10 Şubat 2026 Salı

“Şekil Şartı Mı, Hakkın Özü Mü?” Tartışmasının Danıştay Tarafından Net Biçimde Cevaplandığı Bir Dosya.

 1.OLAY NE?

Şirket taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıyor.
İdare diyor ki:

“Bu istisnadan yararlanmak için YMM tasdik raporu süresinde ibraz edilmeliydi. Etmedin → istisna yok → vergi + ceza.”

Buna dayanarak re’sen tarhiyat ve 3 kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi kesiliyor.

2.İLK DERECE MAHKEMESİ NE DEDİ?

Mahkeme çok önemli bir tespit yapıyor:

VUK Mükerrer 227. madde, Maliye’ye YMM tasdik raporuna ilişkin usul belirleme yetkisi veriyor ama:

Bu yetki, kanunda açıkça tanınmış bir vergi istisnasını, sadece rapor süresinde ibraz edilmedi diye ortadan kaldırma yetkisi değildir.

Mahkeme şunu söylüyor:

İstisna kanundan doğan maddi bir haktır
YMM raporu ise ispat ve denetim aracıdır
Raporun süresinde verilmemesi → hakkın tamamen kaybı sonucunu doğuramaz

Sonuç: Tarhiyatı kaldırıyor.

3.İSTİNAF VE TEMYİZ SÜRECİ

Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf)

Vergi dairesinin başvurusunu reddediyor. İlk derece kararını hukuka uygun buluyor.

Danıştay (Temyiz)

Danıştay da şunu söylüyor:

İlk derece mahkemesi kararı usule ve hukuka uygundur.
Bozulmasını gerektirecek bir durum yok.

Ve temyiz istemini reddediyor. Karar kesinleşiyor.

4.KARARIN HUKUKİ MESAJI NE?

Bu kararın özü şu cümlede:

Tebliğle getirilen şekli bir şart, kanunla tanınmış bir vergi istisnasını ortadan kaldıramaz.

Danıştay’ın örtülü kabul ettiği ilkeler:

1.Normlar Hiyerarşisi

Kanun > Tebliğ
Tebliğ, kanundaki hakkı daraltamaz.

2. Şekil – Esas Ayrımı

YMM raporu = ispat aracı
İstisna hakkı = maddi vergi hakkı

İspat aracı eksik diye, hak yok sayılamaz.

3.Vergide Kanunilik İlkesi

Bir vergi avantajı ancak kanunla kaldırılabilir.
Tebliğle “süresinde getirmedin, hakkın yandı” denilemez.

5.UYGULAMA AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

Bu karar özellikle şu durumlar için emsal niteliğinde:

YMM tasdik raporu geç verilmişse
Rapor inceleme aşamasında ibraz edilmişse
Mükellef gerçekte istisna şartlarını taşıyorsa

Sadece süre kaçırıldı diye istisna reddedilemez

İdare artık şunu yapmak zorunda:

“Gerçekten istisna şartları var mı?”
Şekle bakarak doğrudan reddedemez.

6.KARARIN ÖZETİ TEK CÜMLE

Danıştay diyor ki:

“YMM tasdik raporu süresinde verilmedi diye, kanuni bir vergi istisnası ortadan kaldırılamaz.”

Bu kararın esas ve karar numarası

📌 Karar: Danıştay 3. Dairesi
📌 Esas No (E.): 2023/4136
📌 Karar No (K.): 2024/4639
📌 Karar Konusu: Taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıldığı halde YMM tasdik raporu sunulmadığı gerekçesiyle resen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin kaldırılması isteminin değerlendirilmesi.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Enflasyon Düşecekti… Umut Düştü

 Bir ülkenin insanları en çok ne zaman yorulur bilir misiniz?

Çok çalıştıklarında değil…
Çok beklediklerinde.

Biz bekledik.

“Enflasyon düşecek” dediler.
“Sabredin” dediler.”Şükredin” dediler.
“Az kaldı” dediler.”Aha şahlandık, şahlanacağız” dediler.

Ve biz, yıllardır cebindeki paranın her ay biraz daha buharlaştığını gören insanlar olarak, hava karlı, buzlu, yağmurlu diyenlere yine de inandık. Çünkü insan, inanmak zorundadır. Hele ki başka tutunacak dal bırakılmadıysa…

Aralıkta Umut, Ocakta Gerçek

2025’in sonuna doğru açıklamalar değişmişti.
Rakamlar düşecek, fiyat artışları yavaşlayacak, ekonomi toparlanacak deniyordu. Hatta öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki yeni yıl sadece takvimde değil, hayatımızda da yeni bir sayfa açacaktı. Beyaz bir sayfa alçım, günahlarımızdan arınalım vardır ya halkın dilinde.

Ama takvim değişti, düzen değişmedi, beklenen beyaz ata binmiş, beklenen refah gelmedi.

Aralık ayında “düştü” denilen enflasyon, Ocak 2026’da yeniden şahlandı.
Pazara giden anladı.
Markete giren anladı.
Faturasını ödeyen anladı.

Gerçek, bir daha pazara alış verişe çıkanın gerçeklik yüzüne, bütün soğukluğuyla vurdu. Nemli bir ayazın kestiği gibi ince ince yaşamın ağır çizgilerini oluşturdu.

Resmî açıklamalarla mutfak masası arasındaki mesafe yine kapatılamadı.

Enflasyon Sadece Rakam Değildir

Enflasyon bir istatistik değildir. Soyut sayılardan oluşmuş bir matematiksel rakam hiç değildir.
Bir ailenin akşam yemeğinden eksilen bir tabaktır.
Çocuğa alınamayan okul yemeği, kitap ve monttur.
Ertelenen diş tedavisidir. Emeklinin alamadığı ilaçtır.
İptal edilen bir yolculuktur. Gurbette yalnız kalmaktır.

Enflasyon düştü denildiğinde halk şunu duymak ister;
“Artık biraz nefes alacaksın.” Hayatın, güzelleşecek yaşamdan mutluluk duyacaksın. Yoksulluğun ve yoksunluğun kalmayacak.

Ama yaşanan şu oldu;
Nefes alacak alan daraldı, geçim yükü ağırlaştı. Sürekli tekrarlanarak ve her dara düştükçe bir umut olarak söylenen aha geldi geliyor, denilen büyük arzuyla beklenen, beyaz ata binip gelecek olan refah ve mutluluk gelmedi bir türlü.

Çünkü maaş artışları bir defalık, fiyat artışları kalıcı.
Gelir merdivenle çıkıyor, hayat pahalılığı asansörle.

Sorun Beklentiyi Yönetmek Değil, Gerçeği Yönetememek

Ekonomide güven, sözle değil sonuçla oluşur.Toplum artık açıklama değil, rahatlama görmek istiyor.

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz;
“Zor bir dönemden geçiyoruz ama düzelecek.”

O “düzelecek” hiç bugüne gelmiyor. Hep yarına erteleniyor.

Oysa vatandaşın hayatı ertelenebilir değil.
Kira beklemiyor.
Market fişi beklemiyor.
Fatura beklemiyor.

Umut Tüketimi

Bu ülkede en hızlı tükenen şey artık para değil, umut.

İnsanlar yoksulluğa bir yere kadar dayanır.
Ama belirsizliğe, sürekli hayal kırıklığına ve geleceksizliğe dayanmak çok daha zordur.

Çünkü mesele sadece geçim değil, gelecek meselesidir.
“Çocuklar bizden iyi yaşayacak mı?” sorusuna verilen cevap artık sessizlik.

Halk mucize istemiyor.
Gerçekçi hedef, tutarlı politika ve öngörülebilir bir hayat istiyor.

Sabır gösterdi.
Fedakârlık yaptı.
Dişini sıktı.

Ama karşılığında duyduğu şey yine aynı oldu, “Biraz daha sabredin.”

Sorun şu ki, sabrın da bir enflasyonu var.
O da her geçen gün eriyor.

Ve bugün yaşanan sadece ekonomik bir kriz değil, güvenin, umudun ve yarın inancının aşınmasıdır.

Enflasyon düşmedi.
Ama umut düştü.

İşte asıl ağır olan da bu.

 

3 Şubat 2026 Salı

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

 Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek. TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, milyonlarca emekçi için hayatın zaten sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Ama mesele sadece fiyatlar değil. Daha derinde, daha yapısal bir sorun var.

Gayrisafi millî hâsıla büyüyor.
Ama bu büyümeden işgücünün aldığı pay küçülüyor, sermayenin aldığı pay ise artıyor. Ortaya çıkan tablo, yukarı doğru servetin aktığı, aşağı doğru ise yoksulluğun yayıldığı düzensiz bir düşüş eğrisi. Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir tercihin sonucu.

İşçinin üretimdeki emeği sistematik biçimde yok sayılıyor. “Verimlilik”, “rekabet”, “maliyet” gibi kelimelerle süslenen bu politika, pratikte tek bir anlama geliyor.
En az ücretle çalış, en aza razı ol, ses çıkarma.

Bu anlayış yalnızca işyerleriyle sınırlı değil. Asgari ücrette de aynı mesaj veriliyor.
“Bu kadarıyla yaşa.”
Emeklilere verilen ücrette de ise,
“verilen ile yetin,” şükür et”.

Bunu sağlamak için ise halkın ve özellikle emek geliri ile geçinen yoksullara, ülke elden gidiyor, her yer ateş çemberi vb. gibi güvenlikçi korkutma propagandası.

Ama kimse şu soruyu sormuyor; Yetinmesi istenen kim, refahı katlanan kim?

Emekçiler ve yoksullara sürdürülen düzene sadık kalamarlı isteniyor. Rıza üretilemeyince devreye zor giriyor,

Sömürü düzeni yalnızca ekonomik araçlarla ayakta kalmaz. Rızaya ihtiyaç duyar. Emekçilerin, yoksulların, toplumun geniş kesimlerinin bu düzene en azından sessiz kalması gerekir.

Rıza üretilebildiği sürece sorun yoktur.
Ama rıza üretilemediğinde tablo değişir.

O zaman “milli güvenlik” söylemi sahneye çıkar.
Grevler “ertelenir”.
Hak arama “olağanüstü koşullar” gerekçesiyle askıya alınır.

Anayasa’da açıkça tanınmış olan grev hakkı, fiilen işlevsiz hale getirilir. Kâğıt üzerinde vardır, hayatta yoktur.

Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Ekonomik krizin faturasını ödemek istemeyen emekçiler sesini yükselttiğinde, karşılarına müzakere değil, yasak, erteleme ve baskı çıkar. Çünkü sorun ücret değil, iktidar ilişkisidir.

Asgari Hayat Dayatması

İşçiye, emekliye, yoksula sürekli aynı şey söyleniyor.
“Bu ülkede şartlar zor.”

Ama aynı anda kârlar artıyor, bir avuç azınlığın servetleri büyüyor, sermaye payı genişliyor. Zor olan hayat, herkes için zor değil. Zor olan, emeğiyle geçinmek zorunda olanlar için.

Asgari ücret artık geçim ücreti değil; asgari hayata razı olma belgesi haline getirildi. Emeklilik ise dinlenme değil, yoksullukla baş başa bırakılma anlamına geliyor.

Bu düzen sürdürülebilir değil. Çünkü bir noktadan sonra insanlar yalnızca yoksullaşmaz, aynı zamanda öfkelenir.

Sorun Rakam Değil, Tercihler

Bugün tartışmamız gereken şey yalnızca enflasyon oranları, zam yüzdeleri ya da bütçe kalemleri değil. Sorun daha derin.
Üretilen değerin kim tarafından, kimin için paylaşıldığı.

İşgücünün payı düşerken sermayenin payı artıyorsa,
Asgari ücret açlık sınırına dayanmışken şirket kârları rekor kırıyorsa,
Grev anayasal hak olmaktan çıkıp “ertelenebilir bir tehdit” olarak görülüyorsa…

Burada bir ekonomik arıza değil, bilinçli bir sınıf tercihi vardır.

Ve bu tercih, toplumun en geniş kesimini yoksulluğa mahkûm etmektedir.

Ne kadar bastırılırsa bastırılsın, ne kadar “normalleştirilmeye” çalışılırsa çalışılsın, bu gerçek değişmiyor:
Yoksulluk artıyorsa, mesele ekonomi değil siyasi bir tercihtir.


2 Şubat 2026 Pazartesi

İthalatta Gözetim Uygulamasının KDV İndirimi Üzerindeki Etkisi Yeni Düzenleme, Mali Sonuçlar ve Uygulama Esasları

 1. Giriş

İthalatta gözetim uygulaması, dış ticaret politikasının bir aracı olarak uzun süredir yürürlükte olmakla birlikte, 2026 yılında yapılan düzenleme ile bu uygulamanın 57 nolu Katma Değer Vergisi (KDV) genel uygulama tebliğinde[1] yapılan değişikliklerin, indirimi üzerindeki etkisi açık biçimde vergi mevzuatına yansıtılmıştır. KDV Genel Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle, gözetim uygulaması nedeniyle ortaya çıkan kıymet artışlarının KDV boyutu netleştirilmiş; bu kapsamda ödenen KDV’nin indirim hakkı sınırlandırılmıştır.

Bu düzenleme, KDV’nin “nötr vergi” olma özelliğini gözetim farkları bakımından ortadan kaldırmakta ve ithalatçılar açısından doğrudan maliyet artışı doğurmaktadır.

2. İthalatta Gözetim Uygulamasının Hukuki Çerçevesi

Gözetim uygulaması, belirli malların ithalatında beyan edilen kıymetin düşük gösterilmesini önlemek amacıyla, idarece belirlenen bir referans kıymetin esas alınmasıdır. Bu durumda ithalatçı, fiilen ödediği bedelden daha yüksek bir kıymet üzerinden gümrük vergileri ve KDV ödemek zorunda kalabilmektedir.

Söz konusu kıymet farkı çoğu zaman ticari belgelerle tevsik edilemeyen bir tutar niteliğindedir ve gümrük beyannamesinde “yurt dışı gider” benzeri kalemlerle matraha dâhil edilmektedir.

3. Yeni Düzenleme, İndirilemeyecek KDV’nin Kapsamı

57 nolu KDV Genel Uygulama Tebliği’ne yapılan değişiklikler ile eklenen düzenleme ile, 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı [2] doğrultusunda;

  • İthalatta gözetim uygulaması,
  • Korunma önlemleri,
  • Anti-damping ve telafi edici vergiler

nedeniyle KDV matrahında ortaya çıkan artışlara ilişkin ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.

Bu kapsamda indirimi yasaklanan KDV yalnızca gözetim farkına değil, bu fark nedeniyle hesaplanan:

  • Gümrük vergisi,
  • İlave gümrük vergisi ve benzeri mali yükler

üzerinden doğan KDV’yi de kapsamaktadır.

4. İndirilebilecek ve İndirilemeyecek KDV Ayrımı

Düzenleme, ithalatta ödenen KDV’nin tamamını değil, yalnızca gerçek mal bedelini aşan yapay kıymet artışlarına isabet eden kısmını indirim dışı bırakmaktadır.

KDV’ye Esas Unsur

İndirim Durumu

Gerçek CIF bedeli

İndirilebilir

Bu bedele isabet eden normal gümrük vergileri

İndirilebilir

Gözetim nedeniyle oluşan kıymet farkı

İndirilemez

Bu farka isabet eden vergiler

İndirilemez

Böylece KDV sistemi içinde gözetim farkları “vergisel nötrlük” dışında bırakılmıştır.

5. Uygulama Örneği

Tebliğde verilen örneğe göre:

  • Gerçek CIF bedeli: 4.000.000 TL
  • Gözetim kıymeti: 10.000.000 TL
  • Fark: 6.000.000 TL

Vergi oranları:

  • GV %10
  • İlave GV %15
  • KDV %20

5.1. İndirilemeyecek Kısım

Kalem

Tutar (TL)

Gözetim farkı

6.000.000

Bu kısma isabet eden GV

600.000

Bu kısma isabet eden İlave GV

900.000

KDV Matrahı

7.500.000

KDV (%20)

1.500.000

Bu tutar indirilemez KDV niteliğindedir.

5.2. İndirilebilecek Kısım

Kalem

Tutar (TL)

CIF Bedeli

4.000.000

GV

400.000

İlave GV

600.000

KDV Matrahı

5.000.000

KDV (%20)

1.000.000

Bu tutar indirilecek KDV olarak kaydedilebilir.

6. Muhasebe ve Maliyet Etkisi

İndirilemeyen KDV;

  • 191 İndirilecek KDV hesabına alınamaz
  • Stoklu işletmelerde mal maliyetine eklenir
  • Hizmet işletmelerinde doğrudan gider yazılabilir

Bu durum, özellikle gözetim kapsamındaki sektörlerde birim maliyetleri yükselterek kârlılığı azaltıcı etki yaratacaktır.

7. YMM Raporu ve Vergi Denetimi Boyutu

Düzenleme, yalnızca muhasebe tekniği değişikliği değil, aynı zamanda bir denetim mekanizması da getirmiştir. Belirli büyüklüğü aşan ithalatlarda mükellefler, gözetim ve benzeri uygulamalar nedeniyle ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmadığını altı aylık dönemler itibarıyla YMM raporu ile tevsik etmek zorundadır.

Mükellef bir takvim yılı içinde ithalat bedelleri toplamı 2,6 milyon TL’yi aşarsa, gözetim / anti-damping vb. vergi uygulamalarında ödenen KDV’yi indirim konusu yapıp yapmadığını YMM raporuyla tevsik etmek zorundadır.[3]

Bu yönüyle konu, KDV iade ve indirim sisteminde yeni bir risk alanı oluşturmuştur.

8. Sonuç ve Değerlendirme

Yeni düzenleme ile birlikte:

  • Gözetim farkları artık yalnızca bir gümrük politikası aracı değil,
  • Aynı zamanda ithalatçılar için kalıcı bir vergi maliyeti unsuru haline gelmiştir.

Bu yaklaşım, ticaret politikası önlemlerinin KDV sistemi yoluyla dolaylı biçimde nötralize edilmesini engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak uygulamada, ithalatçı firmaların maliyet yapısını bozacak ve fiyatlara yansıyacak sonuçlar doğurması kaçınılmazdır.

Dolayısıyla işletmelerin;

  • Gümrük beyannamelerini,
  • İthalat maliyet analizlerini,
  • KDV indirim kayıtlarını

yeni düzenleme ışığında yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Aksi halde, hem maliyet hesaplarında sapma hem de vergi incelemelerinde risk ortaya çıkacaktır.



[2] 24 Kasım 2023 tarih 32379 sayılı R.G.Cumhurbaşkanlığı Kararı Eki

[3] 46 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği’nin 3/1-a bendi

26 Ocak 2026 Pazartesi

Merkez–Yurt Dışı Şube İlişkisinde Mukimlik, Kurumlar Vergisi ve İndirim

 Özet

Bu çalışma, merkezi Türkiye’de bulunan kurumların yurt dışındaki şubeleri bakımından mukimlik statüsünün vergisel sonuçlarını, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 3, 6, 10/ğ ve 33’üncü maddeleri, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları (ÇVÖA) ve 49 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, yurt dışı şubelerin hukuki niteliği ile vergisel işyeri (daimi işyeri) kavramı arasındaki ayrım ortaya konulmakta, yurt dışı şube kazançlarının Türkiye’de vergilendirilmesi, istisna ve indirim uygulamaları ile YMM tasdik raporunun hukuki işlevi normatif temelde değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mukimlik, yurt dışı şube, daimi işyeri, KVK 10/ğ, YMM tasdik raporu

1. Giriş

Vergi hukukunda mükellefiyetin kapsamı, mükellefin mukimlik statüsüne göre belirlenmektedir. Özellikle sermaye hareketlerinin ve hizmet ticaretinin uluslararası boyut kazandığı günümüzde, merkezi Türkiye’de bulunan kurumların yurt dışında yürüttükleri faaliyetlerin hukuki ve vergisel niteliği, uygulamada önemli tereddütler doğurmaktadır. Bu tereddütlerin merkezinde, yurt dışı şubelerin mukim kişi veya kurum sayılıp sayılmayacağı, bu şubelerden elde edilen kazançların Türkiye’deki vergilendirme rejimi ve söz konusu kazançlar bakımından istisna, indirim ve tasdik yükümlülüklerinin nasıl belirleneceği soruları yer almaktadır.

2. Mukimlik Kavramının Kurumlar Vergisi Hukukundaki Yeri

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan kurumlar, gerek Türkiye içinde gerekse yurt dışında elde ettikleri kazançlar üzerinden tam mükellefiyet esasına göre vergilendirilir¹. Kanun koyucu, mukimliği tüzel kişilik düzeyinde belirlemiş, faaliyetin yürütüldüğü yer ile kurumun hukuki merkezini birbirinden ayırmıştır.

Bu bağlamda, mukimlik kavramı kurumun kendisine ilişkin olup, kurumun yurt dışındaki şubelerinin ayrıca mukim kurum sayılması hukuken mümkün değildir. Ancak bu durum, şubelerin vergisel sonuç doğurmadığı anlamına gelmemektedir.

3. Yurt Dışı Şubenin Hukuki ve Vergisel Niteliği

3.1 Şubenin Tüzel Kişilik Bakımından Konumu

Türk ticaret ve vergi hukukunda şube, ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olmayan, merkeze bağlı bir organizasyon birimi olarak kabul edilmektedir². Bu nedenle yurt dışı şube, hukuki anlamda ne ayrı bir kurumdur ne de ayrı bir mükellefiyet süjesi olarak değerlendirilebilir.

3.2 Vergisel İşyeri (Daimi İşyeri) Kavramı

Buna karşılık, gerek iç mevzuatta gerekse ÇVÖA sistematiğinde, faaliyetin yürütüldüğü yer esas alınarak işyeri (daimi işyeri) kavramı geliştirilmiştir. Yurt dışındaki bir şubenin, faaliyetin yürütüldüğü ülkede sabit bir yerinin bulunması ve ticari faaliyetin süreklilik arz etmesi halinde, o ülkede daimi işyeri oluştuğu kabul edilir³.

Bu kabul, şubenin vergisel açıdan bulunduğu ülkede vergilendirilmesini, buna karşılık merkezin mukim olduğu ülkede (Türkiye’de) çifte vergilendirmeyi önleyici mekanizmaların işletilmesini gerektirir.

4. Yurt Dışı Şube Kazançlarının Türkiye’de Vergilendirilmesi

4.1 Safi Kurum Kazancı ve Dünya Geliri İlkesi

KVK’nın 6’ncı maddesi uyarınca, kurumlar vergisi, kurumların bir hesap döneminde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır⁴. Tam mükellef kurumlar açısından bu kazanç, dünya genelinde elde edilen gelirleri kapsar.

Bu kapsamda, yurt dışı şubelerden elde edilen kazançlar da ilke olarak Türkiye’de kurum kazancına dâhil edilir. Ancak bu dâhil ediş mutlak değildir; KVK’da ve uluslararası anlaşmalarda öngörülen istisna ve mahsup mekanizmaları bu noktada devreye girer.

4.2 Yurt Dışında Ödenen Vergilerin Mahsubu

KVK’nın 33’üncü maddesi, yurt dışında elde edilen kazançlar üzerinden ödenen vergilerin, belirli şartlarla Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesine imkân tanımaktadır⁵. Bu düzenleme, yurt dışı şube kazançlarının hem kaynak ülkede hem de mukim ülkede vergilenmesi riskini azaltmayı amaçlamaktadır.

5. KVK 10/ğ Maddesi ve Yurt Dışı Faaliyetlerle İlişkisi

KVK’nın 10/ğ maddesi, Türkiye’de yerleşmiş olmayanlara Türkiye’den verilen ve yurt dışında faydalanılan belirli hizmetlerden elde edilen kazançların, kanunda öngörülen oran dâhilinde kurum kazancından indirilebilmesine imkân tanımaktadır⁶.

Bu noktada yurt dışı şube faaliyetleri ile hizmet ihracı uygulamaları arasındaki ayrım önem kazanmaktadır. Yurt dışı şube aracılığıyla yürütülen faaliyetlerde, gelir genellikle şubenin bulunduğu ülkede doğmakta ve daimi işyeri kapsamında değerlendirilmektedir. Buna karşılık, merkezden verilen ve yurt dışında faydalanılan hizmetlerde KVK 10/ğ kapsamında indirim gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla, her yurt dışı gelir unsurunun otomatik olarak bu madde kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir.

6. 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Kanunu Genel Tebliği ve Tasdik Yükümlülüğü

6.1 Tebliğin Normatif Konumu

30.12.2025 tarihli ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Kanunu Genel Tebliği, gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan istisna ve indirimlerin, belirlenen şartlar dâhilinde YMM tasdik raporu ile tevsik edilmesini zorunlu hale getirmiştir⁷.

Bu Tebliğ, istisna ve indirimlerin maddi varlığını değiştirmemekte, ancak bu haklardan yararlanılmasını usuli bir şarta bağlamaktadır.

6.2 Yurt Dışı Şube Kazançları Açısından Tasdik

Yurt dışı şube kazançlarının istisna veya indirim kapsamında değerlendirilmesi halinde, söz konusu kazançların;

·         kaynağının,

·         hesaplanma yönteminin,

·         yabancı ülkede vergilendirilip vergilendirilmediğinin

YMM tarafından düzenlenen tasdik raporu ile ortaya konulması gerekmektedir. Aksi halde, istisna veya indirim uygulamasının reddi ve buna bağlı tarhiyat riski doğabilecektir.

7. Sonuç

Merkezi Türkiye’de bulunan kurumların yurt dışı şubeleri, tüzel kişilik bakımından merkezin ayrılmaz parçası olmakla birlikte, vergisel açıdan faaliyetin yürütüldüğü ülkede daimi işyeri olarak sonuç doğurmaktadır. Bu durum, mukimlik kavramının kurum düzeyinde, vergisel işyeri kavramının ise faaliyet düzeyinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

KVK 10/ğ maddesi ile getirilen indirim düzenlemesi, yurt dışı faaliyetlerin tümünü kapsayan genel bir teşvik niteliğinde olmayıp, yalnızca kanunda sayılan hizmetler bakımından ve belirli şartlarla uygulanabilir. 49 Sıra No.lu Tebliğ ise, bu tür istisna ve indirimlerin belgelendirme ve ispat rejimini sıkılaştırarak, YMM tasdik raporunu merkezi bir unsur haline getirmiştir.

Sonuç olarak, yurt dışı şube kazançlarının vergilendirilmesinde norm–uygulama uyumu, doğru mukimlik tespiti ve usulüne uygun tasdik mekanizması ile sağlanabilecektir.

Dipnotlar

1.      5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, md. 3.

2.      Türk Ticaret Kanunu ve vergi hukuku öğretisinde şube tanımı.

3.      Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları, “Daimi İşyeri” maddeleri.

4.      5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, md. 6.

5.      5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, md. 33.

6.      5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, md. 10/ğ.

7.      SMMM ve YMM Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 49), RG: 30.12.2025, 33123.

Haber Var, Ama Gerçek Yok

  Haberleri okurken veya TV de İzlerken, çoğu zaman bir şeylerin eksik olduğunu hissederiz. Olay anlatılır, açıklamalar verilir, diplomatik ...