12 Kasım 2025 Çarşamba

Fiyatlar Değil, Güven Dondu!

 Piyasanın görünmez demir eldiveni; Fiyat katılığı artık bir alışkanlık haline geldi.

Her ay yeni bir enflasyon oranı açıklanıyor ama mutfağın sesi değişmiyor. Ekmek yine pahalı, et yine uzak, kiralar hâlâ uçuşta… Rakamlar iniyor, fiyatlar kalıyor. Çünkü bu ülkede artık yeni bir gerçek var: fiyatlar değil, güven dondu.

TÜİK’in Ekim verilerine bakalım: kiralar %6,1 arttı, gıda fiyatları %2,6 yükseldi, çekirdek B endeksi %3,4 çıktı. Üçü bir araya gelince tablo netleşiyor: Fiyatlar yıllık %30–35 bandına yapışmış durumda. Yani ekonomi, “fiyat katılığı” denilen o görünmez duvara toslamış halde.

Fiyat Katılığı Nedir, Neden Tehlikelidir?

Ekonomide fiyat katılığı, fiyatların yukarı çıkarken hızlı ama aşağı inerken inatçı olmasıdır. Yani kira, okul ücreti, restoran menüsü bir kez yükseldi mi, artık kolay kolay düşmez. Çünkü kiralar yıllıktır, maaşlar geri alınmaz, işletmeler de “bir indirdim mi toparlayamam” diye korkar.

Bu yüzden hizmet enflasyonu en zoru, en yapışkanıdır. Lokanta fiyatı, kuaför ücreti, okul taksiti… Hepsi yukarıya yapışmıştır. Döviz düşse, enerji ucuzlasa bile kimse fiyat indirmez. Çünkü artık mesele maliyet değil, beklentidir.

Vatandaş, “nasıl olsa her şey zamlanacak” diye bugünden alır; esnaf, “mal yerine koyamam” diye zam yapar. Böylece ekonomi rakam olmaktan çıkar, davranışa dönüşür. Fiyatları faiz değil, alışkanlık belirler.

Türk-İş Uyardı; Açlık 28 Bin, Yoksulluk 92 Bin TL!

Türk-İş’in Ekim 2025 araştırması bu tabloyu rakamla anlatıyor:

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 28.412 TL, yoksulluk sınırı ise 92.547 TL.

Yani artık Türkiye’de milyonlarca insan yalnızca enflasyonla değil, geçimle savaşıyor. Maaşlar yetmiyor, umut tükeniyor. Asgari ücretle bu tabloyu çevirmek mümkün değil; çünkü fiyatlar artık ekonomiyle değil, davranışla yönetiliyor.

Devletin Sosyal Müdahalesi; Morfin Etkisi

Son dönemde “devlet marketi”, “kent lokantası”, “belediye berberi” gibi uygulamalarla vatandaşın yükü hafifletilmeye çalışılıyor. Bu çabalar değerli ama geçici. Acıyı azaltıyor, hastalığı iyileştirmiyor. Çünkü fiyat katılığı kırılmadıkça, devlet marketindeki etin ucuzluğu da uzun sürmez.

Asıl mesele, bu fiyatların neden düşmediği.

Cevabı basit ama derin: Güven eksikliği.

Piyasa güvenmediğinde, ne para politikası işe yarar ne faiz kararı. Fiyat, güvenle düşer; güven yıkıldığında her şey pahalılaşır.

 Ekonomi Bir Rakam Değil, Davranıştır

Türkiye’nin bugün yaşadığı tam da budur. Fiyatlar inmiyor çünkü güven azalmış durumda. İnsanlar yarına, yönetime, ekonomiye inancını yitirince, fiyatlar da inancını yitiriyor.

Devletin market açması, lokanta işletmesi elbette bir sosyal görevdir ama kalıcı çözüm, bu davranış döngüsünü kırmaktır.

Ekonomiyi faiz değil, güven düzeltir.

Fiyatları istatistik değil, adalet yumuşatır.

Ve hiçbir grafik, vatandaşın mutfağındaki yangını anlatmaz.

 Sözün Özü 

Fiyatlar düşmüyor çünkü kimse düşeceğine inanmıyor.

Enflasyon bir ekonomi meselesi olmaktan çıktı, toplumsal bir güven meselesine dönüştü.

Ve unutmayalım ki,

Bir ülkenin parasından önce, umudu değer kaydederse, hiçbir fiyat gerçekten düşmez.

 

Adaletin Terazisi, Hâlâ Eğik

 Bir asır geçti… Ama iktidar hırsı, adaletin terazisini hâlâ eğebiliyor.

Fransa’da 1894 yılının sonbaharında bir subay yargılandı, Alfred Dreyfus.
Suçu, Almanya’ya gizli belgeler vermekti. Ama o gerçekte yalnızca bir Yahudi’ydi — ve tam da bu yüzden suçlu bulundu.
Deliller zayıftı, mahkeme taraflıydı, ordu sessizdi. Dreyfus, ömür boyu sürgüne gönderildi.
Yıllar sonra, asıl suçlunun başka biri olduğu anlaşıldı. Fransa, bu dava yüzünden vicdanıyla hesaplaştı.

Bir yazar çıktı sahneye, Émile Zola. “Suçluyorum!”  diye haykırdı.
Bu tek cümle, koca bir devleti sarsmaya yetti.
Çünkü Zola, adaleti değil vicdanı savunmuştu.

Yüzyıllar geçse de adaletin hikâyesi hep benzer, güçlüler sahnede, haklılar sanık sandalyesinde.
Bugün Türkiye’de de benzer bir tablo var.
Bir başka isim, Ekrem İmamoğlu.

CHP Genel Başkanı, Özgür Özel’in deyimi ile  siyasi hırsların ve yargı tartışmalarının ortasında benzer bir sınavdan geçiyor.
Farklı çağ, farklı ülke, farklı gerekçeler… ama hikâye tanıdık.
Bir yargı süreci, bir siyasi figür, bir iktidar gölgesi.

Dreyfus’u suçlayanlar “devletin onurunu koruyoruz” demişti.
Bugün de benzer sözler duyuluyor.
Ama devletin onuru, adaletin eğrilmesinde değil, hakkın, hukukun yerini bulmasındadır.

Aradan 130 yıl geçti. Kâğıt değişti, ekranlar parladı, mahkeme salonları büyüdü.
Ama insan hırsı değişmedi.
İktidarın elindeki güç, hâlâ adaleti eğip bükebiliyor.

Oysa her dava bir sınavdır.
Yargılanan bazen bir insan değil, bir ülkenin vicdanıdır.
Fransa, Dreyfus olayından sonra kendi vicdanını onardı; laiklik, hukuk ve özgürlük yolunda ilerledi.
Türkiye ise hâlâ o eşikte bekliyor. Bir yanda korkular, öte yanda umutlar...
Ve her defasında şu soru yankılanıyor:
Adalet kimden yana olacak — güçlüden mi, haklıdan mı?

Tarihler, değişmeyen bir gerçeği fısıldıyor bize. Bir ülke, güçlü olduğu kadar adilse büyür.
Yargının tarafsızlığı, o ülkenin namusudur.

Bu yüzden, her çağda bir Zola gibi çıkmalı sahneye;

 “Suçluyorum” demek için değil,“Uyan artık, vicdan!” demek için.

İkame Araç Temini, Müşteri Memnuniyeti mi, Gider Kısıtlaması mı?

 

Giriş

Günümüz rekabetçi piyasa koşullarında müşteri memnuniyeti, işletmelerin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir unsur haline gelmiştir. Özellikle satış sonrası hizmetlerde sunulan kolaylıklar, müşteri sadakatini pekiştirmekte ve dolaylı olarak gelir artırıcı etki yaratmaktadır. Bu bağlamda, garanti kapsamındaki araçların servis sürecinde müşteriye ikame araç temini, işletmelerin hizmet kalitesini artıran yaygın bir uygulamadır.

Ancak bu uygulamanın vergisel boyutu, özellikle araç giderlerine ilişkin kısıtlamalar nedeniyle tartışmalıdır. Isparta Defterdarlığı Gelir Müdürlüğü’nün 01.10.2025 tarihli ve E-70463696-120[2024/58] sayılı özelgesi, bu tartışmaya ışık tutacak niteliktedir.

Özelge Özeti

Söz konusu özelgede, motorlu kara taşıtlarının bakım ve onarım hizmetini sunan bir işletmenin, garanti sürecinde müşteri mağduriyetini önlemek amacıyla dışarıdan kiraladığı ikame araçların giderlerinin vergisel durumu değerlendirilmiştir. İşletme, bu hizmeti “garanti hizmet bedeli” kapsamında faturalandırmakta ve müşteri memnuniyetini artırıcı bir unsur olarak sunmaktadır.

Gelir İdaresi Başkanlığı, bu uygulamayı “faaliyete tahsis” ilkesi üzerinden değerlendirmiştir. İşletmenin faaliyet konuları arasında araç kiralama bulunsa dahi, ikame araçların bu faaliyete doğrudan tahsis edilmediği belirtilmiştir. Bu nedenle, ikame araç temini bağımsız bir kiralama faaliyeti olarak kabul edilmemiş; dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesindeki binek otomobil gider kısıtlamaları uygulanmıştır.

Müşteri Memnuniyeti ve Vergi Mantığı Arasındaki Gerilim

İşletme açısından ikame araç temini, müşteriyle kurulan güven ilişkisini pekiştiren, hizmet kalitesini artıran ve dolaylı olarak gelir getirici bir faaliyettir. Bu yönüyle, klasik “genel gider” tanımına uygundur. Ancak vergi mevzuatı, özellikle binek otomobillere ilişkin giderlerde şekli ve tutar bazlı kısıtlamalar öngörmektedir:

  • Kiralama yoluyla edinilen binek araçların aylık kira bedelinin yalnızca belli bir tutara kadar olan kısmı (2025 yılı için 37.000 TL) gider yazılabilir.
  • Bu araçlara ilişkin cari giderlerin (yakıt, bakım, sigorta vb.) ise en fazla %70’i indirim konusu yapılabilir.

Bu durum, müşteri memnuniyetine yönelik hizmetlerin vergisel açıdan tam olarak karşılık bulamamasına neden olmaktadır.

Ticari Gerçeklik ile Vergi Normu Arasında Sıkışmak

İşletmeler, yalnızca mal ve hizmet üretmez; aynı zamanda ekonomik ve sosyal gelişmenin taşıyıcısıdır. Müşteri memnuniyeti, sadakati ve marka sürdürülebilirliği gibi unsurlar, çağdaş işletmeciliğin temel taşlarıdır. Bu bağlamda, garanti sürecinde ikame araç temini gibi uygulamalar, ticari hayatın doğal ve gerekli bir parçasıdır.

Ancak vergi mevzuatının şekli kısıtlamaları, bu gerçekliği yeterince gözetmemektedir. Faaliyete tahsis ilkesi, teknik olarak tutarlı olsa da, işletmenin bütünsel hizmet sunumunu parçalayan bir yaklaşım sergilemektedir. Bu durum, işletmelerin rekabet esnekliğini ve müşteri odaklı hizmet anlayışını zayıflatabilir.

Vergi politikalarının, hizmet ekonomisinin dinamiklerini ve müşteri odaklı işletme modellerini dikkate alan bir esneklikle yeniden ele alınması gerekmektedir. Aksi takdirde, vergi normları ile ticari hayat arasındaki mesafe, uygulamada verimsizlik ve adaletsizlik yaratabilir.

Sonuç

Müşteri memnuniyetine yönelik uygulamalar, işletme mantığı açısından rasyonel ve stratejik olsa da, vergi mevzuatındaki araç gider kısıtlamaları bu uygulamaların mali yansımalarını sınırlamaktadır. İlgili özelge, bu gerilimi açık biçimde ortaya koymakta ve vergi hukukunun işletme gerçekliğiyle daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Vergi kanunları güncel ticari hayatın sürdürülmesinde ekonomik ve sosyal hayatın gerçeklerini kavramakta ne kadar zorlandığını, vergi güvenliğini sağlayacağız diye ekonomik gerçekliği ve ticari kazancın dolaylı da olsa gelir getirici etkisini yok saydığını gösteren bir özelge olma vasfını korumaktadır.

9 Kasım 2025 Pazar

Sermaye mi, Kazanç mı? Tasfiyede İç Kaynakların Vergisel Niteliği Üzerine Danıştay’ın Son Kararı

1. Giriş

2025 yılında Danıştay 3. Dairesi’nin 25.06.2025 tarihli, E.2023/3770, K.2025/3073 [1]sayılı kararı, tasfiye halindeki şirketlerde sermayeye ilave edilmiş iç kaynakların tasfiye sürecinde ortaklara iadesi konusunda önemli bir karar vermiştir. Uygulamada sıkça tartışılan, özellikle enflasyon düzeltme farkları, yeniden değerleme değer artış fonları, olağan yedek akçeler, 5811 sayılı Kanun kapsamında yapılan artışlar ve geçmiş yıl kârlarının tasfiye aşamasında vergilendirilip vergilendirilmeyeceği sorunu bu kararla yeniden gündeme gelmiştir.

2. Danıştay Kararının Özeti

Danıştay 3. Dairesi kararında, tasfiye halindeki bir şirketin sermayeye ilave ettiği iç kaynakların (enflasyon düzeltme farkı, yeniden değerleme fonu, yedek akçeler, 5811 kapsamındaki varlık artışları, geçmiş yıl kârları) tasfiye sonucunda ortaklara iade edilmesi durumunda, bu tutarların ayrı ayrı vergilendirilmesine ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmadığı belirtilmiştir.

Kararda, bu tür kalemlerin sermayeye ilavesiyle işletmelerin sermaye yapılarının güçlendirilmesinin amaçlandığı, dolayısıyla bu tutarların sermayenin bir unsuru haline geldiği; tasfiye nedeniyle iade edilen bu tutarların kâr dağıtımı veya işletmeden çekiş gibi değerlendirilerek vergilendirilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade edilmiştir.

3. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Görüşü ve Danıştay Kararının Etkisi

Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), iç kaynaklardan sermayeye eklenen tutarların tasfiye sonucunda ortaklara iadesinin vergilendirilmesine ilişkin görüşünü zaman içinde farklı şekilde yorumlamıştır. Bu farklılık, esasen söz konusu tutarların 'sermaye iadesi' mi yoksa 'kâr dağıtımı' mı olduğu yönündeki hukuki değerlendirmeden kaynaklanmaktadır.

1. Dönem: 2013 Öncesi – İç Kaynakların Sermaye Unsuru Sayıldığı Dönem

- Yaklaşım: İç kaynaklardan sermayeye eklenen tutarların tasfiye sonucu ortaklara iadesi, sermaye iadesi olarak değerlendirilmiştir.

-Vergi Sonucu: Kâr dağıtımı sayılmadığından stopaj uygulanmamıştır.
-Gerekçe: Bu kalemlerin daha önce vergilendirilmiş olması ve sermaye unsuru haline gelmesi gerekçe gösterilmiştir.

2. Dönem: 2013 Sonrası – Kâr Dağıtımı Sayılan Ödemeler Dönemi

- Yaklaşım: GİB, 2013 sonrası dönemde görüş değiştirerek, iç kaynaklardan sermayeye eklenen tutarların tasfiye nedeniyle ortaklara iadesini 'kâr dağıtımı' olarak kabul etmeye başlamıştır.

- Vergi Sonucu: Bu işlemler için %15 oranında gelir (stopaj) vergisi kesintisi yapılması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.

- Gerekçe: Enflasyon düzeltme farkları, yeniden değerleme fonları, olağan yedek akçeler ve geçmiş yıl kârlarının özünde kâr niteliği taşıdığı ve ortaklara geri dönmesinin ekonomik olarak kâr dağıtımı hükmünde olduğu savunulmuştur.

3. Dönüm Noktası: Danıştay 3. Dairesi’nin 25.06.2025 Tarihli Kararı (E.2023/3770, K.2025/3073)

Danıştay, söz konusu kararında GİB’in bu ikinci dönemdeki yaklaşımını hukuka uygun bulmamıştır. Kararda, tasfiye halinde olan bir şirketin tasfiye öncesinde sermayeye ilave ettiği enflasyon düzeltme farkları, yeniden değerleme değer artış fonu, olağan yedek akçeler, 5811 sayılı Kanun kapsamında yapılan artışlar ve geçmiş yıl kârlarının zamanla iç kaynaklara dönüşerek sermayenin bir parçası haline geldiği belirtilmiştir.

Mahkeme, bu kalemlerin sermayeye ilave edilmesiyle amaçlanan şeyin işletmenin sermaye yapısını güçlendirmek olduğunu; dolayısıyla tasfiye sonucu geri verilen bu sermaye paylarının ayrıştırılarak kâr dağıtımı sayılmasının hukuken mümkün olmadığını vurgulamıştır. Bu gerekçeyle, söz konusu tutarların iadesinde stopaj uygulanmasını gerektiren bir yasal düzenleme bulunmadığına karar verilmiştir.²

Bu karar, Gelir İdaresi’nin son yıllardaki yorumunu tersine çevirebilecek nitelikte olup, iç kaynakların sermayeye eklenmesinden sonra tasfiye yoluyla ortaklara iadesi işlemlerinin sermaye iadesi olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde güçlü bir yargısal karar oluşturmaktadır.

4. Kararın Vergi Hukuku Açısından Değerlendirilmesi

Bu karar, vergi idaresinin uzun süredir sürdürdüğü bir yoruma karşı önemli bir yargısal denge unsuru oluşturmuştur. Özellikle tasfiye sürecinde, geçmiş dönemlerde sermayeye eklenen iç kaynakların (örneğin enflasyon düzeltme farkı, yeniden değerleme fonu gibi) iadesinin 'tasfiye kârı' veya 'dağıtılabilir kazanç' sayılarak vergilendirilmesi yönündeki yaklaşımın, açık bir yasal dayanağı bulunmadığı ortaya konmuştur.

Karar, şirketlerin sermaye yapısının korunması ve güçlendirilmesi için getirilen iç kaynak ilavelerinin, tasfiye aşamasında dahi sermayenin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yönüyle, sermaye koruma ilkesi ve vergi kanunlarının yorumunda kıyas yasağı bakımından da önemlidir.

5. Uygulama ve Sonuç

Bu karar, uygulamada sermaye azaltımı, tasfiye ve yeniden yapılanma süreçlerinde önemli sonuçlar doğuracaktır. Şirketler açısından; iç kaynaklardan yapılan sermaye ilavelerinin doğru şekilde tescil edilmesi, bilanço kayıtlarının doğru tutulması ve sermaye unsurlarının ayrıştırılmadan iadesi durumunda vergi riskinin minimize edilmesi mümkündür.

Sonuç olarak, Danıştay’ın bu kararı, sermayeye ilave edilmiş iç kaynakların tasfiye halinde vergilendirilmemesi gerektiği yönünde açık bir içtihat oluşturarak, hem uygulayıcılar hem de mükellefler açısından önemli bir hukuki güvence sağlamaktadır.

Kaynakça

1.       Danıştay 3. Dairesi’nin 25.06.2025 tarihli ve E.2023/3770, K.2025/3073 sayılı Kararı

2.       GİB, 17.06.2014 tarih ve 62030549-125[6-2014/26]-497 sayılı özelge;

3.       GİB, 28.09.2015 tarih ve 62030549-125[6-2015/15]-821 sayılı özelge

4.       Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu

5.       5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun


7 Kasım 2025 Cuma

Binek Otomobillerde Amortisman ve Gider Kısıtlaması ; Kiralama İşletmeleri Açısından Uygulama ve Muhasebe Kayıtları

 

1. Giriş

Binek otomobiller, işletmelerin gerek yönetim gerek pazarlama faaliyetlerinde sıklıkla kullanılan varlıklardır. Ancak vergi mevzuatı, bu tür araçların vergisel avantajlarını sınırlamak amacıyla Amortisman ve gider kısıtlaması uygulamaktadır.

2025 yılı itibarıyla, bu kısıtlama özellikle binek otomobil alımında ve kiralama giderlerinde hem tutar hem oran bazında yeniden belirlenmiştir.

Bu çalışmada, 2025 yılına ait güncel parasal sınırlar esas alınarak, araç kiralama işletmeleri için uygulama örnekleri ve muhasebe kayıtlarıyla birlikte konu incelenmiştir.

2. 2025 Yılına Ait Güncel Parasal Sınırlar

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 2025 yılı parasal hadlere göre:

Kalem

Uygulanabilir Sınır (2025)

Açıklama

Amortismana tabi tutar (araç bedeli)

1.100.000 TL

Bu tutarı aşan kısım Amortismana konu edilemez.

ÖTV + KDV toplamı

990.000 TL

Bu tutara kadar olan kısım gider veya maliyet yazılabilir.

Araç alımında toplam üst sınır

2.100.000 TL

Vergiler dahil üst limit.

Aylık kira bedeli (KDV hariç)

37.000 TL

Bu tutarı aşan kısım KKEG sayılır.

3. Gider ve Amortisman Kısıtlaması (%70 – %30 Ayrımı)

3.1. Gider Kısıtlaması

Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/5. maddesine göre, binek otomobillere ait yakıt, bakım, onarım, sigorta ve benzeri giderlerin yalnızca %70’i gider olarak dikkate alınabilir.
Kalan %30’luk kısım ise Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak kaydedilir.

Bu uygulama, işletmenin binek otomobili ister satın almış ister kiralamış olmasına bakılmaksızın geçerlidir. Ancak araç kiralama faaliyetinde bulunan firmalarda, kiralama amacıyla kullanılan araçlara ilişkin giderlerde bu sınırlama uygulanmaz.

Örnek:
İşletmenin 2025 yılında araçla ilgili toplam 100.000 TL yakıt ve bakım gideri vardır.
Bunun 70.000 TL’si gider, 30.000 TL’si KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Muhasebe kaydı:

770.01

 

Binek Oto Akaryakıt Giderleri

70.000 

 

770.02

 

Binek Oto Akaryakıt KKEG

30.000 

 

950.01

 

Binek Oto Akaryakıt KKEG

30.000

 

 

102 /320

Bankalar / Satıcılar

 

100.000

 

951.01

Binek Oto Akaryakıt KKEG

 

30.000 

3.2. Amortisman Kısıtlaması

VUK hükümleri uyarınca, binek otomobillerin Amortismanında da %70 – %30 oranı geçerlidir.
Yani, Amortismanın yalnızca %70’lik kısmı gider olarak, kalan %30’luk kısmı KKEG olarak dikkate alınır.

Örnek:
Bir işletme 1 Haziran 2025 yılında Amortismana tabi 3.100.000 TL tutarında binek otomobil almıştır.
Yıllık Amortisman oranı %20 ise Amortisman tutarı 620.000 TL’dir.2.100.000 TL üst sınır olması nedeniyle, bu tutar üzerinden ayrılan Amortisman gider yazılabilecektir.2.100.000 TL nin amortismanı 420.000 TL’ dir.

Gider olarak dikkate alınacak tutar: 420.000 TL

KKEG olarak dikkate alınacak tutar: 200.000 TL

2025 yılına isabet eden Amortisman tutarı: 420.000/365*182,5=209.999,01

2025 yılına isabet eden KKEG olarak dikkate alınacak tutar:200.000/365*182,5=100.000,88

Muhasebe kaydı:

770.05

 

Binek Oto Amortisman Giderleri

209.999,01

 

770.06

 

Binek Oto Amortisman KKEG

100.000,88

 

950.01

 

Binek Oto Akaryakıt KKEG

100.000,88 

 

 

257

Birikmiş Amortismanlar

 

209.999,01

 

951.01

Binek Oto Amortisman KKEG

 

100.000,88

4. Araç Kiralama Faaliyetinde Gider Kısıtlaması

Araç kiralama işletmeleri açısından durum biraz farklıdır. Faaliyet konusu bizzat kiralama olan işletmeler, kiraya verdikleri araçlara ilişkin giderleri için %70 – %30 kısıtlamasına tabi değildir. Bu araçlar ticari mal gibi değerlendirilir. Ancak, yönetim, temsil veya idari hizmetlerde kullanılan binek otomobiller için kısıtlama devam eder.

2025 yılı itibarıyla:

Aylık kira bedeli (KDV hariç): 37.000 TL’ye kadar olan kısmı gider yazılabilir.

Bu tutarı aşan kısım KKEG olarak dikkate alınır.

5. Muhasebe Kayıt Örneği (Kiralama Faaliyetinde)

Örnek Olay:

Bir araç kiralama işletmesi, 2025 yılında 44.400 TL KDV dâhil bedelle binek otomobil kiralamıştır
Bu araç kiralama amacıyla kullanılacaktır.

Kayıt:

770.07

 

Binek Oto Kiralama Giderleri

37.000

 

191.01

 

İndirilecek KDV

  7.400

 

 

102 /320

Bankalar / Satıcılar

 

44.400

Araç kiralama işleminin kdv dahil 50.000 TL ye yapıldığı koşulda;



Matrah

%20 Kdv

 

Kira Bedeli

41.666,67

8.333,33

 

İndirim Tutarı

37.000,00

7.400,00

 

Fark

4.666,67

933,33 

 

KKEG

 

 

5.600



770.07

 

Binek Oto Kiralama Giderleri

37.000

 

770.08

 

Binek Oto Kiralama KKEG

  5.600

 

191.01

 

İndirilecek KDV

  7.400

 

950.01

 

Binek Oto Kiralama KKEG

  5.600

 

 

102 /320

Bankalar / Satıcılar

 

 50.000

 

951.01

Binek Oto Kiralama KKEG

 

   5.600

 

6. Değerlendirme ve Sonuç

2025 yılı itibarıyla, binek otomobillerin vergisel avantajları önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.
Giderlerin yalnızca %70’inin indirilebilmesi, amortismanın da aynı oranda sınırlanması ve parasal hadlerin sabitlenmesi, özellikle araç yoğun sektörlerde dikkatli planlama gerektirmektedir.

Araç kiralama işletmeleri açısından ise, faaliyet konusu olan araçların giderleri bu kısıtlamanın dışında tutulmuştur.

Ancak yönetimsel amaçlı kullanılan araçlarda sınırlar geçerlidir.

Bu ayrımın doğru yapılması hem vergi matrahının doğru hesaplanması hem de finansal tabloların gerçeğe uygunluğu açısından son derece önemlidir.

Kaynakça

1.       Gelir Vergisi Kanunu, Md. 40/5, 68/4

2.       Vergi Usul Kanunu, Md. 313 ve ilgili tebliğler

3.       2025 Yılı Hazine ve Maliye Bakanlığı Parasal Hadler Tebliği

4.       2022/22 Sayılı SGK Genelgesi

5.       Danıştay 4. Daire Kararları (E:2021/3124, K:2023/841)

6.     329 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği (RG: 30.12.2024 – 2. Mükerrer) 

 

Müşterinin Zararını Karşılamak Gider Midir?

GVK 40/1 ile 40/3 Arasında Bir Vergi Hukuku Tartışması Özelgeye farklı bir bakış: Ticari faaliyetin bütünlüğü, illiyet bağı ve işletmenin mü...