12 Ekim 2025 Pazar

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – KÜLTÜR VE SANAT

 

Kültür ve sanat, bir toplumun ruhudur. Sadece estetik değil, dirençtir; sadece ifade değil, örgütlenmedir. Türkiye’de yıllardır kültür politikaları, ya ihmal edildi ya da ideolojik denetim altına alındı. Sanatçılar susturuldu, mekânlar kapatıldı, yaratıcı alanlar daraltıldı. Oysa halk artık sadece “neden sanat yok?” değil, “nasıl yeniden yaratılır?” diye soruyor.

İktidar, kültürü kontrol etmek istiyor; muhalefet ise çoğu zaman bu alanı tali bir mesele gibi görüyor. Oysa kültür ve sanat, toplumsal barışın, özgür düşüncenin ve yaratıcı ekonominin temelidir. Ve bu temel, ancak “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla yeniden inşa edilir.

Kültür nasıl kamusal bir hak hâline gelir?

Bugün Türkiye’de kültürel faaliyetler, büyük şehirlerin merkezine sıkışmış durumda. Anadolu’da tiyatro yok, sinema yok, kütüphane yok. Oysa kültür, sadece elitlere değil, tüm halka aittir. Peki bu nasıl sağlanır?

  • Her ilçeye kültür merkezi nasıl kurulur?
  • Yerel sanatçılar nasıl desteklenir?
  • Kütüphaneler ve halk eğitim merkezleri nasıl yaygınlaştırılır?
  • Kültürel etkinlikler nasıl ücretsiz ve erişilebilir hâle getirilir?

Bu sorular, kültürün demokratikleşmesi için hayati önemdedir.

Sanatçılar nasıl özgürleşir?

Sanatçılar, bir toplumun vicdanıdır. Ancak Türkiye’de sanatçılar baskı altında, sansürle boğuşuyor, ekonomik olarak güvencesiz yaşıyor. Oysa özgür sanat, özgür toplumun temelidir. Peki bu nasıl mümkün olur?

  • Sanatçılara sosyal güvence ve telif hakkı nasıl sağlanır?
  • Sansür mekanizmaları nasıl kaldırılır?
  • Bağımsız sanat kurumları nasıl desteklenir?
  • Kültür fonları nasıl adil ve şeffaf dağıtılır?

Bu sorular, yaratıcı özgürlüğün ve toplumsal çeşitliliğin anahtarıdır.

Kültür politikaları nasıl toplumsallaşır?

Kültür, sadece etkinlik değil, birlikte üretimdir. Mahalledeki çocuk korosundan köydeki halk oyunlarına kadar her üretim, toplumsal bağları güçlendirir. Peki bu nasıl kurumsallaşır?

  • Belediyeler kültür üretimini nasıl destekler?
  • Okullarda sanat eğitimi nasıl güçlendirilir?
  • Kültürel miras nasıl korunur ve yaşatılır?
  • Gençlerin kültürel üretime katılımı nasıl teşvik edilir?

Bu sorular, kültürün halkla buluşmasının yolunu açar.

Kültürde “nasıl?” demeden toplum gelişmez

Türkiye’nin kültürel zenginliği, sadece geçmişte değil, bugünde ve gelecektedir. Halk, sadece izlemek değil, üretmek istiyor. Gençler, sadece tüketmek değil, yaratmak istiyor. Ve bu istek, ancak “nasıl?” sorusuna verilen cesur ve sahici cevaplarla karşılanabilir.

İktidara talip olan herkes, artık kültür ve sanatta eşitlik, özgürlük ve üretim için çözüm üretmek zorundadır. Çünkü bu ülkenin halkı, sadece yaşamak değil, kendini ifade etmek istiyor.

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – DİJİTAL DÖNÜŞÜM

 

Dijitalleşme, artık sadece teknoloji değil; üretim biçimi, yurttaşlık hakkı ve toplumsal eşitlik meselesidir. Bugün Türkiye’de dijital dönüşüm, bir avuç şirketin kâr alanı olarak görülüyor. Oysa halk, “neden geri kaldık?” değil, “nasıl yakalarız?” diye soruyor. Ve bu sorunun cevabını bekliyor.

İktidar, dijitalleşmeyi sadece e-devlet ekranlarıyla sınırlıyor; muhalefet ise çoğu zaman bu dönüşümün toplumsal boyutunu ihmal ediyor. Oysa dijital çağda eşitlik, üretim ve özgürlük, ancak “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla mümkün olur.

Dijital eşitlik nasıl sağlanır?

Bugün Türkiye’de dijital uçurum derinleşiyor. Büyük şehirlerde fiber internet yaygınken, kırsalda hâlâ bağlantı yok. Gençler sosyal medyada var ama dijital üretimde yok. Bu tabloyu değiştirmek için şu sorulara yanıt verilmeli:

  • Her yurttaşa ücretsiz ve hızlı internet erişimi nasıl sağlanacak?
  • Dijital okuryazarlık nasıl yaygınlaştırılacak?
  • Kırsalda dijital altyapı nasıl güçlendirilecek?
  • Engelli bireyler için dijital erişim nasıl kolaylaştırılacak?

Bu sorular, sadece teknoloji değil, sosyal adalet sorularıdır.

Dijital üretim nasıl desteklenir?

Dijital dönüşüm, sadece tüketmek değil, üretmektir. Yazılım, tasarım, veri analizi, yapay zekâ… Bunlar artık yeni dünyanın üretim alanları. Türkiye’de gençler bu alanlara yönelmek istiyor ama destek bulamıyor. Peki bu nasıl değişir?

  • Genç girişimcilere dijital üretim desteği nasıl sunulur?
  • Meslek liseleri ve üniversiteler dijital becerilerle nasıl donatılır?
  • Kadınların dijital üretime katılımı nasıl teşvik edilir?
  • Yerli yazılım ve donanım üretimi nasıl stratejik öncelik hâline getirilir?

Bu sorular, ekonomik bağımsızlığın ve istihdamın anahtarıdır.

Dijital yurttaşlık nasıl güvence altına alınır?

Dijitalleşme, yurttaşlık haklarını da dönüştürüyor. Bilgiye erişim, ifade özgürlüğü, veri güvenliği… Bunlar artık anayasal haklar kadar önemli. Ancak Türkiye’de dijital alan, sansürle, fişlemeyle ve denetimle boğuluyor. Peki bu nasıl aşılır?

  • Kişisel verilerin korunması nasıl güvence altına alınır?
  • Sosyal medya üzerindeki baskılar nasıl kaldırılır?
  • E-devlet hizmetleri nasıl şeffaf ve erişilebilir hâle getirilir?
  • Dijital platformlarda ifade özgürlüğü nasıl korunur?

Bu sorular, dijital çağda özgür yurttaşlığın temelidir.

Dijitalleşmede “nasıl?” demeden gelecek kurulmaz

Türkiye’nin dijital dönüşüm süreci, artık sadece teknoloji değil, toplumsal bir tercih. Halk, sadece ekran değil, eşitlik istiyor. Gençler, sadece sosyal medya değil, üretim alanı istiyor. Ve bu istek, ancak “nasıl?” sorusuna verilen cesur ve sahici cevaplarla karşılanabilir.

İktidara talip olan herkes, artık dijitalleşmede eşitlik, üretim ve özgürlük için çözüm üretmek zorundadır. Çünkü bu ülkenin halkı, sadece bağlantı değil, dijital bir gelecek istiyor.

 

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – İLETİŞİM

 

İletişim, sadece konuşmak değil; duymak, anlamak ve birlikte düşünmektir. Bir toplumun sağlıklı işlemesi, yurttaşların bilgiye erişebilmesi, kendini ifade edebilmesi ve karar süreçlerine katılabilmesiyle mümkündür. Bugün Türkiye’de iletişim, bir hak olmaktan çıkmış, bir denetim aracına dönüşmüştür. Ve halk artık sadece “neden susturuluyoruz?” değil, “nasıl konuşabiliriz?” diye soruyor.

İktidar, medyayı tek sesli hâle getirerek toplumu yönetmeye çalışıyor. Muhalefet ise çoğu zaman bu tekeli teşhir etmekle yetiniyor. Oysa halk, sadece eleştiri değil, özgürlük istiyor. Ve bu özgürlük, ancak “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla mümkün olur.

Medya nasıl özgürleşir?

Bugün Türkiye’de medya, büyük ölçüde iktidarın kontrolünde. Ana akım medya, halkın değil, sarayın sesi olmuş durumda. Bağımsız gazeteciler baskı altında, alternatif medya ise ekonomik olarak boğuluyor. Bu tabloyu değiştirmek için şu sorulara yanıt verilmeli:

  • Basın özgürlüğü nasıl anayasal güvenceye alınacak?
  • RTÜK ve Basın İlan Kurumu gibi kurumlar nasıl özerkleştirilecek?
  • Yerel medya nasıl desteklenecek?
  • Gazetecilere yönelik baskılar nasıl son bulacak?

Bu sorular, sadece medya politikası değil, demokrasi meselesidir.

Dijital iletişim nasıl kamusal hak hâline gelir?

İnternet, artık sadece bir teknoloji değil, bir yaşam alanı. Ancak Türkiye’de dijital iletişim, hem erişim hem ifade özgürlüğü açısından sorunlu. Sansür, erişim engelleri, sosyal medya baskıları sıradanlaştı. Peki bu nasıl değişir?

  • İnternet erişimi nasıl temel yurttaşlık hakkı hâline getirilir?
  • Sosyal medya üzerindeki baskılar nasıl kaldırılır?
  • Dijital okuryazarlık nasıl yaygınlaştırılır?
  • Veri güvenliği ve kişisel mahremiyet nasıl korunur?

Bu sorular, dijital çağda özgür yurttaşlığın temelidir.

Kamusal iletişim nasıl şeffaf ve katılımcı olur?

İletişim, sadece bireyler arası değil, halk ile devlet arasındaki bağdır. Ancak Türkiye’de bu bağ kopmuş durumda. Halk, karar süreçlerinden dışlanıyor; bilgiye erişim engelleniyor. Oysa demokrasinin temeli, şeffaflık ve katılımdır. Peki bu nasıl sağlanır?

  • Kamu kurumları nasıl hesap verebilir hâle getirilir?
  • Bilgi edinme hakkı nasıl genişletilir?
  • Yerel yönetimlerde halkla iletişim nasıl güçlendirilir?
  • Katılımcı medya platformları nasıl desteklenir?

Bu sorular, halkın yönetime ortak olmasının yolunu açar.

İletişimde “nasıl?” demeden demokrasi kurulmaz.

Türkiye’de iletişim hakkı, artık bir lüks değil, bir zorunluluktur. Halk, sadece konuşmak değil, duyulmak istiyor. Ve bu duyulma, ancak “nasıl?” sorusuna verilen cesur ve sahici cevaplarla mümkün olur. İktidara talip olan herkes, artık iletişimde özgürlük, eşitlik ve katılım için çözüm üretmek zorundadır.

Çünkü bu ülkenin insanı, sadece yaşamak değil, sözünü söylemek istiyor.

 

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – TARIM BOYUTU

 

Türkiye’nin toprağı bereketli, köylüsü çalışkan, iklimi üretime elverişli. Ama tarım politikaları yıllardır bu potansiyeli yok sayıyor. İthalatla çözüm arayan, çiftçiyi borçla boğan, kırsalı terk ettiren bir anlayış hâkim. Oysa halk artık “neden ithalata bağımlıyız?” değil, “nasıl kendi kendimize yeteriz?” diye soruyor. Ve bu sorunun cevabını bekliyor.

İktidar, ithalatla fiyatları baskılamaya çalışıyor; muhalefet ise çoğu zaman eleştiriyle yetiniyor. Oysa halk, sofradaki domatesin, pazardaki zeytinin, tarladaki buğdayın hesabını soruyor. Ve bu hesabın cevabı, “nasıl üretiriz?” sorusuyla başlıyor.

Tarımda üretim nasıl yeniden canlandırılır?

Türkiye’de tarım, plansızlık ve destek eksikliği nedeniyle çöküyor. Küçük üretici maliyetlere yenik düşüyor, gençler köyden kaçıyor, tarım alanları betonlaşıyor. Bu tabloyu değiştirmek için şu sorulara yanıt verilmeli:

  • Küçük üretici nasıl desteklenir?
  • Tarımda girdi maliyetleri nasıl düşürülür?
  • Kooperatifleşme nasıl yaygınlaştırılır?
  • Tarımda planlama ve alım garantisi nasıl kurumsallaşır?

Bu sorulara verilecek cevaplar, sadece tarım politikası değil, gıda güvenliği stratejisidir.

Kırsal kalkınma nasıl sağlanır?

Tarım sadece üretim değil, yaşam biçimidir. Kırsal alanlar, sadece tarlalar değil, kültür ve dayanışma alanlarıdır. Bugün kırsal, terk edilmiş durumda. Gençler kentlere göç ediyor, köyler yaşlanıyor. Peki bu nasıl tersine çevrilir?

  • Kırsalda eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetleri nasıl güçlendirilir?
  • Genç çiftçilere teşvikler nasıl sunulur?
  • Tarımda teknoloji ve dijitalleşme nasıl entegre edilir?
  • Kadın emeği kırsalda nasıl görünür ve güvenceli hâle getirilir?

Bu sorular, kırsalın yeniden yaşanabilir kılınması için hayati önemdedir.

Gıda egemenliği nasıl sağlanır?

Türkiye, gıda ithalatına bağımlı hâle geldi. Mercimekten buğdaya, etten soğana kadar dışa bağımlılık arttı. Oysa gıda, sadece ekonomik değil, stratejik bir meseledir. Gıda egemenliği, halkın bağımsızlığıdır. Peki bu nasıl sağlanır?

  • Yerli tohum üretimi nasıl teşvik edilir?
  • Tarımda dışa bağımlılık nasıl azaltılır?
  • Gıda zinciri nasıl şeffaf ve adil hâle getirilir?
  • Tüketici kooperatifleri nasıl yaygınlaştırılır?

Bu sorular, sofradaki ekmeğin geleceğini belirler.

Tarımda “nasıl?” demeden halkı doyuramazsınız

Türkiye’nin tarımı, artık sadece çiftçinin değil, herkesin meselesi. Çünkü sofradaki her lokma, üretimle başlar. İktidara talip olan herkes, artık tarımda üretim, eşitlik ve sürdürülebilirlik için çözüm üretmek zorundadır. Halk, sadece gıda değil, güven istiyor. Ve bu güven, “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla inşa edilir.

Çünkü bu ülkenin toprağı, hâlâ umut veriyor. Yeter ki nasıl işleneceğini bilelim.

 

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – EĞİTİM BOYUTU

 

Türkiye’de eğitim artık sadece müfredatla değil, çocukların hayata tutunma umuduyla ölçülüyor. Okul, sadece bilgi değil, eşitlik ve özgürlük alanı olmalı. Ancak bugün eğitim sistemi, fırsat eşitsizliği, ideolojik yönlendirme ve yapısal çöküşle boğuşuyor. Ve halk artık sadece “neden böyle oldu?” değil, “nasıl düzelir?” diye soruyor.

İktidar, sınav sistemini değiştirerek çözüm sunduğunu sanıyor; muhalefet ise çoğu zaman eleştiriyle yetiniyor. Oysa halk, çocukları için umut değil, yön arıyor. Eğitimde “nasıl?” sorusuna cevap vermeyen hiçbir siyaset, halkın güvenini kazanamaz.

Eşitlik olmadan eğitim, eğitim olmadan eşitlik olmaz

Bugün Türkiye’de eğitim, sınıfsal ve bölgesel uçurumlarla parçalanmış durumda. Özel okullar ile devlet okulları arasındaki fark, sadece bina değil, gelecek farkı. Kırsalda öğretmen yok, kentte nitelik yok. Bu tabloyu değiştirmek için şu sorulara yanıt verilmeli:

  • Her çocuğun nitelikli eğitime erişimi nasıl sağlanacak?
  • Devlet okulları nasıl güçlendirilecek?
  • Taşımalı eğitim yerine yerinde eğitim nasıl mümkün kılınacak?
  • Eğitimde dijital uçurum nasıl kapatılacak?

Bu sorular, sadece pedagojik değil, toplumsal adalet sorularıdır.

Öğretmenler nasıl güçlendirilir?

Eğitim sisteminin omurgası olan öğretmenler, bugün güvencesiz, itibarsız ve baskı altında. Oysa bir ülkenin geleceği, öğretmeninin özgürce düşünebildiği ve öğretebildiği bir sistemle kurulur. Muhalefet, bu konuda net olmalı:

  • Öğretmen atamaları nasıl liyakatle yapılacak?
  • Sözleşmeli öğretmenlik nasıl son bulacak?
  • Mesleki gelişim ve özgürlük nasıl güvence altına alınacak?
  • Öğretmen maaşları nasıl insanca yaşam düzeyine çıkarılacak?

Bu sorulara verilecek cevaplar, eğitim sisteminin vicdanını belirleyecek.

Eğitim sadece sınav değil, yaşam hazırlığıdır

Bugün eğitim sistemi, çocukları sınava değil, hayata hazırlamalı. Ezber değil, düşünme; itaat değil, özgürlük; rekabet değil, dayanışma öğretmeli. Peki bu nasıl olacak?

  • Müfredat nasıl demokratik ve bilimsel hâle getirilecek?
  • Sanat, spor ve felsefe eğitimi nasıl yaygınlaştırılacak?
  • Meslek liseleri üretimle nasıl entegre edilecek?
  • Üniversitelerde akademik özgürlük nasıl sağlanacak?

Bu sorular, sadece eğitim politikası değil, toplumsal dönüşüm önerisidir.

Son söz: Eğitimde “nasıl?” demeden gelecek kurulmaz

Türkiye’de eğitim hakkı, artık bir lütuf değil, bir talep. Halk, çocukları için sadece diploma değil, onurlu bir yaşam istiyor. Ve bu yaşam, ancak “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla mümkün olur. İktidara talip olan herkes, artık eğitimde eşitlik, özgürlük ve nitelik için çözüm üretmek zorundadır.

Çünkü bu ülkenin çocukları, sadece okula değil, hayata hazırlanmak istiyor.

 

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – SAĞLIK BOYUTU

 

Türkiye’de sağlık sistemi, artık sadece hastane kuyruklarıyla değil, halkın yaşam hakkıyla ölçülüyor. Bir yurttaşın sağlıklı yaşama erişimi, onun insan olarak görülüp görülmediğinin en somut göstergesi. Bugün halk, “neden hastane bulamıyorum?” değil, “nasıl sağlıklı yaşayabilirim?” diye soruyor. Ve bu sorunun cevabını hâlâ alamıyor.

İktidar, şehir hastaneleriyle övünüyor; muhalefet ise sistemin çöküşünü anlatıyor. Oysa halk artık çözüm istiyor. Sadece eleştiri değil, iyileştirme bekliyor. Çünkü sağlık, sadece bir hizmet değil, bir hak.

Sağlıkta eşitlik nasıl sağlanacak?

Türkiye’de sağlık hizmetleri, bölgesel ve sınıfsal eşitsizliklerle boğuşuyor. Büyük şehirlerde özel hastaneler dolup taşarken, kırsalda bir aile hekimi bile bulunamıyor. Parası olan tedaviye ulaşırken, olmayan bekliyor. Bu tabloyu değiştirmek için şu sorulara yanıt verilmeli:

  • Kırsalda sağlık hizmeti nasıl yaygınlaştırılacak?
  • Temel sağlık hizmetleri nasıl ücretsiz ve erişilebilir olacak?
  • Engelli bireyler için sağlık erişimi nasıl kolaylaştırılacak?
  • Göçmen ve mülteciler için sağlık hakkı nasıl güvence altına alınacak?

Bu sorular, sadece teknik değil, vicdani sorulardır.

Sağlık çalışanları nasıl korunacak?

Sağlık sisteminin omurgası olan hekimler, hemşireler, teknisyenler… Bugün şiddet görüyor, güvencesiz çalışıyor, göç etmeyi düşünüyor. Oysa bir ülkenin sağlığı, sağlıkçısının huzuruyla başlar. Muhalefet, bu konuda net olmalı:

  • Sağlıkta şiddet nasıl önlenir?
  • Performans baskısı nasıl azaltılır?
  • Kamu sağlık çalışanlarına güvenceli istihdam nasıl sağlanır?
  • Genç hekimlerin yurtdışına gitmesi nasıl engellenir?

Bu sorulara verilecek cevaplar, sağlık sisteminin geleceğini belirleyecek.

Koruyucu sağlık nasıl güçlendirilir?

Bugün sağlık sistemi, hastalıkları tedavi etmeye odaklı. Oysa asıl mesele, hastalanmadan sağlıklı kalabilmek. Koruyucu sağlık hizmetleri, halk sağlığının temelidir. Peki bu alan nasıl güçlendirilecek?

  • Aile hekimliği nasıl yeniden yapılandırılacak?
  • Halk sağlığı kampanyaları nasıl yaygınlaştırılacak?
  • Beslenme, çevre ve ruh sağlığı politikaları nasıl geliştirilecek?
  • Okullarda sağlık eğitimi nasıl kurumsallaşacak?

Bu sorular, sağlıklı bir toplumun inşası için vazgeçilmezdir.

Sağlıkta “nasıl?” demeden halkı kazanamazsınız

Türkiye’de sağlık hakkı, artık bir lütuf değil, bir talep. Halk, sadece hastane değil, sağlıklı yaşam istiyor. Ve bu yaşam, ancak “nasıl?” sorusuna verilen sahici cevaplarla mümkün olur. İktidara talip olan herkes, artık sağlıkta eşitlik, erişim ve koruma için çözüm üretmek zorundadır.

Çünkü bu ülkenin halkı, sadece yaşamak değil, sağlıklı yaşamak istiyor.

 

HALKTAN İKTİDAR İSTEYENLER “NASIL” YAPMALI? – EKONOMİK BOYUT

 

Türkiye’de ekonomi artık sadece rakamlarla değil, sofradaki ekmekle, pazardaki fiyatla, gençlerin umuduyla ölçülüyor. TÜİK verileriyle değil, halkın cebindeki yangınla konuşuluyor. Ve bu yangın karşısında halkın sorduğu soru çok net: “Nasıl düzelecek bu ekonomi?”

İktidar, yıllardır “dış güçler”, “küresel krizler”, “pandemi” gibi gerekçelerle sorumluluktan kaçıyor. Muhalefet ise çoğu zaman eleştirinin ötesine geçemiyor. Oysa halk artık çözüm istiyor. Sadece “ne oldu?” değil, “nasıl düzelir?” sorusunun cevabını bekliyor.

Üretmeden bölüşmek olmaz, bölüşmeden büyümek hiç olmaz

Türkiye ekonomisi uzun süredir tüketimle büyümeye, borçla ayakta kalmaya çalışıyor. Üretim ekonomisi yerine rant ekonomisi tercih edildi. Tarım çöktü, sanayi ithalata bağımlı hâle geldi. Gençler işsiz, emekliler yoksul, çalışanlar güvencesiz. Bu tabloyu değiştirmek için artık “nasıl üretiriz?” sorusuna cevap vermek gerekiyor.

  • Tarımda küçük üretici nasıl desteklenir?
  • Kooperatifleşme nasıl yaygınlaştırılır?
  • Sanayi nasıl yeşil ve dijital dönüşüme hazırlanır?
  • KOBİ’ler için finansmana erişim nasıl kolaylaştırılır?

Bu sorulara verilecek cevaplar, sadece ekonomi politikası değil, aynı zamanda bir toplumsal sözleşme önerisidir.

Gençler iş değil, gelecek istiyor

Türkiye’nin genç nüfusu, en büyük potansiyelimiz. Ama aynı zamanda en büyük kırılganlığımız hâline geldi. Üniversite mezunu gençler işsiz, çalışanlar güvencesiz, girişimciler desteksiz. Gençler artık “iş” değil, “gelecek” istiyor. Bu gelecek nasıl inşa edilecek?

  • Genç istihdamı için hangi sektörler öncelikli olacak?
  • Eğitim sistemi üretimle nasıl entegre edilecek?
  • Girişimcilik ve inovasyon nasıl desteklenecek?
  • Kamuda liyakat ve fırsat eşitliği nasıl sağlanacak?

Bu sorulara verilecek cevaplar, gençlerin sandıktaki kararını belirleyecek.

Ekonomi sadece büyüme değil, adalet meselesidir

Bugün Türkiye’de büyüme varsa da adalet yok. Zengin daha zenginleşirken, yoksul daha da yoksullaşıyor. Gelir dağılımı bozulmuş, vergi sistemi adaletsiz, sosyal yardımlar lütuf gibi sunuluyor. Oysa ekonomi, sadece kalkınma değil, bölüşüm meselesidir.

  • Vergi sistemi nasıl adil hâle getirilecek?
  • Asgari ücret nasıl insanca yaşamaya yetecek?
  • Sosyal güvenlik nasıl güçlendirilecek?
  • Kadın emeği nasıl görünür ve güvenceli kılınacak?

Bu sorulara verilecek cevaplar, halkın güvenini kazanmanın anahtarıdır.

Ekonomide “nasıl?” demeden iktidar olunmaz

Türkiye’nin ekonomik sorunları artık tanımlanmayı değil, çözülmeyi bekliyor. Halk, sadece eleştiri değil, çözüm istiyor. Ve bu çözüm, sadece teknik değil, siyasal ve ahlaki bir tercihtir. Halktan iktidar isteyen herkes, artık “nasıl bir ekonomi?” sorusuna net, uygulanabilir ve adil cevaplar vermek zorundadır.

Çünkü bu ülkenin halkı, artık sadece umut değil, hak ettiği yaşamı istiyor.


Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...