14 Şubat 2026 Cumartesi

Liberal Eşitlikçilik Miti ve Çürüyen Ahlakın Sınırları

 

1. “Tarihin Sonu” İddiası ve Normatif Üstünlük Söylemi

Soğuk Savaş’ın ardından Fransız Francis Fukuyama, liberal demokrasiyi insanlığın ideolojik evriminin nihai aşaması olarak tanımladığında, bu yalnızca siyasal bir tez değildi. Aynı zamanda ahlaki bir iddiaydı. Liberal düzen; bireysel haklar, hukukun üstünlüğü ve fırsat eşitliği üzerinden kendisini insanlığın ulaştığı en ileri normatif çerçeve olarak sundu.

Bu anlatı, örtük biçimde şu mesajı içeriyordu.Artık radikal eşitlik projelerine gerek yoktur. Hukuki eşitlik sağlandığında adalet zaten gerçekleşmiş sayılır.

Ancak son otuz yılda derinleşen gelir eşitsizlikleri, finansal krizler, ekolojik yıkım ve siyasal yozlaşma; bu “nihai aşama” anlatısının sorgulanmasını zorunlu kılmıştır. Liberal eşitlikçilik, biçimsel hak eşitliğini garanti altına alırken, güç ve sermaye yoğunlaşmasını hangi ölçüde sınırlandırabilmiştir?

2. Liberal Ahlakın Kör Noktası; Güç Yoğunlaşması ve Dokunulmazlık Alanları

Jeffrey Epstein vakası, yalnızca bireysel bir suç dosyası değildir. Bu olay; küresel elit ağları, siyasal güç ve sermaye birikimi arasındaki geçirgenliğin sembolüne dönüşmüştür. Hukuki eşitlik ilkesinin, güç yoğunlaşması karşısında nasıl aşındığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

Buradaki temel soru şudur:

Eğer liberal düzen herkes için eşit hukuki koruma vaat ediyorsa, neden ekonomik ve siyasal güç arttıkça fiilî dokunulmazlık alanları genişlemektedir?

Liberal etik, bireyi devlet karşısında korumayı merkezine alır. Ancak bireyin sermaye karşısındaki kırılganlığı, özellikle dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda, çoğu zaman sistemin dışına itilmiş bir mesele olarak kalır. Böylece eşitlik, biçimsel bir norm olarak varlığını sürdürür; fakat maddi yaşam koşullarında derin eşitsizlikler yeniden üretilir.

3. Biçimsel Eşitlik ve Maddi Eşitsizlik, Yapısal Çelişki

Karl Marx, eşitliğin yalnızca hukuki statü üzerinden tanımlanamayacağını; üretim ilişkileri dönüştürülmeden gerçek eşitliğin mümkün olmayacağını ileri sürmüştü. Piyasa, görünürde özgür ve eşit bireylerin sözleşme yaptığı bir alan gibi görünür. Ancak emek ile sermaye arasındaki yapısal asimetri, bu özgürlüğün sınırlarını belirler.

Liberal eşitlikçilik şöyle der. “Herkes kanun önünde eşittir.”

Eleştirel perspektif ise şu soruyu sorar; “Eşit başlangıç koşullarına sahip olmayan bireylerin hukuki eşitliği, toplumsal eşitlik üretir mi?”

Bu soru bugün daha da yakıcıdır. Zira servet birikimi kuşaklar arası aktarılmakta, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişim ekonomik güce bağlı olarak farklılaşmaktadır. Biçimsel eşitlik ile maddi eşitsizlik arasındaki gerilim, liberal sistemin içsel çelişkisi hâline gelmiştir.

4. Tüketim Toplumu ve Ahlaki İndirgeme

Geç kapitalist toplumda insan, öncelikle bir tüketici olarak tanımlanır. Değer üretimi metalaşma üzerinden gerçekleşir. Emek metadır. Doğa metadır. Zaman metadır. Beden ve arzu dahi piyasa ilişkileri içinde dolaşıma girer.

Bu süreçte:

Yoksulluk, yapısal bir sorun olmaktan çıkarılıp bireysel başarısızlık olarak sunulur.

Dayanışma kültürü zayıflar, rekabet ideali yüceltilir.

Ahlak, kolektif sorumluluk ilkesi olmaktan çıkar; bireysel tercih alanına indirgenir.

Sonuçta sistem, kendi ürettiği eşitsizlikleri görünmez kılar. Ahlak, yapısal adalet talebinden koparıldığında; eşitlik, yalnızca hukuki bir soyutlama olarak kalır.

5. Alternatifsizlik İddiası ve Tarihsel Deneyim

Liberal ideolojinin en güçlü savunusu “alternatifsizlik”tir. Ancak tarih tek doğrusal bir ilerleme çizgisi değildir. İnsanlık farklı üretim ve paylaşım biçimleri denemiştir.

Komünal yapılar, kooperatif ekonomiler, sosyal devlet uygulamaları ve dayanışma ağları; piyasa merkezli modele alternatif olabilecek deneyimler sunmuştur. Eşitlikçi arayış, yalnızca mülkiyet ilişkilerini değil; insan ile doğa arasındaki ilişkiyi de yeniden düşünmeyi gerektirir.

Bu bağlamda eşitlikçi bir düzen:

·         Yaşam hakkını kâr maksimizasyonunun üzerinde konumlandırır.

·         Üretimi toplumsal ihtiyaç ekseninde örgütler.

·         Ekolojik sürdürülebilirliği temel ilke kabul eder.

·         Güç yoğunlaşmasını sınırlayacak demokratik mekanizmalar kurar.

Bu, romantik bir ütopya değil; ekolojik kriz, gelir uçurumu ve toplumsal yabancılaşma çağında giderek daha fazla tartışılan bir zorunluluktur.

6. Eşitlik Mücadelesinin Sürekliliği

“Eşitlik mücadelesi sona erdi” ya da “radikal eşitlik projeleri artık gereksiz” iddiaları, çoğu zaman sistem içi güven üretme çabasıdır. Oysa tarihsel deneyim şunu gösterir: Her toplumsal düzen kendi çelişkilerini üretir.

Liberal kapitalizmin temel çelişkisi:

Hukuki eşitlik vaadi ile

Maddi eşitsizlik gerçekliği arasındaki gerilimdir.

Bu gerilim sürdüğü sürece eşitlik talebi de varlığını sürdürecektir. Çünkü eşitlik talebi yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir taleptir.

7.Yeni Bir Ahlaki Ufuk Mümkün mü?

Bugün tartışılan mesele yalnızca ekonomik sistem tercihi değildir. Asıl mesele, nasıl bir insan ve nasıl bir toplum tahayyül ettiğimizdir.

İnsanı yalnızca rekabet eden, tüketen ve bireysel çıkarını maksimize eden bir varlık olarak mı göreceğiz?

Yoksa dayanışan, ortak iyiyi gözeten ve kolektif sorumluluk üstlenen bir özne olarak mı?

Liberal eşitlikçilik, insanlık tarihinin önemli bir aşamasını temsil eder; ancak nihai ufuk değildir. Hukuki eşitlik, adalet için gereklidir; fakat yeterli değildir. Maddi eşitsizlikler dönüştürülmedikçe, ahlaki iddia ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafe kapanmayacaktır.

Eşitlik mücadelesi, bir ideolojinin ısrarı değil; insan onurunun sürekliliğidir. Ve insan onuru, hiçbir tarihsel dönemde “tamamlanmış” bir proje olmamıştır.

 

13 Şubat 2026 Cuma

“Vergi Teşvikleri Asgari Kurumlar Vergisi Karşısında İşlevini Yitiriyor mu? 49 No.lu Tebliğ Çerçevesinde Bir Değerlendirme”

 Giriş

Kurumlar vergisi sistemi yalnızca bir vergilendirme tekniği değil, aynı zamanda ekonomik ve mali politika aracıdır. Bu nedenle vergi matrahı, salt ticari kârdan ibaret olmayıp kanun koyucunun yönlendirici tercihleri doğrultusunda şekillenmektedir. Bu tercihlerin en görünür yansıması, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen istisnalar ile 10. maddesinde yer alan indirimlerdir.

KVK m.5 kapsamındaki iştirak kazancı istisnası, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnası gibi düzenlemeler; çifte vergilemeyi önleme ve şirketlerin yeniden yapılanmasını kolaylaştırma amacını taşımaktadır¹. KVK m.10’da düzenlenen indirimler ise bağış ve yardımlar, Ar-Ge indirimi, sponsorluk harcamaları ve özellikle nakdi sermaye artırımı indirimi gibi doğrudan ekonomik davranışları teşvik eden mekanizmalardır².

Buna karşılık, 2024 yılında getirilen asgari kurumlar vergisi düzenlemesi³ ile birlikte, indirim ve istisnaların vergi matrahı üzerindeki fiili etkisi bazı durumlarda ortadan kalkabilmekte; ancak bu unsurların tasdikine ilişkin yükümlülükler devam etmektedir. Özellikle 49 Seri No.lu SMMM ve YMM Tebliği ile getirilen tasdik zorunluluğu, asgari verginin devreye girdiği hallerde sistemsel bir tartışma alanı yaratmaktadır⁴.

Bu çalışmada, KVK m.5 istisnaları ve m.10 indirimleri birlikte ele alınacak; nakdi sermaye artırımı indirimi özel olarak değerlendirilecek; asgari kurumlar vergisi karşısındaki konumları vergi matrahı ve vergi güvenliği perspektifinden analiz edilecektir.

İstisna ve İndirimlerin Vergi Matrahı İçindeki Fonksiyonu

Kurumlar vergisinde istisna ile indirim teknik olarak farklı müesseselerdir. İstisna, belirli bir kazanç unsurunu doğrudan vergi dışı bırakırken; indirim, oluşan kazanç üzerinden belirli tutarların düşülmesine imkân tanır. Ancak her iki mekanizma da nihai olarak vergi matrahını azaltıcı etki doğurmaktadır.

KVK m.5’te düzenlenen istisnalar, özellikle iştirak kazançlarının ikinci kez vergilenmesini önlemekte ve varlık satışları yoluyla şirketlerin mali yapılarını güçlendirmelerine imkân tanımaktadır¹. KVK m.10’da düzenlenen indirimler ise sosyal ve ekonomik politikaların uygulanma araçlarıdır². Özellikle nakdi sermaye artırımı indirimi, borçlanma yerine özkaynak finansmanını teşvik eden önemli bir düzenlemedir².

Bu sistemde temel mantık açıktır: İndirim veya istisna uygulanırsa vergi matrahı düşer ve ödenecek vergi azalır. Bu nedenle matrahı azaltan bu unsurların doğruluğu, vergi güvenliği bakımından önem taşır ve belirli hallerde YMM tasdikine bağlanmıştır⁴.

Asgari Kurumlar Vergisi ve Matrahın Çift Katmanlı Yapısı

Asgari kurumlar vergisi düzenlemesi ile birlikte kurumlar vergisi hesaplamasında fiilen iki ayrı matrah ortaya çıkmıştır³:

·         İndirim ve istisnalar sonrası klasik kurumlar vergisi matrahı

·         Kanunda belirlenen asgari matrah

·         Ödenecek vergi, bu iki hesaplama sonucunda bulunan tutarlardan yüksek olanıdır³.

Aşağıdaki örnek, klasik sistem ile asgari vergi sisteminin sonuçlarını karşılaştırmaktadır:

Varsayım:

Normal Kvk ‘Na Göre Vergi Tablosu

 

Asgari Kvk ‘Na Göre Vergi Tablosu

 

Ticari bilanço kârı

3.000.000

Brüt kazanç

3.000.000

KVK m.5 istisnaları

(-)1.000.000

 

 

KVK m.10 indirimleri (Ar-Ge + bağış)

(-)500.000

 

 

Nakdi sermaye artışı indirimi

(-)1.000.000

 

 

TOPLAM

500.000

 

3.000.000

Kurumlar vergisi oranı

%25

Kurumlar vergisi oranı

%10

Ödenecek vergi

125.000

Ödenecek vergi

300.000

 

Bu sistem özellikle yüksek ticari kâra sahip olup indirim ve istisnaları yoğun kullanan şirketlerde belirgin sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin 3.000.000 TL ticari bilanço kârı bulunan bir işletmenin, iştirak kazancı istisnası ve nakdi sermaye artırımı indirimi sonrasında matrahının 2.500.000 TL’ye düştüğü varsayılsın. Bu durumda hesaplanan kurumlar vergisi( normal vergi%25 olarak kabul edilmiştir.) 125.000 TL olacaktır. Ancak asgari kurumlar vergisi matrahı 3.000.000 TL ise ödenecek vergi 300.000 TL olacaktır.

Bu örnekte indirim ve istisnalar hukuken uygulanmış; ancak ekonomik olarak vergi yükünü azaltmamıştır. Böylece sistem, hukuki gerçeklik ile mali sonuç arasında bir ayrışma üretmektedir.

Mükellef, indirim ve istisnalara rağmen 125.000 TL yerine 300.000 TL vergi ödeyecektir. Aradaki 175.000 TL fark, teşviklerin fiilen etkisiz kalması anlamına gelmektedir.

 Nakdi Sermaye Artırımı İndiriminin Özel Konumu

KVK m.10/1-ı hükmü uyarınca nakdi sermaye artırımı üzerinden hesaplanan tutarın indirim konusu yapılması mümkündür². Bu düzenleme, şirketlerin borçlanma yerine özkaynak artırmalarını teşvik etmektedir. Özellikle finansman maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde bu indirim önemli bir politika aracı niteliği taşımaktadır.

Ancak asgari kurumlar vergisi uygulamasında, söz konusu indirim matrahı düşürse dahi asgari vergi matrahı daha yüksek kaldığında teşvikin vergiye yansıyan etkisi ortadan kalkabilmektedir. Böyle bir durumda mükellef;

·         Sermaye artırımı yapmış,

·         İndirim hakkı kazanmış,

·         YMM tasdiki yaptırmış,

·         Ancak ödenecek vergide azalma sağlayamamış olabilir.

Bu tablo, teşvikin ekonomik etkinliğini sınırlamakta ve 49 nolu SMMM ve YMM tebliğ ile tasdik maliyetinin rasyonelliğini tartışmalı hale getirmektedir.

49 No.lu Tebliğ ve Vergi Güvenliği Açısından Değerlendirme

49 Seri No.lu Tebliğ’in temel amacı, matrahı azaltan indirim ve istisnaların doğruluğunu güvence altına almaktır⁴. Klasik sistemde bu yaklaşım son derece tutarlıdır; çünkü yanlış uygulanan bir indirim doğrudan vergi kaybına yol açmaktadır.

Ancak asgari kurumlar vergisinin devreye girdiği durumlarda, indirim ve istisna yanlış hesaplanmış olsa dahi ödenecek vergi değişmeyebilmektedir. Bu durumda kamu geliri açısından fiili bir risk söz konusu değildir.

Dolayısıyla tasdik zorunluluğu bazı hallerde vergi güvenliği sağlayan bir araç olmaktan çıkıp şekli bir yükümlülüğe dönüşebilmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından tasdik maliyeti, sağlanamayan vergi avantajına kıyasla orantısız hale gelebilmektedir.

Kanuni Boşluk mu, Sistemsel Uyum Sorunu mu?

Mevzuatta açık bir kanun boşluğu bulunduğunu söylemek güçtür. Asgari kurumlar vergisi düzenlemesi yürürlüktedir³; tasdik yükümlülüğü de yürürlüktedir⁴. Ancak iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde normlar arası sistemsel uyum sorunu ortaya çıkmaktadır.

Kanun koyucu asgari vergi düzenlemesini getirirken, indirim ve istisnaların tasdik boyutunu yeniden ele almamış; Tebliğ de asgari vergi uygulaması dikkate alınarak revize edilmemiştir. Bu durum açık bir çelişki değil; düzenlemeler arası koordinasyon eksikliğidir.

Sonuç

KVK m.5 istisnaları ve m.10 indirimleri, kurumlar vergisi sisteminin ekonomik ve sosyal politika araçlarıdır. Asgari kurumlar vergisi ise vergi güvenliğini güçlendiren bir taban vergi mekanizmasıdır. 49 Seri No.lu Tebliğ tasdik sistemi ise matrah azaltıcı unsurların doğruluğunu denetleyen güvenlik aracıdır ( Bunu sağlayıp sağlamadığı tartışma konusudur).

Ancak asgari verginin devreye girdiği hallerde indirim ve istisnaların vergiye etkisinin ortadan kalkması, tasdik zorunluluğunun ekonomik anlamını zayıflatmaktadır. Bu durum, düzenlemelerin tamamen hatalı olduğu anlamına gelmemekle birlikte, sistem bütünlüğü açısından yeniden değerlendirme ihtiyacına işaret etmektedir.

Vergi güvenliği ile teşvik politikası arasındaki denge, normlar arası uyum sağlanarak korunabilir. Aksi halde indirim ve istisnalar politika aracı olmaktan uzaklaşacak; tasdik sistemi ise şekli bir yükümlülük niteliği kazanacaktır.

Dipnotlar

  1. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m. 5
  2. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m.10
  3. 02.08.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7524 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen 32/C maddesi.
  4. 30.12.2025 Tarih 33123 Sayılı R.G . 49 Sıra No.Lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği(3568 sayılı Kanun çerçevesinde yayımlanmıştır).

10 Şubat 2026 Salı

YMM Tasdik Raporunun Süresinde İbraz Edilmemesinin Vergi İstisnasına Etkisi: Danıştay İçtihadı ve 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliğ Değerlendirmesi

 Özet

Bu çalışmada, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanılmasına rağmen Yeminli Mali Müşavir (YMM) tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi gerekçesiyle yapılan cezalı vergi tarhiyatına ilişkin Danıştay kararı incelenmektedir. Uyuşmazlık, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227. maddesi ile Maliye Bakanlığı’na verilen düzenleme yetkisinin sınırları ile 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği uyarınca getirilen ibraz sürelerinin hukuki niteliği noktasında toplanmaktadır. Çalışmada, şekli nitelikteki bir yükümlülüğün yerine getirilmemesinin kanundan doğan maddi vergi hakkını ortadan kaldırıp kaldıramayacağı, normlar hiyerarşisi ve vergide kanunilik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. İnceleme sonucunda, YMM tasdik raporunun istisnanın kurucu unsuru değil, ispat aracı olduğu; bu nedenle süresinde ibraz edilmemesinin tek başına istisna hakkını ortadan kaldıramayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler: YMM tasdik raporu, vergi istisnası, şekli şart, vergide kanunilik, normlar hiyerarşisi

1. Giriş

Vergi hukukunda istisna ve muafiyetler, doğrudan kanundan doğan ve mükellefin vergi yükünü azaltan maddi haklar niteliğindedir. Buna karşılık, bu haklardan yararlanılmasına ilişkin usul ve belgelendirme yükümlülükleri çoğu zaman idari düzenlemelerle belirlenmektedir. Uygulamada idare, YMM tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesini, istisna veya indirim hakkının hiç doğmamış sayılması sonucuna bağlayabilmektedir.

Bu yaklaşım, şekli yükümlülük ile maddi hak arasındaki sınırın nerede çizileceği sorununu gündeme getirmektedir. Danıştay tarafından verilen ve temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen karar, bu sınırın belirlenmesi bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Bu çalışmanın amacı; söz konusu yargı kararı ile 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği hükümlerini birlikte değerlendirerek, YMM tasdik raporunun hukuki niteliğini ve bu raporun süresinde ibraz edilmemesinin vergi istisnalarına etkisini ortaya koymaktır.

2. Hukuki Çerçeve

2.1. Vergi Usul Kanunu Mükerrer 227. Madde

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227. maddesi, Maliye Bakanlığı’na bazı vergi avantajlarının YMM tasdik raporuna bağlanması konusunda düzenleme yapma yetkisi vermektedir¹. Bu hükümle amaçlanan, vergi güvenliğini artırmak ve beyanların doğruluğunu mesleki sorumluluk çerçevesinde denetim altına almaktır.

Ancak maddede, tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesinin ilgili istisna veya indirimin tamamen ortadan kalkmasına yol açacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, idari düzenlemelerin kapsamının kanuni yetki sınırları içinde kalıp kalmadığı tartışmasını doğurmaktadır.

2.2. 49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği

49 Sıra No.lu SMMM ve YMM Tebliği ile bazı vergi istisna ve indirimlerinden yararlanılmasının YMM tasdik raporuna bağlandığı ve bu raporların belirli sürelerde ibraz edilmesi gerektiği düzenlenmiştir². Tebliğde, süresinde ibraz edilmeyen tasdik raporlarına dayanılarak ilgili vergisel avantajlardan yararlanılamayacağı yönünde idari bir yaklaşım benimsenmiştir.

Bu noktada temel sorun, tebliğ düzeyindeki bir düzenlemenin kanundan doğan bir vergi istisnasını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanıp yorumlanamayacağıdır.

3. Uyuşmazlığın Konusu ve Yargılama Süreci

Somut olayda mükellef, taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanmıştır. Ancak bu istisnaya ilişkin YMM tasdik raporu, idarece öngörülen süre içinde ibraz edilmemiştir. Vergi incelemesi sırasında bu durum tespit edilmiş; istisna reddedilerek kurumlar vergisi re’sen tarh edilmiş ve vergi ziyaı cezası uygulanmıştır.

İlk derece vergi mahkemesi, istisnanın kanundan doğan bir hak olduğunu, YMM tasdik raporunun ise bu hakkın kullanımını ispata yarayan bir araç niteliği taşıdığını belirterek tarhiyatı kaldırmıştır. Bölge idare mahkemesi bu kararı hukuka uygun bulmuş; Danıştay da temyiz istemini reddederek kararı onamıştır.

4. Danıştay Kararının Hukuki Analizi

4.1. YMM Tasdik Raporunun Hukuki Niteliği

Danıştay’ın benimsediği yaklaşımda YMM tasdik raporu, istisnanın doğum şartı değil; istisna şartlarının gerçekleştiğini ortaya koymaya yarayan bir ispat ve denetim aracı olarak görülmektedir. Dolayısıyla raporun süresinde ibraz edilmemesi, istisna şartlarının fiilen gerçekleşmediği anlamına gelmemektedir.

Bu yaklaşım, maddi vergi hukuku kuralları ile usule ilişkin yükümlülükler arasındaki ayrımı esas almaktadır.

4.2. Normlar Hiyerarşisi Açısından Değerlendirme

Vergi istisnası kanunla tanınmış bir haktır. Tebliğ ise idari düzenleyici işlemdir. Normlar hiyerarşisi gereği, alt norm niteliğindeki tebliğ ile üst norm olan kanunun tanıdığı bir hakkın ortadan kaldırılması mümkün değildir³.

Bu bağlamda, 49 Sıra No.lu Tebliğ’de öngörülen süre şartı, istisna hakkının kullanılmasına ilişkin bir usul kuralı olarak yorumlanmalı; kanuni hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde uygulanmamalıdır.

4.3. Vergide Kanunilik İlkesi

Anayasa’nın 73. maddesinde güvence altına alınan vergide kanunilik ilkesi uyarınca vergilendirmeye ilişkin temel unsurlar kanunla belirlenmelidir⁴. Bir vergi istisnasının tanınması gibi, ortadan kaldırılması da ancak kanunla mümkündür. İdari düzenlemelerle vergi yükünün artırılması veya kanuni bir avantajın ortadan kaldırılması, bu ilkeyle bağdaşmamaktadır.

5. Şekli Yükümlülük – Maddi Hak Ayrımı

İncelenen karar, vergi hukukunda önemli bir ayrımı güçlendirmektedir:

·         Maddi şartlar: İstisnanın kanunda öngörülen unsurlarının gerçekleşmesi

·         Şekli şartlar: Bu durumun belirli belgelerle ve sürelerde idareye tevsik edilmesi

Şekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, maddi şartların hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez. Aksi yaklaşım, idareye tebliğ yoluyla kanuni hakkı fiilen ortadan kaldırma yetkisi tanımak anlamına gelir ki bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

6. Uygulamaya Etkileri

Bu kararın uygulama bakımından önemli sonuçları bulunmaktadır:

·         YMM tasdik raporu süresinde ibraz edilmemiş olsa dahi, mükellefin istisna şartlarını fiilen taşıyıp taşımadığı araştırılmalıdır.

·         İdare, yalnızca şekli eksiklikten hareketle istisnayı otomatik olarak reddedemeyecektir.

·         49 Sıra No.lu Tebliğ hükümleri, kanuni hakkı ortadan kaldıran değil, ispat yükümlülüğünü düzenleyen hükümler olarak yorumlanmalıdır.

7. Sonuç

Danıştay tarafından onanan karar, vergi hukukunda şekli yükümlülükler ile kanundan doğan maddi haklar arasındaki sınırı netleştirmektedir. YMM tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi, tek başına kanuni bir vergi istisnasını ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Bu yaklaşım, normlar hiyerarşisi, vergide kanunilik ve hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu bir yorum tarzını yansıtmaktadır.

Karar, idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarını hatırlatması ve mükellef haklarını koruyan bir denge kurması bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Dipnotlar

  1. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, mükerrer md. 227.
  2. 49 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği.
  3. Normlar hiyerarşisi ve idari düzenleyici işlemlerin kanuna aykırı olamayacağına ilişkin genel anayasal ilke.
  4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 73.

 

“Şekil Şartı Mı, Hakkın Özü Mü?” Tartışmasının Danıştay Tarafından Net Biçimde Cevaplandığı Bir Dosya.

 1.OLAY NE?

Şirket taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıyor.
İdare diyor ki:

“Bu istisnadan yararlanmak için YMM tasdik raporu süresinde ibraz edilmeliydi. Etmedin → istisna yok → vergi + ceza.”

Buna dayanarak re’sen tarhiyat ve 3 kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi kesiliyor.

2.İLK DERECE MAHKEMESİ NE DEDİ?

Mahkeme çok önemli bir tespit yapıyor:

VUK Mükerrer 227. madde, Maliye’ye YMM tasdik raporuna ilişkin usul belirleme yetkisi veriyor ama:

Bu yetki, kanunda açıkça tanınmış bir vergi istisnasını, sadece rapor süresinde ibraz edilmedi diye ortadan kaldırma yetkisi değildir.

Mahkeme şunu söylüyor:

İstisna kanundan doğan maddi bir haktır
YMM raporu ise ispat ve denetim aracıdır
Raporun süresinde verilmemesi → hakkın tamamen kaybı sonucunu doğuramaz

Sonuç: Tarhiyatı kaldırıyor.

3.İSTİNAF VE TEMYİZ SÜRECİ

Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf)

Vergi dairesinin başvurusunu reddediyor. İlk derece kararını hukuka uygun buluyor.

Danıştay (Temyiz)

Danıştay da şunu söylüyor:

İlk derece mahkemesi kararı usule ve hukuka uygundur.
Bozulmasını gerektirecek bir durum yok.

Ve temyiz istemini reddediyor. Karar kesinleşiyor.

4.KARARIN HUKUKİ MESAJI NE?

Bu kararın özü şu cümlede:

Tebliğle getirilen şekli bir şart, kanunla tanınmış bir vergi istisnasını ortadan kaldıramaz.

Danıştay’ın örtülü kabul ettiği ilkeler:

1.Normlar Hiyerarşisi

Kanun > Tebliğ
Tebliğ, kanundaki hakkı daraltamaz.

2. Şekil – Esas Ayrımı

YMM raporu = ispat aracı
İstisna hakkı = maddi vergi hakkı

İspat aracı eksik diye, hak yok sayılamaz.

3.Vergide Kanunilik İlkesi

Bir vergi avantajı ancak kanunla kaldırılabilir.
Tebliğle “süresinde getirmedin, hakkın yandı” denilemez.

5.UYGULAMA AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

Bu karar özellikle şu durumlar için emsal niteliğinde:

YMM tasdik raporu geç verilmişse
Rapor inceleme aşamasında ibraz edilmişse
Mükellef gerçekte istisna şartlarını taşıyorsa

Sadece süre kaçırıldı diye istisna reddedilemez

İdare artık şunu yapmak zorunda:

“Gerçekten istisna şartları var mı?”
Şekle bakarak doğrudan reddedemez.

6.KARARIN ÖZETİ TEK CÜMLE

Danıştay diyor ki:

“YMM tasdik raporu süresinde verilmedi diye, kanuni bir vergi istisnası ortadan kaldırılamaz.”

Bu kararın esas ve karar numarası

📌 Karar: Danıştay 3. Dairesi
📌 Esas No (E.): 2023/4136
📌 Karar No (K.): 2024/4639
📌 Karar Konusu: Taşınmaz ve iştirak hissesi satış kazancı istisnasından yararlanıldığı halde YMM tasdik raporu sunulmadığı gerekçesiyle resen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin kaldırılması isteminin değerlendirilmesi.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Enflasyon Düşecekti… Umut Düştü

 Bir ülkenin insanları en çok ne zaman yorulur bilir misiniz?

Çok çalıştıklarında değil…
Çok beklediklerinde.

Biz bekledik.

“Enflasyon düşecek” dediler.
“Sabredin” dediler.”Şükredin” dediler.
“Az kaldı” dediler.”Aha şahlandık, şahlanacağız” dediler.

Ve biz, yıllardır cebindeki paranın her ay biraz daha buharlaştığını gören insanlar olarak, hava karlı, buzlu, yağmurlu diyenlere yine de inandık. Çünkü insan, inanmak zorundadır. Hele ki başka tutunacak dal bırakılmadıysa…

Aralıkta Umut, Ocakta Gerçek

2025’in sonuna doğru açıklamalar değişmişti.
Rakamlar düşecek, fiyat artışları yavaşlayacak, ekonomi toparlanacak deniyordu. Hatta öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki yeni yıl sadece takvimde değil, hayatımızda da yeni bir sayfa açacaktı. Beyaz bir sayfa alçım, günahlarımızdan arınalım vardır ya halkın dilinde.

Ama takvim değişti, düzen değişmedi, beklenen beyaz ata binmiş, beklenen refah gelmedi.

Aralık ayında “düştü” denilen enflasyon, Ocak 2026’da yeniden şahlandı.
Pazara giden anladı.
Markete giren anladı.
Faturasını ödeyen anladı.

Gerçek, bir daha pazara alış verişe çıkanın gerçeklik yüzüne, bütün soğukluğuyla vurdu. Nemli bir ayazın kestiği gibi ince ince yaşamın ağır çizgilerini oluşturdu.

Resmî açıklamalarla mutfak masası arasındaki mesafe yine kapatılamadı.

Enflasyon Sadece Rakam Değildir

Enflasyon bir istatistik değildir. Soyut sayılardan oluşmuş bir matematiksel rakam hiç değildir.
Bir ailenin akşam yemeğinden eksilen bir tabaktır.
Çocuğa alınamayan okul yemeği, kitap ve monttur.
Ertelenen diş tedavisidir. Emeklinin alamadığı ilaçtır.
İptal edilen bir yolculuktur. Gurbette yalnız kalmaktır.

Enflasyon düştü denildiğinde halk şunu duymak ister;
“Artık biraz nefes alacaksın.” Hayatın, güzelleşecek yaşamdan mutluluk duyacaksın. Yoksulluğun ve yoksunluğun kalmayacak.

Ama yaşanan şu oldu;
Nefes alacak alan daraldı, geçim yükü ağırlaştı. Sürekli tekrarlanarak ve her dara düştükçe bir umut olarak söylenen aha geldi geliyor, denilen büyük arzuyla beklenen, beyaz ata binip gelecek olan refah ve mutluluk gelmedi bir türlü.

Çünkü maaş artışları bir defalık, fiyat artışları kalıcı.
Gelir merdivenle çıkıyor, hayat pahalılığı asansörle.

Sorun Beklentiyi Yönetmek Değil, Gerçeği Yönetememek

Ekonomide güven, sözle değil sonuçla oluşur.Toplum artık açıklama değil, rahatlama görmek istiyor.

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz;
“Zor bir dönemden geçiyoruz ama düzelecek.”

O “düzelecek” hiç bugüne gelmiyor. Hep yarına erteleniyor.

Oysa vatandaşın hayatı ertelenebilir değil.
Kira beklemiyor.
Market fişi beklemiyor.
Fatura beklemiyor.

Umut Tüketimi

Bu ülkede en hızlı tükenen şey artık para değil, umut.

İnsanlar yoksulluğa bir yere kadar dayanır.
Ama belirsizliğe, sürekli hayal kırıklığına ve geleceksizliğe dayanmak çok daha zordur.

Çünkü mesele sadece geçim değil, gelecek meselesidir.
“Çocuklar bizden iyi yaşayacak mı?” sorusuna verilen cevap artık sessizlik.

Halk mucize istemiyor.
Gerçekçi hedef, tutarlı politika ve öngörülebilir bir hayat istiyor.

Sabır gösterdi.
Fedakârlık yaptı.
Dişini sıktı.

Ama karşılığında duyduğu şey yine aynı oldu, “Biraz daha sabredin.”

Sorun şu ki, sabrın da bir enflasyonu var.
O da her geçen gün eriyor.

Ve bugün yaşanan sadece ekonomik bir kriz değil, güvenin, umudun ve yarın inancının aşınmasıdır.

Enflasyon düşmedi.
Ama umut düştü.

İşte asıl ağır olan da bu.

 

Uygunluk Denetimi İle Bağımsız Denetim Arasındaki Ayırım

  “YMM Tasdiklerinin Vergi Denetimi İçin Yeterliliği Üzerine Bir Tartışma” Özet Bu çalışma, Yeminli Mali Müşavirler (YMM) tarafından yap...