1. Giriş
Dünya
genelinde şirketler, sürdürülebilirlik raporlarında karbon ayak izlerini
azaltıcı politikaları ve yeşil yatırımları ön plana çıkarıyor. Ancak sermaye
akışları ve fiilî yatırımlar, çoğu zaman karbon yoğun sektörlerde yoğunlaşıyor.
Bu makalede, sürdürülebilirlik raporlaması ile gerçek ekonomi arasındaki
çelişki, Türkiye ve uluslararası örnekler üzerinden incelenecektir. Mustafa
Durmuş’un COP30 Belem zirvesi analizi, bu çelişkinin küresel boyutunu ortaya
koymaktadır.
2. Dünya Genelinde Sürdürülebilirlik
Raporlaması Standartları ve Denetim Pratikleri
2.1 IFRS Foundation ve ISSB Standartları
2023
yılında yürürlüğe giren ISSB S1 (Genel Açıklamalar) ve S2 (İklim İle İlgili
Açıklamalar), finansal raporlamayla sürdürülebilirlik verilerini entegre etmeyi
amaçlamaktadır. Bu standartlar, denetlenebilir ve yatırımcı odaklı bilgiler
sunarak, sürdürülebilirlik verilerini şirket performansı ile ilişkilendirmektedir.
2.2 Avrupa Birliği, CSRD ve ESRS
2024’ten
itibaren AB’nin Corporate Sustainability Reporting Directive (CSRD) ve European
Sustainability Reporting Standards (ESRS), sürdürülebilirlik raporlamasında
çifte önemlilik yaklaşımını benimsemiş ve bağımsız güvenceyi zorunlu kılmıştır.
Bu yaklaşım, hem finansal hem de toplumsal/çevresel etkileri kapsamaktadır.
ESRS Standartlarının özellikleri;
- “Çifte
önemlilik” esası (hem finansal etki hem de toplumsal/çevresel etki),
- Tüm tedarik
zinciri boyunca veri toplama yükümlülüğü,
- Bağımsız
güvence (assurance) zorunluluğu.
2.3 ABD, SEC İklim Açıklamaları
ABD’nin
SEC düzenlemeleri, Scope 1 ve 2 emisyonlarını zorunlu kılarken, Scope 3
yalnızca önemliyse açıklanmasını öngörür. Denetim yalnızca büyük şirketlerde
sınırlı güvence ile uygulanır.
ABD, AB kadar sert bir rejim benimsememiştir.
SEC'in yaklaşımı;
- Karbon
salımı (Scope 1 ve 2) zorunlu,
- Scope 3
(tedarik zinciri) sadece “önemli” ise açıklanır,
- Denetim
sadece büyük şirketlerde ve sınırlı güvence düzeyiyle istenir.
3. Türkiye’de KGK Düzenlemeleri ile Uygulama
Gerçekleri
3.1 KGK Sürdürülebilirlik Raporlama
Standartları
Türkiye,
2024 yılında KGK tarafından yayımlanan Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları
(SKYŞ) ile ISSB S1-S2 uyumlu bir çerçeve kurmuştur. Raporda finansal tabloları
etkileyen riskler öncelikli olup, çifte önemlilik AB kadar güçlü
uygulanmamaktadır.
KGK’nin oluşturduğu çerçeve, büyük ölçüde ISSB S1–S2 uyumlu bir
sistemdir.
Özellikler:
- Öncelik
finansal tabloları etkileyen risk ve fırsatların açıklanması,
- Çifte
önemlilik yaklaşımı AB kadar güçlü değildir,
- İlk aşamada
bağımsız güvence zorunlu değildir ancak kademeli olarak getirilecektir,
- Uygulama
halka açık şirketlerle başlayacak ve kademeli genişleyecektir.
3.2 Türkiye’nin Düzenleyici Güç ve
Zayıflıkları
-
Güçlü yönler: IFRS uyumu, bağımsız denetim camiası, Borsa İstanbul
şirketlerinde raporlama kültürü.
-
Zayıf yönler: Scope 3 emisyon verileri eksik, KOBİ’lerin raporlama tecrübesi
sınırlı, denetim kapasitesi yeterince gelişmemiş.
4. Dünya ve Türkiye Uygulamalarının
Karşılaştırmalı Analizi
Kıyaslama
tablosu:
|
Kriter |
AB – CSRD/ESRS |
ISSB S1–S2 |
ABD – SEC |
Türkiye – KGK
Sürdürülebilirlik Standartları |
|
Yaklaşım |
Çifte önemlilik |
Finansal önemlilik |
Sınırlı açıklama |
Finansal önemlilik (ISSB uyumlu) |
|
Denetim |
Zorunlu, makul güvenceye doğru |
Zorunlu |
Büyüklerde sınırlı |
Kademeli güvence planı |
|
Kapsam |
50 binden fazla şirket |
Küresel büyük ölçek |
Halka açık büyükler |
Halka açık + kademeli genişleme |
|
Emisyon Alanı |
Scope 1–2–3 zorunlu |
Scope 1–2–3 (önemlilik esasıyla) |
Scope 1–2 zorunlu, 3 “önemliyse” |
Scope 1–2 ağırlıklı, Scope 3 henüz gelişmekte |
5. Sermaye Tercihleri ile Raporlama Çelişkisi
Küresel
sermaye hâlâ karbon yoğun sektörlerde yatırımlarını sürdürmektedir:
-
OECD ülkelerinde yeni doğalgaz santralleri artış göstermektedir.
-
Türkiye’de 2023–2024 döneminde kömür ve doğalgaz yatırım teşvikleri devam
etmektedir.
Bu
durum, sürdürülebilirlik raporları ile sermaye hareketleri arasındaki uçurumu
ortaya koymaktadır.
6. Bağımsız Denetimin Sürdürülebilirlik
Üzerindeki Sınırlı Etkisi
KGK
denetimi, raporlamayı zorunlu hâle getirse de sermaye yatırımlarını
yönlendirecek bağlayıcılığa sahip değildir. Denetim prosedürleri ve veri
altyapısı sınırlı olduğundan, raporların gerçek etkisi sınırlı kalmaktadır.
Karbon emisyonu, doğrudan ölçülebilen bir finansal veri değildir. Şirketin
verdiği veriye bağımlıdır. Dolayısıyla denetçi çoğu zaman:
- şirket
beyanlarına,
- dolaylı
metodolojilere,
- varsayımsal
hesaplamalara
dayanmak zorundadır. Bu durum, finansal denetime kıyasla çok daha geniş bir
“belirsizlik alanı” doğurur.
Her sürdürülebilirlik raporu kamuya açık olsa da raporun temel kullanıcısı
yatırımcıdır. Yatırımcı ise kısa vadeli kârlılık arayışı nedeniyle karbon yoğun
sektörlerden sırtını kolayca dönmez.
Dolayısıyla sürdürülebilirlik denetimi, işletmenin iklim krizindeki
payını azaltmak yerine, bu payı meşrulaştırma riski taşır.
7. COP30 Perspektifi, Küresel Sermaye ve
Denetimdeki Yapısal Sınırlar
Mustafa
Durmuş’un COP30 Belem analizi, raporlamanın kağıt üzerinde ilerlediğini fakat
küresel sermayenin karbon yoğun yatırımlarını sürdürdüğünü göstermektedir.
Zirve, sermaye gücünün sürdürülebilirlik politikalarını şekillendirdiğini ve
denetimin yapısal sınırlılığını ortaya koymaktadır.[1][2][3]
COP30’un ortaya koyduğu gerçek şudur.
Karbon emisyonunu azaltması beklenen küresel sermaye, emisyon artışının ana
kaynağıdır.
Bu nedenle sürdürülebilirlik raporlaması da, bağımsız denetim de, mevcut
haliyle;
- Sermayenin
karbon bağımlı büyümesini,
- Küresel
taşımacılığın dev emisyonlarını,
- Fosil yakıt
finansmanının sürekliliğini
sorgulayamaz. Çünkü standartların hiçbirinde “sermayenin büyüme iştahının
sınırlandırılması” gibi bir ilke yoktur.
8. Sonuç
Türkiye
ve dünya örnekleri, sürdürülebilirlik raporlamasının mevcut sınırlarını
göstermektedir. Yapısal değişim, sadece raporlamayı değil, sermaye
hareketlerini ve denetim kapasitesini de kapsamalıdır. Gerçek karbon azaltımı,
güçlü düzenleme, denetim ve sermaye yönlendirme ile mümkündür.
Bu makalede ele alınan analizler, sürdürülebilirlik raporlaması ile gerçek
ekonomik yatırımlar arasındaki önemli çelişkiyi ortaya koymaktadır. Dünya ve
Türkiye uygulamaları şunları göstermektedir:
- Uluslararası
standartlar (IFRS/ISSB, AB CSRD/ESRS, ABD SEC) ve Türkiye KGK
uygulamaları, raporlamayı zorunlu hâle getirse de sermaye
yönlendirmelerinde sınırlıdır.
- Türkiye’de
Scope 3 emisyonlarının tam olarak raporlanamaması ve denetim kapasitesinin
yetersizliği, gerçek karbon azaltımını engellemektedir.
- Küresel
sermaye hâlâ karbon yoğun sektörlerde yatırım yapmaya devam etmekte ve
sürdürülebilirlik raporlaması, çoğu zaman kağıt üzerinde iyimser bir tablo
sunmaktadır.
- COP30 Belem
örneği, sermayenin ve devletlerin rolünü, raporlamanın etkisinin
sınırlılığını ve sistemik sorunları net biçimde göstermektedir.
Sonuç olarak, sürdürülebilirlik raporlaması tek başına gerçek karbon
azaltımı sağlayamamaktadır. Etkili bir değişim için:
- Denetim
kapasitesinin artırılması,
- Scope 3
dâhil tüm emisyonların kapsamlı raporlanması,
- Sermaye
yatırımlarının karbon azaltma hedefleriyle uyumlu hâle getirilmesi,
- Küresel ve
ulusal düzenleyici çerçevelerin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Dip
Notlar
[1]
Mustafa Durmuş, “COP30 Belem İklim Zirvesi: Aldatmaca Sürüyor!”, 17 Kasım 2025,
https://www.equals.ink/p/climate-plunder-part-1 (Erişim: 30 Ekim 2025)
[2]
World Inequality Database, “Climate Inequality Report 2025”,
https://wid.world/news-article/climate-inequality-report-2025 (Erişim: 29 Ekim
2025)
[3]
Progressive International, “PI Briefing No.42 Tipping Points”, 15 Kasım 2025,
https://progressive.international/wire/2025-11-15-pi-briefing-no-42-tipping-points
Anahtar
kelimeler:
Sürdürülebilirlik raporlaması, Türkiye, COP30, Karbon emisyonu, Bağımsız
denetim, KGK, ISSB, CSRD, ESG
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder