Özet
Yurt dışı
iştiraklerden elde edilen kâr paylarının vergilendirilmesi, Türkiye’de yerleşik
gerçek kişiler açısından uzun yıllar boyunca yurt içi temettü gelirlerine
kıyasla daha ağır bir vergi yükü doğurmuştur. 2023 yılında yürürlüğe giren
düzenleme ile belirli şartlar altında yurt dışı temettüler için %50 oranında
istisna getirilmiş, ancak bu istisna yüksek ortaklık oranı şartı nedeniyle
sınırlı bir uygulama alanı bulmuştur. 29.04.2026 tarihli ve 11257 sayılı
Cumhurbaşkanı Kararı ile söz konusu ortaklık oranının %50’den %20’ye
düşürülmesi, bu istisnanın kullanım alanını genişletmiştir. Bu çalışma, ilgili
düzenlemeyi bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirerek vergi planlaması
üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.
1. Giriş
Küresel
finansal entegrasyonun artmasıyla birlikte bireylerin yatırım tercihleri ulusal
sınırların ötesine taşınmış, yurt dışı finansal varlıklardan elde edilen
gelirler önemli bir gelir unsuru haline gelmiştir. Buna karşın, Türkiye’de bu
gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin sistem uzun süre yurt içi temettü
gelirlerine kıyasla daha yüksek bir vergi yükü yaratmıştır. Bu durum, yatırımcı
davranışlarını etkileyen ve sermaye hareketlerini şekillendiren önemli bir
unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.¹
2. Yurt Dışı İştirak Kazançlarında Vergilendirme
Rejiminin Dönüşümü ve 2026 Düzenlemesi
Türk vergi
sisteminde temettü gelirlerinin vergilendirilmesine ilişkin temel yaklaşım,
çifte vergilendirmeyi azaltmaya yöneliktir. Tam mükellef kurumlardan elde
edilen kâr paylarının yarısının gelir vergisinden istisna edilmesi, şirket
bünyesinde vergilenen kazancın ikinci kez tam olarak vergilendirilmesini
önlemeye yöneliktir.² Bu yaklaşım, maliye literatüründe ekonomik çifte
vergilendirmenin hafifletilmesi olarak ifade edilmektedir.³
Buna karşılık,
yurt dışı iştiraklerden elde edilen kâr paylarında uzun süre böyle bir istisna
öngörülmemiş ve bu gelirlerin tamamı vergiye tabi tutulmuştur. Bu durum,
uluslararası vergi literatüründe “sermaye ihracı tarafsızlığı” ve “sermaye
ithali tarafsızlığı” ilkeleri bağlamında tartışılmakta olup, yatırım
kararlarını bozucu bir unsur olarak değerlendirilmektedir.⁴
Bu
dengesizliği gidermek amacıyla 2023 yılında yapılan düzenleme ile Gelir Vergisi
Kanunu’na eklenen hüküm sayesinde, belirli şartların sağlanması halinde yurt
dışı iştirak kazançlarının %50’si vergiden istisna edilmiştir.⁵ Ancak bu
düzenlemenin uygulanabilmesi için öngörülen %50 iştirak oranı, özellikle
bireysel yatırımcılar açısından yüksek bir eşik oluşturmuş ve uygulamanın
yaygınlaşmasını sınırlamıştır.
29.04.2026
tarihli ve 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oran %20’ye düşürülerek
istisna mekanizmasının erişilebilirliği önemli ölçüde artırılmıştır.⁶ Bu
değişiklik, teknik bir oran indirimi olmanın ötesinde, yatırım davranışlarını
dönüştürme potansiyeline sahip yapısal bir düzenleme niteliğindedir.
Söz konusu
düzenleme çerçevesinde, yurt dışında kurulan veya iştirak edilen şirketler
aracılığıyla elde edilen yatırım gelirlerinin Türkiye’ye transfer edilmesi
halinde, bu gelirlerin yarısı vergi matrahı dışında bırakılmaktadır. Bu
mekanizma özellikle yüksek gelir grubunda yer alan mükellefler açısından
efektif vergi oranını önemli ölçüde düşürmektedir. Nitekim en üst gelir
diliminde yer alan bir mükellef bakımından nominal vergi oranı %40 seviyesine
ulaşırken, istisna uygulaması sayesinde bu oran fiilen %20 seviyesine
gerileyebilmektedir.
Bu durum, kamu
maliyesi literatüründe “vergi teşvikleri yoluyla davranış yönlendirme”
yaklaşımı ile uyumlu bir politika aracıdır.⁷ Devlet, doğrudan vergi oranlarını
düşürmek yerine, belirli bir yatırım organizasyonunu tercih eden mükellefleri
avantajlı hale getirerek ekonomik davranışları yönlendirmektedir.
Bununla
birlikte düzenlemenin olumlu yönlerinin yanında eleştiriye açık boyutları da
bulunmaktadır. Öncelikle, aynı geliri elde eden mükellefler arasında farklı
vergilendirme sonuçları doğurması, vergi adaletinin yatay eşitlik ilkesi
bakımından tartışılmasına neden olabilir.⁸ Ayrıca, yalnızca vergi avantajı
sağlamak amacıyla oluşturulabilecek yapay şirketleşme modelleri, vergi idaresi
ile mükellefler arasında ihtilaflara yol açabilecek bir alan yaratmaktadır.
Öte yandan,
düzenlemenin küresel eğilimlerle uyumlu olduğu da açıktır. OECD ve benzeri
uluslararası kuruluşların çalışmalarında, ülkelerin sermayeyi çekmek ve
yatırımcılarını sistem içinde tutmak amacıyla benzer vergi teşvik
mekanizmalarına yöneldiği görülmektedir.⁹ Bu bağlamda Türkiye’de yapılan
düzenleme, uluslararası vergi rekabeti dinamikleri açısından
değerlendirildiğinde yerinde bir adım olarak kabul edilebilir.
Sonuç
itibarıyla, 2026 düzenlemesi, yurt dışı yatırımların bireysel düzeyden
çıkarılarak daha kurumsal yapılara yönlendirilmesini teşvik etmekte ve aynı
zamanda vergi yükünün optimize edilmesine imkân tanımaktadır.
3. Sonuç ve Değerlendirme
2026 yılında
yapılan düzenleme, yurt dışı iştirak kazançlarının vergilendirilmesinde önemli
bir paradigma değişikliğine işaret etmektedir. İştirak oranının %20’ye
düşürülmesi, istisna uygulamasını daha geniş bir mükellef kitlesi için
erişilebilir hale getirmiştir.
Bu çerçevede
düzenleme;
- Vergi
yükünü azaltan,
- Kurumsal
yatırım yapılarını teşvik eden,
- Sermaye
hareketlerini yönlendiren
bir politika
aracı niteliği taşımaktadır.
Ancak
uygulamanın başarısı, hem mükelleflerin bu yapıyı doğru kurgulamasına hem de
vergi idaresinin yaklaşımına bağlıdır. Özellikle ekonomik gerçekliğe dayanmayan
yapıların tespiti ve önlenmesi, sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik
öneme sahiptir.
Dipnotlar
- James, S.
& Nobes, C. (2018). The Economics of Taxation. Birmingham:
Fiscal Publications.
- Gelir
Vergisi Kanunu, md. 22.
- Rosen, H.
S. & Gayer, T. (2014). Public Finance. New York: McGraw-Hill.
- OECD
(2020). Tax Policy Reforms. Paris: OECD Publishing.
- 7491
sayılı Kanun ile GVK md. 22/4 (01.01.2023).
- 29.04.2026
tarihli ve 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 30.04.2026 tarihli Resmî
Gazete.
- Stiglitz,
J. E. (2000). Economics of the Public Sector. New York: Norton.
- Musgrave,
R. A. (1959). The Theory of Public Finance. New York: McGraw-Hill.
- OECD
(2021). Corporate Tax Statistics. Paris: OECD Publishing.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder