Kanuni Temsilcinin KDV Tevkifatı ve Mevzuat Yönunden
I.
GİRİŞ
Vergi
hukukunda “mükellefiyet” ve “vergi sorumluluğu” kavramları, vergi alacağının
güvenli şekilde tahsil edilmesini sağlamak amacıyla birbirinden ayrılmış iki
temel hukuki statüyü ifade eder. Vergi mükellefi, vergi kanunlarına göre
vergiyi doğuran olayın tarafı olan ve vergi borcunu doğrudan üstlenen kişidir.
Buna karşılık vergi sorumlusu, verginin ödenmesi veya beyan edilmesi bakımından
kanunla üçüncü kişilere yüklenen bir yükümlülüğü ifade eder.
Türk
vergi hukukunda bu ayrımın temel dayanakları başta 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu olmak üzere çeşitli
vergi kanunlarında düzenlenmiştir. Özellikle Katma Değer Vergisi uygulamasında
yer alan tevkifat sistemi ile şirket tüzel kişiliklerini yöneten kanuni
temsilcilerin sorumluluğu, vergi sorumluluğu kurumunun iki önemli görünümünü
oluşturmaktadır.
Bu
çalışmanın amacı, vergi sorumluluğu kurumunun iki temel uygulama alanı olan KDV
tevkifatı ve kanuni temsilci sorumluluğunu; yasal dayanakları, uygulama
esasları ve yargı içtihatları çerçevesinde incelemek ve uygulamada ortaya çıkan
hukuki sorunları değerlendirmektir.
II.
VERGİ SORUMLULUĞUNUN HUKUKİ YAPISI VE UYGULAMA ALANLARI
1.
KDV Tevkifatı ve Uygulama Esasları
Katma
Değer Vergisi sisteminde tevkifat, verginin tahsil güvenliğini sağlamak
amacıyla verginin tamamının veya bir kısmının işlem taraflarından biri
tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesini ifade eder.
Bu
uygulamanın hukuki dayanağı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun
9. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre vergi alacağının güvence altına
alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olan kişiler verginin
ödenmesinden sorumlu tutulabilmektedir.
Tam
Tevkifat
Tam
tevkifat uygulamasında hesaplanan verginin tamamı alıcı tarafından sorumlu
sıfatıyla beyan edilir. Bu uygulama özellikle Türkiye’de ikametgâhı, işyeri,
kanuni merkezi veya iş merkezi bulunmayan kişilerden alınan hizmetlerde
uygulanmaktadır.
Yurt
dışından alınan danışmanlık, yazılım veya reklam hizmetlerinde hesaplanan
KDV’nin tamamı hizmeti alan tarafından 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan
edilmektedir.
Kısmi
Tevkifat
Kısmi
tevkifat uygulamasında hesaplanan verginin bir kısmı alıcı, kalan kısmı ise
satıcı tarafından beyan edilmektedir. Bu sistem özellikle yapım işleri,
mühendislik hizmetleri, temizlik ve güvenlik hizmetleri gibi alanlarda
uygulanmaktadır.
İndirim
Mekanizması
KDV
sisteminde indirim mekanizması, vergi yükünün nihai tüketici üzerinde kalmasını
sağlayan temel bir ilkedir. Bu kapsamda 7491 sayılı Kanun ile yapılan
değişiklikler sonrasında indirim konusu yapılabilecek KDV’ye ilişkin bazı
sınırlamalar getirilmiş ve uygulamaya yönelik idari düzenlemeler yapılmıştır.
2.
Kanuni Temsilcilerin Vergi Borçlarından Sorumluluğu
Vergi
hukukunda kanuni temsilcilerin sorumluluğu, tüzel kişilerin vergi ödevlerinin
yerine getirilmesini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.
Bu
sorumluluk iki farklı yasal düzenleme çerçevesinde ortaya çıkmaktadır.
Kusura
Dayalı Sorumluluk
213
sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine göre tüzel kişilerin
vergi ödevleri kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir. Bu ödevlerin
yerine getirilmemesi nedeniyle doğan vergi borçları tüzel kişilikten tahsil
edilemezse kanuni temsilcilerin malvarlığından tahsil edilebilir.
Bu
sorumluluğun doğabilmesi için temsilcinin kusurlu davranışı, vergi borcunun
tüzel kişilikten tahsil edilememesi ve temsilcinin görev süresi içinde vergi
borcunun doğmuş olması gerekmektedir.
Kusursuz
Sorumluluk
Buna
karşılık 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un
mükerrer 35. maddesinde limited şirket ortaklarının ve kanuni temsilcilerin
sorumluluğu düzenlenmiştir.
Bu
hükme göre amme alacağı şirket malvarlığından tahsil edilemez veya tahsil
edilemeyeceği anlaşılırsa kanuni temsilciler ve şirket ortakları sorumlu
tutulabilmektedir.
3.
Yargısal Yaklaşım ve Limited Şirket Müdürlerinin Sorumluluğu
Kanuni
temsilci sorumluluğu konusunda uygulamada en önemli belirleyici unsur yargı
içtihatlarıdır. Özellikle Danıştay kararlarında bu sorumluluğun fer’i
nitelikte olduğu vurgulanmaktadır.
Danıştay
içtihatlarına göre;
- öncelikle şirket tüzel kişiliği
hakkında cebri takip yapılmalıdır,
- şirket malvarlığı üzerinde gerekli
araştırma yapılmalıdır,
- vergi borcunun tahsil edilemeyeceği
açık şekilde ortaya konulmalıdır.
Bu
şartlar yerine getirilmeden kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenmesi
hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Nitekim
Danıştay 9. Dairesi, E:2010/9101, K:2012/4583 sayılı kararında şirket
hakkında yürütülen tahsil işlemleri tamamlanmadan kanuni temsilciye
gidilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.
Benzer
şekilde Danıştay 4. Dairesi, E:2016/21134, K:2020/3652 sayılı kararında
kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenebilmesi için öncelikle asıl borçlu
tüzel kişi hakkında vergi borcunun kesinleşmesi ve tahsil işlemlerinin
yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Ayrıca
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun E:2012/353, K:2013/546 sayılı
kararında kanuni temsilcilerin sorumluluğunun temsil yetkisi bulunan dönemle
sınırlı olduğu ifade edilmiştir.
Yargı
İçtihatlarının Ortak İlkesi
Danıştay
kararları birlikte değerlendirildiğinde kanuni temsilci sorumluluğunun
uygulanmasında üç temel ilkenin benimsendiği görülmektedir. Birincisi, amme
alacağının doğrudan kanuni temsilciden değil öncelikle tüzel kişilikten tahsil
edilmesi gerektiğidir. İkincisi, şirket hakkında yürütülen cebri icra
işlemlerinin sonuçsuz kaldığının somut şekilde ortaya konulması zorunluluğudur.
Üçüncüsü ise sorumluluğun temsil yetkisinin bulunduğu dönemle sınırlı
olmasıdır. Bu ilkeler, kanuni temsilci sorumluluğunun asli değil fer’i
nitelikte olduğunu ortaya koyan yerleşik Danıştay içtihatlarının ortak
paydasını oluşturmaktadır.
4.
Uygulama Örneği ve Mali Sonuçlar
Vergi
sorumluluğunun ihlali durumunda vergi idaresi;
- vergi aslı
- vergi ziyaı cezası
- gecikme faizi
talep
edebilmektedir.
Örneğin
yurt dışından alınan 500.000 TL tutarında danışmanlık hizmetinde KDV tevkifatı
yapılmaması halinde idare tarafından hesaplanan KDV ile birlikte vergi ziyaı
cezası ve gecikme faizi talep edilebilir.
Bu
borcun şirketten tahsil edilememesi halinde idare kanuni temsilciye yönelme
yoluna gidebilir.
III.
SONUÇ
KDV
tevkifatı ve kanuni temsilci sorumluluğu, vergi alacağının güvenliğini sağlamak
amacıyla geliştirilen önemli hukuki mekanizmalardır. Ancak bu düzenlemeler
özellikle şirket yöneticileri açısından önemli mali riskler doğurabilmektedir.
Yargı
içtihatları incelendiğinde kanuni temsilci sorumluluğunun asli değil fer’i
nitelikte olduğu açık şekilde görülmektedir. Bu nedenle idarenin doğrudan
temsilcilere yönelmesi yerine öncelikle tüzel kişilik hakkında tüm tahsil
yollarını tüketmesi hukuki bir zorunluluktur.
Vergi
uyuşmazlıklarının azaltılması bakımından tahsil edilememe kriterinin daha açık
şekilde tanımlanması, temsilci ve ortak sorumluluğunun kademeli olarak
düzenlenmesi ve kusur incelemesinin objektif kriterlere bağlanması önem
taşımaktadır.
DİPNOTLAR
1. 3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, m.9.
2. 213
sayılı Vergi Usul Kanunu, m.10.
3. 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, mükerrer m.35.
4. 7491
sayılı Kanun, m.34 (KDV Kanunu m.29’da yapılan değişiklik).
5. Danıştay
9. Dairesi, E:2010/9101, K:2012/4583, 13.09.2012.
6. Danıştay
4. Dairesi, E:2016/21134, K:2020/3652, 12.10.2020.
7. Danıştay
Vergi Dava Daireleri Kurulu, E:2012/353, K:2013/546, 13.11.2013.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder