Haberleri okurken veya TV de İzlerken, çoğu zaman bir şeylerin eksik olduğunu hissederiz. Olay anlatılır, açıklamalar verilir, diplomatik cümleler kurulur; fakat en temel soru çoğu zaman cevapsız kalır. Bu işin gerçek öznesi kim?
Uzun
zamandır basın-yayın alanında dikkat çekici bir durum var. Haberler
yayımlanıyor, açıklamalar yapılıyor, diplomatik değerlendirmeler ardı ardına
geliyor, fakat çoğu zaman haberin en önemli unsuru eksik kalıyor, özne kim?
veya kim yapmış?
Okuyucu
haberi görüyor ama temel soruların cevabını net biçimde bulamıyor. Oysa
gazetecilik çok basit bir mantığa dayanır.Kim yaptı, ne yaptı, nerede
oldu, ne zaman oldu, nasıl oldu ve neden oldu?
Bugün
birçok haberde özellikle iki soru sessizce ortadan kayboluyor.
Kim
ve neden.
Son
günlerde Ortadoğu’daki savaş ve gerilim üzerine yapılan açıklamalarda bu durum
daha da belirgin hâle geldi. Cumhurbaşkanı’nın son konuşmalarına ve Dışişleri
Bakanı’nın Ortadoğu toplantılarının ardından yaptığı değerlendirmelere dikkatle
bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Açıklamalar var, diplomatik dil
güçlü, eleştiriler dile getiriliyor, ancak savaşın uluslararası ölçekteki
gerçek belirleyicileri çoğu zaman cümlenin dışında kalıyor.
Üstelik
bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum da değil.
Avrupa’daki
bazı liderlerin açıklamalarına baktığınızda da benzer bir tabloyla
karşılaşıyorsunuz. Savaşın kendisini doğuran dinamikler yerine çoğu zaman
saldırıya uğrayan tarafın tartışıldığı ya da sorumluluğun tersinden kurulduğu bir dil
ortaya çıkabiliyor.
Bu
da kamuoyunun kafasında aynı soruyu büyütüyor.
Gerçekten
ne oluyor?
Çünkü
modern savaşlar artık iki ülkenin karşı karşıya geldiği basit çatışmalar değil.
Arkasında askeri ittifaklar, stratejik hesaplar, enerji politikaları, ekonomik
çıkarlar ve küresel güç dengeleri var. Böyle bir tabloda bazı aktörlerin
sürekli görünür olması, bazılarının ise neredeyse hiç anılmaması dikkat çekici
bir durum hâline geliyor.
İşte
tam bu noktada gazeteciliğin asli görevi ortaya çıkar.
Gazetecilik
yalnızca açıklamaları aktarmak değildir. Gazetecilik, olayların arkasındaki
ilişkileri görünür kılmaktır. Bir başka ifadeyle, yalnızca sahnedeki oyuncuları
değil, sahneyi kuranları da gösterebilmektir.
Bugün
medyada giderek yaygınlaşan dil ise farklı işliyor. Olay anlatılıyor ama bağlam
eksik kalıyor. Sözler aktarılıyor ama güç ilişkileri yeterince tartışılmıyor.
Zamanla bu durum bir alışkanlığa dönüşüyor.
Haber
var ama gerçeğin omurgası yok.
Oysa
halkın olayları doğru değerlendirebilmesi için gerçek tabloyu görmesi gerekir.
Bir savaşın yalnızca askeri yönünü anlatmak yetmez, siyasi, ekonomik ve
uluslararası boyutunu da ortaya koymak gerekir.
Bugün
bazı haber metinlerinde sıkça şu ifadelerle karşılaşıyoruz; “Uluslararası
dengeler”, “küresel gelişmeler”, “bölgesel aktörler”.
Bu
ifadeler ilk bakışta diplomatik ve nötr görünür. Ancak çoğu zaman gerçeğin en
kritik kısmını belirsiz bırakır.
Oysa
gazeteciliğin en önemli sorumluluğu düşünceyi netleştirmektir. Okurun kafasında
sorular doğurmak ama aynı zamanda olayın merkezini görünür kılmaktır.
Toplumun
bugün hissettiği şey aslında çok açık; Bir şey anlatılıyor ama tam
olarak söylenmiyor.Bu nedenle insanlar haberleri okurken çoğu zaman aynı
duyguyu yaşıyor.
“Burada
eksik olan bir şey var.”
Evet,
eksik olan çoğu zaman özne.
Saklanan
şey yalnızca bir isim değildir. Saklanan şey, halkın haber alma hakkının
zedelenmesidir. Gerçeğin üzerinin örtülmesidir. Bu durum aynı zamanda
demokrasinin işleyişine de ciddi bir darbe vurur. Çünkü demokrasi, bilgiye
ulaşabilen ve olayları doğru değerlendirebilen bireyler üzerinde yükselir.
Bilgi saklandıkça, özne gizlendikçe demokrasi de zayıflar.
Savaş
konuşuluyor ama savaşı şekillendiren güç dengeleri yeterince tartışılmıyor.
Açıklamalar yapılıyor ama bu açıklamaların uluslararası sistem içindeki gerçek
karşılığı analiz edilmiyor. Böyle olunca haber yüzeyde kalıyor.
Oysa
kamuoyunun ihtiyacı daha fazla açıklama değil, daha açık bir anlatım.
Bir
toplum olayları doğru değerlendirebilmek için gerçek tabloyu görmek zorundadır.
Bu da ancak haberin öznesi saklanmadığında mümkündür.
Bugün
medyada ortaya çıkan sorunlardan biri de tam olarak budur. Bazı isimler sürekli
telaffuz edilirken bazıları neredeyse hiç anılmıyor. Bu durum zamanla haberi
değil, algıyı şekillendirmeye başlıyor.
Oysa
gerçek gazetecilik, olayların adını koyabilen gazeteciliktir.
Bir
yazının değeri bazen söylediği şeylerde değil, söylemekten kaçınmadığı şeylerde
ortaya çıkar. Okur bunu hemen fark eder. Çünkü toplumun sezgisi güçlüdür. Eksik
anlatılan bir gerçek, er ya da geç kendini ele verir.
Ortadoğu’daki
son gelişmeler, yapılan diplomatik açıklamalar ve Avrupa’daki bazı liderlerin
savaşla ilgili tutumları bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor; Uluslararası
siyaset çoğu zaman görünen aktörlerle değil, görünmeyen güç ilişkileriyle
şekillenir.
Bu
nedenle gazeteciliğin en kritik sorusu hâlâ aynıdır:
Bu
olayın gerçek öznesi kim?
Bu
soruyu sormayan bir haber, eksik bir hikâye anlatır.
Ve
bazen bir haberde en çok konuşan şey gerçekten de söylenmeyen isimdir.
Savaşları
emperyalist hegemonya adına çıkaran ABD… Ne insan hakları kaldı, ne demokrasi
ne de yaşayan halkların refahı ve mutluluğu. Varsa yoksa sömürü ve işgal.
İşte
size anlatılmayan tam olarak budur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder