31 Mayıs 2026 Pazar

Yağmur Altında Yürüyüş, Partiden Millete Doğru

Siyaset, sadece salonlarda uzun  konuşmalar altında, nutuklar atarak  kendi taraftarlarına ve halka hoş görünmekten değil,  bazen de kriz anlarında verilen anlık davranış ve tutumlarla şekillenir. Bazen bir açıklama, bir basına beyan, bazen bir sessizlik, bazen de yağmur altında atılan birkaç adım, uzun siyasi analizlerden daha fazla şey anlatır.

CHP’ye yönelik “mutlak butlan” ve kayyum tartışmalarıyla başlayan süreçte yaşanan tam da buydu. Bu, CHP tarihinde bir kez daha yaşanmıştı. İsmet İnönü’ye sorulan bir soruda, “CHP siyasetin neresinde yer alıyor?” denildiğinde, “Ortanın solunda” olduğu cevabını vermiştir. Bu yaklaşım, partinin yalnızca bir siyasi organizasyon değil, toplumun değişen taleplerine göre konum alan bir hareket olma iddiasını da yansıtıyordu.

Siyaset uzun süre hukuk metinleri, mahkeme ihtimalleri ve parti içi denklemler üzerinden tartışıldı. Herkes aynı soruya kilitlendi, “CHP’ye kayyum atanır mı?” denilirken, olmaması gereken bir hukuku durum, olunur hale geldi ve  kayyum atandı. Ancak meselenin asıl önemli tarafı başka yerdeydi. Çünkü bu tartışma yalnızca bir partiye dönük hukuki müdahale ihtimali değil, aynı zamanda Türkiye’de siyasetin nasıl şekillendirileceğine dair bir güç gösterisiydi.

Ve tam bu noktada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in parti genel merkezinden çıkıp polis bariyerleri ve baskısı altında Meclis’e doğru yürümeyi tercih etmesi, sıradan bir siyasi görüntü değildi.

Üstelik yağmur altında…

Çünkü o yürüyüşte yalnızca bir genel başkan yoktu. O yürüyüşte, sıkışan siyaset alanından çıkış arayan bir ruh hâli vardı.

Belki de bu yüzden daha sonra yaptığı açıklamada o günü, “Millete doğru yürümek” olarak tarif etti.

Bu ifade önemlidir.

Çünkü Türkiye’de siyaset uzun süredir halktan çok hukuksal araçsallıklar üzerinden yürütülüyor. Partiler kendi iç dengelerine, liderlik hesaplarına, yargısal süreçlere ve medya operasyonlarına sıkışıyor. Halk ise çoğu zaman yalnızca sonuçları izleyen bir seyirciye dönüşüyor. Ancak bayramın 4’cü gününde Güven Park’ta yapılan halkın bayarmlaşmaya katılımı, siyesetin halk olmadan yapılamayacağını da gösterdi.

Oysa o gün yaşanan görüntü, siyasetin yeniden sokağa, insana ve toplumsal meşruiyete dönme ihtiyacını gösteriyordu.

Burada asıl dikkat çekici olan nokta şudur: Eğer bütün baskılara rağmen CHP kurultay yapamaz, süreç hukuki ve siyasal müdahalelerle tıkanırsa, artık mesele yalnızca parti içi bir mesele olmaktan çıkar. O zaman yeni yol arayışları kaçınılmaz hâle gelir.

Tam da bu nedenle paylaşılan şu sözler sıradan bir kişisel motivasyon cümlesi değil, bugünkü siyasi atmosfer açısından önemli bir yön tarifidir.

“İmkânsıza teslim olmak yerine başka bir çıkış yolu ve imkânı var mı?

Sorgulayarak!!!…

Araştırma yapmak, çalışma yürütmek ve yeni bir yol bulmak gerekiyorsa, bu yol amaç için kaçınılmaz olacaktır.”

Çünkü tarih boyunca siyaset, mevcut yollar kapandığında yeni yollar üreterek ilerlemiştir. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan yalnızca ekonomik kriz yaşamıyor. Aynı zamanda siyasal tıkanmışlık hissi yaşıyor. İnsanlar sandığın etkisine, hukukun işleyişine, kurumların bağımsızlığına dair ciddi kuşkular taşıyor. Böyle dönemlerde toplumun önüne çıkan en önemli soru şu olmaktadır:

“Mevcut yollar kapanırsa ne olacak?”

İşte yağmur altındaki o yürüyüş ve Güven Park’ta toplanan kalabalığın gösterdiği fotograf  biraz da bunun sembolüydü.

Parti binasından çıkıp Meclis’e yürümek fiziksel olarak kısa bir mesafe olabilir. Güven Parkta bayaramlaşmada hadi yürüyelim Anıtkabire diye hedef göstermesi,  siyasal anlamı çok daha büyük oldu. Çünkü o yürüyüş, siyasetin yalnızca kapalı salonlarda değil, halkın içinde yeniden kurulabileceğini ima ediyordu.

Belki de bu nedenle “millete yürümek” sözü klasik bir siyasi slogan gibi durmuyor. Daha çok bir yön değişikliğini anlatıyor.

Ancak burada son derece kritik bir psikolojik ve siyasal ayrım bulunmaktadır.

Türkiye muhalefeti uzun süredir yalnızca siyasal değil, aynı zamanda duygusal bir sıkışma da yaşıyor. Kaybedilen seçimler, boşa çıkan umutlar, sürekli ertelenen değişim beklentisi, geniş bir muhalif seçmen kitlesinde derin bir yorgunluk yarattı.

Tam da bu noktada geçmişe nasıl bakıldığı belirleyici bir mesele hâline geliyor. Çünkü geçmiş, siyasette yalnızca hatırlanan bir zaman değildir; aynı zamanda bugünü kurma biçimimizi ve geleceğe dair cesaretimizi de belirler. Geçmişe sürekli geri dönmek bazen bir muhasebe değil, hareket edememenin psikolojik bahanesine dönüşebilir. İnsan zihni kaybı anlamlandırmakta zorlandığında, çoğu zaman kaybedilen ana saplanır ve orada donup kalır.Kemal Kılıçdaroğlu’nun bayralaşma konuşması bunu hatırlattı.Kemal Kılıçdaroğlu’nun bayralaşma konuşması bunu hatırlattı. Siyaset de tam bu noktada ya toplumsal enerjiyi yeniden kurar ya da kolektif bir melankolinin içine çekilir.

Bugün CHP içinde ve muhalefet çevrelerinde yaşanan tartışmanın önemli taraflarından biri de budur.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “ahlaki kodlara dönüş” çağrısı, birçok insan için geçmişin haklılığına sığınan bir melankoli duygusu üretiyor. Yani “haklıydık ama kaybettik” düşüncesinin yarattığı o durağan ve felç edici konfor alanı…

Kılıçdaroğlu'nun ‘ahlaki kodlara dönüş’ çağrısı bizi melankoliye, o felçli ‘haklı ama yenik’ konforuna davet ediyor, orası bir tuzak. Oysa Özgür Özel’in 24 Mayıs’ta otobüs üzerinden söylediği şu söz tam da bu konfordan çıkışın çağrısıdır: "Bu iktidar değişmeden ölürsem gözüm açık gider diyen partililerin cenazesine gitmekten nefret ediyorum.’ Yası dönüştürebilmek, ileriye dönük bir özlemle bizi harekete geçirecek arzuyu canlı tutmak demek… Özetle kaybettiğimiz bir cennet yok, hak ettiğimiz ve kazanılacak bir cennet var.”

Oysa siyaset yalnızca haklı olmak değil, aynı zamanda toplumu harekete geçirecek yeni bir enerji üretebilmektir.

Bu bakış açısı, yalnızca bir duygusal ayrışmayı değil, aynı zamanda iki farklı siyasal yönelişi de görünür kılar: geçmişe kapanan bir hatırlama siyaseti ile geleceğe yönelen bir kurucu siyaset.

Çünkü CHP’nin tarihinde de ne zaman halka temas güçlendiyse, siyasal etkisi arttı. Ne zaman bürokratikleştiyse, toplumla arasına mesafe girdi.

Bugün ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:

Türkiye’de artık sadece seçim kazanma stratejileri değil, yeni siyasal yollar tartışılıyor. Ve bazen bir ülkenin geleceği, en çok da yağmur altında atılan o ilk adımlarda gizlidir.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Maliyet Muhasebesi Sadece Vergi İçin Mi Hazırlanır?

  İşletmeye Hizmet Etmeyen Muhasebe Devlete de Hizmet Edebilir mi? Özet Muhasebe uygulamaları Türkiye'de uzun yıllardır ağırlıklı ol...