24 Haziran 2026 Çarşamba

Mesele Parti Değil, İstikamettir

Mesele Parti Değil, İstikamettir

 

1950’lerin plansız traktörleşmesi ve gecekondu popülizmiyle köylerinden kopan kitleler, 1960’ların başında anayasal bir ‘sosyal devlet’ ve grev hakkıyla tanışarak modern Türkiye’nin işçi sınıfını ve kentli sancılarını doğurdu. Toplumda bir değişim başlamıştı. Buna yön verecek bir siyasal araç lazımdı. Partilerin toplumun ihtiyaçlarına yön verecek ve umut olacak bir duruşu olmalıydı. Toplumun bu tarihsel dönüşüm döneminde bir gazeteci İsmet İnönü’ye CHP’sinin  siyasal yelpazenin neresinde olduğunu sormuştu:

“CHP siyasetin neresinde?” diye. İnönü’nün cevabı kısa ama tarihsel etkisi büyük olmuştu: “Ortanın solunda.”

Bu sadece bir yön tarifi değildi.

Bu, değişen toplumun sesini duymaya çalışan bir siyasal arayıştı.

Çünkü siyaset, yalnızca geçmişi koruma ve toplumsal hayatı dondurma  sanatı değildir.

Siyaset, toplumun değişen ihtiyaçlarını okuyabilme ve ona yeni bir yol gösterebilme sanatıdır.

İnönü’nün attığı bu adım, daha sonra Bülent Ecevit tarafından bir programa, kadroya ve toplumsal harekete dönüştürüldü.

“Ortanın solu” yalnızca bir slogan olmadı.

Emekçinin, dar gelirlinin, köylünün, gençlerin ve değişim isteyen toplum kesimlerinin siyasal karşılığı oldu.

Ve o dönemde parti içinde büyük tartışmalar yaşandı.Bölünmeler oldu.İtirazlar yükseldi.

Ancak hiçbir iç tartışma, toplumun değişim arzusunun önüne geçemedi.Çünkü tarih bazen partileri değil, toplumların ihtiyaçlarını büyütür.

Bugün Türkiye yine benzer bir tarihsel eşikte duruyor.

Bir tarafta ekonomik krizlerin, gelir adaletsizliğinin, gençlerin gelecek kaygısının ve toplumsal yorgunluğun büyüdüğü bir dönem…

Diğer tarafta ise devlet gücünün merkezileştiği, kurumların ve siyasal alanın daraldığı yönünde güçlü eleştirilerin yapıldığı bir iktidar yapısı…

Ve bütün bunların karşısında değişim beklentisini taşıyan milyonlarca insan…

Fakat bu kez tartışmanın merkezinde başka bir sorun var.Muhalefetin değişim talebini taşıyacak araç meselesi.Çünkü siyasette en temel gerçek şudur:Partiler amaç değildir.

Partiler toplumun iradesini taşıyan araçlardır.

Araçlar önemlidir.

Ama araç, yolun kendisi değildir.

Bugün CHP içinde yaşanan gerilimleri sadece kurultay, yönetim veya hukuk tartışması olarak görmek büyük resmi kaçırmaktır.Çünkü ortada yalnızca bir sorun yoktur.Bir çelişki vardır.

Sorunların çözümleri vardır.

Ama çelişkiler, içinde doğdukları yapı içinde ancak yönetilebilir.

Çünkü çelişkiler, sistemin kendi içinden ürettiği kalıcı gerilimlerdir.

Bugün Türkiye’de temel çelişki şudur: Toplum değişim istemektedir.

Ancak siyasal yapı kendini koruma refleksi göstermektedir.Toplum yeni bir gelecek aramaktadır.

Siyaset ise çoğu zaman geçmiş tartışmaların içine sıkışmaktadır.38.kurultayla başlayan süreç tam da bu nedenle yalnızca bir yönetim değişimi olarak okunmamalıdır.

Bu süreç, CHP tabanında ve toplumun önemli bir bölümünde ortaya çıkan bir değişim arayışının yansımasıdır.

Bu arayışın en önemli göstergelerinden biri de yerel yönetimlerde ortaya çıkan başarı hikâyeleridir.Çünkü halk, sadece söz dinlemez. Yaşadığı deneyime bakar.Kendi hayatında gördüğü değişime bakar.

Bir belediyede adalet duygusu güçleniyorsa, hizmet vatandaşın hayatına dokunuyorsa, insan kendisini yönetimin öznesi olarak hissediyorsa, orada yeni bir siyasal güven oluşur.

Ancak bugün önümüzde daha büyük bir sınav vardır.

Bir değişim hareketi, eski tartışmaların içine hapsolursa enerjisini kaybeder.

Bir toplumun umudu, sadece bir mahkeme kararının veya parti içi mücadelenin konusu haline gelirse, asıl mesele görünmez olur.

Çünkü milyonların beklediği şey bir partinin kendi iç sorununu çözmesi değildir.

Milyonların beklediği şey kendi hayatının değişmesidir.

Daha ucuz ekmektir. Daha güvenli gelecek isteyen gençtir. Geçinemeyen emeklidir. Çalışıp karşılığını alamayan emekçidir.

Bu noktada Özgür Özel ve CHP’nin önündeki tarihsel görev de ortaya çıkıyor.

Mesele sadece mevcut yapıyı savunmak değildir.

Mesele, değişim iradesini daha büyük bir toplumsal hikâyeye dönüştürebilmektir. Çünkü bazen tarih, eski aracı koruyanları değil, yeni yolu açanları hatırlar.

Eğer eski araç artık toplumun beklentilerini taşımakta zorlanıyorsa, siyaset yeni araçlar üretmek zorundadır.

Bu bir vazgeçiş değil, tam tersine değişimin gereğidir.

“Değişim talepleri mahkeme kararlarıyla durmaz; kendilerine yeni yollar ve yeni araçlar bulurlar.”

Bir ağaç büyüdüğünde eski kabuğunu terk eder. Kabuk ağacı korumuştur. Ama ağacın büyümesine engel olmaya başladığında artık yük haline gelir.

Toplumlar da böyledir.

Geçmişin kurumlarına saygı duyabilirler. Ama geleceği geçmişin sınırları içine sığdıramazlar.

Bugün CHP’nin ve muhalefetin önündeki mesele de budur: Parti icerisindeki çelişki ve çalışmaya bağlanıp kalmak mı? Parti icerisinde toplumsal enerjiyi hapis edip bitirmek mi?

Yoksa toplumun değişim umudunu büyütmek mi?

Çünkü değişim bir partiden büyüktür.

Bir isimden büyüktür.

Bir makamdan büyüktür.

Değişim, toplumun kendi geleceğini yeniden kurma iradesidir.

Ve tarih bize hep şunu göstermiştir:

Değişimin önüne duvar örülebilir.Ama değişim ihtiyacının kendisi durdurulamaz.

Çünkü toplum bir kez geleceğe bakmaya başladığında, siyaset ona yeni bir yol açmak zorunda kalır. Araçlar değişir, toplumların umut arayışı yoluna devam eder.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tms 29’da Net Parasal Pozisyon Kazancı/(Zararı)

  Sadece rakamı görmek yeterli değil, Hikâyesini de Bilmek Gerekir Giriş Bölümü (Sol): Toplantılarda bu konu sıkça gündeme ge...