13 Nisan 2026 Pazartesi

Ara Seçim, Sandıktan Kaçış mı, Sandığa Çağrı mı?

Son günlerde muhalefetin ısrarla üzerinde durduğu ve sıklıkla tekrarladığı, seçim talebi ile ara seçim yapılsın mı? yapılmasın mı?  sorusu gündeme oturdu. Ara seçim isteği  Türkiye’de siyaseti bir kez daha sandık etrafında düğümlenir kılıyor. Ancak bu kez tartışma, bir seçimin sonucu üzerine değil, seçimin yapılıp yapılmaması üzerine. İktidar cephesi ara seçime mesafeli, hatta açıkça karşı. Muhalefet ise ısrarla sandığı işaret ediyor. Bu tablo, basit bir taktik farklılığından çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü mesele yalnızca seçim değil, halkın iradesinin ne zaman ve hangi koşullarda tecelli edeceği meselesidir. Doğrudan demokrasi talebi.Çünkü sandık demokrasilerde vazgeçilmez bir ölçü ve temsili demokrasinin vaz geçilmez bir varlık nedeni.

Cumhur iktidar blokunun ara seçime karşı çıkışı, yüzeyde “istikrar” gerekçesiyle açıklanıyor. Yönetimde süreklilik, ekonomik programın kesintiye uğramaması, siyasal düzenin korunmasıve son zamanlarda yaşanan İran- ABD, İsrail savaşı… Bunlar ilk bakışta topluma makul görünen argümanlar. Ancak siyasette hiçbir gerekçe, kendi başına masum değildir. Her gerekçe, aynı zamanda bir tercihin ifadesidir. Buradaki tercih ise açıktır. Mevcut siyasal dengenin ve iktidarın korunması.

Çünkü ara seçim, yalnızca TBMM ‘de boşalan koltukların doldurulması değildir. Ara seçim, mevcut siyasal meşruiyetin yeniden tartıya çıkmasıdır. İktidar açısından bu tartı, risklidir. Ekonomik sıkıntıların derinleştiği, hayat pahalılığının geniş kesimler üzerinde baskı kurduğu bir dönemde sandığın kurulması, yalnızca teknik bir süreç değil, aynı zamanda toplumsal bir rızanın,iktidar olanlara karşı varlıgının ölçülmesidir. Seçim sonucu ise her zaman öngörülebilir değildir.

Muhalefetin ara seçim ısrarı ise tam bu noktada anlam kazanıyor. Sandık çağrısı, yalnızca temsil eksikliğini gidermek için değil, aynı zamanda siyasal iktidarı değiştirmek için yapılır. Çünkü sandık, muhalefet için bir fırsattır. Toplumsal hoşnutsuzluğun görünür hale gelmesi, siyasal dilin ve toplumsal barış, güvenlik ve esenliğin yeniden kurulması ve iktidarın sorgulanması için bir zemin oluşturur.

Burada dikkat çekici olan, iki tarafın da aynı gerçeği farklı yerden okumasıdır. İktidar sandığı bir risk olarak görürken, muhalefet onu bir imkân olarak görüyor. Bu durum, aslında siyasetin en temel yasalarından birine işaret eder. Güçlü, bulunduğu yeri korumak ister, güçsüz olan ise o yeri değiştirmeye çalışır.

Ancak mesele yalnızca bugünün dengeleriyle açıklanamaz. Bunun ne anlama geldiğini görmek için Türkiye’nin siyasi tarihine bakmak  gerekiyor.Ara seçimlerin çoğu zaman büyük toplumsal kırılmaların habercisi olduğunu gösteriyor. 1979’da yaşananlar, bunun en çarpıcı örneğidir. O dönem yapılan ara seçim, yalnızca bir sonuç üretmemiş, bir süreci tetiklemiştir. Siyasal istikrarsızlık derinleşmiş, toplumdaki gerilim artmış ve ülke yeni bir döneme sürüklenmiştir.

Bugün elbette aynı koşullar yok. Siyasal sistem değişmiş, yönetim modeli farklılaşmıştır. Ancak değişmeyen bir şey vardır. Halkın ekonomik ve sosyal koşullara verdiği tepki. Dün kuyruklar vardı, bugün bir küçük azınlık dışarıda bırkılırsa toplumun neredeyse bütün kesimlerinde geçim sıkıntısı var. Dün karaborsa konuşuluyordu, bugün alım gücü tartışılıyor. Biçimler değişse de öz aynı kalıyor. Ve bu öz, sandıkta kendini ifade etmenin bir yolunu mutlaka buluyor.

İktidarın ara seçimden kaçınması, yalnızca bir taktik hamle olarak okunmamalıdır. Bu aynı zamanda, halkın mevcut ruh halinin doğrudan test edilmesinden duyulan çekingenliğin de bir göstergesidir. Çünkü sandık, yalnızca oyların sayıldığı bir yer değil, aynı zamanda gerçeklerin açığa çıktığı bir alandır. O alanda propaganda sınırlıdır, algı yönetimi kırılgandır. Son sözü, doğrudan doğruya seçmen söyler.

Muhalefetin ısrarı ise kendi içinde bir risk barındırır. Sandık her zaman beklentileri karşılamaz. Toplumsal tepki örgütlü bir güce dönüşmediği sürece, seçim sonuçları beklenen değişimi üretmeyebilir. Bu nedenle sandık çağrısı, yalnızca bir talep değil, aynı zamanda bir hazırlık meselesidir. Toplumu ikna edemeyen bir muhalefet için seçim, fırsat olmaktan çok hayal kırıklığına dönüşebilir.

Bu noktada asıl soru şudur, Sandık, gerçekten kimin lehinedir? Bu sorunun cevabı, yalnızca partilerin gücünde değil, toplumun ruh halinde gizlidir. Eğer toplumda bir değişim isteği güçlü ise, sandık bu isteği görünür kılar. Ancak bu istek dağınık ve belirsiz ise, mevcut düzen kendini yeniden üretir.

Bugünün Türkiye’sinde ara seçim tartışması, bu açıdan bir turnusol kâğıdıdır. İktidarın temkinli duruşu ile muhalefetin ısrarı arasındaki gerilim, aslında daha derin bir gerçeği açığa çıkarıyor. Siyaset, yalnızca yönetme meselesi değil,  aynı zamanda toplumsal rızayı sürekli yeniden üretme meselesidir.

Ve rıza, ertelendiğinde ortadan kalkmaz. Sadece birikir.

Ara seçimler işte bu birikimin ölçüldüğü anlardır. Bu nedenle mesele, sandığın kurulup kurulmayacağından ibaret değildir. Asıl mesele, o sandığın neyi ortaya çıkaracağıdır.

Çünkü bazen en büyük siyasal krizler, yapılmayan seçimlerin gölgesinde büyür. Ve bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey, sandığın kendisi değil, sandıktan kaçınma iradesidir.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ara Seçim, Sandıktan Kaçış mı, Sandığa Çağrı mı?

Son günlerde muhalefetin ısrarla üzerinde durduğu ve sıklıkla tekrarladığı, seçim talebi ile ara seçim yapılsın mı? yapılmasın mı?   sorusu ...