17 Kasım 2025 Pazartesi

Sürdürülebilirlik Raporlaması ile Sermayenin Karbon Artışı Arasındaki Çelişki, Türkiye ve Dünya Perspektifi

 1.   Giriş

Dünya genelinde şirketler, sürdürülebilirlik raporlarında karbon ayak izlerini azaltıcı politikaları ve yeşil yatırımları ön plana çıkarıyor. Ancak sermaye akışları ve fiilî yatırımlar, çoğu zaman karbon yoğun sektörlerde yoğunlaşıyor. Bu makalede, sürdürülebilirlik raporlaması ile gerçek ekonomi arasındaki çelişki, Türkiye ve uluslararası örnekler üzerinden incelenecektir. Mustafa Durmuş’un COP30 Belem zirvesi analizi, bu çelişkinin küresel boyutunu ortaya koymaktadır.

2. Dünya Genelinde Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları ve Denetim Pratikleri

2.1 IFRS Foundation ve ISSB Standartları

2023 yılında yürürlüğe giren ISSB S1 (Genel Açıklamalar) ve S2 (İklim İle İlgili Açıklamalar), finansal raporlamayla sürdürülebilirlik verilerini entegre etmeyi amaçlamaktadır. Bu standartlar, denetlenebilir ve yatırımcı odaklı bilgiler sunarak, sürdürülebilirlik verilerini şirket performansı ile ilişkilendirmektedir.

2.2 Avrupa Birliği, CSRD ve ESRS

2024’ten itibaren AB’nin Corporate Sustainability Reporting Directive (CSRD) ve European Sustainability Reporting Standards (ESRS), sürdürülebilirlik raporlamasında çifte önemlilik yaklaşımını benimsemiş ve bağımsız güvenceyi zorunlu kılmıştır. Bu yaklaşım, hem finansal hem de toplumsal/çevresel etkileri kapsamaktadır.

ESRS Standartlarının özellikleri;

  • “Çifte önemlilik” esası (hem finansal etki hem de toplumsal/çevresel etki),
  • Tüm tedarik zinciri boyunca veri toplama yükümlülüğü,
  • Bağımsız güvence (assurance) zorunluluğu.

2.3 ABD, SEC İklim Açıklamaları

ABD’nin SEC düzenlemeleri, Scope 1 ve 2 emisyonlarını zorunlu kılarken, Scope 3 yalnızca önemliyse açıklanmasını öngörür. Denetim yalnızca büyük şirketlerde sınırlı güvence ile uygulanır.

ABD, AB kadar sert bir rejim benimsememiştir.

SEC'in yaklaşımı;

  • Karbon salımı (Scope 1 ve 2) zorunlu,
  • Scope 3 (tedarik zinciri) sadece “önemli” ise açıklanır,
  • Denetim sadece büyük şirketlerde ve sınırlı güvence düzeyiyle istenir.

3. Türkiye’de KGK Düzenlemeleri ile Uygulama Gerçekleri

3.1 KGK Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları

Türkiye, 2024 yılında KGK tarafından yayımlanan Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (SKYŞ) ile ISSB S1-S2 uyumlu bir çerçeve kurmuştur. Raporda finansal tabloları etkileyen riskler öncelikli olup, çifte önemlilik AB kadar güçlü uygulanmamaktadır.

KGK’nin oluşturduğu çerçeve, büyük ölçüde ISSB S1–S2 uyumlu bir sistemdir.
Özellikler:

  • Öncelik finansal tabloları etkileyen risk ve fırsatların açıklanması,
  • Çifte önemlilik yaklaşımı AB kadar güçlü değildir,
  • İlk aşamada bağımsız güvence zorunlu değildir ancak kademeli olarak getirilecektir,
  • Uygulama halka açık şirketlerle başlayacak ve kademeli genişleyecektir.

3.2 Türkiye’nin Düzenleyici Güç ve Zayıflıkları

- Güçlü yönler: IFRS uyumu, bağımsız denetim camiası, Borsa İstanbul şirketlerinde raporlama kültürü.

- Zayıf yönler: Scope 3 emisyon verileri eksik, KOBİ’lerin raporlama tecrübesi sınırlı, denetim kapasitesi yeterince gelişmemiş.

4. Dünya ve Türkiye Uygulamalarının Karşılaştırmalı Analizi

Kıyaslama tablosu:

Kriter

AB – CSRD/ESRS

ISSB S1–S2

ABD – SEC

Türkiye – KGK Sürdürülebilirlik Standartları

Yaklaşım

Çifte önemlilik

Finansal önemlilik

Sınırlı açıklama

Finansal önemlilik (ISSB uyumlu)

Denetim

Zorunlu, makul güvenceye doğru

Zorunlu

Büyüklerde sınırlı

Kademeli güvence planı

Kapsam

50 binden fazla şirket

Küresel büyük ölçek

Halka açık büyükler

Halka açık + kademeli genişleme

Emisyon Alanı

Scope 1–2–3 zorunlu

Scope 1–2–3 (önemlilik esasıyla)

Scope 1–2 zorunlu, 3 “önemliyse”

Scope 1–2 ağırlıklı, Scope 3 henüz gelişmekte


5. Sermaye Tercihleri ile Raporlama Çelişkisi

Küresel sermaye hâlâ karbon yoğun sektörlerde yatırımlarını sürdürmektedir:

- OECD ülkelerinde yeni doğalgaz santralleri artış göstermektedir.

- Türkiye’de 2023–2024 döneminde kömür ve doğalgaz yatırım teşvikleri devam etmektedir.

Bu durum, sürdürülebilirlik raporları ile sermaye hareketleri arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır.

6. Bağımsız Denetimin Sürdürülebilirlik Üzerindeki Sınırlı Etkisi

KGK denetimi, raporlamayı zorunlu hâle getirse de sermaye yatırımlarını yönlendirecek bağlayıcılığa sahip değildir. Denetim prosedürleri ve veri altyapısı sınırlı olduğundan, raporların gerçek etkisi sınırlı kalmaktadır.

Karbon emisyonu, doğrudan ölçülebilen bir finansal veri değildir. Şirketin verdiği veriye bağımlıdır. Dolayısıyla denetçi çoğu zaman:

  • şirket beyanlarına,
  • dolaylı metodolojilere,
  • varsayımsal hesaplamalara

dayanmak zorundadır. Bu durum, finansal denetime kıyasla çok daha geniş bir “belirsizlik alanı” doğurur.

Her sürdürülebilirlik raporu kamuya açık olsa da raporun temel kullanıcısı yatırımcıdır. Yatırımcı ise kısa vadeli kârlılık arayışı nedeniyle karbon yoğun sektörlerden sırtını kolayca dönmez.

Dolayısıyla sürdürülebilirlik denetimi, işletmenin iklim krizindeki payını azaltmak yerine, bu payı meşrulaştırma riski taşır.

7. COP30 Perspektifi, Küresel Sermaye ve Denetimdeki Yapısal Sınırlar

Mustafa Durmuş’un COP30 Belem analizi, raporlamanın kağıt üzerinde ilerlediğini fakat küresel sermayenin karbon yoğun yatırımlarını sürdürdüğünü göstermektedir. Zirve, sermaye gücünün sürdürülebilirlik politikalarını şekillendirdiğini ve denetimin yapısal sınırlılığını ortaya koymaktadır.[1][2][3]

COP30’un ortaya koyduğu gerçek şudur.

Karbon emisyonunu azaltması beklenen küresel sermaye, emisyon artışının ana kaynağıdır.

Bu nedenle sürdürülebilirlik raporlaması da, bağımsız denetim de, mevcut haliyle;

  • Sermayenin karbon bağımlı büyümesini,
  • Küresel taşımacılığın dev emisyonlarını,
  • Fosil yakıt finansmanının sürekliliğini

sorgulayamaz. Çünkü standartların hiçbirinde “sermayenin büyüme iştahının sınırlandırılması” gibi bir ilke yoktur.

8. Sonuç

Türkiye ve dünya örnekleri, sürdürülebilirlik raporlamasının mevcut sınırlarını göstermektedir. Yapısal değişim, sadece raporlamayı değil, sermaye hareketlerini ve denetim kapasitesini de kapsamalıdır. Gerçek karbon azaltımı, güçlü düzenleme, denetim ve sermaye yönlendirme ile mümkündür.

Bu makalede ele alınan analizler, sürdürülebilirlik raporlaması ile gerçek ekonomik yatırımlar arasındaki önemli çelişkiyi ortaya koymaktadır. Dünya ve Türkiye uygulamaları şunları göstermektedir:

  • Uluslararası standartlar (IFRS/ISSB, AB CSRD/ESRS, ABD SEC) ve Türkiye KGK uygulamaları, raporlamayı zorunlu hâle getirse de sermaye yönlendirmelerinde sınırlıdır.
  • Türkiye’de Scope 3 emisyonlarının tam olarak raporlanamaması ve denetim kapasitesinin yetersizliği, gerçek karbon azaltımını engellemektedir.
  • Küresel sermaye hâlâ karbon yoğun sektörlerde yatırım yapmaya devam etmekte ve sürdürülebilirlik raporlaması, çoğu zaman kağıt üzerinde iyimser bir tablo sunmaktadır.
  • COP30 Belem örneği, sermayenin ve devletlerin rolünü, raporlamanın etkisinin sınırlılığını ve sistemik sorunları net biçimde göstermektedir.

Sonuç olarak, sürdürülebilirlik raporlaması tek başına gerçek karbon azaltımı sağlayamamaktadır. Etkili bir değişim için:

  1. Denetim kapasitesinin artırılması,
  2. Scope 3 dâhil tüm emisyonların kapsamlı raporlanması,
  3. Sermaye yatırımlarının karbon azaltma hedefleriyle uyumlu hâle getirilmesi,
  4. Küresel ve ulusal düzenleyici çerçevelerin güçlendirilmesi gerekmektedir.

Dip Notlar

[1] Mustafa Durmuş, “COP30 Belem İklim Zirvesi: Aldatmaca Sürüyor!”, 17 Kasım 2025, https://www.equals.ink/p/climate-plunder-part-1 (Erişim: 30 Ekim 2025)

[2] World Inequality Database, “Climate Inequality Report 2025”, https://wid.world/news-article/climate-inequality-report-2025 (Erişim: 29 Ekim 2025)

[3] Progressive International, “PI Briefing No.42 Tipping Points”, 15 Kasım 2025, https://progressive.international/wire/2025-11-15-pi-briefing-no-42-tipping-points

Anahtar kelimeler: Sürdürülebilirlik raporlaması, Türkiye, COP30, Karbon emisyonu, Bağımsız denetim, KGK, ISSB, CSRD, ESG



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...