Emeklilik, çalışanlar için bağzılarımıza
bir hayal, bağzılarımıza ise bir hayal kırıklığı olarak görülmektedir. Bir
taraftan o kadar çok emekli olmak isteyen çalışan var, diğer taraftan da emekli
olduktan sonra elde ettiği emekli maaşıyla geçimini sağlayamayan milyonlar.
Bu ne yaman çelişki anne
diye bir şiir dizesi var ya emeklilerin durumu tamda bu. Bir yaman çelişki.
Devletin sosyal güvenlik “reform”
adı altında çıkarılan kanunlarla çalışanlara yeni uygulamalar getirilmesi,emekliler
arasında maaş ayrımını artıran diğer bir yara.
Her ne kadar 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu ile çalışanları (sigortalıları) tek bir çatı altında
birleştirmek için çıkarılan bir kanun olsa da, Emekli aylıkları hesaplanırken devlete
çalışan (Memur), kendi hesabına
bağımsız çalışan(BAĞ-KUR)ve emeğinin
karşılığı olarak bir işveren bağlı olarak çalışan (İşçi )olarak ayrı ayrı değerlendirilir.
Emeklilik koşulları yaşa,
çalışma süresine ve prim ödeme gün sayısına göre belirlenmektedir. Bu nedenle
çalışanların en çok merak ettikleri konuların başında emekli olduklarında
alacakları ücret, çalışırken aldıkları ücretle aynı mı oluyor, alacağı emekli
aylıkları azalıyor mu? Yoksa artırmak için ne yapmalıyım gibi sorular şu geçim
sıkıntısının had safhaya çıktığı ekonomik zor koşullarda ilk akla gelenler ola
gelmektedir.
İŞÇİLER
AÇISINDAN AYLIĞA HAK KAZANMA KOŞULLARINI ETKİLEYEN TEMEL EMEKLİLİK KAVRAMLARI
Kanuna tabi malullük,
yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim ödeyenlerin, sigorta kollarından yapılması
gereken yardımlara hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde,
·
Sigortalılık
Süresi,
·
Prim
Ödeme Gün Sayısı
·
VeYaş
Faktörlerine
bakılmaktadır.
İlk sigortalı olma, prime
sayılan ve sayılmayan gün sayıları ve kanunlarda belirtilen tarihlerde doğum
tarihlerinin yaş hesabında dikkate alındığını söylemek şimdilik yeterli.
Tabi ki, çoğu çalışan emekli
olmadan önce emekli maaşlarının nasıl hesaplandığını bilmemektedirler. Acaba bu
emeklilik maaşları nasıl hesaplanıyor?
EMEKLİLİK
MAAŞLARI NASIL HESAPLANIYOR
Her ne kadar sosyal güvenlik
şemsiyemiz bir olsa da emeklilik maaşları çalışma biçimlerine göre ayrı ayrı
hesaplanmaktadır. Memur, kendi hesabına çalışan ve işçi olarak bilinen çalışma
biçimlerine göre bir ayrım söz konusudur.
Bu ayrım da yetmiyor emekli
maaşı hesaplamaya. Çeşitli dönemlerde “ hükümetlerin sosyal güvenlik reformu”
adı altında çıkarmış oldukları düzenlemelere göre de farklılıklar ortaya çıkmaktadır.
Bu “reform” adı altında
çıkarılan yasalarda sadece emekli olma yaşı değişmiyor, emekli aylığı hesaplama
yöntemleri de değiştirilmektedir.
Bu dönemleri şöyle
sınıflandırabiliriz,
·
2000 Yılı öncesi
·
Ocak 200 yılı ila Ekim 2008 yılı arası dönem,
·
Ekim 2008 sonrası dönem,
2000 Yılından itibaren
emekli aylıklarında hesaplama yöntemi Emekli aylığı=Aylık Bağlama Katsayısı X
Ortalama aylık kazanç şeklinde bir formülle hesaplanmaktadır.
Ortalama Aylık Kazanç; Tüm
sigortalıların yukarıda belirtilen işe giriş tarihinden itibaren ödemeye
başladıkları prim(sigorta tutarları) ile emeklilik koşulların yerine geldiği(
Gün sayısı, yaş ve prime ödeme) tarihe
kadar ödedikleri sigorta prime esas kazançlarının güncelleme kat sayısı,
güncellenerek bulunmaktadır. Bu şekilde bulunan ortalama aylık kazanç, aylık
bağlama katsayısıyla çarpılmasıyla emekli aylığı ortaya çıkmaktadır.
EMEKLİ
AYLIĞINI BELİRLEYEN GÜNCELLEME KATSAYISININ MAAŞLARA ETKİSİ
Yukarıda ortalama aylık
kazancın hesaplanmasında güncelleme katsayısı ile güncellendiğini ve ortaya
çıkan tutarın aylık bağlanma kat sayısı ile çarpılarak emekli aylığının
hesaplandığını söylemiştim. Burada tekrar bunu yazmamın nedeni ne olabilir diye
düşünüyorsunuzdur. İşte yukarıda Hükümetlerin sosyal güvenlik “reform” adı altında çıkarmış oldukları
kanunlar vardı ya işte, onlarla çok yakından ilgili. Şöyle ki;
2000 yılından önceki
çalışanlar için emekli aylık formülü;Memur
maaş katsayısı X Gösterge X Aylık Bağlama oranı idi. Bu dönemde düşük
tutarda prim ödeyenlerin aylık bağlama katsayılarının yüksek belirlenmesi,
gerekse emekli aylık alt sınır uygulanması nedeniyle emekli aylığı tutarına
etkisi yüksek olmakta idi.
Bu dönemde gösterge sistemi
dikkate alındığından aylık bağlama oranı yüksek olmaktaydı. Ne kadar çok prim
ödenmiş ise bu dönemde emekli aylığı da o kadar yüksek olmaktaydı.
Ocak 2000 ila Ekim 2000
tarihleri arasındaki dönemde için güncelleme katsayısında büyüme hızının (Her
yıl Nisan ayında ülkemizde TÜİK tarafından ülke büyüme hızı rakamları
açıklanır) tamamı dikkate alınmaktaydı.
Bu dönemde gösterge sistemi yerine,
TÜFE(tüketici fiyat endeksi) ve gelişme hızının birlikte dikkate alındığı
güncelleme katsayısı yöntemi uygulanmaktadır. Aylık bağlama oranının düşük
olması çalışanın ödediği primlerin etkisinin azalmasına neden olmaktadır.
Şimdi sıkı durun emekli
aylıkları neden düştü? Ekim 2008 yılında yapılan düzenleme ile bu tarihten
sonra emekli olanlarda ülkedeki büyüme hızının tamamı değil, % 30( yüzde otuzu)
güncelleme katsayısında dikkate alınmaktadır. Diğer taraftan aylık bağlama
oranı eski dönemlere göre daha da düşürüldüğü için en düşük emekli aylığı bu
dönmede ortaya çıkmaktadır.
Bu üç dönem içerisinde en az
aylık bağlanma oranı Ekim 2008 tarihinden sonra uygulanan sosyal güvenlik
“reformu” diye ifade edilen dönemde ortaya çıkmaktadır.
KENDİ
ADINA ÇALIŞAN BAĞ-KUR’LULARIN EMEKLİ AYLIKLARI NASIL HESAPLANIYOR
Genel olarak halk arasında
bağ-Kurlu olarak bilinen ve kendi adına çalışanlar ile bir işletmenin yönetim
kurulu üyesi olanların maaşlarının hesaplanması da aynı işçiler gibi “reform”
adı altında düzenlenen yasalardan etkilenerek üç ayrı dönem göre
hesaplanmaktadır.
·
2000 yılı öncesi
·
2000 ila Ekim 2008 arası ve
·
1 Ekim 2008 sonrası,
Çalışanların çalışma
süreleri ile prim ödeme günleri, aylık bağlama oranının yüksek olması
nedeniyle, yüksek tutarda prim ödeyenlerin maaşları ( o zamanlar BAĞ-KUR
basamakları vardı ve yüksek basamaktan prim ödeyenlerin) yüksek olmaktaydı.
Dolayısıyla emekli aylığı
miktarını bu dönemdeki çalışmalar daha az etkiliyor. Prim günü ve basamağı
alınarak bu döneme ait kısmi aylık bulunuyor.
2000-2008 yılları arası için Bağ-Kur emeklilik maaşı
hesaplama formülü; Ağırlıklı ortalama X Aylık bağlanma oranı, 2000-2008 yılları
arası toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı = Ağırlıklı ortalama
şeklindedir.
Ekim 2008 tarihinden sonra ise gösterge
sisteminin yerine TÜFE ve gelişme hızından oluşan güncelleme katsayısı
sistemine geçildi ve aylık bağlama oranı
düşürüldü.Büyüme hızı ve TÜFE
rakamları ortalaması =Ağırlıklı ortalama.2008 yılı sonrası Dönem ağırlığı=yatan
toplam prim gün sayısı / Toplam prim gün sayısı olarak hesaplanmaktadır.
MEMURLARIN
EMEKLİ MAAŞLARININ HESAPLANMASI
Memurların statülerinin
diğer çalışanlardan biraz farklı olması emekli maaşlarının da daha kolay
hesaplanmasına neden olmaktadır. Memurun derecesi, kademesi, hizmet süresi ve
ek göstergesi emekli maaşlarının etkileyen göstergelerdir.
Ekim 2008 yılından önce işe
başlayan memurların emekli maaşlarının hesaplanmasında gösterge ve katsayı
sistemi dikkate alınmakta idi. Bu sisteme göre çalışma süresini tamamlamış (25
yıl) bir memurun aylık bağlanma oranı %75 (yüzde yetmişbeş) olmaktaydı.
Ekim 2008 yılından sonra işe
girmiş ve 25 yılını doldurmuş bir memura, çalışmaları karşılığı ortalama aylık
kazancının %50 (yüzde elli) ‘sini almaktadır. Görüldüğü gibi “reform” olarak
adlandırılan kanunların çalışanların haklarında nasıl bir gerileme yarattığı
görülmektedir. Bu kayıp emeklilerin yaşam koşullarına da yansımaktadır.
EMEKLİ
AYLIĞI ÇALIŞTIKÇA DÜŞÜYOR MU?
Emekli maaşlarının
bağlanmasında yukarıda anlattığımız yöntemler kullanılmaktadır. “Reform” olarak
yasallaştırılan kanunlar çalışanların “haklarında” nasıl bir gerilemeye sebep
olduğu görülmektedir.
Üç dönem olarak sosyal
güvenlik kanunlarında emekli maaşlarının belirlenmesinde,
25 yıl sigortalılık süresi
üzerinden aylık bağlama oranı göstergeden aylık hesaplanacak oran % 76 olarak
belirlenmişti.10 yıl sigortalılık süresi üzerinden emekli olanlarda aylık
bağlanma oranı %70 (yüzde yetmiş) olarak 2000yılı öncesi dönemde bağlanmaktadır.
2000 ila 1 Ekim 2008
arasında ki dönemde yine aynı yıllık (25 yıl) sigortalı olarak çalışanlarda ise
aylık bağlanma oranı %65 geriledi.
5510 sayılı yasanın
yürürlülüğe girdiği tarihten sonra yasayla 25 yıl sigortalılık süresini
çalışanlar ise aylık bağlanma oranları %50 ye düşürüldü.
ÇALIŞANLARA İNSANCA YAŞAM YERİNE “DAHA FAZLA PRİM ÖDE”
DEMEK
Emeğiyle geçinenlerin
tamamının bildiği gibi, bu ekonomik koşullarda SGK primini yüksek tutarlardan
ödeme önerisi, kâğıt üzerinde kulağa hoş gelse de gerçek hayatta karşılığı
olmayan bir beklentidir. Dışarıda iş bekleyen yüzbinlerce işsiz varken,
çalışanların “daha yüksek kazançtan prim ödemesi” bir tercih değil, çoğu zaman
bir hayalden ibarettir.
Türkiye’nin en büyük işçi
konfederasyonu olan TÜRK-İŞ’in her ay düzenli olarak yayımladığı “açlık ve
yoksulluk sınırı” araştırmasının 2026 yılına girerken ortaya koyduğu tablo, bu
gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
2026 yılı itibarıyla dört
kişilik bir ailenin, sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması
gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) yaklaşık 30 bin TL seviyesine
ulaşmıştır.
Gıda harcamasına ek olarak
giyim, barınma (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri
zorunlu ihtiyaçların toplamı dikkate alındığında ise yoksulluk sınırı 97 bin
TL’ye dayanmıştır.
Yaşamı rakamlarla ölçmek ne
kadar mümkündür, elbette tartışılır. Ancak söz konusu olan geçim olduğunda, bu
rakamların ne anlama geldiğini istatistik tablolarından değil, mutfakta
tencereyi kaynatmaya çalışanlar çok iyi bilir.
Bunu; emekli maaşını aldığı
gün eve gidene kadar bitiren, kalan günleri nasıl geçireceğini hesaplayan
emekli bilir. Bunu, ayın ortasında kredi kartına yüklenen borçla pazara çıkan
çalışan bilir.
2026 yılı için belirlenen net
asgari ücret 28.075 TL’dir. Bu rakam, daha işin başında açlık sınırının altında
kalmaktadır. Yani bir çalışanın aldığı ücret, dört kişilik ailesinin sadece
gıda ihtiyacını dahi karşılamaya yetmemektedir. Yoksulluk sınırıyla arasındaki
uçurum ise artık ölçülemez boyuttadır.
Emekli cephesinde tablo daha
da ağırdır.2026 yılı başında yapılması beklenen artışlara rağmen en düşük
emekli aylığının 19 bin TL civarında kalacağı öngörülmektedir. Bu tutar, açlık
sınırının dahi oldukça altındadır. Yoksulluk sınırına yaklaşmak ise zaten
mümkün değildir.
Bu koşullar altında, emekli
maaşlarının biraz daha yüksek olabilmesi için sürekli olarak aynı öneri dile
getirilmektedir:
“Çalışırken SGK primlerini yüksekten ödeyin.”
Peki soralım:2026
Türkiye’sinde, asgari ücret açlık sınırının altındayken, bekâr bir çalışanın
aylık yaşam maliyeti yaklaşık 39 bin TL’ye ulaşmışken, hangi ücretli, hangi
imkânla primini yüksekten ödeyebilir?
Gerçek şu ki; sorun yalnızca
primlerin düşük ödenmesi değildir.Sorun, ücretlerin insanca yaşam düzeyinin çok
altında belirlenmesi,sosyal güvenlik sisteminin ise bu düşük ücret yapısına
mahkûm edilmesidir.
Çalışana “insanca yaşayacak ücret” vermeden, emekliye
“insanca bir emeklilik” sunmadan,
çözümü sadece “daha fazla prim ödemek” şeklinde tarif etmek, sorumluluğu
sistemden alıp bireyin omzuna yüklemekten başka bir anlam taşımamaktadır.