Özet
Cumhurbaşkanı
Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın enflasyon muhasebesi uygulamasına ilişkin
değerlendirmesi, maliye bürokrasisi ile siyasi karar organları arasındaki
sorumluluk paylaşımını yeniden gündeme getirmiştir. Bu makalede, söz konusu
açıklama çerçevesinde kamu maliyesi yönetiminde teknik ve siyasal sorumluluk
alanlarının nasıl ayrıştığı, etki analizi süreçlerinin neden kritik olduğu ve
kurumsal güvenin ekonomi politikalarındaki rolü ele alınmaktadır. Bulgular,
kamu gelirlerini etkileyen düzenlemelerde teknik öngörü kadar kurumsal
koordinasyonun da belirleyici olduğunu göstermektedir.
Anahtar
Kelimeler: Enflasyon muhasebesi, maliye bürokrasisi, etki
analizi, kamu gelirleri, ekonomik yönetim.
1.
Giriş
Ekonomik
yönetim, teknik hesaplarla siyasi tercihler arasında hassas bir denge
gerektirir. Bir düzenleme, teknik olarak doğru olsa bile, siyasi karar
süreçleriyle uyumlu yürütülmediğinde beklenmedik sonuçlar doğurabilir.
Türkiye’de 2024 yılı itibarıyla uygulamaya konulan enflasyon muhasebesi
düzenlemesi bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturmuştur.
Cumhurbaşkanı
Yardımcısı Cevdet Yılmaz, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şu ifadeyi
kullanmıştır.
“Enflasyon
muhasebesi uygulaması gerçekleştirdik biliyorsunuz ve şirketler bilançolarında
öz sermayeyi artırıcı tedbirler aldılar gibi görünüyor. Bu aslında uzun vadeli
sağlıklı bir durum... Ama bu, kamu gelirlerinde olumsuz bir etki oluşturdu.
Bürokrat arkadaşlarımız keşke daha iyi öngörselerdi... Başından beri etki
değerlendirmesini istedik ama böyle bir etki değerlendirme gelmedi bize.”¹
Bu
açıklama, yalnızca mali bir sonucu değil, aynı zamanda kurumsal işleyişin zayıf
halkasını da ortaya koymaktadır.
2.
Enflasyon Muhasebesinin Mali Etkisi
Enflasyon
muhasebesi, işletmelerin bilançolarında yer alan parasal olmayan varlıkları
enflasyon karşısında güncellemeyi ve böylece “gerçek” mali
tabloyu göstermeyi amaçlar.²
Bu uygulama sonucunda, özellikle sermaye yoğun sektörlerde öz sermaye kalemleri
artarken, vergiye esas kârlar azalmış, dolayısıyla kamu gelirlerinde geçici bir
azalma meydana gelmiştir.
Bu
durum, uygulamanın beklenen teknik yararları ile mali sonuçları arasındaki
farkı gündeme taşımıştır.
Yılmaz’ın
açıklaması, beklenen vergi gelirleri ile fiilî tahsilat arasındaki sapmanın
siyasi düzeyde de dikkat çekici boyutlara ulaştığını göstermektedir.
3.
Sorumluluk Zincirinde Kırılma, Bürokrasi ve Siyaset İlişkisi
Kamu
maliyesinde karar alma süreci, teknik analizlerin (etki analizi, mali yük
hesapları, davranışsal tahminler vb.) hazırlanmasıyla başlar; ancak nihai karar
siyasal mercilerce verilir.³
Dolayısıyla bürokrasi ile siyaset arasındaki iş bölümü, aynı zamanda bir
sorumluluk zinciridir.
Yılmaz’ın
“biz oturup hesap kitap yapacak değiliz, uzmanlara güveniyoruz”
ifadesi, bu zincirin hangi halkasında kopma yaşandığına dair ipucu sunmaktadır.
Siyasi irade karar verirken teknik veriye dayanmak zorundadır; teknik kadrolar
ise sadece hesap yapmakla kalmayıp karar sürecinin sonuçlarını da öngörmekle
sorumludur.
Bu
çerçevede, açıklama bir yönüyle bürokratik öngörü eksikliğine işaret ederken,
diğer yönüyle siyasi denetim sorumluluğunun da tartışmaya açılmasına yol
açmıştır.
4.
Kurumsal Güven ve İletişim Sorunu
Ekonomik
yönetimin sürdürülebilirliği, yalnızca mali disiplinle değil, kurumsal güven ve
iletişimle mümkündür.
Bürokratik
yapının teknik kapasitesine yöneltilen kamusal eleştiriler, kısa vadede siyasi
açıklık sağlayabilir; ancak uzun vadede kurum içi motivasyon ve güven erozyonu
yaratma riski taşır.⁴
Türkiye
ekonomisinin geçmiş dönemlerinde, özellikle 2001 sonrası mali reformlarda,
siyaset-bürokrasi iş birliğinin güçlü olduğu görülmüştür. Bu dönemde
düzenlemeler, etkileri ölçülerek hayata geçirilmiş, “öngörü” kadar “uyum” da
önemsenmiştir.⁵
Bugün yaşanan sorunlar, bu eşgüdümün yeniden tesis edilmesi gerektiğini
göstermektedir.
5.
Sonuç
Cevdet
Yılmaz’ın açıklamaları, teknik bir konudan çok daha fazlasını ifade etmektedir:
kamu maliyesinde sorumluluk paylaşımının sınırlarını.
Enflasyon
muhasebesi özelinde yaşanan gelir sapması, yalnızca “bürokratik
öngörüsüzlük” olarak değil, kurumsal iletişim eksikliği olarak
okunmalıdır.
Ekonomi
yönetiminde "güven", “hesap” kadar “vicdan” da gereklidir.Karar süreçlerinin hem teknik
hem de etik temelde inşa edilmesi, kamu maliyesinde sürdürülebilir güvenin ön
koşuludur.
Çünkü
ekonomiyi yalnızca rakamlar değil, kurumların birbirine duyduğu güven taşır.
Dipnotlar
Cevdet
Yılmaz’ın 2025 yılı Ekim ayı içerisinde yaptığı açıklamadan alınmıştır; çeşitli
basın kaynakları, 28–29 Ekim 2025.
213
sayılı Vergi Usul Kanunu, Mükerrer Madde 298; 555 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu
Genel Tebliği, Resmî Gazete: 30.12.2023, Sayı: 32416.
OECD,
Budget Transparency Toolkit: How to Assess and Improve Budget Transparency,
2017.
T.C.
Sayıştay Başkanlığı, Kamu Mali Yönetiminde Hesap Verebilirlik Raporu, 2022.
Şen,
H., Kamu Maliyesi ve Reform Süreci, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2014.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder