Her meslek odasında, her kahve arasında, her meslektaş sohbetinde aynı cümleler dolaşır:
“Ücretler
yetmiyor.”
“İş yükü bitmiyor.”
“Sistem bizi eziyor.”
“İşveren her şeyden bizi sorumlu tutuyor.”
Bu
yazı, bu şikâyetleri bir kez daha sıralamak için yazılmadı.
Bu
yazının vaadi şu: SMMM’lerin tükenmişliğinin kök nedenini tek bir cümleye
indirgeyeceğim. Ve o cümleyi değiştirdiğinizde, mesleğinizi de değiştirmeye başlayacaksınız.
Dönen
Çark
Bugün
SMMM’ler bir çarkın içinde.
Çarkın dişlileri; maliye, işveren, meslek odası, teknoloji.
Çark
durmadan döner. Ama çarkın içindeki insan çoğu zaman hiçbir yere varamaz.
Döndükçe yorulur, döndükçe tükenir.
Çalışıyor
ama kazanamıyor.
Üretiyor ama gelişemiyor.
Aslında
meslek içinde en çok duyulan ama en az fark edilen slogan budur.
Çark
dönüyor. Ama bu çarkta yön yok.
Hareket var, ilerleme yok.
Sorun
Sadece Ücret Değil
Bir
SMMM’ye sorun;
“Haftada kaç saat çalışıyorsun?”
Cevap
çoğu zaman aynı:
“45–50 saat.”
Sonra
şu soruyu sorun:
“Son bir ayda kaç saat mesleki gelişim yaptın?”
Cevap
çoğu zaman daha kısa:
“Sıfır. Vaktim yok.”
İşte
tükenmişliğin en görünür kanıtı burada saklıdır:
Çalışmak için yaşamaktan vazgeçip, çalışmaktan yaşayamamaya başlamak.
Ve
burada küçük ama önemli bir gerçek var.
Sorun
sadece ücret değil.
En
büyük sorun, SMMM’lerin mesleğin itibarını işverene değil, sisteme karşı savunmak
zorunda kalmasıdır.
İşveren,
maliyenin talep ettiği her şeyden SMMM’yi sorumlu tutuyor.
SMMM ise iki ateş arasında kalıyor.
Ve
çoğu zaman kimse ona şu soruyu sormuyor:
“Peki sen ne istiyorsun?”
Ayşe
Hanım,
10
yıllık SMMM Ayşe Hanım’ı düşünün.
Her
gün sabah 8’de büroda, akşam 8’de çıkıyor.
Beyanname dönemlerinde hafta sonu diye bir şey yok.
Çocuğunun
okul toplantısına gidemiyor.
Kendine kitap alacak, mesleğini geliştirecek vakti bile çoğu zaman bulamıyor.
En
yakın arkadaşı “Nasılsın?” diye sorduğunda verdiği cevap hep aynı:
“Yoruldum.”
Ayşe
Hanım aslında tek bir kişi değil.
Türkiye’deki
çok sayıda SMMM’nin ortak hikâyesinin adı.
Neredeyse
Doğru
Şimdi
gelelim meselenin en kritik noktasına.
“Neredeyse
doğru” olan şu:
SMMM’lerin
tükenmişliğinin sebebi ücretlerin düşük olması, iş yükünün fazla olması ve
sistemin karmaşık olmasıdır.
Evet,
bunların hepsi doğru.
Ama
sadece neredeyse doğru.
Çünkü
bu sorunların tamamı, mesleğin kendi değerini tanımlama biçiminden de
kaynaklanıyor.
SMMM’ler
yaptığı işin karşılığını “vergi beyanı” olarak tanımladıkça, işveren de bunu
bir “maliyet” olarak görmeye devam edecek.
Ücretler
düşecek.
İtibar azalacak.
Tükenmişlik artacak.
Oysa
SMMM’lerin gerçek değeri yalnızca beyanname hazırlamak değildir.
Gerçek
değer; işletmelere finansal istikrar kazandırmak, riskleri öngörmek ve yön
gösterebilmektir.
Başka
bir ifadeyle:
SMMM’ler
fazla çalıştığı için değil, değerini anlatamadığı için tükeniyor.
Gerçek
sorun sadece az kazanmak değil.
Sorun,
kazandığınız şeyin neyin karşılığı olduğunu tanımlamayı bırakmış olmanızdır.
İşveren
sizi “beyannameci” olarak gördükçe, siz de o çarkın içinde kalmaya devam
edeceksiniz.
Oysa
işverenin asıl ihtiyacı bir beyanname hazırlayan kişi değil, bir mali
rehberdir.
Bir
mali müşavirdir.
Sonuç
Bu yazıyı bir şikâyet listesi
olarak okumayın.
Bu yazının amacı başka bir şey.
Sistemin değişmesini beklerken,
bugün değiştirebileceğiniz bir şey var:
Mesleğinizi nasıl tanımladığınız.
İşverene kendinizi sadece beyanname
hazırlayan biri olarak değil, işletmenin geleceğini okuyan bir danışman olarak
anlatmaya başladığınız gün; ücretler de, itibar da, mesleki motivasyon da
değişmeye başlayacaktır.
Belki de ilk adım çok basit bir
soruyla başlayabilir:
“Gelecek yıl cironuzu yüzde 20
büyütmek için mali yapınızı nasıl kurmalıyız?”
Sorular değiştiğinde, meslek de
değişir.
Bugün birçok SMMM aynı cümleyi
kuruyor:
“Çalışıyorum ama kazanamıyorum.”
Belki artık şu cümleyi kurmanın
zamanı gelmiştir:
“Değer üretiyorum ve karşılığını
alıyorum.”
Bu yazı sadece bir değerlendirme
değil.
Bir çağrıdır.
Ve
belki de en önemlisi şudur;
SMMM’lerin
sorunu sadece sistem değildir.
Sorun, sistem içindeki rolümüzü hâlâ başkalarının tanımlıyor olmasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder