alacaklarının tahsilinde temel düzenleme 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’dur.

6183 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde amme borçlusu; “amme alacağını ödemekle yükümlü olan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlanmıştır. Buna göre, anonim ve limited şirketlerde amme borcunun birincil muhatabı şirket tüzel kişiliğidir.

Bu ilke, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10’uncu maddesinde yer alan kanuni temsilci sorumluluğu düzenlemesinin de sistematik temelini oluşturmaktadır.¹

2. Türk Ticaret Kanunu Açısından Ortakların Konumu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre, Anonim şirketlerde pay sahipleri, yalnızca taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olarak sorumludur (TTK m.329). Limited şirketlerde ortaklar, kural olarak şirket borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı sorumlu değildir, ancak kamu borçları açısından özel düzenlemeler mevcuttur (TTK m.573).

TTK sistematiğinde, ortaklık sıfatı ile yönetim ve temsil sıfatı birbirinden ayrıdır. Bu ayrım, kamu borçlarına ilişkin sorumluluk rejiminde de belirleyici rol oynamaktadır.

3. İmza Yetkisi Olmayan Ortakların Amme Borçlarından Sorumluluğu

Danıştay içtihatlarında istikrar kazanan yaklaşım uyarınca, anonim ve limited şirketlerde sadece sermaye koyan, imza ve temsil yetkisi bulunmayan ortakların, şirketin ödenmeyen amme borçlarından doğrudan sorumlu tutulması mümkün değildir.

Nitekim Danıştay 9. Dairesi’nin 07.11.2018 tarihli ve E:2016/6774, K:2018/6733 sayılı kararında, imza yetkisi olmayan ortağın, şirket borçları nedeniyle ödeme emriyle muhatap alınamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.²

4. 6183 Sayılı Kanun’da Sorumluluk Zinciri

6183 sayılı Kanun’un 35 ve mükerrer 35’inci maddeleri, limited şirket ortakları ve kanuni temsilciler açısından ikincil ve üçüncül sorumluluk rejimini düzenlemektedir.

Bu çerçevede sorumluluk sıralaması şöyledir;

Şirket tüzel kişiliği,

·         Kanuni temsilciler (A.Ş.’lerde yönetim kurulu üyeleri, Ltd.’lerde müdürler),

·         Tahsil edilememe şartlarının gerçekleşmesi hâlinde limited şirket ortakları.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun E:2013/1, K:2018/1 sayılı kararı da bu sıralamayı teyit etmekte, ortaklara yönelinebilmesi için amme alacağının şirketten ve kanuni temsilcilerden tahsil edilemediğinin somut olarak ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.³

5. Yapılandırma Kanunlarının Borcun Hukuki Niteliğine Etkisi

6111 sayılı Kanun ve sonrasında çıkarılan yapılandırma düzenlemeleri, yalnızca ödeme kolaylığı sağlayan teknik düzenlemeler değildir. Bu kanunlar ile,

·         Borcun vadesi,

·         Faiz ve fer’î alacaklar,

·         Ödeme şartları

yeniden belirlenmekte ve borç yeni bir hukuki statüye kavuşturulmaktadır.

Danıştay 9. Dairesi’nin 18.12.2017 tarihli ve E:2016/14436, K:2017/9642 sayılı kararında, yapılandırılan borcun, yapılandırma tarihindeki hukuki duruma göre değerlendirilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.⁴

Bu bağlamda, eski ortağın ortaklıktan ayrılmasından sonra şirket tarafından yapılan yapılandırma, eski ortak açısından yeni bir sorumluluk doğurmaz.

6. Eski Ortakların Yapılandırma Sonrası Borçlardan Sorumluluğu

Ortaklık ilişkisi sona ermiş bir kişinin;

·         Yapılandırma sözleşmesinin tarafı olmaması,

·         Borcun yapılandırma ile yeni bir ödeme planına bağlanması

nedeniyle, yapılandırma sonrası doğan ihlallerden sorumlu tutulması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Bu yaklaşım, idarenin görüşlerinde de karşılık bulmuştur. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 05.04.2004 tarih ve 014913 sayılı yazısında, yeni ortakların yaptığı matrah ve vergi artırımlarından eski ortakların sorumlu tutulamayacağı açıkça belirtilmiştir.⁵

7. SGK Borçları ve Emekli Maaşlarına Haciz Meselesi

Vergi borçları nedeniyle şirket ortaklarının veya yöneticilerinin emekli maaşlarına haciz konulması mümkün değildir. SGK borçları bakımından ise uygulamada farklılıklar bulunmakta olup, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 15.04.2014 tarihli ve E:2014/3597, K:2014/7919 sayılı kararında, emekli maaşlarının korunmasına yönelik bir yaklaşım benimsenmiştir.⁶

Sosyal güvenlik prim borçları nedeniyle şirket ortakları ve kanuni temsilcilerin emekli maaşlarına haciz uygulanıp uygulanamayacağı hususu, uzun süre Yargıtay daireleri arasında görüş ayrılıklarına konu olmuştur. Bu içtihat farklılığı, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 21.03.2025 tarihli ve E:2022/2, K:2025/1 sayılı kararı ile giderilmiştir.

Anılan kararda, SGK prim borçlarının kamu alacağı niteliğinde olmakla birlikte, emekli maaşlarının sosyal devlet ilkesi ve insan onuruna yaraşır asgari yaşam hakkı kapsamında korunması gereken gelirler arasında yer aldığı vurgulanmıştır. Büyük Genel Kurul, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93’üncü maddesi ile 6183 sayılı Kanun hükümlerini birlikte değerlendirerek, emekli aylıklarının kural olarak haczedilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.⁷

Kararda özellikle şu hususların altı çizilmiştir;

Emekli aylıkları, bireyin aktif çalışma gücünü kaybettikten sonra yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu ve süreklilik arz eden bir gelir niteliğindedir.

SGK alacakları, her ne kadar kamu alacağı olsa da, emekli aylığının tamamına veya önemli bir kısmına haciz uygulanması, ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Kanuni temsilci veya şirket ortağı sıfatı, tek başına emekli maaşına haciz uygulanmasını haklı kılmaz. Bu karar ile birlikte, daha önce bazı daire kararlarında görülen “SGK borçları yönünden emekli maaşlarına haciz konulabileceği” yönündeki yaklaşım terk edilmiş, emekli aylıklarının kamu alacakları karşısında da korunması gerektiği yönünde bağlayıcı bir içtihat oluşturulmuştur.

Dolayısıyla, anonim ve limited şirketlerin ödenmeyen SGK prim borçları nedeniyle, gerek kanuni temsilcilerin gerekse ortakların emekli maaşlarına haciz uygulanması, Yargıtay Büyük Genel Kurulu kararı sonrasında hukuken mümkün olmaktan çıkmıştır. Bu durum, tahsil sürecinde idarenin takip yetkisini daraltmakta, buna karşılık sosyal devlet ilkesinin güçlendirilmesine hizmet etmektedir.

8. Sonuç

Anonim ve limited şirketlerin ödenmeyen vergi ve sosyal güvenlik prim borçlarında sorumluluk, Türk Ticaret Kanunu ve 6183 sayılı Kanun’un birlikte uygulanmasını gerektiren, aşamalı ve istisnai bir rejime dayanmaktadır. Bu çerçevede, amme borçlarının birincil muhatabı şirket tüzel kişiliği olup, şirketten tahsil imkânı tüketilmeden kanuni temsilcilere veya ortaklara yönelinmesi hukuken mümkün değildir.

Yapılandırma kanunları bakımından ulaşılan temel sonuç, bu düzenlemelerin yalnızca ödeme kolaylığı sağlamadığı, aynı zamanda borcun hukuki niteliğini yeniden tanımladığıdır. Ortaklık ilişkisi sona erdikten sonra şirket tüzel kişiliği tarafından yapılan yapılandırmalar, yapılandırmaya taraf olmayan eski ortaklar yönünden yeni bir sorumluluk doğurmamaktadır. Danıştay içtihatları, sorumluluğun yapılandırma tarihindeki hukuki duruma göre belirlenmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Öte yandan, yöneticilerin SGK borçları nedeniyle emekli maaşlarına haciz uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin tartışmalar, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 21.03.2025 tarihli kararı ile sona ermiştir. Bu kararla birlikte, emekli aylıklarının kamu alacakları karşısında da kural olarak haczedilemeyeceği yönünde bağlayıcı bir içtihat oluşmuştur.

Sonuç itibarıyla, şirket borçları nedeniyle eski ortaklara veya kanuni temsilcilere otomatik ve genişletici yorumlarla sorumluluk yüklenmesi, hem mevzuat sistematiğine hem de yerleşik yargı kararlarına aykırıdır. Uygulamada, borcun doğduğu dönem, yapılandırma tarihi ve ortaklık–temsil ilişkisinin sona erme anı somut olay bazında değerlendirilmeden yapılan takip işlemleri, hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir.

Dipnotlar

1.       VUK m.10; 6183 sayılı Kanun m.3.

2.       Danıştay 9. D., 07.11.2018, E:2016/6774, K:2018/6733.

3.       Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 28.03.2018, E:2013/1, K:2018/1.

4.       Danıştay 9. D., 18.12.2017, E:2016/14436, K:2017/9642.

5.       Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, 05.04.2004, Sayı:014913.

6.       Yargıtay 21. HD., 15.04.2014, E:2014/3597, K:2014/7919.

7.       Yargıtay Büyük Genel Kurulu, 21.03.2025, E:2022/2, K:2025/1.

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...