Son
günlerde muhalefetin ısrarla üzerinde durduğu ve sıklıkla tekrarladığı, seçim
talebi ile ara seçim yapılsın mı? yapılmasın mı? sorusu gündeme oturdu. Ara seçim isteği Türkiye’de siyaseti bir kez daha sandık
etrafında düğümlenir kılıyor. Ancak bu kez tartışma, bir seçimin sonucu üzerine
değil, seçimin yapılıp yapılmaması üzerine. İktidar cephesi ara seçime
mesafeli, hatta açıkça karşı. Muhalefet ise ısrarla sandığı işaret ediyor. Bu
tablo, basit bir taktik farklılığından çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü
mesele yalnızca seçim değil, halkın iradesinin ne zaman ve hangi koşullarda
tecelli edeceği meselesidir. Doğrudan demokrasi talebi.Çünkü sandık
demokrasilerde vazgeçilmez bir ölçü ve temsili demokrasinin vaz geçilmez bir
varlık nedeni.
Cumhur
iktidar blokunun ara seçime karşı çıkışı, yüzeyde “istikrar”
gerekçesiyle açıklanıyor. Yönetimde süreklilik, ekonomik programın kesintiye
uğramaması, siyasal düzenin korunmasıve son zamanlarda yaşanan İran- ABD,
İsrail savaşı… Bunlar ilk bakışta topluma makul görünen argümanlar. Ancak
siyasette hiçbir gerekçe, kendi başına masum değildir. Her gerekçe, aynı
zamanda bir tercihin ifadesidir. Buradaki tercih ise açıktır. Mevcut siyasal dengenin
ve iktidarın korunması.
Çünkü
ara seçim, yalnızca TBMM ‘de boşalan koltukların doldurulması değildir. Ara
seçim, mevcut siyasal meşruiyetin yeniden tartıya çıkmasıdır. İktidar açısından
bu tartı, risklidir. Ekonomik sıkıntıların derinleştiği, hayat pahalılığının
geniş kesimler üzerinde baskı kurduğu bir dönemde sandığın kurulması, yalnızca
teknik bir süreç değil, aynı zamanda toplumsal bir rızanın,iktidar olanlara
karşı varlıgının ölçülmesidir. Seçim sonucu ise her zaman öngörülebilir
değildir.
Muhalefetin
ara seçim ısrarı ise tam bu noktada anlam kazanıyor. Sandık çağrısı, yalnızca
temsil eksikliğini gidermek için değil, aynı zamanda siyasal iktidarı
değiştirmek için yapılır. Çünkü sandık, muhalefet için bir fırsattır. Toplumsal
hoşnutsuzluğun görünür hale gelmesi, siyasal dilin ve toplumsal barış, güvenlik
ve esenliğin yeniden kurulması ve iktidarın sorgulanması için bir zemin
oluşturur.
Burada
dikkat çekici olan, iki tarafın da aynı gerçeği farklı yerden okumasıdır.
İktidar sandığı bir risk olarak görürken, muhalefet onu bir imkân olarak
görüyor. Bu durum, aslında siyasetin en temel yasalarından birine işaret eder.
Güçlü, bulunduğu yeri korumak ister, güçsüz olan ise o yeri değiştirmeye
çalışır.
Ancak
mesele yalnızca bugünün dengeleriyle açıklanamaz. Bunun ne anlama geldiğini
görmek için Türkiye’nin siyasi tarihine bakmak
gerekiyor.Ara seçimlerin çoğu zaman büyük toplumsal kırılmaların
habercisi olduğunu gösteriyor. 1979’da yaşananlar, bunun en çarpıcı örneğidir.
O dönem yapılan ara seçim, yalnızca bir sonuç üretmemiş, bir süreci
tetiklemiştir. Siyasal istikrarsızlık derinleşmiş, toplumdaki gerilim artmış ve
ülke yeni bir döneme sürüklenmiştir.
Bugün
elbette aynı koşullar yok. Siyasal sistem değişmiş, yönetim modeli
farklılaşmıştır. Ancak değişmeyen bir şey vardır. Halkın ekonomik ve sosyal
koşullara verdiği tepki. Dün kuyruklar vardı, bugün bir küçük azınlık dışarıda
bırkılırsa toplumun neredeyse bütün kesimlerinde geçim sıkıntısı var. Dün
karaborsa konuşuluyordu, bugün alım gücü tartışılıyor. Biçimler değişse de öz
aynı kalıyor. Ve bu öz, sandıkta kendini ifade etmenin bir yolunu mutlaka
buluyor.
İktidarın
ara seçimden kaçınması, yalnızca bir taktik hamle olarak okunmamalıdır. Bu aynı
zamanda, halkın mevcut ruh halinin doğrudan test edilmesinden duyulan
çekingenliğin de bir göstergesidir. Çünkü sandık, yalnızca oyların sayıldığı
bir yer değil, aynı zamanda gerçeklerin açığa çıktığı bir alandır. O alanda
propaganda sınırlıdır, algı yönetimi kırılgandır. Son sözü, doğrudan doğruya
seçmen söyler.
Muhalefetin
ısrarı ise kendi içinde bir risk barındırır. Sandık her zaman beklentileri
karşılamaz. Toplumsal tepki örgütlü bir güce dönüşmediği sürece, seçim sonuçları
beklenen değişimi üretmeyebilir. Bu nedenle sandık çağrısı, yalnızca bir talep
değil, aynı zamanda bir hazırlık meselesidir. Toplumu ikna edemeyen bir
muhalefet için seçim, fırsat olmaktan çok hayal kırıklığına dönüşebilir.
Bu
noktada asıl soru şudur, Sandık, gerçekten kimin lehinedir? Bu sorunun cevabı,
yalnızca partilerin gücünde değil, toplumun ruh halinde gizlidir. Eğer toplumda
bir değişim isteği güçlü ise, sandık bu isteği görünür kılar. Ancak bu istek
dağınık ve belirsiz ise, mevcut düzen kendini yeniden üretir.
Bugünün
Türkiye’sinde ara seçim tartışması, bu açıdan bir turnusol kâğıdıdır. İktidarın
temkinli duruşu ile muhalefetin ısrarı arasındaki gerilim, aslında daha derin
bir gerçeği açığa çıkarıyor. Siyaset, yalnızca yönetme meselesi değil, aynı zamanda toplumsal rızayı sürekli yeniden
üretme meselesidir.
Ve
rıza, ertelendiğinde ortadan kalkmaz. Sadece birikir.
Ara
seçimler işte bu birikimin ölçüldüğü anlardır. Bu nedenle mesele, sandığın
kurulup kurulmayacağından ibaret değildir. Asıl mesele, o sandığın neyi ortaya
çıkaracağıdır.
Çünkü
bazen en büyük siyasal krizler, yapılmayan seçimlerin gölgesinde büyür. Ve
bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey, sandığın kendisi değil, sandıktan
kaçınma iradesidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder