Mesele Parti Değil, İstikamettir
1950’lerin
plansız traktörleşmesi ve gecekondu popülizmiyle köylerinden kopan kitleler,
1960’ların başında anayasal bir ‘sosyal devlet’ ve grev hakkıyla tanışarak
modern Türkiye’nin işçi sınıfını ve kentli sancılarını doğurdu. Toplumda bir
değişim başlamıştı. Buna yön verecek bir siyasal araç lazımdı. Partilerin
toplumun ihtiyaçlarına yön verecek ve umut olacak bir duruşu olmalıydı.
Toplumun bu tarihsel dönüşüm döneminde bir gazeteci İsmet İnönü’ye
CHP’sinin siyasal yelpazenin neresinde
olduğunu sormuştu:
“CHP
siyasetin neresinde?” diye. İnönü’nün cevabı kısa ama tarihsel etkisi büyük
olmuştu: “Ortanın solunda.”
Bu
sadece bir yön tarifi değildi.
Bu,
değişen toplumun sesini duymaya çalışan bir siyasal arayıştı.
Çünkü
siyaset, yalnızca geçmişi koruma ve toplumsal hayatı dondurma sanatı değildir.
Siyaset,
toplumun değişen ihtiyaçlarını okuyabilme ve ona yeni bir yol gösterebilme
sanatıdır.
İnönü’nün
attığı bu adım, daha sonra Bülent Ecevit tarafından bir programa, kadroya ve
toplumsal harekete dönüştürüldü.
“Ortanın
solu” yalnızca bir slogan olmadı.
Emekçinin,
dar gelirlinin, köylünün, gençlerin ve değişim isteyen toplum kesimlerinin
siyasal karşılığı oldu.
Ve
o dönemde parti içinde büyük tartışmalar yaşandı.Bölünmeler oldu.İtirazlar
yükseldi.
Ancak
hiçbir iç tartışma, toplumun değişim arzusunun önüne geçemedi.Çünkü tarih bazen
partileri değil, toplumların ihtiyaçlarını büyütür.
Bugün
Türkiye yine benzer bir tarihsel eşikte duruyor.
Bir
tarafta ekonomik krizlerin, gelir adaletsizliğinin, gençlerin gelecek
kaygısının ve toplumsal yorgunluğun büyüdüğü bir dönem…
Diğer
tarafta ise devlet gücünün merkezileştiği, kurumların ve siyasal alanın
daraldığı yönünde güçlü eleştirilerin yapıldığı bir iktidar yapısı…
Ve
bütün bunların karşısında değişim beklentisini taşıyan milyonlarca insan…
Fakat
bu kez tartışmanın merkezinde başka bir sorun var.Muhalefetin değişim talebini
taşıyacak araç meselesi.Çünkü siyasette en temel gerçek şudur:Partiler amaç
değildir.
Partiler
toplumun iradesini taşıyan araçlardır.
Araçlar
önemlidir.
Ama
araç, yolun kendisi değildir.
Bugün
CHP içinde yaşanan gerilimleri sadece kurultay, yönetim veya hukuk tartışması
olarak görmek büyük resmi kaçırmaktır.Çünkü ortada yalnızca bir sorun
yoktur.Bir çelişki vardır.
Sorunların
çözümleri vardır.
Ama
çelişkiler, içinde doğdukları yapı içinde ancak yönetilebilir.
Çünkü
çelişkiler, sistemin kendi içinden ürettiği kalıcı gerilimlerdir.
Bugün
Türkiye’de temel çelişki şudur: Toplum değişim istemektedir.
Ancak
siyasal yapı kendini koruma refleksi göstermektedir.Toplum yeni bir gelecek
aramaktadır.
Siyaset
ise çoğu zaman geçmiş tartışmaların içine sıkışmaktadır.38.kurultayla başlayan
süreç tam da bu nedenle yalnızca bir yönetim değişimi olarak okunmamalıdır.
Bu
süreç, CHP tabanında ve toplumun önemli bir bölümünde ortaya çıkan bir değişim
arayışının yansımasıdır.
Bu
arayışın en önemli göstergelerinden biri de yerel yönetimlerde ortaya çıkan
başarı hikâyeleridir.Çünkü halk, sadece söz dinlemez. Yaşadığı deneyime
bakar.Kendi hayatında gördüğü değişime bakar.
Bir
belediyede adalet duygusu güçleniyorsa, hizmet vatandaşın hayatına dokunuyorsa,
insan kendisini yönetimin öznesi olarak hissediyorsa, orada yeni bir siyasal
güven oluşur.
Ancak
bugün önümüzde daha büyük bir sınav vardır.
Bir
değişim hareketi, eski tartışmaların içine hapsolursa enerjisini kaybeder.
Bir
toplumun umudu, sadece bir mahkeme kararının veya parti içi mücadelenin konusu
haline gelirse, asıl mesele görünmez olur.
Çünkü
milyonların beklediği şey bir partinin kendi iç sorununu çözmesi değildir.
Milyonların
beklediği şey kendi hayatının değişmesidir.
Daha
ucuz ekmektir. Daha güvenli gelecek isteyen gençtir. Geçinemeyen emeklidir. Çalışıp
karşılığını alamayan emekçidir.
Bu
noktada Özgür Özel ve CHP’nin önündeki tarihsel görev de ortaya çıkıyor.
Mesele
sadece mevcut yapıyı savunmak değildir.
Mesele,
değişim iradesini daha büyük bir toplumsal hikâyeye dönüştürebilmektir. Çünkü
bazen tarih, eski aracı koruyanları değil, yeni yolu açanları hatırlar.
Eğer
eski araç artık toplumun beklentilerini taşımakta zorlanıyorsa, siyaset yeni
araçlar üretmek zorundadır.
Bu
bir vazgeçiş değil, tam tersine değişimin gereğidir.
“Değişim
talepleri mahkeme kararlarıyla durmaz; kendilerine yeni yollar ve yeni araçlar
bulurlar.”
Bir
ağaç büyüdüğünde eski kabuğunu terk eder. Kabuk ağacı korumuştur. Ama ağacın
büyümesine engel olmaya başladığında artık yük haline gelir.
Toplumlar
da böyledir.
Geçmişin
kurumlarına saygı duyabilirler. Ama geleceği geçmişin sınırları içine
sığdıramazlar.
Bugün
CHP’nin ve muhalefetin önündeki mesele de budur: Parti icerisindeki çelişki ve
çalışmaya bağlanıp kalmak mı? Parti icerisinde toplumsal enerjiyi hapis edip
bitirmek mi?
Yoksa
toplumun değişim umudunu büyütmek mi?
Çünkü
değişim bir partiden büyüktür.
Bir
isimden büyüktür.
Bir
makamdan büyüktür.
Değişim,
toplumun kendi geleceğini yeniden kurma iradesidir.
Ve
tarih bize hep şunu göstermiştir:
Değişimin
önüne duvar örülebilir.Ama değişim ihtiyacının kendisi durdurulamaz.
Çünkü
toplum bir kez geleceğe bakmaya başladığında, siyaset ona yeni bir yol açmak
zorunda kalır. Araçlar değişir, toplumların umut arayışı yoluna devam eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder