Özet
İdari para
cezalarına karşı başvurulacak yargı yolunun doğru belirlenmesi, hak arama
özgürlüğünün etkinliği bakımından kritik öneme sahiptir. Sosyal Güvenlik Kurumu
(SGK) tarafından uygulanan idari yaptırımlarda ise bu konu, özellikle 6331
sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun atıf tekniği nedeniyle uygulamada
tereddütlere yol açmaktadır. Bu çalışmada, iş kazasının süresinde bildirilmemesi
nedeniyle uygulanan idari para cezasına karşı açılan davada görevli
yargı yerinin belirlenmesine ilişkin Danıştay’ın 2026 tarihli kararı
incelenmiştir. Karar, 6331 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun arasındaki
normatif ilişkiyi ortaya koymakta ve idari yargının görevli olduğunu açık
biçimde teyit etmektedir.
Anahtar
Kelimeler: SGK, idari para cezası, yargı yolu, idari yargı, Kabahatler Kanunu, iş
kazası bildirimi
Giriş
İdarenin tek
taraflı işlemleriyle tesis edilen idari para cezaları, bireylerin hukuki
alanına doğrudan müdahale eden yaptırımlardır. Bu nedenle söz konusu
yaptırımların yargısal denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli
güvencelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak bu denetimin hangi yargı
kolu tarafından gerçekleştirileceği meselesi, özellikle birden fazla kanunun
kesişimin de kalan alanlarda uygulamada ciddi sorunlara yol açmaktadır.
İş sağlığı
ve güvenliği mevzuatı da bu sorunların yoğun olarak yaşandığı alanlardan
biridir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında uygulanan idari
para cezalarına karşı hangi yargı yoluna başvurulacağı hususunda ortaya çıkan
tereddütler, uygulamada farklı yargı mercilerine yönelime neden olmakta ve bu
durum hak kayıplarını beraberinde getirmektedir.
Bu bağlamda
Danıştay’ın 2026 tarihli kararı, yalnızca somut bir uyuşmazlığı çözmekle
kalmamakta; aynı zamanda uygulamaya yön veren açık bir içtihat ortaya
koymaktadır.
Normatif Çerçeve ve Değerlendirme
İncelenen
uyuşmazlıkta, iş kazasının süresinde bildirilmemesi nedeniyle uygulanan idari
para cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin belirlenmesi sorunu ele
alınmıştır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca,
iş kazalarının kazadan sonraki üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik
Kurumuna bildirilmesi zorunludur¹. Bu yükümlülüğün ihlali halinde uygulanacak
idari yaptırımlar ise aynı Kanun’un 26. maddesinde düzenlenmiştir.
Ancak
uyuşmazlığın çözümünde belirleyici olan husus, 6331 sayılı Kanun’un 26.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan atıf düzenlemesidir. Bu hükümde, idari
para cezalarının uygulanmasına ilişkin usul ve esasların 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. maddesi hükümlerine göre
yürütüleceği ifade edilmiştir². Bu atıf, yalnızca idari sürece ilişkin bir
düzenleme olmayıp, aynı zamanda yargı yolunun belirlenmesi bakımından da
doğrudan sonuç doğurmaktadır.
Nitekim 5510
sayılı Kanun’un 102. maddesinde, SGK tarafından verilen idari para cezalarına
karşı öncelikle Kuruma itiraz edileceği, itirazın reddi halinde ise idare
mahkemesinde dava açılabileceği açıkça düzenlenmiştir³. Bu hüküm, yargı yolunu
açık biçimde idari yargı olarak belirlemektedir.
Buna rağmen
uygulamada, 6331 sayılı Kanun’da yargı yolunun açıkça düzenlenmemiş olması
gerekçe gösterilerek 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine başvurulduğu ve
sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldığı
görülmektedir. Oysa Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde açıkça “aksine
hüküm bulunması halinde özel kanun hükümlerinin uygulanacağı”
düzenlenmiştir⁴. Bu nedenle, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi gibi özel bir
düzenlemenin varlığı karşısında Kabahatler Kanunu’nun uygulanma imkânı
bulunmamaktadır.
Danıştay,
incelemeye konu kararında bu normatif ilişkiyi açık biçimde ortaya koymuş ve
6331 sayılı Kanun’un 5510 sayılı Kanun’a yaptığı atfın bağlayıcı olduğunu
vurgulamıştır. İlk derece mahkemesinin, Kabahatler Kanunu hükümlerine dayanarak
adli yargıyı görevli kabul etmesini hukuka aykırı bulan Danıştay, söz konusu
yaklaşımı kanun yararına bozmuştur⁵.
Kararın
ortaya koyduğu bu yaklaşım, atıf normlarının hukuki niteliğini de açıklığa
kavuşturmaktadır. Buna göre, bir kanunun başka bir kanuna yaptığı atıf, yalnızca
şekli bir gönderme olmayıp, atıf yapılan hükmün tüm sonuçlarıyla birlikte
uygulanmasını gerektirir. Bu bağlamda, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde
öngörülen yargı yolu, 6331 sayılı Kanun kapsamında uygulanan idari para
cezaları bakımından da geçerli kabul edilmelidir.
Öte yandan,
SGK tarafından tesis edilen idari para cezalarının hukuki niteliği de bu sonucu
desteklemektedir. İdarenin kamu gücüne dayanarak tek taraflı irade
açıklamasıyla tesis ettiği bu işlemler, idari işlem niteliği taşımakta olup,
kural olarak idari yargının denetimine tabidir. Danıştay’ın söz konusu kararı,
bu genel ilke ile de uyumlu bir sonuç ortaya koymaktadır.
Bununla
birlikte, kararın işaret ettiği temel sorunlardan biri de mevzuat tekniğine
ilişkindir. 6331 sayılı Kanun’da yargı yolunun açıkça düzenlenmemiş olması,
uygulayıcıları dolaylı norm ilişkileri üzerinden sonuca ulaşmaya zorlamakta ve
bu durum hatalı yorumlara zemin hazırlamaktadır. Kanun koyucunun bu konuda açık
bir düzenleme yapması, uygulamada ortaya çıkan tereddütleri ortadan
kaldıracaktır.
Sonuç
Danıştay’ın
2026 tarihli kararı, SGK tarafından uygulanan idari para cezalarına karşı
başvurulacak yargı yoluna ilişkin tartışmalara son noktayı koymaktadır. Karar,
6331 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun arasındaki atıf ilişkisini esas alarak,
idari yargının görevli olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur.
Bu
çerçevede, iş kazasının süresinde bildirilmemesi gibi yükümlülüklerin ihlali
nedeniyle uygulanan idari para cezalarına karşı öncelikle Sosyal Güvenlik
Kurumuna itiraz edilmesi, itirazın reddi halinde ise idare
mahkemesinde dava açılması gerekmektedir. Aksi yönde sulh ceza
mahkemesine başvurulması, görev yönünden ret kararları ile karşılaşılmasına ve
hak kayıplarına yol açabilecektir.
Sonuç
olarak, söz konusu karar hem normlar arası ilişkinin doğru kurulması hem de
uygulama birliğinin sağlanması bakımından önemli bir içtihat niteliği
taşımaktadır. Bununla birlikte, mevzuatta yargı yoluna ilişkin açık
düzenlemelere yer verilmesi, benzer uyuşmazlıkların önlenmesi açısından gerekli
görünmektedir.
Dipnotlar
1. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu, m.14.
2. 6331 sayılı Kanun, m.26/2.
3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m.102.
4. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, m.3.
5. Danıştay, E:2026/390, K:2026/438
(Kanun yararına bozma kararı).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder