24 Temmuz 2025 Perşembe

GELECEĞİN VERGİ DENETİMİ “ETİK, TEKNOLOJİ VE DAVRANIŞ ÜZERİNDEN YENİ BİR KAMUSAL MİMARİ” -4

Giriş

Geçen hafta makalenin birinci bölümünde Davranışsal vergilendirme nedir? Kavramsal temeller ve küresel eğlimleri kısmını irdelemeye çalışmıştım.  İkinci bölümde  davranışsal vergilendirmenin Türkiye’de uygulamalarını incelemeye çalışmıştım.Üçüncü bölümde ise kullanılan veri değerlendirmesinin görüngüsünü incelemeye çalışmıştım. Bu bölümde ise teknoloji ve yeni vergi kültürünü irdelemeye çalışacağım..

 Dijital Zeka ile Yeni Vergi Kültürü

Yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri, kamu politikalarında yepyeni bir dönem başlatıyor. Bu teknolojiler sadece işlem hızını artırmakla kalmıyor; aynı zamanda yurttaşın davranışını analiz eden, hatta yönlendiren araçlar olarak devreye giriyor. Davranışsal vergilendirme, bu dijital dönüşümün en dikkat çekici alanlarından biri.

Ancak bu dönüşüm, sadece teknik bir gelişme değil; aynı zamanda etik, sosyal ve hukuki boyutları olan bir kamusal yeniden yapılanmadır.

 Teknolojik Yönelimler: Yapay Zeka ve Tahmine Dayalı Uyum Stratejileri

Yapay zekâ tabanlı vergi sistemleri:

  • Mükelleflerin harcama profillerini, ödeme alışkanlıklarını ve bildirim davranışlarını analiz ederek risk skorları oluşturur.
  • Uyumsuzluk riski yüksek olan gruplara özel “davranışsal müdahale” stratejileri geliştirir.
  • Gelecekte bu sistemlerin, tahmine dayalı uyum önerileriyle vergisel kararları doğrudan yönlendirmesi olasıdır.

Ancak bu yönelim, kamu politikalarında “karar verme yetisinin algoritmalara devri” gibi kritik bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Tabi bunların uygulanmasında temel olarak vergi mükelleflerinin doğru bilgilendirilmesi ile birlikte dijital uygulamaların sıklıkla değiştirilmemesi ve uygulayıcılara yönelik oryantasyonların yapılması da unutulmamalıdır.

Etik Çerçeve: Manipülasyona Karşı Hesap Verebilirlik

Davranışsal müdahaleler, şeffaflık ve denge ilkeleriyle çerçevelenmezse, “psikolojik yönlendirme”nin ötesine geçerek manipülatif kamu politikaları üretme riski taşır.

Önerilen etik ilkeler:

  • Açıklık: Mükellef, hangi veriye göre riskli sınıfta yer aldığını bilmeli.
  • Gönüllülük: İzaha davet süreci baskı değil, destek olarak sunulmalı.
  • Tutarlılık: Aynı profildeki mükellefler benzer müdahalelere tabi olmalı.
  • Hesap verebilirlik: Algoritmik kararların gerekçesi kamu denetimine açık olmalı.

Bu ilkeler hem yurttaşla kurulan ilişkiyi güçlendirecek, hem de kamu idaresine duyulan güveni artıracaktır.

 Davranışsal Kamuoyu Stratejileri: Katılım ve Farkındalık

Vergi bilinci, cezayla değil; katılım kültürüyle güçlenir. Gelecekte davranışsal vergilendirme, sadece sistem içi yönlendirme değil, aktif yurttaşlık mekanizmalarıyla birlikte düşünülmelidir.

Önerilen stratejiler:

  • Kamusal içerik üretimi: Sosyal medya kampanyaları, bilgilendirici videolar, dijital hikâyeler.
  • Etkileşimli vergi eğitimleri: Yapay zekâ destekli simulasyonlar ve senaryo temelli öğrenme.
  • Veri okuryazarlığı modülleri: Yurttaşın kendi harcamasını ve uyum davranışını değerlendirebilmesini sağlayan araçlar.

Bu stratejiler, bireyin sadece pasif bir mükellef değil; aktif bir karar verici olarak kamu politikalarına katılmasını sağlar.

Küresel Gelecek Haritası: Türkiye İçin Bir Yol Önerisi

Alan

Küresel Eğilim

Türkiye İçin Öneri

Veri Yönetimi

Açık algoritmalar ve güven çerçevesi

Şeffaflık ilkesiyle yapılandırılmış sistemler

Eğitim ve Bilinç

Kamusal nudge akademileri

Vergi okuryazarlığı kampanyaları

Katılım

Yurttaş temelli geri bildirim sistemleri

Mükellef forumları ve fikir havuzları

Teknoloji Etikası

Etik denetim kurulları

Bağımsız algoritma izleme mekanizmaları

 

Türkiye’nin bu haritada kendi özgün stratejisini geliştirmesi, hem ulusal dönüşümü hem de küresel etkileşimi güçlendirecektir.

Sonuç Yerine

Dört bölüm halinde incelemye çalıştığım davranışsal vergilendirme ve Türkiye uygulamları ana başlıklar ile dikkat çeken bölümler özellikle ele alnımıştır. Davranışsal vergilendirmenin hem uluslararası hemde ülkemizde uygulama sonuçları açısındann yni olması dolayısıyla veri değerlendirmesinde özellikle ülkemizde hatalar olacaktır. Uygulayıcıların geleneksel vergi inceleme alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde olmaması ve ülkeninin vergi gereksinimi dolaysıyla sancılı olacağı ve kamuoyunda ve meslek camiasında yoğun bir şekilde tartışılacağı açıktır. Uygulamanın yeni olması öncelikle uygulayıcıların hazır olmaması nedeniyle bir şaşkınlık yaratmaktadır. Bununda açık ve bilgilendirmenin ne kadar zayıf olduğunu göstermektedir. Vergi idaresinin uygulamalarının açık, hesap verilebilir , gönüllülük ve tutarlılık içerisinde olması vergi verenler tarafından yasal bir zorunluluğun yanısıra gönüllü katılımın sağlanmasının da temel unsuru olacaktır.

Bundan sonra işletmelerin ve uygulayıcıların davranışsal vergilendirme konusunda vergi kanunlarına uygun şekilde kayıt ve belgelendirme ile sonuçların anlaşılmasını sağlayacak bir muhsabe sistemi bilgisine sahip olmaları kaçınılmaz hale gelmektedir. Vergi uyumunu artırıcı bir etki yaratırken, kayıt dışılığın önlenmesinde vatandaşlık bilincinin gelişmesini sağlayacak, idari uygulamalarında kamuoyu ile paylaşılması ihmal edilmeden yapılması bir hesap verilebilirlik açısından önemli hale gelmektedir.

 

 

 Dipnotlar

  1. OECD (2023), Behavioural Insights for Public Policy: Ethics and Implementation.
  2. Sunstein, C.R. (2021), “Sludge Audits: How to Reduce Friction Costs and Improve Citizen Experience.”
  3. Gelir İdaresi Başkanlığı, 2023–2026 Stratejik Planı – Davranışsal Veri Analitiği Hedefleri.
  4. Ticaret Bakanlığı, 1. Ulusal Davranışsal Kamu Politikaları Konferansı (2023).
  5. Thaler & Sunstein (2008), Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness.

  

22 Temmuz 2025 Salı

DİJİTAL DENETİM Mİ, ALGORİTMİK ŞÜPHE Mİ? -3

 

Giriş

2021 yılından itibaren idarenin, Davranışsal Vergilendirme politikalarına öncelik verdiği ve bunun sonuçlarının 2025 yılında daha da görünür hale geldiği gözlemlenmektedir. Ancak veri tabanlı yapay zeka kullanılarak yapıldığı söylenen vergilendirme “ davranışsal vergilendirmenin “ biraz daha uygulamada müdahale edilmiş hali olarak yansımaktadır. Uygulamada görülen bilgilendirmeden daha çok "incelemeye", yetkililer  aracılığıyla yönlendirmeden daha çok "verginin tamamlanması" yönünde zorlayıcı tavsiyeler yapıldığı görülmektedir.

Geçen hafta makalenin birinci bölümünde Davranışsal vergilendirme nedir? Kavramsal temeller ve küresel eğlimleri kısmını irdelemeye çalışmıştım.  İkinci bölümde  davranışsal vergilendirmenin Türkiye’de  uygulamalarını irdelemeye çalışmıştım.Bu bölümde ise kullanılan veri değerlendirmesinin görüngüsünü incelemeye çalışacağım.

 Yönlendirilen, Uyumun İnceltilmiş Baskı Hali

Türkiye’de davranışsal vergilendirme politikaları, geleneksel ceza odaklı yaklaşımların ötesine geçerken, “uyum” kavramını yeniden tanımlıyor. Ancak bu yeni yaklaşım, özellikle izaha davet uygulamalarıyla, gönüllü uyumla algoritmik baskı arasındaki sınırları belirsizleştiriyor.

Vergi idaresi artık mükellefi denetlemiyor; mükellefi “davranışına göre sorguluyor”. Bu dönüşümde yapay zekâ, sadece teknik bir araç değil, aynı zamanda davranışsal veri temelli bir "şüphe üretim mekanizması" haline gelmiş olabilir. Maliye politikalarının genel amaçları ekonomik istikararın sağlanması ve gelir adaletinin toplumsal refaha katkı sağlamasını amaçlayan, sürdürülebilir vergi politikalarının oluşturulmasını sağlamakla gerçekleşebiliyor. Adil bir vergi politikası gelir düzeyini dengeleyici, vergi kanunları açısından vergiyi doğuran olayın gerçekleşmiş olması üzerinden, hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde toplumsal güven artırıcı bir uygulamayı benimsiyor olmalıdır. Vergi politikalarının geliştirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken unsurlar ve toplumsal dönüşüm üzerindeki etkileri, devletlerin toplumlarına karşı olan yükümlülükleri bir psikolojik eşik olarak görülmelidir.Bu eşik inceltilmiş kamu baskısıyla belirsizleştirilmemelidir.

 Algoritmik Şüphe Nedir?

Algoritmik şüphe, bireyin veri temelli davranışları üzerinden riskli sınıfa dahil edilmesidir. Yapay zekâ sistemleri şu soruları kendi içinde üretir:

  • Bu harcama normal mi?
  • Bu indirimden yararlanmak mantıklı mı?
  • Bu davranış hangi risk skoruna karşılık geliyor?

Bu algoritmalar, çoğu zaman şeffaf olmayan karar mekanizmalarıyla çalışır. Mükellef, hangi davranışının sistem tarafından “anormal” olarak tanımlandığını bilemez. Belirsizlik uyumu değil, kaygıyı tetikler. Vergi ise belirsizlikten değil, kanunlarca tanımlanmış vergiyi doğuran olaylar üzerinden elde edilir.

 Veri Temelli Ayrımcılık ve Davranışsal Hedefleme

Türkiye’de izaha davet sistemi, özellikle istisna ve indirimden yararlanan mükellefleri hedeflemeye başlamıştır. Kamuoyunda ve basına yansıyan bir kaç olay ve ünlünün, sosyal medaya fenomeninin, kayıt dışı harcamaları  üzerinden yapılıyor gibi gösterilsede, kayıt dışılıkla mücadele yerine, esas olarak vergi mükelleflerine yönelmektedir. Bu durum, veriye dayalı eşitsizlik riskini artırabilir.

Uygulama

Potansiyel Sorun

Lüks tüketimin hedeflenmesi

Gelir düzeyine göre ayrım üretimi

Sosyal medya analizi

Mahremiyet ihlali ve yorumların bağlamdan koparılması

Noter işlemleri üzerinden risk

Ticari faaliyetle yaşam tercihi arasındaki farkın ayırt edilememesi

Bu tablo, davranışsal müdahalelerin “adil olmayan bir hassasiyet” yaratabileceği uyarısını içerir.

 Hukuki Güvenlik Açısından Sorunlu Alanlar

  • Belirsiz denetim eşiği: Mükellefin “neden çağrıldığını” tam olarak bilmemesi, savunma hakkını zayıflatır.
  • Yapay Zeka Eğitimi altında bildirilen içeriklerin hukuki bağlayıcılığı yoktur, ancak psikolojik baskı oluşturur.
  • Bir defalık giderlerin sorgulanması, işletmelerde karar alma özgürlüğünü sınırlayabilir.
  • Etik sorumluluk: Davranışsal politikalar, yalnızca vergi uyumunu değil, yurttaşlık ilişkisini yeniden inşa eder. Bu nedenle hesap verebilirlik ilkeleriyle desteklenmelidir[1].

Toplumdaki Yansıma: “Ben Neyim, Neyle Yargılanıyorum?”

Mükellef artık borçlu değil, şüpheli gibi algılanıyor olabilir. Bu durum, özellikle küçük işletmelerde “devletle ilişki kurma biçimini” kökten etkileyebilir.

Kamuoyunun bu sürece vereceği tepki üç temel noktada şekillenir:

  1. Bilgilendirme Düzeyi: Uygulamanın neden ve nasıl yapıldığı kamuya anlatılmazsa, güven duygusu zedelenir.Vergi toplayan kurumlara ve verginin harcandığı alanların sosyal fayda sağladığı fikrine karşı inanırlığı azalabilir.
  2. Psikolojik Etki: İzaha davet, zorunlu olmayan bir işlem gibi sunulsa da, fiilen “veri temelli çağrı” niteliği taşır. Bilgi mahiyetinde mi yoksa vatandaş ile vergi idaresi arasında bir çay içme sohbeti mi olduğu karışır. Nitekim izha davetin vergi kanunlarıda özel üsülsüzlükle cezalandırılması “veri temelli çağrı” olmasının ötesinde bir amaç olduğunuda göstermektedir.
  3. Adalet Algısı: Anormal harcama tanımının kişiye özel olmadığını bilmek, mükellefi sistemden uzaklaştırabilir. Adil bir vergilendirme anlayışından uzaklaşma toplumun her kesiminde nasıl bir davranış sergileyeceği konusunda şüpheci bir algı ortaya çıkarabilir.

Sonuç

Toplumun değer yargıları, vergi vermeye karşı direnci,  vergi güvenliği sağlanmadan yapılan vergilendirme yaklaşımı kişisel ve kurumsal psikolojik direnç oluşturabilir. Vergi yükü ve vergi tazyiki de vergilendirilecek kesimlerin kamusal harcama şeffalığının olmaması nedeniyle psikolojik yaklaşımları, davranışsal tepkilere yol açabilir.  Mali denetim mekanizmalarının dijitalleşmesi kaçınılmazdır. Ancak bu sürecin hukuki güvenlik, kişisel mahremiyet ve toplumsal meşruiyet ilkeleriyle birlikte yürütülmemesi, teknolojik kazanımları uzun vadede siyasal ve toplumsal maliyetlere dönüşebilir. Kredi kartı harcamaları gibi bireysel verilerin yapay zekâ destekli sistemlerle denetlenmesi, yalnızca teknik bir gelişme değil; aynı zamanda hukukun sınırlarını, kişisel yaşam biçimini,  mülkiyetin mahiyetini ve vatandaşlık ilişkisini yeniden tanımlayan bir eşiktir. Dijital verilerin iyi tanımlanmaması, aligoritmik hataların ve yapay zekanın yanlış kararlar almasına neden olabilir ki, bu çok daha vahim sonuçlar ortaya çıkarabilir. Adil olmayan ve vergi maliyetini artıran bu vb. gibi gelişmeler, vergi direncini toplumda artırır hale gelebilir.

Devletin etkinliğini artırma çabası, vatandaşın güvenini yitirmesi pahasına gerçekleşmemelidir. Vergi denetimi bir gözetim rejimi değil, bir güven rejimi olmalıdır. Yapay zekâ ile elde edilmiş dijital veriler ancak demokratik denetim ve hukuki sınırlarla buluştuğunda adaleti mümkün kılar. Dijital verilerden çok algoritmik şüphecilik toplumun psikolojik kabusü haline gelebilir.

 Dipnotlar

[1]: Fides Hukuk Dergisi – İzaha Davetin Hukuki Güvenlik Açısından Değerlendirilmesi
[2]: Optimum Dergisi – Avantaj ve Dezavantajlarıyla İzaha Davet Müessesesi
[3]: Vergi Algı – Davranışsal Kamu Politikalarının Etik Sınırları
[4]: BD Türkiye – Yapay Zekâ Tabanlı Vergi İncelemelerinde Hukuki Sorunlar
[5]: OECD – Privacy and Ethics in Behavioural Public Policy

 


21 Temmuz 2025 Pazartesi

TÜRKİYE’DE DAVRANIŞSAL VERGİLENDİRME UYGULAMALARI “KURUMSAL YAPI, UYGULAMA BİÇİMLERİ VE TOPLUMSAL ETKİLER”-2

  Giriş

Son yıllarda Türkiye’de vergi politikaları, klasik denetim anlayışından uzaklaşarak daha “insan odaklı” ve “veri destekli” bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşümün merkezinde yer alan davranışsal vergilendirme, mükelleflerin karar alma süreçlerini sadece hukuki zorunluluklarla değil, psikolojik ve sosyal etkenlerle de yönlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bu yaklaşım, vergi idaresi ile yurttaş arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlarken, aynı zamanda kamuoyunda vergi bilinci, gönüllü uyum ve şeffaflık gibi kavramların da yeniden tartışılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum dijitalleşen Maliye ve yeni toplumsal davranışsal bir döneminin ilk müjdeleri olarak, uygulamlarla birlikte görülmeye başlandı. Geçen hafta makalenin birinci bölümünde Davranışsal vergilendirme nedir? Kavramsal temeller ve küresel eğlimleri kısmını irdelemeye çalışmıştım.  Bu makalede ise davranışsal vergilendirmenin Türkiye’de  uygulamalarını incelemeye çalışacağım.

 Türkiye’nin İlk Davranışsal Maliye Birimi

 Türkiye’de davranışsal vergilendirme alanındaki kurumsal yapı, 2021 yılında Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) bünyesinde kurulan Davranışsal Kamu Politikaları Müdürlüğü ile şekillenmiştir.

  • Bu birim, OECD’nin Kamu Sektörü İnovasyon Gözlemevi tarafından yayımlanan küresel haritada Türkiye’yi temsil etmektedir.
  • 2021–2023 Orta Vadeli Mali Planda, davranışsal kamu politikaları vergi bilincini güçlendirme ve gönüllü uyumu artırma aracı olarak resmen tanımlanmıştır.

Bu gelişmeler, Türkiye’nin küresel davranışsal politika ağlarına entegre olma çabasının somut göstergeleridir.

 İzaha Davet Sistemi ve Yapay Zeka Destekli Bildirimler

Türkiye’de davranışsal vergilendirme uygulamaları, özellikle izaha davet sistemi üzerinden şekillenmektedir:

  • Veri kaynakları: Tapu kayıtları, banka hareketleri, kredi kartı harcamaları, noter işlemleri, sigorta bilgileri ve sosyal medya paylaşımları analiz edilmektedir.
  • Risk tanımı: “Anormal harcama” davranışları, örneğin gelirle uyumsuz lüks tüketim, sistem tarafından tespit edilmekte ve mükellef izaha davet edilmektedir.
  • Yapay zeka eğitimi adı altında gönderilen SMS ve e-postalar, mükellefleri uyum davranışına yönlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bu süreç, klasik denetimden farklı olarak önleyici ve yönlendirici bir karakter taşımaktadır. Vergi sistemimizde güçelendirilen izaha davet yapısı ile yapay zekanın veriye dayalı toplumun çeşitli kesimlerine yönelik uygulamaları ilk uygulamalar olarak belirgenleşmektedir.

Yumuşak Güçle Vergi Kültürü İnşasında Kamuoyunda Tartışmaya Açık Konular

Davranışsal vergilendirme uygulamaları, kamuoyunda hem teknik hem de etik düzeyde tartışmalara yol açmaktadır:

Somut Etkiler:

  • Vergi incelemesi yerine bilgilendirme: Mükellefler doğrudan cezai sürece girmeden önce açıklama yapma fırsatı bulmaktadır.
  • Gönüllü uyumun teşviki: Mükellefler, izaha davet süreciyle kendi beyanlarını gözden geçirme imkânı elde etmektedir.
  • Erken uyarı sistemi: Riskli işlemler önceden tespit edilerek mükellefler proaktif davranmaya yönlendirilmektedir.

Toplumsal Tartışmalar:

  • Algoritmik şüphe: Yapay zeka destekli risk analizlerinin şeffaflığı ve adaleti sorgulanmaktadır. Diğer taraftan izaha davet yazılarına bakıldığında daha çok vergi kanunlarında indirim ve istisnalara yönelik bir risk analizi nedeniyle bu indirim ve istisanadan yaralananların izaha davet ve incelemeye sevk edilmesi de bunlardan yaralananlarada bir çekince oluşturmaktadır.
  • Veri temelli ayrımcılık: “Anormal harcama” tanımı, sosyoekonomik gruplar arasında önyargılı değerlendirmelere neden olabilir. Kişisel verilerin korunması açısından bireylerin yaşamlarına ilişkin verilerin kullanılması da kişisel hakların zedelenmesi sorununu gündeme getirmektedir.
  • Etik sınırlar: İzaha davet sürecinin hukuki ve psikolojik etkileri kamu vicdanında tartışılmaktadır. İzaha davetten çok idare uygulamaları, verginin konusuna giren veya varsayım olarak girdiği kabul edilen konularda izahdan daha çok sonuca odaklı “düzeltme yapılması” veya “beyen edilmesi” konusunda yönlendirici , baskı hissettirilmesi.

Bu tartışmalar, davranışsal vergilendirme politikalarının sadece teknik değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm aracı olduğunu göstermektedir.

Küresel Karşılaştırma: Türkiye’nin Yeri Nerede?

Ülke

Yöntem

Yaklaşım

Birleşik Krallık

Sosyal norm mesajları

“%90’ı ödedi, ya sen?”

Hollanda

E-posta kampanyaları

Topluluk içi sorumluluk vurgusu

Türkiye

İzaha davet, veri analizi

Risk gruplarına açıklama süreci

 

Türkiye, davranışsal vergilendirme alanında risk odaklı hedefleme stratejisini benimseyerek, küresel eğilimlerden farklı bir yol izlemektedir. Bu belkide kayıt dışılığın yagın olması, risk gruplarından vergi toplama maliyetinin yüksek olmasıyla da ilgili bir durum ortaya çıkarmaktadır.

 Dipnotlar

  1. Avantaj ve Dezavantajlarıyla İzaha Davet Müessesesi – Optimum Dergisi
  2. OECD, Behavioural Insights and Public Policy (2022)
  3. Maliyenin İzaha Davet Yağmuru – BD Türkiye
  4. Fides Hukuk Dergisi – İzaha Davetin Hukuki Güvenlik Açısından Değerlendirilmesi
  5. Vergi Denetiminde Yeni Yaklaşım – Alomaliye
  6. Vergi Algı – Davranışsal Kamu Politikalarının Türkiye’deki Gelişimi
  7. NAZALI Gündem – OECD ve Türkiye’de Davranışsal Vergi Uygulamaları
  8. Ticaret Bakanlığı – 1. Ulusal Davranışsal Kamu Politikaları Konferansı
  9. OECD OPSI Haritası – Türkiye’nin Davranışsal Birim Temsili
  10. Vergi Uyuşmazlıklarında İzaha Davet – MuhasebeTR
  11. Ekonomim – Davranışsal Vergi Politikaları ve Kamuoyu Etkisi


17 Temmuz 2025 Perşembe

DAVRANIŞSAL VERGİLENDİRME NEDİR? KAVRAMSAL TEMELLER VE KÜRESEL EĞİLİMLER”-1

  


 Giriş 

Vergi sistemleri uzun yıllar boyunca ekonomik rasyonaliteye dayalı modellerle şekillendi. Ancak bireylerin vergiye uyum davranışları, yalnızca maliyet-fayda analizleriyle açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bu noktada devreye giren davranışsal vergilendirme, bireylerin psikolojik, sosyal ve bilişsel özelliklerini dikkate alarak vergi politikalarının tasarımını yeniden düşünmeyi önermektedir. Bununla birlikte 2021 yılından itibaran ülkemizdede davranışsal vergilendirmeye yönelik adımlar atılmaya başlandı. Ancak toplumun yasalar karşısındaki sorumluluklarıyla birlikte, taşıdığı kültürel değerler ve gelenekler ile vergiye karşı bilinçsel tutumlarında önemli bir unsur olmaktadır. Bu makalede yeni bir uygulama alanı olan davranışsal vergilendirmede kavramlar ile uluslararası uygulama sonuçlarını kısaca tartışmaya çalışacağım.

Vergi Psikolojisinin Yeni Dili

Esas olarak ekonomik bir terim olan davranışsal modeller, son zamanlarda çeşitli şekillerde vergi alanında da uygulanma alanı bulmaktadır.Davranışsal vergilendirme; psikoloji, ekonomi ve kamu politikaları arasında köprü kuran dinamik bir alan olarak şekillenmiştir.

Temel kavramları:

  • Dürtme (Nudge): Bireyleri özgürlüklerini kısıtlamadan davranış değişikliğine teşvik eden zarif müdahaleler.
  • Seçim mimarisi: Karar ortamının şekliyle tercihleri yönlendirme.
  • Çerçeveleme etkisi: Aynı bilginin farklı sunum biçimleriyle algının değişmesi.[1]
  • Statüko etkisi: Mevcut durumu değiştirmeye karşı direnç gösterme eğilimi.

Bu kavramlar, vergi idarelerinin kullandığı mesajlardan ödeme sistemlerinin tasarımına kadar birçok noktada kendini gösteriyor.

Teoriyle Uyumlu, Sonuç Odaklı Müdahaleler

Davranışsal vergilendirme politikalarının ekonomik ve sosyal hayata uygulanması fikri bir çok ülkede bireylerin davarnışları üzerinde bir etki yaratarak kamusal kaynakların daha etkin bir şekilde zenginleştirlmesi ve verginin daha etkin toplanmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır.Birçok ülke davranışsal vergilendirme uygulamalarını hayata geçirerek somut sonuçlar elde ettmişlerdir. Uygulanma örneklerine bakıldığında  bireylerde ,ailede toplumun geleceği olan gençler üzerinde vergi bilincinin yaygınlaştırılması ile dürüstlük fikrinin kıyasalama yoluyla katılımcılığın sağlanmasını hedefleyebilmektedir. Uygulanan birkaç ülkedeki göstegelere bakıldığında;

  • “Birleşik Krallık: “%90’ı ödedi, ya sen?” mesajı içeren mektuplar, ödeme oranlarında %15’e kadar artış sağladı. İngiliz hükümeti, davranışsal müdahalelerin maliyetinin 10 katı kadar fayda sağladığını raporladı.
  • Hollanda: Sosyal normlara dayalı e-posta kampanyaları ile özellikle genç mükelleflerde vergi beyannamesi verme oranı artırıldı.
  • Avustralya: Vergi bildirimlerinin dili ve gönderim zamanı davranışsal analizler doğrultusunda belirlendi. Sonuç olarak, mükelleflerin daha erken ve düzenli ödeme davranışı geliştirdiği gözlemlendi.
  • ABD – IRS: Mektup içerikleri ve gönderim zamanları davranışsal testlerle optimize edildi. Serbest meslek sahiplerinde vergi uyum oranı arttı; mükelleflerin vergi sistemine güveni güçlendi.”[2]

Davranışsal Yaklaşımların Somut Faydaları

Etki Alanı

Gözlemlenen Fayda

Gönüllü Uyum

%10–15 arasında artış

Denetim Maliyetleri

Daha az inceleme ihtiyacı, daha düşük operasyonel maliyet

Kamu Güveni

Vergi idaresine duyulan güvenin artışı

Sosyal Normlar

Toplumsal sorumluluk bilincinin pekişmesi

Hedefli Müdahale

Riskli davranış gruplarına düşük maliyetli erişim

 

Sonuç

Davranışsal vergilendirme, vergi sisteminin toplumla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlıyor. Toplumda yeni bir vergi kültürüne doğru gidiliyor. Fayda/ maliyet ilişkisi içerisinde verimliliği artırıcı, vergi idaresine güven artırıcı etkisi sağlaması, verginin toplanmasında riskli gruplar üzerinde daha etkin bir kontrol sağlanarak düşük mmaliyetle verginin toplanmasında kolaylaştırcı bir etkisi olabilmektedir. Cezadan çok anlayışı, zorlamadan çok teşviki, korkudan çok güveni esas alan bu yaklaşım; kamu politikalarında daha insani, daha katılımcı ve daha etkin bir dönemin öncüsü olabilir.[3]



 Dipnotlar



[1] Tversky, A. & Kahneman, D. (1981). “The Framing of Decisions and the Psychology of Choice.” Science, 211(4481), 453–458.

 

[2] Vergi Algı, “Dünyada ve Türkiye’de Davranışsal Kamu Politikalarının Analizi ve Davranışsal Yaklaşımların Vergi Bilincine Etkisi” – Kaynak

 

[3] Thaler, R. & Sunstein, C. (2008). Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness.

 

 

15 Temmuz 2025 Salı

BARIŞIN ADI:DEMOKRATİK DEĞER Mİ, TAKTİKSEL GÜNDEM Mİ?

 

Son yıllarda Türkiye’de “toplumsal barış” söylemi, siyasal ve ekonomik gündemin merkezine yerleşti. Ancak bu söylemin ardında demokratik değerler mi yatıyor, yoksa kısa vadeli taktiksel ihtiyaçlar mı?

Demokratik barış; katılım, eşit temsil ve ifade özgürlüğü gibi ilkelere dayanır. Bu değerler, toplumun farklı kesimlerinin kendini sistem içinde görmesini sağlar. Barış sadece çatışmasızlık değil; adil temsilin, geçiş dönemi adaletinin ve ortak gelecek tasarımının temelidir.

Taktiksel barış ise çoğu zaman kriz dönemlerinde veya dış baskılar altında gündeme gelir. Güç konsolidasyonu, yatırımcı güveni kazanma gibi stratejik amaçlar bu söylemin itici gücü olabilir. Bu süreçlerde müzakere zemini şeffaf değil ise; katılım sınırlı kalabilir, toplumsal aidiyet kırılganlaşabilir..

Kürt Meselesi ve Söylem Kaymaları

Türkiye’de siyasal partiler, Kürt meselesine dair söylemlerini dönemsel olarak yeniden şekillendirdi. AK Parti, 2005’te “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyerek demokratik açılımın önünü açtı; 2013–2015 arasında çözüm süreci müzakere zeminini oluşturdu. Ancak 2015 sonrası güvenlik eksenli yaklaşım ağırlık kazandı.  Son olarak yolumuza AKP, MHP ve Dem olarak birlikte yürüyeceğiz söylemi geçmişe bakonca taktiksel manevralara dönüşme ihtimali gözden kaçmıyor.CHP ise uzun süre mesafeli durduğu bu alana son yıllarda “eşit yurttaşlık” ve TBMM merkezli çözüm önerisiyle yaklaşmakta. DEM Parti çizgisi, müzakere ve hak temelli yerel demokrasi vurgusunu sürdürerek söylemini istikrarlı şekilde koruyor.

MHP ise bu tartışmanın en net ve dirençli aktörü. “Tek devlet, tek millet” anlayışı doğrultusunda çözüm sürecine ve müzakere adımlarına karşı güçlü refleksler gösterdi. Devlet Bahçeli’nin “Türkiye’nin Kürt sorunu yoktur, asla da olmayacaktır” sözü, ideolojik sınırları netleştirirken; son dönemde “Terörsüz Türkiye” söylemiyle güvenlik eksenli bir yakınlaşma zemini işaret ederek Abdullah Öcal’ın mecliste konuşma yapması ve kurucu önder söylemine kadar getirdi. Terör örgütünün silah bırakması ülkede yeni şeylerin olduğu ve yeni şeylerin söylenmesi ve yapılması gerektiğini ortaya çıkarıyor.

Kürt Barışında Bölgesel ve Küresel Etki

Kürt meselesi, artık yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değil; Suriye merkezli bölgesel gelişmelerin ve küresel güç dengelerinin etkisinde şekillenen bir denklem halini aldığını gösteriyor. ABD, Suriye’deki Kürt güçlerine verdiği destekle sahayı dönüştürürken; İngiltere diplomatik temaslarla uluslararası meşruiyeti güçlendirme yolunda adımlar atıyor. İsrail ise Kürt grupları, İran karşıtı bölgesel stratejilerle ilişkilendiriyor. Bu eksen, çoğu zaman Kürt barışını destekler gibi görünse de, aslında jeopolitik kontrol arayışının bir parçası olarak ele alınıyor.

Türkiye’nin bu eksene karşı geliştirdiği güvenlik refleksleri, Kürt barışının iç dinamiklerle mi yoksa dış yönlendirmelerle mi biçimleneceğini belirleyecek. PKK’nın tek taraflı silah bırakma açıklaması ve küçükte olsa bir gubun slahlarını yakması önemli bir adım atılmış oldu. Sürece gerekli özen gösterilmez ise, demokratik zeminde yürütülmeyen her çözüm, içeride kırılganlık yaratırken dışarıda meşruiyet kaybına yol açabilir.

Ekonomik Gerçeklik: Barışın Zemininde Ne Var?

İç ekonomik dinamikler, barış söyleminin arka planını oluşturuyor:

  • Sanayi üretimi Nisan 2025’te %3,1 oranında geriledi.Mayıs ayında artış gösterse de Haziran ayında yeniden düşüş olacağı beklentisini sanayiciler söylemektedir.
  • Genç işsizlik %15,4; kadınlarda %11,9 düzeyinde.
  • Şirket iflasları Mayıs’ta 2.995'e ulaştı; yıllık artış %23.
  • Öz sermaye eksikliği, birçok şirketin TTK 376 kapsamında borca batık hale gelmesine yol açıyor.

Bu tablo, istikrarsızlık karşısında barış söyleminin ekonomik bir istikrar aracı olarak kullanıldığını gösteriyor. Ancak kalıcı istikrar, demokratikleşme ve kurumsal hesap verebilirlik olmadan sağlanamaz.

Emekliler ve Gençler: Sessiz Tepkiler, Derin Sinyaller

Türkiye'de 15,9 milyon emekli bulunmakta. Aylıklar, geçmiş yıllara kıyasla asgari ücretin altında kaldı; emeklilerin %65,7’si tekrar çalışmak zorunda kalıyor. Bu grup, sistem dışı bir yaşlılıkla karşı karşıya.

Gençlerde ise durum daha kırılgan: %20’si ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor; %46’sı sigortasız çalışıyor; %80’i göreli yoksunluk içinde. Gençlerin %43’ü yurtdışına gitmek istiyor. Toplumsal aidiyet zayıflarken siyasal katılım motivasyonu %29’a kadar gerilemiş durumda.

Barışın Gerçekliği

Toplumsal barış, halkın sıcak baktığı bir ideal. Fakat bu idealin içeriği hâlâ net değil. Kalıcı barış; adaletli temsil, geçiş dönemi adaleti, kapsayıcı katılım ve demokratik kurumlarla mümkün olabilir . Aksi hâlde, barış söylemi taktiksel bir araç olarak kalır ve yeni krizlerin önünü açar. Telafisi olmayan toplumsal kazalara neden olabilir.

Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya barış, demokratikleşmeyle toplumun ortak geleceğini kuracak; ya da jeopolitik manevraların ve iç krizlerin arasında eriyip gidecek.

Barışı demokratik değerler olarak ele alıp katılımcılığı sağlayarak, taktiksel üstünlük aracı gibi göstermekten kaçınmak sağlıklı bir duruş olacaktır.  Zaman, barışın içeriğini yeniden tanımlama ve ortak akılla güçlendirme zamanıdır.

 

12 Temmuz 2025 Cumartesi

VERGI HUKUKU AÇISINDAN(AMME ALACAKLARINDA) TECIL VE TAKSITLENDIRME UYGULAMASI

1.     Giriş

 Vergi alacaklarının zamanında ve etkin biçimde tahsili, mali idarenin en önemli görevlerinden biridir. Ancak ekonomik zorluklar nedeniyle borçların zamanında ödenememesi durumunda, mükelleflerin hem kamu alacaklarını ödeyebilmeleri hem de ticari varlıklarını sürdürebilmeleri için bazı kolaylıklar tanınmaktadır. Bu kolaylıklardan biri de 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen tecil ve taksitlendirme müessesesidir. 09.07.2025 tarih 32951 sayılı Resmi gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre,6183 sayılı kanunun 48/2 fıkrasında yer alan tutar 250 bin TL olarak  yeniden belirlenmiştir. Bu çalışmada, söz konusu maddenin kapsamı, başvuru şartları ve hangi borçların bu madde kapsamında yer alıp almadığı ele alınacaktır.

2. 6183 Sayılı Kanun’un 48. Maddesi: Tecil ve Taksitlendirme Hakkı

2.1. Yasal Düzenleme

6183 sayılı Kanun’un 48. maddesi, amme borçlusunun talebi üzerine, borçların vadesinde ödenmemesi durumunda, Maliye Bakanlığı veya yetkilendirdiği vergi dairelerine, borçlunun durumunu ve ödeme gücünü dikkate alarak borcun tecil edilmesine, yani ertelenerek belirli taksitlerle ödenmesine imkân tanımaktadır.

Madde metnine göre:

"Amme borçlusunun mali durumunun müsait olmaması sebebiyle borcunu vadesinde ödeyememesi hâlinde, alacaklı tahsil dairesi tarafından borcun teciline karar verilebilir."

3. Tecil ve Taksitlendirme Kapsamında Olan Borçlar

 Aşağıda sayılan kamu alacakları, borçlunun yazılı talebi ve idarenin uygun görmesi halinde 48. madde kapsamında tecil ve taksitlendirilebilir:

- Gelir, Kurumlar ve Katma Değer Vergisi (KDV)
- Özel Tüketim Vergisi (ÖTV)
- Damga Vergisi
- Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV)
- Veraset ve İntikal Vergisi
- Emlak Vergisi ve çevre temizlik vergisi gibi belediye gelirleri
- İdari para cezaları (belirli durumlarda)
- Sosyal güvenlik primleri (SGK ile yapılan protokoller çerçevesinde)
- Gecikme zammı ve faizi
- İştirak ve kefaletten doğan borçlar

Katma değer vergisi müracaat tarihinden itibaren azami 6 ay, 7440 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin yirmi yedinci fıkrası uyarınca alınan “Ek Vergi” ile 7456 sayılı Kanunun 1 inci maddesi gereğince alınan “Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi” ise müracaat tarihinden itibaren azami 12 ay süreyle tecil edilebilir.

4. Tecil ve Taksitlendirme Kapsamına Girmeyen Borçlar

 Aşağıdaki borç türleri 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesi kapsamında tecil edilemez

- Geçici Vergi
- ÖTV (beyanla birlikte ödenmesi gereken durumlarda)
- Bankacılık ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV)
- Özel İletişim Vergisi
- Damga Vergisi (sözleşme anında ödenmesi gereken türler)
- Gümrük vergileri ve cezalara ilişkin borçlar
- Yargı kararları gereği derhal tahsili gereken borçlar

5. Başvuru ve Uygulama Süreci

Mükellefler, vergi dairesine ya da Dijital Vergi Dairesi aracılığıyla başvurarak tecil ve taksitlendirme talebinde bulunabilirler. Vergi dairesine “48/A Maddesine Göre Tecil ve Taksitlendirme Talep Formu” ile başvuracaklardır. Tecil ve taksitlendirme talebinde bulunan mükellefin formun ilgili bölümlerini doldurması gerekir. Formda bulunması gereken bilgilerin eksik olması durumunda vergi dairesi mükellefe, eksikliklerin 5 iş günü içerisinde tamamlanması için bildirimde bulunacaktır.

 Başvuru sırasında, mükellefin borcunu vadesinde ödeyememesine neden olan mali durumu gerekçelendirmesi de beklenir.

Önemli uygulama unsurları şunlardır:

-Teminat şartı: Borç 250.000 TL’yi geçiyorsa aşan kısım için teminat istenir.
-Borçsuzluk yazısı: Tecil yapılsa bile bazı işlemler için borcu yoktur yazısı alınamaz. Vergi dairesinden borcun bulunmadığına dair yazı (borcu yoktur yazısı) alınabilmesi için, tecil edilen borç tutarının asgari %10’unun ödenmesi gerekmektedir.)

- Ödeme süresi: En fazla 36 ay, istisnai durumlarda 60 aya kadar taksit yapılabilir.
- Faiz oranı: Tecil faiz oranı yıllık olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir.

“Borçlunun malları üzerine haciz uygulandıktan sonra borcun tecil edilmesi halinde, hacizli mallar, tecil ve taksitlendirilen borçlar için değeri tutarınca teminat yerine geçer. Tecilden önce uygulanan ve alacağın tamamını karşılayacak değerde olan hacizler, yapılan ödemeler nispetinde kaldırılır ve buna isabet eden teminatlar bölünebilir nitelikte ise iade edilir.”

1.Örnek: Mükellefin vergi dairsine  borcu  250.000 TL' dir.

Bu borç tutarı teminat aranmaksızın taksitlendirilecektir.

2. Örnek: Mükellef, (A) vergi dairesine 200.000 TL, (B) vergi dairesine 150.000 TL borcu vardır. Bu durumda;

Vergi dairesi 250.000 TL borcu teminatsız taksitlendirecektir. Kalan borç ise;( 200.000+150.000= 350.000 TL toplam borç, kalan borç ise 350.000-250.000=100.000 TL.dir.  Vergi dairesinin iseyeceği teminat tutarı 100.000/2= 50.000 TL olacaktır. Vergi dairesi 50 bin TL’lik zorunlu  teminat alacaktır.

3.Örnek : Mükellef (C)’nin 15.000.000 lira vergi borcu için vergi dairesi, mükellefin 13.500.000 lira ve 12.000.000 lira değerindeki iki adet gayrimenkulüne haciz uygulamıştır. Mükellef vergi dairesinden borçlarının tecil ve taksitlendirmesini talep etmiş, anılan vergi dairesince söz konusu borçlar 5 ayda ve 5 eşit taksitte ödenmek üzere tecil edilmiştir. Tecil ve taksitlendirmeden önce borcun tamamını karşılayacak değerde haciz uygulandığından, zorunlu teminat tutarı istenmeyecektir. Dolayısıyla uygulanan hacizler tecil yapılmasına rağmen kaldırılmayacaktır. Mükellefin, iki taksiti ödemesi durumunda, kalan tecilli borç tutarı 9.000.000 lira olacaktır. Mükellefin gayrimenkulleri üzerine borcun tecilinden önce tatbik edilen hacizler, taksit ödemeleri nispetinde kaldırılabileceğinden, kalan 9.000.000 lira ve hesaplanan tecil faizlerinden oluşan borcu, 13.500.000 lira değerindeki gayrimenkulü karşılaması halinde bu gayrimenkul üzerindeki haciz baki kalmak kaydıyla 12.000.000 lira değerindeki gayrimenkul üzerindeki haciz kaldırılacaktır.

6. Değerlendirme ve Sonuç

6183 sayılı Kanun’un 48. maddesi, mükellef ile devlet arasında ödeme kolaylığı sağlayarak vergi tahsilatının sürekliliğini sağlamaktadır. Ancak bu mekanizmanın etkin işlemesi, kapsamın doğru belirlenmesi ve uygulama prosedürlerinin hızlı ve şeffaf olmasıyla mümkündür. Kapsama girmeyen borçlar konusunda netlik sağlanmalı, özellikle geçici vergi gibi tartışmalı alanlarda mevzuat güncellemeleri değerlendirilmelidir. Yüksek enflasyon dönemlerinde zorunlu teminat tutarının düşük belirlenmesi, yeterli sermayeye sahip olmayan ve teminat gösterme zorluğu çeken firmların daha da  zor durumda kalmalarına neden olabilmektedir.

Dipnotlar

1. 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m. 48.
2. Gelir İdaresi Başkanlığı, “Tecil ve Taksitlendirme Rehberi”, 2024.
3. Danıştay 7. Dairesi, E. 2018/4567, K. 2020/1930.
4. GİB, “Dijital Vergi Dairesi Uygulama Kılavuzu”, 2023.
5. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu.

6.Çevirim içi;12.07.2025

https://www.turmob.org.tr/arsiv/mbs/resmigazete/-2025_6183_tecil_taksitlendirme.pdf       

7. Tahsilat Genel Tebliği (Seri: C Sıra No: 8) ile yıllık %36 olarak uygulanan tecil faiz oranı 21/5/2024 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık %48’e çıkarılmıştır.

8.21/5/2024 tarihinden önce tecil talebinde bulunulmuş ve talep kabul edilerek tecil edilmiş amme alacaklarına yönelik tecilin ihlal edilmiş olması; ancak yeni talepler üzerine yeniden tecil yapılması (tecilin geçerli sayılması) halinde 20/5/2024 tarihine kadar eski tecil faizi oranı (%36), bu tarihten sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise yeni (%48) tecil faizi oranı uygulanacaktır. 


Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...