6 Temmuz 2025 Pazar

HALKIN SESİ YÜKSELİYOR, İKTİDAR DUYMAZLIKTAN GELLİYOR


Haziran ayı verileri sessizliği bozdu. TÜRK-İŞ’in açıkladığı yoksulluk sınırı 85.065,75 TL’ye ulaşırken, en düşük emekli maaşı 16.881 TL olarak açıklandı. Bu tutar, yüzde 16,67’lik zamla ve dikkat çekici biçimde 0,2 kuruşluk bir eklemeyle “tamamlandı.” Evet, 0,2 kuruş… Sanki milyonlarca insanın geçim derdi bu sembolik artışla görmezden gelinmiş, üstü örtülmüş gibi. Bu detay, sadece rakamsal değil; refah artışı gibi ilave edilen 0,2 kuruşluk fark, iktidarın halkla kurulan bağın ne kadar koptuğunun işareti.

Sokak sessiz değil. Bir anne pazarda yemek yapacak ihtiyacını alamaz, ağlarken, gençler çantalarını hazırlamış göç hayalleri kurarken, emeklilerin varlık nedenleri bile parayla ölçülüp,  ilaçlarını tamamlayamazken, kamu işçileri geçinemiyoruz diye toplu şözleşeden bekledikleri ücret artışlarınına karşılık bulamazken, toplum yüksek sesle konuşuyor: Artık böyle yaşanmaz. Ancak iktidar bu sesi duymuyor gibi… Tepkisizliğin ardındaki gerçek ne? Stratejik duymazlık mı, kurumsal çaresizlik mi?

Michel Foucault’ya göre iktidar yalnızca baskı uygulamaz; aynı zamanda davranışları biçimlendirir, hayatı üretir. İktidar varsa direniş de vardır der, çünkü toplumun sesini bastırmak için sessizlik yetmez—o sesi dönüştürmek gerekir. Bugün iktidarın sessizliği, bu dönüştürme kapasitesini yitirmiş olabileceğini gösteriyor. Halk konuşuyor ama iktidarın yanıtı çoğu zaman sembolik: yol açılışları, dış tehditler, bölünme korkusu,  güvenlik vurgusu… Gerçek sorunlar ise görmezden geliniyor.

Max Weber ise meşruiyeti karizma, gelenek ve hukuka dayandırır. Ancak liderliğin etkisi soluklaşmış, hukuk kişiselleşmiş, gelenekler güncel taleplere cevap veremez hale gelmişse, sessizlik sadece iletişimsizlik değil; iktidarın halktan kopuşunun göstergesidir.

Son yıllarda muhalefet, “helalleşme”, “eşit vatandaşlık”, “hesaplaşma”, “adil yargı”, “ belediye başkanlarının gözaltına alınması””suçsuzluk karinesi” gibi kavramlarla toplumsal duyguyu yakalarken; iktidar aynı duyguyla temas etmekte zorlanıyor. Sosyal yardımların bile hesaplı biçimde dağıtıldığı bir düzende, 0,2 kuruşluk tamamlayıcı artış neyi temsil ediyor? Belki de halkın gözünde iktidarın samimiyetini... Belki de sadece duyulmadıklarını…

Üstelik bu sessizlik sadece ekonomik alanla sınırlı değil. Kadınların sokaktaki güvenlik talebi, gençlerin özgürlük arayışı, emekçilerin insanca yaşam mücadelesi—bunların tamamı, bir toplumun varoluşsal çağrısıdır. Bu çağrılara sessizlikle karşılık verilmesi; siyasetin yalnızlaşması, halkın kendi çözüm yollarını üretmeye başlaması demektir.

Sistemin devamı sadece kurallarla değil, vicdanla mümkündür. Ve vicdan susmaz. Sokakta yükselen ses sadece bir oy talebi değil; yaşam hakkının, onurun, umutların ve geleceğin talebidir. Bu sesi bastırmak değil, duymak gerekir. Sessizlikle geçiştirilen her çağrı, daha büyük bir değişimin öncüsüdür.

Bir maaşın ucuna eklenen 0,2 kuruş, belki bütçede küçük bir kalemdir ama halkın nezdinde büyük bir semboldür: Bütün gençliklerini, alın terlerini vatanın gelişip kalkınmasına hasretmiş emekliler için yaşamaya Değer görülmemek.

Artık mesele yalnızca siyaset değil; hayatın kendisi. İktidar duymuyorsa, belki de kulaklarını susturmuştur. Ama halk konuşuyor, her gün daha gür… Pazarda, kahvede, sosyal medyada. Sessizlikle geçiştirilen her çağrı, aslında daha derin bir itirazın habercisi. Çünkü bu ülkenin sesi, sadece sandıkta değil, sofrada da yükseliyor. Ve kim duymazlıktan gelirse gelsin, halkın sesi er ya da geç siyaseti yeniden şekillendirir.

 


4 Temmuz 2025 Cuma

VERİ MUHASEBESİ SOSYAL BİLİMDEN MÜHENDİSLİĞE YENİ BİR GEÇİŞ Mİ?

 

Giriş

Her gün basına yansıyan reklamlarla ya da dijital çözüm üretenler tarafından uyarılıyoruz. Muhasebe de dijitalleşirseniz, evrak takibinden kayıt sistemine kadar işlerinizin ne kadar kolaylaşacağı, doğru ve güvenilir sonuçlar elde edeceğimiz gibi duyurularla muhasebeciler uyarılmaktadır. Sadece muhasebeciler değil işletme sahipleri de maliyetlerini, satışlarını alacaklarını ve borçlarını anlık zaman dilimlerinde bilmek istemektedirler. Rekabet etmek, verimliliği artırmak, rakiplerinden bir adım öne geçmek için artık veri havuzundan en iyi şekilde yararlanmak isteği artmaktadır.

Dijitalleşme, sadece teknolojik bir dönüşüm değil; mesleklerin doğasını, kimliğini ve düşünme biçimini de yeniden şekillendiriyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan alanlardan biri de muhasebe. Eskiden kalemle, hesap cetveliyle yürütülen işlemler; artık verinin düzenli, kontrollü ve otomatik akan bir yapıya kavuşmasıyla adeta algoritmaların idaresine girmiş durumda. Ancak bu değişim sadece formel değil; muhasebenin zihinsel altyapısında da bir kırılmaya işaret ediyor. Eski iş yapma alışkanlıkları ile zamanın ihtiyaçlarına cevap vermek gittikçe zorlaşmaktadır. Muhasebe mesleği dönüşüyor ama nasıl? Acaba muhasebe, mühendislik temelli bir yapıya mı evriliyor? Daha da önemlisi, bu dönüşüm sosyal bilimleri mesleğin dışına mı itiyor?

Veriden Algoritmaya: Mühendislik Mantığının Yükselişi

Günümüzde muhasebe uygulamaları, yalnızca finansal verileri kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda bu verileri algoritmik sistemlerle işliyor, denetliyor ve karar destek araçlarıyla analiz ediyor. Stok sayımlarından defter düzenlemelerine kadar birçok süreç, belli aralıklarla tekrarlanan matematiksel çevrimler hâline geldi. Bu da muhasebenin yalnızca kayıt tutan değil, aynı zamanda süreci yöneten bir "sistem mühendisliği" pratiğine dönüştüğünü gösteriyor.

Bu noktada yeni bir profil beliriyor: veriyle düşünen muhasebeci. Kod yazmasa bile algoritmayı anlayan, sistem mimarisini bilen ve verinin lojik akışını yorumlayabilen bir uzman. Geleneksel muhasebe bilgisi artık yeterli değil; süreçleri optimize eden, teknolojik araçları yorumlayan ve veriden anlam çıkaran profesyonellere ihtiyaç artıyor.

Sosyal Bilimler Arka Planda mı Kalıyor, Yoksa Geleceğe bir Anlam mı Taşıyor

Teknikleşen yapıya rağmen sosyal bilimlerin rolü ortadan kalkmıyor; aksine daha karmaşık hâle geliyor. Çünkü verinin kendisi nötr değil; nasıl üretildiği, nasıl yorumlandığı ve hangi bağlamda kullanıldığı sosyal süreçlerle doğrudan ilişkili. CFO’ların, denetçilerin ve stratejik karar alıcıların verileri sadece analiz etmeleri değil, aynı zamanda yasal, etik ve kurumsal bağlamda yorumlamaları bekleniyor.

Bu noktada işletme bilimi, davranışsal iktisat, hukuk ve örgütsel psikoloji gibi alanlar devreye giriyor. Muhasebe, yalnızca “doğruyu bulma” değil; meşruiyeti kurma, kurumsal hafızayı yönetme ve paydaşlara anlam aktarma işlevi de görüyor. Bu bağlamda sosyal bilimler, algoritmaların göremediği “niyeti” ve “etkiyi” okumaya devam ediyor.

 Yeni Disiplinler ve Hibrit Kimlikler, Muhasebe Mesleğini de Etkiliyor mu?

Ortaya çıkan bu yeni ihtiyaçlar, klasik bölümlerin ve meslek tanımlarının yeterli olup olmadığını sorgulatıyor. Belki de artık “muhasebe mühendisliği”, “veri temelli kurum yorumlaması” ya da “sayısal etik danışmanlığı” gibi yeni disiplinlere ihtiyaç var. Kodlama bilgisinin muhasebe eğitimine entegre edilmesi, ancak bunun sosyal bilim temelli bağlamlarla desteklenmesi, geleceğin profesyonellerini şekillendirecek gibi görünüyor.

Bu da, meslekî eğitimin çok-disiplinli bir yapıya kavuşması gerektiği fikrini güçlendiriyor. Artık yalnızca teknik bilginin değil, yorumlama yeteneği, değer üretme becerisi ve sosyokültürel farkındalık da uzmanlığın bir parçası hâline gelmeli.

Sonuç

Bir geçiş çağında mesleğin kimliği “Muhasebe”, dijitalleşmeyle birlikte mühendisliğe yaklaşırken; insan ve toplumla olan bağını tamamen kaybetmiyor, sadece yeniden tanımlıyor. Disiplinler arası bu geçiş, hem yeni riskler hem de fırsatlar içeriyor. Ancak bu fırsat, yalnızca teknik donanım değil; analitik düşünce, etik sorumluluk ve sosyal farkındalık ile mümkün olabilir.

Asıl soru belki de şudur: “Meslekler teknikleşiyor mu, yoksa geleceğin meslekleri teknik ile toplumsalı yeniden harmanlıyor mu?” Disiplinler arası Hibrit bir geçiş mi sağlamak gerekiyor. Eski alışkanlıklar ile zamanın ihtiyaçları ve geleceğe muhasebe mesleğini taşımak mümkün mü?

Bu yazı, bu sorulara bir düşünce kapısı aralamayı amaçlamaktadır.

 


2 Temmuz 2025 Çarşamba

MUHASEBECİ KİM DEĞİLDİR?


Özet

Toplumda muhasebecilik mesleği, sıklıkla yalnızca evrak düzenleme veya vergi beyanı hazırlama faaliyetiyle sınırlandırılmaktadır. Bu çalışma, muhasebecilik mesleğine yönelik dar ve yüzeysel yaklaşımları eleştirerek, mesleğin gerçek işlevini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Muhasebecinin yalnızca kayıt tutan bir büro çalışanı olmadığı; aksine stratejik karar süreçlerinde aktif rol oynayan, bağımsız ve etik temelli bir profesyonel olduğu vurgulanmaktadır.

Giriş

Muhasebe mesleği, kökleri insanlık tarihi kadar eskiye dayanan bir bilgi üretim ve kontrol sistemidir. Ancak günümüzde bile muhasebecinin rolü kamuoyunda sıklıkla yanlış ya da eksik biçimde tanımlanmaktadır. Özellikle Türkiye’de muhasebeciler, çoğu zaman yalnızca defter tutan, evrak hazırlayan, vergi dairesine beyan sunan bir aracı olarak görülmektedir. Bu dar bakış açısı, mesleğin saygınlığına ve yarattığı katma değere gölge düşürmektedir.

Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından yayımlanan Code of Ethics for Professional Accountants standardı, muhasebecinin işlevini; dürüstlük, tarafsızlık, mesleki yeterlilik, özen ve gizlilik esaslarına dayalı olarak işletmeye stratejik katkı sunan bir profesyonel olarak tanımlar [1]. Bu bağlamda, “muhasebeci kim değildir?” sorusu üzerinden yanlış algıların düzeltilmesi mesleğin itibarı için önem taşımaktadır.

1. Sadece Kayıt Tutan Bir Memur Değildir

Muhasebecinin görevi, salt belge işlemek ya da fiş kaydetmekle sınırlı değildir. Meslek mensubu, bu kayıtların analiz edilmesi, raporlanması  karar vericilere ve işletme ilgililerine güvenilir veri sunulması gibi çok daha stratejik sorumluluklar üstlenmektedir.

Bir işletmede artan giderlerin nedenlerini analiz edip yönetime öneriler sunmak, muhasebecinin yalnızca kayıt düzenleyici değil, stratejik danışman ve çözüm ortaği konumunda olduğunu gösterir [2].

Kanundan kaynaklanan muhasebecinin rölü, Türk Ticaret Kanunu da muhasebenin yalnızca kayıt yapmaktan ibaret olmadığını; işletmenin finansal durumunu gerçeğe uygun biçimde yansıtması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır (TTK m.66) [3].

2. Bürokrasiye Sıkışmış Bir Aracı Değildir

Toplumda yaygın olarak muhasebeci, yalnızca devletin istediği belgeleri yetiştiren bir aracı olarak algılanmaktadır. Oysa muhasebeci, mevzuat bilgisiyle işletmenin menfaatlerini koruyarak, vergi planlaması ve teşviklerden yararlanma gibi süreçlerde işletmeye stratejik destek sağlayan bir profesyoneldir.

Kanunla istenilen, 5746 sayılı Ar-Ge Kanunu kapsamındaki vergi avantajlarından yararlanmak için uygun raporları hazırlamak, muhasebecinin stratejik danışmanlık rolünün örneklerinden biridir [4].

3. Robotik Bir Sayı İşçisi Değildir

Muhasebeci, sadece hesap makinesi ve bilgisayar klaviyesi ile rakamları giren mekanik bir çalışan değildir. Finansal tabloları analiz ederek paydaşlara anlamlı sonuçlar sunmak, eleştirel düşünceyle yorum yapmak, işletmenin adeta rontgenini çekmek, mesleğin vazgeçilmez parçalarıdır.

Faaliyet raporları ve durum tablosunun kontrolünü yaparak, Gelir tablosu ve bilançodaki eğilimleri analiz edip geleceğe dönük öneriler geliştirmek, muhasebecinin katma değerli yaklaşımını ortaya koyar [5].

4. Yalnızca Geçmişe Bakan Bir Aktör Değildir

Muhasebe çoğu zaman geçmişe dönük bir faaliyet olarak algılansa da, asıl hedefi geçmiş verileri analiz ederek geleceğe ışık tutmaktır. Aslında işletme için stratejik planın alt yapısını hazırlayan  bir biligi sağlayıcısıdır.Yönetim muhasebesi uygulamaları bu yönüyle özellikle önem kazanmaktadır.

Gelecekteki yatırımlar için nakit akış tahminleri yapmak ve risk analizleri gerçekleştirmek, muhasebecinin yalnızca geriye değil, ileriye bakan bir rol üstlendiğini göstermektedir[6].

5. Yalnız Çalışan Biri Değildir

Muhasebeci, toplumda bazen tek başına çalışan, kimseyle iletişim kurmayan biri gibi lanse edilmektedir. Gerçekte ise muhasebeci; yöneticiler, bankalar, kamu idaresi ve diğer paydaşlarla sürekli iletişim kuran bir koordinatördür.

İşletmeye kredi sağlayan, Bir bankadan kredi temini için finansal tabloları hazırlayıp yönetime destek vermek, muhasebecinin takım oyuncusu kimliğini öne çıkarır [7].

6. Müşterilerin ve Vergi İdaresinin Her İşini Yapan Kişi Değildir; İkisi Arasında Basit Bir Köprü Hiç Değildir

Muhasebeci, ne müşterinin (mükellefin) tüm işlerini sınırsız şekilde üstlenen bir vekil, ne de vergi dairesinin uzantısı gibi davranan bir memurdur. Ayrıca iki taraf arasında evrak taşıyan pasif bir köprü de değildir. Meslek mensubu, bağımsızlık ilkesine uygun biçimde, hem mükellefin hem de idarenin haklarını dengeli gözeten tarafsız bir konumdadır.

3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu [8], muhasebecilerin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlı olması gerektiğini açıkça düzenler. Muhasebeci, tarafsız ve güvenilir bilgi üretme sorumluluğu ile hareket eder.
Bir vergi incelemesinde, mükellefin beyanını olduğu gibi savunmak ya da idarenin talebine sorgusuz uymak yerine, belgeleri gerçeğe uygun şekilde inceleyerek rapor sunmak muhasebecinin bağımsız konumunu ortaya koyar.

Sonuç

Muhasebecilik mesleği; yalnızca kayıt düzenleyen, vergi beyanı hazırlayan veya belge taşıyan bir aracı değil, işletmelerin sürdürülebilirliğine katkıda bulunan, etik değerlere bağlı, bağımsız ve danışmanlık gücü yüksek bir meslek grubudur. Dolayısıyla kamuoyunda muhasebeci hakkındaki dar ve yüzeysel algıların kırılması, hem meslek mensuplarının itibarını hem de ülke ekonomisinin güven temelini güçlendirecek niteliktedir.

Başlıkta tartıştığım soruyu başaşağı edip,  muhasebeci kimdir diye sorsaydık , 26 yıl boyunca muhasebecilik yapan ve çok sayıda ürün veren, edebiyat tarihçisi, eleştirmen, denemeci ve çevirmen olan ASIM BEZİRCİ’nin,

 “ nitekim yazar olarak birçok yararı dokundu bana,

ÖRNEĞİN,

Ölçülü davranmayı, yanlıştan korkmayı, belgeye dayanmayı, aklını kullanmayı, duyguculuğa kapılmamayı ve gerçekçi, düzenli, dengeli, tutarlı olmayı Muhasebe öğretti bana,

Savunduğum ve uygulamaya uğraştığım nesnel, bilimsel eleştiri anlayışının güçlenmesine yardım etti. Az şey mi bu  diye özlüce ifade ettiği gibi "muhasebeci kimdir" alıntısı ile başlamak uygun olurdu diye söylenebilir.

Kaynakça

[1] International Federation of Accountants (IFAC). Code of Ethics for Professional Accountants. 2022 Edition.

[2] Horngren, Charles T. Introduction to Management Accounting. Pearson, 2015.

[3] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Resmî Gazete, 14.02.2011

[4] 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun

[5] Schroeck, Gerhard. Risk Management and Value Creation in Financial Institutions. Wiley, 2002.

[6] Drury, Colin. Management and Cost Accounting. Cengage Learning, 2018.

[7] TMS 1 - Finansal Tabloların Sunuluşu Standardı, KGK

[8] 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, Resmî Gazete, 13.06.1989


30 Haziran 2025 Pazartesi

YARALAYAN KURŞUN DEĞİL, SESSİZLİKTİR BAZEN…

 

Brütüs içerideyse, kale zaten düşmüştür.

Bir ülkenin kaderi, bazen meydanlarda atılan nutuklarla değil; arka odalarda kurulan cümlelerle, çekilen suskunluklarla şekillenir. Tarih, dışardan gelen darbelerle değil, içeriden gelen ihanetlerle altüst olmuş yığınların sessiz çığlıklarıyla doludur. Bugün de durum farklı değil. İktidarlar artık yalnızca yönetmiyor; aynı zamanda algı inşa ediyor, korku yayıyor, sadakat talep ediyor. Ve tüm bunları yaparken, en büyük yardımı bazen muhalefetin içindeki “sessiz kahramanlardan” alıyor: işbirlikçilerden, Brütüs’lerden.

Sadece Bir Kurşun Değil, Bir Plan,

Modern çağın siyasi mühendisliklerinde kurşunlar artık görünmez: algılarla, manşetlerle, yargı kararlarıyla, ekran konuklarıyla şekillenir. İktidar sahipleri, meşruiyetlerini sadece oyla değil, korkuyla pekiştirir. Milliyetçilik, bayrak ve din; ortak değer olmaktan çıkar, iktidarın kalkanına dönüşür. Muhalefet sustuğunda veya içeriden konuşulan dil iktidarın diliyle örtüştüğünde, toplumda yankılanan tek ses “zaten değişmez” olur. İşte o an, umut kaybeder; halk, değişimin değil, sadece değişimi beklemenin yorgunluğunda tükenir.

Brütüs Aramızda Konuşuyor,

Her muhalif görüntü veren samimi değildir. Kimisi öfkeyi soğutur, kimisi talepleri pasifleştirir. Kimileri ise iktidarın önünü açmak için içerde fren görevi görür. Kimi zaman aday listelerine bilinçli isimler sokulur, kimi zaman “yanlışlıkla” yanlış cümleler kurulur. Dışarıdan gelen baskılara karşı dik duran muhalefet, içerideki ittifaklarla zayıflatılır. Bu figürler, bir partide olabilir, bir sivil toplum örgütünde ya da kalemini kiralayan bir köşe yazarı maskesiyle karşımıza çıkabilir.

CHP Davası: Sessizliğin En Gürültülü Hali,

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin en çalkantılı iç hesaplaşmalarından birini yaşıyor. 38. Olağan Kurultay sonrası açılan dava, yalnızca bir seçim sürecinin değil, bir siyasi kimliğin de yargılandığı bir sürece dönüştü. Delegelere para karşılığı oy kullandırıldığı iddiaları, “mutlak butlan” talebiyle mahkemeye taşındı. Ancak bu davanın gölgesinde asıl dikkat çeken, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun pozisyonu oldu.

Kılıçdaroğlu, kurultayda kaybettiği koltuğa yargı kararıyla geri dönme ihtimali karşısında, “Kayyum gelirse daha mı iyi olur?” diyerek görevi kabul etmeye hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, bazı çevrelerde “partiyi koruma refleksi” olarak yorumlansa da, birçok partili için bu tutum, içeriden gelen bir müdahale olarak algılandı. Çünkü bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun açıklama yapması istenmiş, ancak kendisi bu çağrılara kulak tıkamıştı. Bu suskunluk, partideki mevcut yönetimi yalnızlaştırırken, içerideki hiziplerin cesaretini artırdı.

Kontrollü Muhalefet: Sistemin Sadık Muhafızı,

Halk değişim beklerken, muhalefetin kendi içinde statükoyu yeniden üretmesi en büyük trajedidir. Kontrollü muhalefet, değişimi değil, değişiyormuş gibi yapmayı vaat eder. Gerçek sorulara suni cevaplar üretir; iktidara değil, sadece rakiplere muhalif olur. Bu da halkta güvensizlik üretir. “Hepsi aynı” sözü, bir gerçeğin ifadesinden çok, bir çaresizliğin çığlığıdır aslında.

Umutsuzluğun Topyekûn Tespiti

Bir ülkede yalnızca adaletin eksikliği değil; adaletsizliğe karşı çıkanların cesaretsizliği çürütür sistemi. Çünkü suskun kalmak, bir tercihten fazlasıdır: bir işbirliği biçimidir. Muhalefetin kendi içindeki sessizlik, dışardaki baskıdan çok daha yıkıcıdır. Politik ahlakın yok sayıldığı yerde, stratejik hata gibi gösterilen ihanetler, kalıcı hasarlar bırakır.

Bazen Sessizliği Yıkmak, Tarihi Yeniden Yazmaktır,

Gerçek muhalefet sadece iktidara değil, kendi içindeki karanlığa da ışık tutandır. Koltuğunu değil, ilkesini savunan; alkışı değil, vicdanı gözeten bir anlayışla mümkün olur değişim. Eğer sustukça yaralanıyorsak, konuşarak iyileşmek zorundayız. CHP’nin düzenledği ve halkın sokağa çıkarak dayanışmasını artırıcı yüksek ve cesaret verici buluşmaları, konuşarak iyileşmenin melhemi olacak gibi gözükmektedir.

Ve evet, bazen sessizlik bir kurşundan daha keskindir. Ama her sessizliği bölen bir ses vardır: cesaretin, vicdanın ve hakikatin sesi.


27 Haziran 2025 Cuma

KRİZ DÖNEMLERİNDE İŞLETMELERİN GÖRÜNMEYEN GÜCÜ: ENTELEKTÜEL SERMAYE

 

Giriş

Bir işletmenin başarısı sadece sahip olduğu bina, araç, makine ya da paraya bağlı değildir. Asıl farkı yaratan, görünmeyen ama çok değerli olan unsurlardır: bilgili çalışanlar, kurumsal sistemler, müşteri ilişkileri, deneyim ve güven. İşte bunların tamamına entelektüel sermaye denir.

Kriz zamanlarında bu görünmeyen değerler daha da öne çıkar. Çünkü ekonomik zorluklar işletmelerin kasasını sıkıştırır, ama bilgili bir ekip ve güçlü ilişkiler o fırtınadan çıkışın anahtarı olabilir.

Entelektüel Sermaye Nedir?

Entelektüel sermaye üç temel parçadan oluşur:

Beşeri Sermaye: Çalışanların bilgi, tecrübe ve yaratıcılığıdır.

Bir çaycı, müşterisinin nasıl çay sevdiğini biliyorsa bu bir bilgi birikimidir.

Yapısal Sermaye: Kurum içindeki sistemler, süreçler ve kayıt düzenidir.

Hangi müşteri ne zaman geldiğini bilen bir berberin defteri, yapısal sermayedir.

İlişkisel Sermaye: Müşterilerle, tedarikçilerle ve toplumla kurulan güven temelli ilişkiler.

Mahalle bakkalının borç verip güven ilişkisi kurması ilişkisel sermayeye örnektir.

Krizde Entelektüel Sermaye Nasıl Kullanılır?

Kriz geldiğinde kasadaki para ve karlılık azalabilir, ama şu üç şey işletmeleri ayakta tutar:

Bilgili çalışanlar, esnek çözümler geliştirir. İşletmelerin, sürdürülebilirliğini sağlar.

Bir lokanta, garsonlarıyla birlikte paket servise geçip müşteriyi kaybetmeden krizden çıkabilir.

Sağlam sistemler, panik yerine planla ilerlemeyi sağlar. İşletmenin elindeki olanakların güçlü ve güçsüz tarafların tespiti ve bunların bir bütün olarak destekleyici planların oluşturulması sistemin daha güvenli yol almasını sağlayabilir.

Müşteri bilgilerini arşivleyen bir kuaför, müşterilerinin zaman yönetiminde onların hizmetini görerek farklı mekânsal ve zamansal servisler sunabilir.

Güven dolu ilişkiler, müşterilerin sizi terk etmemesini sağlar. Müşteri marka bağlılığı, işletme bilinirliği ve güven duygusu zor zamanlarda önemli bir destek sunabilir.

Market fiyatları artsa da sadık müşteri sevdiği esnaftan alışveriş yapmaya devam eder.

Ücret Politikası: Entelektüel Sermayenin Sessiz Belirleyicisi

Çalışanların aldığı maaş sadece gider değil, aynı zamanda bir bağlılık göstergesidir. İşletmenin entelektüel sermayesini doğrudan etkiler.

Sadece asgari ücret vermek, nitelikli çalışanları elde tutmayı zorlaştırır.

Çağrı merkezinde ve hizmet sektöründe sürekli değişen personel deneyim birikimini yok eder.

Aynı işi yapan kişilere farklı maaş vermek, adalet duygusunu zedeler. İş kanununda da önemli bir yer tutan çalışanlara eşit muamele yapma sorumluluğu işyeri barışının sürdürülmesinde önemli bir olanak sunabilir.


Kasada çalışan iki personelin ücret farkı varsa, biri şirketten kopar.

Hakkaniyetli ve motive edici ücret, ekip ruhunu ve bilgi paylaşımını artırır. İşletmede eşit, adil ve motive edici bir sistemin oluşturulması, çalışanların üretim ve hizmet sürecinde bir birinin tamamlayıcısı olduğu ve karşılıklı bir sorumluluk bilincinin oluşmasında birlikte hareket etme ve bilgi paylaşımının daha kolay olmasını sağlayabilir.

 Prim sistemiyle çalışan bir kargo şirketinde müşteri şikâyetleri azalır.

Bu Değeri Ölçebilir miyiz?

Evet, görünmeyen değerlerin de ölçülebileceği yöntemler var:(1)

VAIC: Çalışanlar, sistemler ve kaynakların yarattığı değeri hesaplar.

Dengeli Karne: Sadece kârı değil, müşteri memnuniyetini ve iç gelişimi de ölçer.

Gözlem: Çalışan öneri sunuyor mu? Müşteri tekrar geliyor mu? Bunlar görünmeyen değerin ipuçlarıdır.

Sonuç: Görünmeyen Varlıklara Yatırım, Geleceğe Yatırımdır

Bir işletme kasasını, rafını veya faturasını korumak için çalışırken; çalışana verilen değer, bilgi sistemleri ve müşteri güvenini unutmamalıdır. Çünkü krizler geçer, ama bu üç unsur her zaman işletmenin temelidir.

Kendinize şu soruyu sorun:

“İş yerimin kasası boşalsa, ne kalır elimde?”

Eğer cevap “iyi çalışanlarım, düzenli sistemim ve beni seven müşterilerim” diyebiliyorsanız, siz zaten güçlü bir sermayeye sahipsiniz

Kaynakça

·         Kaya, Y., & Özdemir, S. (2019). Entelektüel Sermayenin Ölçülmesinde ve Raporlanmasında Kullanılan Yöntemler: Türkiye Banka Sektöründe Bir Uygulama. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 35, 269–284. Makaleye ulaşmak için tıkla

·         Yereli, A. N., & Gerşil, G. (2005). Entelektüel Sermayeyi Ölçme ve Raporlama Yöntemleri. Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, 12(2). PDF olarak incele

·         Avcı, Ş. (2020). Entelektüel Sermayenin Ölçülmesi ve Örnek Bir Uygulama. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. Tez metnine göz at

DİP NOT:

1) 1. VAIC (Katma Değer Üzerinden Ölçüm)

Bu yöntem, işletmenin üç temel alanda ne kadar katma değer ürettiğine bakar:

  • İnsanlar (çalışanlar bilgileriyle ne kadar katkı sağlıyor?)
  • Sistemler (şirketin iç düzeni ne kadar verimli?)
  • Finansal kaynaklar (para ve fiziksel kaynaklar ne kadar iyi kullanılıyor?)

Bir bankayı düşün. Eğer çalışanları çok bilgili ve sistemleri iyi işliyorsa, müşteri memnuniyeti de artar ve bu banka piyasada öne çıkar. İşte bu yöntem bize hangi bileşenin işletmeye gerçekten değer kattığını gösterir.

2. Dengeli Karne (Balanced Scorecard)

Bu yöntem sadece satışlara ve kâra değil, müşterilerin memnuniyetine, iç süreçlerin verimliliğine ve çalışanların kendini geliştirme fırsatlarına da bakar. Çünkü bir işletmenin geleceği sadece bugünkü kazancıyla değil, geleceğe ne kadar hazır olduğuyla da ilgilidir.

3. Marka, İtibar ve Güven

Bazı şeyleri sayılarla değil, duygularla ölçeriz. Bir işletmeye olan güven, markasına duyulan sadakat ya da çalışanların şirkete bağlılığı da entelektüel sermayenin göstergeleridir. Her gün işe gülerek gelen bir çalışan ya da aynı mağazadan yıllardır alışveriş yapan bir müşteri… Bunlar da ölçülmesi gereken değerlerdir.

 

23 Haziran 2025 Pazartesi

ANAYASA MAHKEMESİ “İHALEDE ALINAN ONBİNDE BEŞ TUTARINI“ İPTAL ETTİ

 

Giriş

23 Haziran 2025 tarih ve 32935 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre,  Ankara 20. İdare Mahkemesinin,  4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na 7421 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle eklenen ve 7434 sayılı Kanun kapsamında da düzenlemeye bağlanan 53. maddenin (j) fıkrasında yer alan bir hükmün,  Anayasa'ya aykırılık gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Uyuşmazlık konusu hüküm, ihale süreci tamamlanıp sözleşme imzalandığında yükleniciden alınan "onbinde beş oranındaki bedelin hiçbir durumda iade edilmeyeceğini" öngörmektedir.

İlgili Mevzuat ve Hukuki Çerçeve

Bahse konu düzenleme, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun yanı sıra 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 17 ila 23. maddeleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Bu hükümler, kamu ihalelerinde tekliflerin değerlendirilmesi, sözleşmeye davet, kesin teminat alınması, sözleşmenin uygulanması ve sona erdirilmesine dair düzenlemeleri içermektedir. Özellikle sözleşme yapılmasından önceki aşamada alınan bedellerin hukuki niteliği ve iadesine ilişkin kurallar, söz konusu iptal davasının merkezindedir.

Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi ve Gerekçeli Karar

24.04.2025 tarihli ve 2025/29 Esas, 2025/102 Karar sayılı kararda Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu düzenlemeyi Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri çerçevesinde incelemiştir. 13. madde, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik, ölçülülük ve kamu yararı ilkelerini zorunlu kılarken; 35. madde, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır.

Mahkeme, yüklenicinin kusuru olmaksızın sözleşmenin imzalanamaması veya feshedilmesi gibi durumlarda dahi bu tutarın iade edilmemesinin, mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığına ve bireye aşırı külfet yüklediğine hükmetmiştir. Ayrıca, hükmün belirsiz ifadeler içerdiği ve hukuki güvenlik ilkesini zedelediği değerlendirilmiştir.

Kararın Yürürlüğü ve Uygulaması

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmün iptaline karar vermekle birlikte, kararın doğurabileceği idari ve mali boşlukları göz önüne alarak iptalin yürürlüğünü 9 ay ertelenmiştir. Dolayısıyla karar, Mart 2026 itibarıyla yürürlüğe girecektir.

Bu süreçte, idarelerin ve ihalelere katılan gerçek/tüzel kişilerin söz konusu bedelin alınmasına ilişkin işlemleri hukuka uygun şekilde yeniden düzenlemeleri gerekecektir. Ayrıca yeni düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği ölçülülük, belirlilik ve kamu yararı ilkeleriyle uyumlu olması beklenmektedir.

Sonuç

Bu karar, kamu ihale hukukuna dair normların anayasal sınırlar içinde oluşturulması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Hukuk devleti ilkesi gereği, bireylere yüklenen mali sorumlulukların açık, ölçülü ve kamu yararına uygun olması zorunludur. Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararı, hem idarelerin mevzuat yapım sürecinde daha dikkatli davranmasını sağlayacak hem de yüklenicilerin hukuki güvenliğini artıracaktır.

Kaynakça

  1. T.C. Anayasa Mahkemesi, 24.04.2025 tarihli, E. 2025/29, K. 2025/102 sayılı Karar. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden erişilebilir.
  2. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Resmî Gazete: 22.01.2002, Sayı: 24648.
  3. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Resmî Gazete: 22.01.2002, Sayı: 24648.
  4. 7421 sayılı Kanun, Resmî Gazete: 09.12.2022, Sayı: 32038.
  5. 7434 sayılı Kanun, Resmî Gazete: 03.03.2023, Sayı: 32121.
  6. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982.

22 Haziran 2025 Pazar

YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİNDE YENİ DÖNEM,”SEKTÖREL ÖNCELİKLER VE UYGULAMA DİNAMİKLERİ”

 

"9903 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 2025/1 Sayılı Tebliğ"

Özet
Bu makale, 2025 yılında yürürlüğe giren 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve buna bağlı olarak uygulamaya konulan 2025/1 sayılı Tebliğ ışığında Türkiye'deki yeni yatırım teşvik sistemini değerlendirmektedir. Çalışma, bu düzenlemelerle getirilen yapısal dönüşümün hukuki temelini ve uygulama araçlarını açıklamayı; ayrıca enerji, savunma sanayii ve yüksek teknoloji gibi öncelikli sektörlerdeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır.

1. Giriş

2025 yılında Türkiye, yatırım teşvik sistemini yeniden yapılandırarak yalınlık, stratejik odaklanma ve dijitalleşmeyi merkeze alan bir modele geçmiştir. 29 Mayıs 2025 tarihli ve 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile önceki düzenlemeler olan 2012/3305 ve 2018/11201 sayılı kararlar yürürlükten kaldırılmıştır[1]. Kararın uygulanmasına yönelik esaslar ise 21 Haziran 2025 tarihli ve 2025/1 sayılı Tebliğ ile belirlenmiştir[2].

2. Hukuki Temel ve Sistemsel Yenilikler

Yeni düzenleme, teşvik unsurlarını daha belirgin hale getirerek proje bazlı uygulamaya ve yatırımın gerçekleşme derecesine odaklanan bir yapı kurmuştur. Literatürde, başarılı teşvik sistemlerinin sade, öngörülebilir ve hedef odaklı olması gerektiği belirtilmektedir[3]. Bu bağlamda, vergi indirimi ile birlikte uygulamaya konulan “vergi katkı oranı” modeli, yatırım tamamlanma seviyesine göre %30 ila %80 arasında değişen esnek bir avantaj sunmaktadır[2].

Makine ve teçhizat desteği, yalnızca yurt içi üretim yoluyla sağlanan yüksek maliyetli makinelerde uygulanmakta ve birim değeri 2 milyon TL’yi aşan makineler için %25 hibe öngörülmektedir. Faiz/kâr payı desteği ile birlikte kullanımı ise mümkün değildir[2].

3. Teşvik Unsurları ve Uygulama Esasları

Yeni sistem kapsamında yatırımcılara sağlanan teşvik unsurları şu başlıklar altında düzenlenmiştir:

3.1. Gümrük Vergisi Muafiyeti

Teşvik belgesi kapsamında ithal edilecek makine ve teçhizat için gümrük vergisi ödenmez. Bu uygulama, yurtiçinde üretilemeyen veya yetersiz üretilen makinelerin uygun maliyetle teminini sağlamaya yöneliktir. Ancak, yurtiçinde üretilebilen makineler için bu destekten yararlanılamaz.

3.2. Katma Değer Vergisi (KDV) İstisnası

Teşvik belgesi kapsamında yurt içinden temin edilen yeni makine ve teçhizat için KDV istisnası uygulanır. Uygulama, hem ithalat yerine yurtiçi satın almalara teşvik hem de nakit yükünü azaltma amacı taşır.

3.3. Vergi İndirimi

Yatırım tutarının bölge ve sektöre göre %20 ile %50'si arasında vergi indirimi uygulanabilir. Bu destek, kurumlar vergisi oranının belirli bir oranda azaltılması şeklinde olur. Sistem, yatırım döneminde kazancı olan şirketler için etkili bir nakit avantajı yaratmaktadır. Yeni sistemde ayrıca "vergi katkı oranı" kavramı getirilmiş, yatırımcının yatırımı tamamlama oranına göre vergi avantajından yararlanma derecesi belirlenmiştir. Bu oran, yatırımın önceliği ve stratejik niteliğine göre %30 ila %80 arasında değişebilmektedir.

3.4. Faiz/Kâr Payı Desteği

Yatırım kredilerinin faiz veya kâr payının yıllık %5’e kadar olan kısmı kamu tarafından karşılanabilir. Ancak bu destek, makine/teçhizat desteğinden ayrı kullanılabilir. Bu yöntem, krediye dayalı projelerin finansman yükünü azaltmayı hedefler.

3.5. Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği

Teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlarda istihdam edilen işçiler için işveren payına ait SGK primleri, 2 ila 7 yıl arasında değişen sürelerle karşılanabilir. Bölgeler arası kalkınma farklarını azaltmaya yönelik bu destek, istihdam maliyetlerini düşürmeyi amaçlamaktadır.

3.6. Yatırım Yeri Tahsisi

Kamuya ait arsa ve arazilerin, uygun görülmesi halinde teşvik kapsamındaki projelere bedelsiz ya da indirimli şekilde tahsisi mümkün hale gelmektedir. Bu uygulama, yatırımcılar için altyapı maliyetlerini azaltmaktadır.

3.7. Makine ve Teçhizat Desteği

2 milyon TL’nin üzerinde birim değeri olan makinelerin yurt içinden temin edilmesi halinde, bu yatırım kalemlerine %25 oranında hibe verilmektedir. Ancak, bu destekten faydalanan yatırımcılar faiz/kâr payı desteğinden yararlanamaz.

3.8. Gelir Vergisi Stopajı Desteği

Yalnızca 6. bölgeye yapılan yatırımlar için geçerli olan bu destek, işçi maaşlarından kesilmesi gereken gelir vergisinin belirli bir oranının devlet tarafından karşılanmasını sağlamaktadır.

Bu unsurların tamamı, proje bazında değerlendirilecek olup, her bir destek için ayrı ayrı şart ve sınırlar belirlenmiştir. Tüm başvurular Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın E-TUYS sistemi aracılığıyla dijital ortamda gerçekleştirilecektir.

4. Sektörel Önceliklerin Etkisi

Teşvik sisteminin merkezine alınan öncelikli sektörler, ulusal kalkınma hedeflerine paralel biçimde şekillendirilmiştir.

4.1 Enerji Sektörü: Güneş Enerjisi Santralleri (GES)

GES yatırımlarında, yerli üretimi teşvik amacıyla yalnızca "ingot" üretiminden itibaren Türkiye’de üretilmiş panellerin kullanımı zorunlu hale getirilmiştir[2]. Panel taşıyıcı sistemlerin de yerli üretim olması gerekmektedir. Bu koşulları sağlayan yatırımlar vergi indirimi ve makine-teçhizat desteği gibi güçlü teşviklerden yararlanabilmektedir.

4.2 Savunma Sanayii: Stratejik Yatırım Statüsü

Savunma sanayi projeleri, stratejik yatırım olarak sınıflandırılarak %80'e kadar varan vergi katkı oranı, yatırım yeri tahsisi ve uzun vadeli SGK işveren prim desteği gibi üst düzey teşviklerden faydalanmaktadır[1]. Bu teşvikler, Türkiye'nin güvenlik ve teknoloji politikalarına entegre bir şekilde kurgulanmıştır.

4.3 Yüksek Teknoloji ve Yazılım Sektörü

Yüksek teknoloji yatırımları, özellikle organize sanayi bölgelerinde gerçekleştirildiğinde, yatırımın niteliğine göre farklılaştırılmış teşvik oranlarından yararlanmaktadır. Her ne kadar bu sektörler için açık bir teşvik kategorisi oluşturulmamış olsa da, proje bazlı değerlendirme mekanizması sayesinde yazılım ve Ar-Ge odaklı yatırımlar da desteklenebilmektedir.

5. Değerlendirme ve Sonuç

9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 2025/1 sayılı Tebliğ ile yatırım teşvik sistemi; sektörel önceliklere duyarlı, stratejik hedeflere hizmet eden ve yatırım gerçekleşmesini önceleyen bir yapıya kavuşturulmuştur. Sistem aynı zamanda E-TUYS üzerinden yürütülen dijital başvuru altyapısı ile izlenebilirliği ve şeffaflığı artırmıştır. Beklenti, bu dönüşümün doğrudan yatırımlar üzerinde kısa vadede nicel artış, uzun vadede ise niteliksel dönüşüm yaratması yönündedir.



Kaynakça

  • Resmî Gazete. (30.05.2025). 9903 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı. Sayı: 32915.
  • Resmî Gazete. (21.06.2025). Tebliğ No: 2025/1. Sayı: 32933.
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. (2025). E-TUYS Kullanım Rehberi.
  • Rodrik, D. (2004). Industrial Policy for the Twenty-First Century. Harvard University.
  • Karahan, A. (2020). “Türkiye'de Yatırım Teşviklerinin Etkinliği: 2012/3305 Sayılı Karar Dönemine Eleştirel Bir Bakış.” Maliye Dergisi, (178), 115–136.

 

Haber Var, Ama Gerçek Yok

  Haberleri okurken veya TV de İzlerken, çoğu zaman bir şeylerin eksik olduğunu hissederiz. Olay anlatılır, açıklamalar verilir, diplomatik ...