Ben İktidarım, Her Şeyi Söylerim… Peki Sorumluluk Nerede?

 Siyasette, bazı söylenen sözler  ve eylemler vardır; söylendiği ve yapıldığı günün ötesine geçer, bir dönemin ruhunu anlatmaya başlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş sürecinde söylediği "Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz" ve "Verin yetkiyi, görün etkiyi" şeklindeki” sözü de bunlardan biridir.

Aradan yıllar geçti. Yetki verildi. Hem de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en güçlü yürütme modellerinden biri oluşturularak verildi. Karar alma gücü büyük ölçüde tek merkezde toplandı. Faiz ve enflasyon hala çok yüksek. Buna ragmen Cumhurbaşkanı,” faizin olduğu yerde bereket olmaz” diyebiliyor. Ancak bugün hâlâ ekonomiden siyasete kadar birçok konuda yapılan açıklamalarda, ülkeyi yöneten bir iktidarın değil de yaşanan sorunları dışarıdan değerlendiren bir aktörün diliyle karşılaşıyoruz. Ülkede yaşanan ortada, ancak sorumlu olan ortada yok.

İşte burada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor.

İktidarda olmak sadece konuşma hakkı değildir. Aynı zamanda sonuçların sorumluluğunu taşımaktır. Çünkü demokrasi, yetkinin olduğu yerde hesabın da olmasını gerektirir.

Muhalefetteyken eleştirmek kolaydır. Çünkü sorumluluk başkasındadır. Ama ülkeyi uzun yıllardır yöneten bir iktidarın hâlâ kendisine muhalefet eder gibi konuşması, siyasetin en dikkat çekici çelişkilerinden biridir. Bir bakıma geminin dümeninde olan kaptanın, fırtınanın neden çıktığını sürekli başkalarına anlatmasına benzer.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan hayatın ağır yüküyle karşı karşıya.

Emekli, ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Asgari ücretli, aldığı paranın yetmediğini görüyor.

Gençler, eğitimlerine rağmen gelecek kaygısı taşıyor. Bu kadar çok üniversitenin olması neredeyse genç işsizliği görünmez kılıyor.

İşveren artan maliyetlerle mücadele ediyor.

Köylü, emeğinin karşılığını alamamanın sıkıntısını yaşıyor.

Toplumun farklı kesimleri farklı cümleler kuruyor gibi görünse de aslında aynı soruyu soruyor: “Ne zaman düzelecek?”

Bir ülke yalnızca güvenlik politikalarıyla yönetilemez. İstikrar elbette önemlidir. Ancak gerçek istikrar, insanların yarına güvenle bakabilmesi demokratik hak taleplerinde bulunabilmesidir. Sofradaki ekmek küçülüyorsa, gençlerin umudu azalıyor, çalışanların emeği değersizleşiyorsa sadece büyük büyüme rakamlarıyla toplumun kalbine dokunmak mümkün değildir.

Siyaset bazen bir aynadır. İnsanlar, o aynada kendi hayatını görmek ister. Eğer aynaya bakınca sürekli başka sorunları gösteriyorsa, toplum bir süre sonra kendi yaşadığı gerçeği aramaya başlar.

Muhalefetin önünde de tarihi bir görev durmaktadır. İktidarın yıllardır sahip olduğu bu geniş “özgürlük alanını” daraltmanın yolu yalnızca eleştirmekten geçmez. Emeklinin mutfağını, gencin geleceğini, çiftçinin toprağını, işçinin alın terini merkeze alan güçlü bir siyasal hikâye kurmak gerekir.

Ancak bugün muhalefet de ciddi bir sınavdan geçmektedir. CHP etrafında yürüyen mutlak butlan tartışmaları, toplumda yalnızca siyasi bir tartışma değil, aynı zamanda derin bir duygusal yarılma yaratmıştır. Değişim umudu taşıyan insanlar için bu süreç, umutların yeniden sorgulanmasına neden olmuştur.

Fakat toplumun hafızası bize başka bir gerçeği de gösterir. İnsanların adalet duygusuyla, umutlarıyla ve geleceğe dair beklentileriyle ne zaman oynansa, sessiz görünen büyük bir enerji ortaya çıkabilmektedir. Çünkü bu toplum, zor zamanlarda bile çözüm aramayı bilmiştir.

Siyaset kendi içine kapandığında, hayat kendi gerçekliğini dayatır.

Vatandaşın gündeminde mahkeme salonlarında aranan adaletin yanısıra; mutfak vardır.

Kurultay tartışmaları ve geleceğini aramanın yanısıra ; kira vardır.

Parti içi mücadelelerinin yanısıra güçlü bir karşı koyuşu sağlayacak iktidar arayan bir partinin yanısıra; işsizlik ve gelecek kaygısı vardır.

Bu nedenle muhalefetin görevi yalnızca iktidarın yanlışlarını anlatmak değildir. Toplumun kırılan umudunu yeniden kurmak, insanlara “değişim mümkündür” duygusunu verebilmektir.

Çünkü bugün en büyük sorun yalnızca ekonomik değildir. Aynı zamanda insanların geleceğe inanma gücünün azalmasıdır.

Ve siyasetin gerçek başarısı, insanlara sadece neyin yanlış olduğunu göstermek değil, yarının nasıl daha iyi kurulacağını anlatabilmektir.

Türkiye’nin ihtiyacı budur: Sorumluluktan kaçan değil, sorumluluk alan; sorunları anlatan değil, çözümleri inşa eden bir siyaset.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KANUN NO. 7566 – MADDELERİN TEK TEK ÖZETİ (UYGULAMA TABLOSU) Mali Müşavirler İçin Pratik Rehber Tablosu

Araç Satışlarında 7566 Sayılı Kanunla Getirilen Harç Ve Uygulaması

TÜFE Güncellemesi, Rakamların Ötesinde Yeni Bir Dönem