21 Nisan 2026 Salı

Emperyal Gerilim Altında Siyaset, Muhalefetin Sertleşen Dili, Ecevit Mirası ve Egemenlik Tartışması

Özet

Bölgemizde yaşanan savaş ortamında emeryalistler arasındaki çatışmaların gittikçe su yüzüne çıktığı, halklara başka başka hikayeler anlatırken, arka planda birbirleri hakkında çevirdikleri oyunlar daha da görünür hal almaktadır. Bu durum teorik olarak sol tarafından bilinmesine rağmen halkaların açıktan öğrenmesine ve görmesine de neden olmaktadır. Emeperyalist iki yüzlü siyasetin ortaya çıkardığı açık, görünür ve  riyakarlık ortamında, ülke içerisine  de yansıyan tartışmalara  neden olmaktadır.

Bu makale, Türkiye’de muhalefetin son dönemdeki sertleşen siyasal söylemini, Bülent Ecevit’in 1970’lerdeki anti-emperyalist ve egemenlik temelli siyasal pratiği ile birlikte incelemektedir. Makale, Özgür Özel’in güncel çıkışını sistem içi hukuk ve kurum eleştirisi çerçevesinde değerlendirirken, Ecevit dönemindeki siyasal restleşmenin somut egemenlik üretimiyle ilişkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca Macaristan seçimleri üzerinden yalnızca iktidar değişiminin sistemsel dönüşüm için yeterli olmadığı tartışılmakta; Türkiye gibi kurumsal devlet geleneği güçlü ülkelerde kalıcı dönüşümün ancak yapısal yeniden inşa ile mümkün olacağı ileri sürülmektedir. Makale, “restleşme siyaseti” ile “dönüşüm siyaseti” arasındaki ayrımı emperyal gerilim bağlamında ele almaktadır.

Anahtar Kelimeler: Emperyalizm, Ecevit, Özgür Özel, muhalefet dili, egemenlik, kurumsal dönüşüm, Macaristan, siyasal söylem.

1.  Giriş

CHP’nin Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ’in belediye bürokratları ile birlikte  göz altına alınması üzerine, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İstanbul Ataşehir’de yaptığı miting (mitingi eylem olarak değerlendiriyorlar kendileri) konuşmasında seçim talebi üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Güvendiğin herkesi al gel, hepinizi yeneceğiz” (ABD başkanı ve Ankara Büyükelçisi  “Trump, Tom Barack’a da güvendiğin kimse onu da al gel, seçimde hepinizi yeneceğiz” ) çıkışı, Türk siyasetinde sert bir meydan okuma olarak yankı bulmuştur.¹ Bu söylem, özellikle uluslararası gerilimlerin yoğunlaştığı bir dönemde, yalnızca iç siyaset değil dış güç dengeleri bağlamında da tartışılmıştır.

Bu çıkış, bazı yorumlarda Bülent Ecevit’in 1970’lerdeki anti-emperyalist siyasal duruşuyla karşılaştırılmıştır. Ancak bu karşılaştırma, içerik düzeyinde önemli farklılıklar barındırmaktadır. Çünkü, Ecevit’in siyasal pratiği egemenlik üretimi üzerine kuruluyken, güncel muhalefet dili daha çok sistem içi hukuk ve kurum eleştirisi çerçevesinde şekillenmektedir.

2. Ecevit, Egemenlik ve Anti-Emperyalist Siyasal Pratik

Bülent Ecevit’in 1970’li yıllardaki siyasal hattı, yalnızca söylem düzeyinde bir sertlik değil, doğrudan egemenlik üretimine dayalı bir devlet pratiğidir.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, ABD ambargosu ve NATO baskılarına rağmen alınmış stratejik bir egemenlik kararıdır.² Aynı şekilde haşhaş üretimi politikası, Türkiye’nin tarım ve ekonomik bağımsızlığı açısından ABD ile ciddi bir gerilim yaratmıştır.

Bu dönemin karakteristik özellikleri;

·         Egemenlik merkezli siyasal kararlar,

·         Dış baskılara karşı kurumsal direnç,

·         Söylem ile eylem arasında doğrudan bağ,

Ecevit’in bu tutumu, onun için meydan okumanın sadece söylemden ibaret olmadığını, somut eylemlerle desteklenen bir anti-emperyalist duruş olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle Ecevit’in siyasal hattı, yalnızca “restleşme” değil, fiili bağımsızlık üretimidir.

3. Özgür Özel, Sistem İçi Hukuk Temelli Muhalefet

Özgür Özel’in çıkışı ise mevcut iktidarın belediyelere yönelik yargı ve idari işlemlerine karşı geliştirilmiş bir siyasal söylem niteliğindedir. 2025 Mart’ın 19 ’undan bu tarafa CHP üzerinde mevcut iktidarın  uyguladığı abluka, siyasette de normal yollardan bir çıkış yolu bırakmamaktadır.  Bunun ortaya çıkardığı sisyaset ortamı dilinin de gerilmesine ve söylemin hedefinin değişmesine yol açmaktadır. CHP genel başkanının son konuşmalarında ortaya çıkan zorluğu ifade eden nitelikteki söylemler bazı soruları da sordurmaktadır.

Bu söylem;

·         Hukukun ihlali iddiasına dayanır,

·         Sistemin kendisini değil, sistemin uygulanışını hedef alır,

·         Kurumsal reformdan ziyade siyasi değişim talep eder,

Bu nedenle Özel’in söylemi, Ecevit’in egemenlik üretici siyasetinden farklı olarak, sistem içi düzeltici bir muhalefet hattına oturmaktadır. Bu hattı da ara- genel seçim söylemi üzerinden biran önce mevcut iktidar yapısının, halkın gerilen ekonomik, sosyal ve siyasal geriginliğinin giderilmesine bağlamaktadır. Ortaya çıkan siyasi gerilim, Özgür Özel ve ekibinin CHP nin başına geldiğinde sergilediği uzlaşmacı siyasetten çok uzaklaştığını da göstermektedir.

4. Macaristan Örneği, İktidar Değişimi ve Sınırları

Macaristan’da 2026 seçimlerinde uzun süreli Viktor Orbán iktidarının sona ermesi, bazı çevrelerde “baskı rejimlerinin kalıcı olmadığı” yönünde bir yorum üretmiştir.³

Ancak bu yorum eksiktir. Çünkü;

·         İktidar değişimi anlayışı ile , sistem dönüşümü anlayışı eşit değildir,

·         Kurumlar değişmeden siyasal yapı aynı kalabilir,

·         Muhalefetin “kim gelirse gelsin değişim” yaklaşımı sürdürülebilir değildir

Macaristan muhalefetinin stratejisi “Orbán gitsin, yerine kim gelirse gelsin” şeklindeydi. Halka güvenli bir gelecek hedeflemeyen, sadece iktidarı değiştirmeyi amaçlayan bu yaklaşım, kalıcı dönüşüm için yeterli olup olmayacağı tartışmalıdır.

Türkiye bağlamında bu durum daha da belirgindir, çünkü devlet geleneği ve kurumsal yapı daha derin bir süreklilik taşımaktadır. Uygulanan yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi diye adlandırılan rejimle de kurumsal yapının yerine konulan ancak kurumların işleyişini ortadan kaldıran daha katı bir uygulama ortaya çıkarmaktadır.

5. Kurumsal Yapı ve Yapısal Kriz

Uluslararası raporlar, Türkiye’de sorunun yalnızca iktidar değişimiyle açıklanamayacağını göstermektedir. Yargı bağımsızlığı, medya yapısı ve kurumsal denge mekanizmaları yapısal sorun alanları olarak tanımlanmaktadır.⁴

Bu durum şunu ortaya koymaktadır. Sorun yalnızca “kim iktidarda” değil, “iktidarın hangi kurumsal yapı içinde işlediğidir.”

Kurumsal yapı değişmeden siyasal aktör değişimi kalıcı dönüşüm üretmez. Çok daha rejmin derin kriz yaratan sorunları uygulamalar yapıldıkça görünür hale gelmektedir. Uzun bir gelenek olarak var olan meclis üzerinden yürütülen işleyiş gittikçe işlevsiz hale gelir bir yapısal sorun haline gelmektedir.

Adalet Bakanı Gürlek, basına yaptığı açıklamada 12. Yargı Paketi'ne ilişkin soruya "12. Yargı Paketi'ni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne sunduk. Oradan geçtikten sonra da Adalet Komisyonu... İnşallah o sırada da kamuoyuna bilgilendirme yapacağız." yanıtını vermiştir. Kurumsal yapıların nasıl değiştiğini bu örnek bize göstermektedir.

6. Dönüşüm ve İktidar Siyaseti Ayrımı

Siyasal mücadeleler çoğu zaman “iktidarı kim kazanacak?” sorusu etrafında şekillenir. Oysa bu soru, meselenin yalnızca yüzeyini ifade eder. Asıl belirleyici olan, iktidarın hangi kurumsal yapı içinde ve hangi siyasal mantıkla kullanılacağıdır. Bu noktada siyaset iki temel hatta ayrılır, iktidarı ele geçirmeye odaklanan siyaset ile sistemi dönüştürmeyi hedefleyen siyaset.

İktidar odaklı siyaset, doğası gereği kısa vadeli ve seçim merkezlidir. Bu yaklaşımda temel amaç, mevcut düzen içinde güç dengelerini değiştirerek yönetim yetkisini elde etmektir. Ancak bu tür bir siyaset, çoğu zaman mevcut kurumsal yapıyı veri kabul eder. Yargı, bürokrasi, medya ve ekonomik ilişkiler ağı sorgulanmadan devralınır. Bu nedenle iktidar değişse bile, bu yapılar içinde hareket eden yeni aktörler zamanla benzer refleksler geliştirme eğilimine girer. Türkiye’nin çok partili siyasal tarihi, bu döngünün tekrarlandığı örneklerle doludur. 1950’de Demokrat Parti’nin yükselişi, 1970’lerde farklı koalisyonlar, 1990’lar boyunca değişen hükümetler—her biri iktidarı değiştirmiş, ancak devletin işleyiş mantığını köklü biçimde dönüştürememiştir.

Buna karşılık dönüşüm odaklı siyaset, iktidarı bir amaç değil araç olarak görür. Bu yaklaşımda esas mesele, kurumsal yapının yeniden inşasıdır. Yargının bağımsızlığı, medya alanının çoğulculuğu, bürokrasinin hesap verebilirliği ve ekonomik güç ilişkilerinin şeffaflığı, yalnızca teknik reform başlıkları değil, doğrudan siyasal dönüşümün temel unsurlarıdır. Bu nedenle dönüşüm siyaseti, seçim kazanmanın ötesinde toplumsal bir yön ve güven duygusu üretmek zorundadır. Halkı yalnızca oy veren bir kitle değil, bu dönüşümün öznesi olarak konumlandırır.

Emperyal gerilimlerin yoğun olduğu ülkelerde bu ayrım daha da belirgin hale gelir. Çünkü bu tür ülkelerde siyasal iktidar yalnızca iç dinamiklerle değil, aynı zamanda dış güç ilişkileriyle de şekillenir. Bu bağlamda anti-emperyalizm, retorik bir söylem olmaktan çıkıp kurumsal bir mesele haline gelir. Ekonomik bağımlılık ilişkileri, enerji politikaları, savunma stratejileri ve finansal sistemin yapısı, siyasal egemenliğin sınırlarını belirler. Dolayısıyla gerçek bir dönüşüm, bu alanlarda da yeniden yapılanmayı gerektirir.

Tam da bu noktada güncel muhalefet söyleminin sınırları ortaya çıkmaktadır. Mevcut söylem, ağırlıklı olarak hukukun ihlali ve demokratik standartların aşınması üzerinden kurulmaktadır. Bu önemli olmakla birlikte, tek başına yeterli değildir. Çünkü hukuk devleti talebi, mevcut kurumsal yapının nasıl yeniden tasarlanacağı sorusuna cevap vermediği sürece, eksik kalır. “Kurallara uyulsun” demek ile “kurallar nasıl olmalı” sorusuna cevap vermek arasında niteliksel bir fark vardır.

Bu nedenle dönüşüm siyaseti, yalnızca mevcut iktidarı eleştirmekle yetinemez, aynı zamanda alternatif bir kurumsal mimari ortaya koymak zorundadır. Aksi halde siyasal mücadele, aktörler arası bir rekabete indirgenir ve sistemin kendisi sorgulanmadan kalır.

Sonuç olarak, iktidarı ele geçirmek ile sistemi dönüştürmek arasındaki fark, yalnızca stratejik değil, tarihsel bir ayrımdır. Birincisi siyasal döngüyü yeniden üretir; ikincisi ise o döngüyü kırma potansiyeli taşır. Türkiye’nin içinde bulunduğu emperyal gerilim ve kurumsal kriz bağlamında, bu ayrım yalnızca teorik değil, doğrudan pratik sonuçlar doğuracak bir nitelik kazanmaktadır.

Sonuç

Özgür Özel’in çıkışı, mevcut siyasal atmosferde güçlü bir muhalefet refleksi olarak değerlendirilebilir. Ancak Ecevit örneğinde görülen türden bir egemenlik üretim kapasitesi taşımamaktadır.

Türkiye gibi emperyal gerilimlerin yoğun olduğu ülkelerde siyasal dönüşüm, yalnızca iktidarın değişmesiyle değil, kurumsal yapının yeniden inşasıyla mümkündür.

Bu bağlamda temel ayrım açıktır,

Restleşme siyaseti, Anlık siyasal etki üretir

Dönüşüm siyaseti, Tarihsel ve yapısal sonuç üretir

Tarih, yalnızca meydan okuyanları değil, sistemi dönüştürenleri hatırlar.

 

Dipnotlar

¹ Özgür Özel, Ataşehir konuşması, Nisan 2026.
² Bülent Ecevit, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Konuşması,
³ Euronews Türkçe, “Macaristan seçimleri”, 2026.
⁴ HRW & ICJ, Türkiye İnsan Hakları Brifingi, TBMM sunumu, Kasım 2025.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Emperyal Gerilim Altında Siyaset, Muhalefetin Sertleşen Dili, Ecevit Mirası ve Egemenlik Tartışması

Özet Bölgemizde yaşanan savaş ortamında emeryalistler arasındaki çatışmaların gittikçe su yüzüne çıktığı, halklara başka başka hikayeler a...