Siyaset, duygularla değil sorumluluklarla ölçülür.
Bir
siyasetçinin insani duyarlılık göstermesi, rakibine geçmiş olsun dilemesi veya
kişisel nezaket sergilemesi elbette değerlidir. Ancak siyaset kurumunun asıl
görevi nezaket üretmek değil, hesap sormaktır. Hele ki söz konusu kişi, ülkeyi
yöneten siyasi ittifakın en önemli aktörlerinden biriyse.
Son
günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye
yönelik yaklaşımı bu açıdan dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Siyasi
nezaket sınırlarını aşan, yer yer koruyucu ve şefkatli bir dile dönüşen bu
yaklaşım, muhalefetin temel fonksiyonunun ne olduğu sorusunu yeniden gündeme
taşıyor.
Çünkü
ortada sıradan bir siyasi rakip yok.
Ortada,
Türkiye'nin son on yılındaki hemen her kritik siyasi ve ekonomik kararın
altında imzası bulunan bir siyasi hareketin lideri var.
Bugün
yaşanan yüksek enflasyondan hayat pahalılığına, gelir dağılımındaki bozulmadan
emeklilerin yaşadığı geçim krizine kadar ortaya çıkan tablonun sorumluluğu
yalnızca AK Parti'ye ait değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin
kurulmasından bugüne kadar MHP, bu yönetim modelinin en güçlü siyasi destekçisi
ve ortağı olmuştur.
Dolayısıyla
ortaya çıkan sonuçların siyasi sorumluluğu da kaçınılmaz olarak
paylaşılmaktadır.
Ancak
Türk siyasetinde ilginç bir durum yaşanıyor.
MHP
lideri Devlet Bahçeli, zaman zaman yaptığı grup konuşmalarında toplumun
yaşadığı sorunlara ilişkin tespitlerde bulunuyor. Asgari ücretin
yetersizliğinden ekonomik sıkıntılara kadar birçok konuda eleştirel
değerlendirmeler yapıyor. Fakat iş çözüm aşamasına geldiğinde aynı
eleştirilerin Meclis'teki karşılığını görmek her zaman mümkün olmuyor.
Muhalefetin
verdiği asgari ücret artışı önerileri reddediliyor.
Emeklilerin
gelirlerini artırmaya yönelik teklifler kabul edilmiyor.
Ekonomik
sorunlara ilişkin eleştiriler kürsüde dile getirilirken, iktidarın uygulamaları
Meclis'te desteklenmeye devam ediyor.
Bu
durum seçmenin zihninde doğal olarak şu soruyu oluşturuyor:
"Madem
sorun var, çözüm önerilerine neden karşı çıkılıyor?"
Aslında
bu soru yalnızca MHP'ye değil, muhalefete de yöneltilmelidir.
Çünkü
muhalefetin görevi, bu çelişkiyi görünür kılmaktır.
Muhalefet,
iktidar ortaklarının söyledikleri ile yaptıkları arasındaki farkı sürekli
olarak kamuoyunun önüne koymak zorundadır. Demokratik siyasetin denetim
mekanizması böyle çalışır.
Tam
da bu nedenle Özgür Özel'in son dönemde Bahçeli'ye yönelik kullandığı dil
tartışılmaya açıktır.
İnsani
nezaket başka şeydir, siyasi sorumluluğun üzerini örten bir yaklaşım başka şey.
Bir
muhalefet lideri, iktidar ortağının sağlık durumu nedeniyle geçmiş olsun
dileğinde bulunabilir. Ancak aynı lider, milyonlarca vatandaşın yaşadığı
ekonomik sıkıntıların siyasi sorumluluğunu da aynı kararlılıkla
hatırlatmalıdır.
Aksi
halde ortaya tuhaf bir görüntü çıkar.
İktidar
ortağı eleştiri yerine anlayışla karşılanırken, vatandaşın yaşadığı sorunlar
arka planda kalmaya başlar.
Bugün
Türkiye'de emekliler geçinemiyor.
Asgari
ücret açlık sınırı tartışmalarının gölgesinde kalıyor.
Gençler
gelecek kaygısıyla yaşıyor.
Küçük
esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Bu
tabloyu ortaya çıkaran siyasi tercihlerin içinde MHP de bulunmaktadır.
Dolayısıyla
siyasi tartışmanın merkezinde kişiler değil, sorumluluklar olmalıdır.
Muhalefetin
görevi de bu sorumlulukları sürekli hatırlatmaktır.
Demokrasilerde
nezaket önemlidir; fakat hesap sorma görevinin yerine geçemez.
Çünkü
seçmen muhalefetten şefkat değil, temsil bekler.
Vatandaş
adına soru sormasını, vatandaş adına itiraz etmesini ve vatandaş adına hesap
istemesini bekler.
Bugün
asıl tartışılması gereken konu da budur. Muhalefete yapılan bunca baskıya
rağmen, Özgür Özel'in Devlet Bahçeli'ye karşı gösterdiği insani yaklaşım değil,
bu yaklaşımın siyasi denetim görevini zayıflatıp zayıflatmadığıdır.
Çünkü
siyaset, rakiplere gösterilen nezaketle değil, iktidardan sorulan hesapla anlam
kazanır.
Ve
muhalefet, hesap sormayı bıraktığı gün, iktidarın kurduğu oyunun bir parçası
haline gelme riskini taşır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder