MehmetTürkmen’in mahkeme çıkışında dile getirdiği “Belki Mustafa’nın parmakları hiç çıkmayacak ama bu ülkede işçileri parmaklarından eden düzen elbet değişecek” sözü, Türkiye’de emek-sermaye ilişkilerini, iş cinayetlerini ve işçi direnişlerini derin izlerini tartışmaktadır. Türkmen’in, bir işçinin kaybettiği parmağın yalnızca bireysel bir trajedi değil; ülkenin üretim düzenini açığa çıkaran tarihsel bir veri olduğunu açığa vurmaktadır. Ankara’ya yürüyen maden işçileri ve fabrikalarda direnen emekçiler üzerinden, sınıf mücadelesinin dönüştürücü niteliği ile bireysel acının kolektif bilince dönüşme süreci anlamlı bir hale gelmektedir.
Bir
Parmağın Gösterdiği Memleket Manzarası
Bazen
bir ülkenin bütün gerçeği, kalın raporlarda ya da ekonomik büyüme tablolarında
değil; bir işçinin eksilen uzvunda saklıdır. Kesilen bir parmak, yalnızca bir
iş kazasının sonucu değildir. O parmakta denetimsizlik vardır, taşeronlaşma
vardır, maliyet hesabına sıkıştırılmış insan hayatı vardır. Daha da önemlisi, o
parmakta bir memleketin emek düzeni görünür hale gelebilmektedir.
Mehmet Türkmen’in mahkeme çıkışında söylediği şu söz tam da bu nedenle sıradan bir
dayanışma cümlesi değildir:
“Belki
Mustafa’nın parmakları hiç çıkmayacak ama bu ülkede işçileri parmaklarından
eden düzen elbet değişecek.”
Bu
cümle, Türkiye’de emeğin yaşadığı tarihsel sıkışmayı birkaç kelimeyle
özetlemektedir. Çünkü burada mesele yalnızca Mustafa’nın kaybettiği parmak
değildir; o parmağı sıradanlaştıran ve sömürünün boyutunu gösteren üretim
düzenidir.
Bu anlatılan,
bir işçinin bedenine yazılan acının nasıl toplumsal bir hakikate dönüştüğünü ve
işçi sınıfının bu hakikatten nasıl mücadele ürettiğini sadece bir kısmını
anlatmaktadır.
Üretimin
İçinden Memlekete Bakmak
Türkiye’de
iş cinayetleri artık istisnai olaylar değil, çalışma yaşamının olağan parçaları
haline gelmiştir. Maden ocaklarında göçükler, tekstil atölyelerinde uzuv
kayıpları, inşaatlarda yüksekten düşmeler ve güvencesiz çalışma koşulları; aynı
üretim anlayışının farklı yüzleridir.
Bu
düzende işçinin bedeni korunması gereken bir yaşam değil, üretim sürecinin
tüketilebilir parçası olarak görülmektedir. Sermaye açısından mesele çoğu zaman
güvenlik değil, maliyettir. İş güvenliği önlemleri “fazla masraf”, denetim ise
“üretimi yavaşlatan unsur” olarak değerlendirilir.
Bu
nedenle işçi Mustafa’nın kaybettiği
parmak yalnızca bireysel bir talihsizlik değildir. O parmak, memleketin üretim
ilişkilerinin küçük ama çarpıcı bir özetidir. Çünkü bir ülkede işçiler sürekli
uzuv ve iş kazaları geçiriyor, ölümle yüz yüze kalabiliyorlar ise , mesele
teknik eksiklik değil; insan hayatını kârın gerisine atan birikim ekonomisinin
azgın sömürü anlayışıdır.
Türkmen’in
sözlerindeki güç de buradan gelir. Acıyı romantikleştirmez. Parmağın geri
gelmeyeceğini söyler. Ama tam da o geri gelmeyecek eksiklik üzerinden düzenin
teşhisini yapar, işçi sınıfının sömürüye karşı sefalet düzenindeki yerini gözler önüne serer.
Ankara Yollarında Büyüyen Hakikat
Son
yıllarda Ankara’ya yürüyen maden işçileri, yalnızca maaşlarını isteyen insanlar
değildi. Onlar görünmez hale getirilen emeğin görünür olma mücadelesini
veriyordu. Günlerce süren yürüyüşler, polis barikatları ve yoksulluğun içinden
yükselen direniş; aslında memleketin emek gerçeğini açığa çıkarıyordu.
Antep’te
direnen dokuma işçilerinin mücadelesi de aynı tarihsel hatta oturmaktadır.
Çünkü işçi sınıfı artık yalnızca “geçinmek” için değil, “yaşamak” için mücadele
etmektedir.
Mehmet Türkmen’in beraatı da bu nedenle yalnızca hukuki bir mesele olarak okunamaz.
Mahkeme salonlarındaki kararların arkasında bazen sokakta oluşan toplumsal
basınç vardır. Ankara yollarını aşındıran madenciler, fabrika önlerinde direnen
işçiler ve emeğini savunmak için yan yana gelen insanlar; bu meşruiyetin gerçek
kaynağıdır.
Burada
önemli olan nokta şudur: Düzen, çoğu zaman kaybedilen uzvun bedelini tazminatla
ödemeye çalışır. Oysa hiçbir ödeme, kesilen bir parmağın yerini dolduramaz.
Çünkü mesele yalnızca fiziksel kayıp değildir; işçinin yaşamının
değersizleştirilmesidir.
Türkmen’in
“düzen değişecek” vurgusu da tam burada tarihsel bir anlam kazanır. Çünkü çözüm
yalnızca daha fazla tazminat değil; işçiyi bu koşullara mahkûm eden üretim
anlayışının değişmesidir.
Eksik Parmaklardan Doğan Sınıf Bilinci
İşçi
sınıfının tarihsel dönüşümü çoğu zaman büyük teorilerden değil, somut acılardan
doğar. Açlık, işsizlik, güvencesizlik ve iş cinayetleri; zamanla bireysel kader
olmaktan çıkıp ortak bir deneyime dönüşür.
Mustafa’nın
kaybettiği parmak da böyledir. Tek başına bir trajedidir. Ancak başka işçilerin
hikâyeleriyle birleştiğinde, sistemin yapısal niteliğini görünür hale getirir.
İşte sınıf bilinci tam burada oluşur: İnsanlar yaşadıkları acının kişisel
değil, ortak olduğunu fark ettiğinde.
Türkmen’in
“hayatı için mücadele eden işçiler” vurgusu, işçi sınıfının pasif mağduriyet
konumundan çıkıp özneleşmesini anlatır. Çünkü tarih boyunca hiçbir hak
yukarıdan lütuf olarak verilmemiştir. Haklar, üretim alanlarında, sokaklarda,
grevlerde ve direnişlerde kazanılmıştır.
Bu
nedenle Ankara yollarındaki madenciyle fabrikadaki tekstil işçisi arasında
görünmez ama güçlü bir bağ vardır. Her ikisi de aynı düzenin farklı yüzleriyle
karşı karşıyadır. Ve her ikisi de kendi hayatı üzerinden memleketin gerçek
düzenini görmektedir.
Bir Parmağın Açtığı Büyük Soru
Mehmet Türkmen’in sözleri, yalnızca bir dayanışma çağrısı değil; Türkiye’nin emek
düzenine dair güçlü bir toplumsal teşhistir.
Mustafa’nın
parmakları geri gelmeyecek. Ancak o eksik parmaklar, bu ülkenin çalışma
düzenine düşülmüş tarihsel bir not olarak kalacaktır. Çünkü bazen bir işçinin
kaybettiği uzuv, bir memleketin bütün ekonomik ve siyasal gerçekliğini
anlatabilir.
Bugün
madenlerde, fabrikalarda ve atölyelerde büyüyen öfke; yalnızca düşük ücretlere
değil, insan hayatını değersizleştiren düzene yönelmektedir. İşçi sınıfının
mücadelesi artık yalnızca ekmek kavgası değil; insanca yaşama ve insan olarak
görülme mücadelesidir.
Ve
belki de bu yüzden, Mustafa’nın eksik kalan parmakları yalnızca bir kaybı
değil; bu ülkenin hak temeli işçi sınıfının mücadelesi ile değişme ihtimalini
de göstermektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder