Özet
Taşınmaz alım-satım işlemleri, tapu harcı ve gelir
vergisi bakımından uzun yıllar boyunca büyük ölçüde beyana dayalı bir
vergilendirme rejimi içinde yürütülmüştür.
9
Ocak 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na “Tapu
Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” sunulmuştur. Kanun Teklifi’nin 1’inci
maddesi ile Tapu Kanunu’na eklenmesi öngörülen düzenleme kapsamında;
“Sermaye Piyasası Kurulu ile Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yetkilendirilen değerleme kuruluşlarınca,
konut finansmanı ve sermaye piyasası mevzuatı uyarınca düzenlenen gayrimenkul
değerleme raporlarının, bu raporları düzenlettiren kamu kurum ve kuruluşları,
bankalar ve diğer finans kuruluşları tarafından, raporun düzenlendiği tarihte,
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne elektronik ortamda ve bedelsiz olarak
gönderilmesi zorunlu hale getirilmektedir.”
2026 yılı itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülen
taşınmaz değer bilgi sistemi ve zorunlu değerleme raporları ise bu alanı hem
Harçlar Kanunu hem de Gelir Vergisi Kanunu bakımından köklü biçimde
dönüştürmektedir. Bu çalışmada, taşınmaz alım-satımlarında mevcut uygulama ile
değişmesi beklenen rejim karşılaştırmalı olarak ele alınmakta, özellikle satış
kazançlarının değer artış kazancı mı yoksa ticari kazanç mı kapsamında
vergilendirileceği hususu yargı içtihatları ışığında değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Tapu harcı, taşınmaz satışı, değer artış kazancı,
ticari kazanç, değerleme raporu.
1. Giriş
Taşınmaz alım-satımları, Türk vergi sisteminde hem
harç hem de gelir vergisi bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Ancak mevcut
sistemde tapu işlemlerinde beyan edilen bedel ile taşınmazın gerçek piyasa
değeri arasında çoğu zaman ciddi farklar oluşmakta, bu durum tapu harcı ve
gelir vergisi yönünden eksik vergilendirmeye yol açmaktadır. İdarenin bu
alandaki denetim imkânları ise büyük ölçüde sonradan yapılan incelemelerle
sınırlı kalmıştır.
2026 yılı itibarıyla hayata geçirilmesi planlanan
taşınmaz değer bilgi sistemi, bu yapıyı değiştirmeyi ve vergilendirmede maddi
gerçeği esas almayı hedeflemektedir.
2. Harçlar Kanunu Açısından Taşınmaz
Devirleri
2.1. Mevcut Hukuki Durum
Tapu ve kadastro işlemlerinde alınan harçlar, Harçlar
Kanunu’nun 57’nci maddesi uyarınca tapu işlemlerine konu değer üzerinden
alınmaktadır¹. Aynı Kanun’un 63’üncü maddesinde ise harcın matrahının,
işlemde beyan edilen değer olduğu düzenlenmiştir².
Bu düzenleme nedeniyle tapu harcı uygulaması uzun
yıllar boyunca tarafların beyanına dayalı olarak yürütülmüş; idarenin gerçek
bedeli esas alarak harç tarh etmesi istisnai durumlarla sınırlı kalmıştır.
Danıştay da yerleşik içtihatlarında, tapu harcında kural olarak beyan edilen
bedelin esas alınacağını kabul etmiştir³.
2.2. Değerleme Raporları ile Ortaya
Çıkacak Yeni Rejim
Yetkili değerleme kuruluşlarınca düzenlenen raporların
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne elektronik ortamda iletilmesiyle birlikte,
idare taşınmazların gerçek piyasa değerine sistematik biçimde ulaşabilecektir.
Bu durum, Harçlar Kanunu’nda açık bir değişiklik yapılmasa dahi, tapu harcının
matrahının fiilen gerçek satış bedeline dayanması sonucunu doğuracaktır.
Bu yönüyle tapu harcı, şekli bir yükümlülük olmaktan
çıkarak ekonomik gerçekliğe dayalı bir yapıya kavuşacaktır.
3. Gelir Vergisi Kanunu Açısından
Taşınmaz Satış Kazançları
3.1. Değer Artış Kazancı (GVK
Mükerrer 80)
Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80’inci maddesi, taşınmazların iktisap tarihinden
itibaren beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançları değer
artış kazancı olarak tanımlamaktadır⁴. Aynı maddede, safi kazancın tespitinde
iktisap bedelinin ÜFE artış oranında endekslenmesi öngörülmüştür.
Uygulamada satış bedelinin tapuda düşük gösterilmesi
nedeniyle değer artış kazancı çoğu zaman vergilendirme dışı kalmaktadır. Buna
karşın Danıştay, vergilendirmede gerçek kazancın esas alınacağını açıkça
ortaya koymaktadır⁵. Değerleme raporlarıyla birlikte bu yaklaşımın fiilen
uygulanması mümkün hâle gelecektir.
3.2. Ticari Kazanç Kapsamında
Değerlendirme (GVK m.37)
GVK’nın 37’nci maddesi, her türlü ticari ve sınai
faaliyetten doğan kazançları ticari kazanç olarak tanımlamaktadır⁶. Taşınmaz
satışları bakımından ise bu ayrım büyük ölçüde Danıştay içtihatlarıyla
belirlenmektedir.
Danıştay’a göre;
- satışların
süreklilik arz etmesi,
- bir
organizasyon dâhilinde gerçekleştirilmesi,
- kazanç
elde etme amacının bulunması
hâllerinde taşınmaz satışları ticari kazanç olarak vergilendirilmektedir⁷.
Özellikle kısa süreler içinde çok sayıda taşınmaz
satışı yapılması, ticari faaliyet göstergesi olarak kabul edilmektedir⁸.
Merkezi veri sistemi sayesinde bu unsurların tespiti kolaylaşacak ve ticari
kazanç yorumu uygulamada daha yaygın hâle gelecektir.
4. Alıcı Açısından İzaha Davet Riski
Taşınmazın değerleme raporunda yer alan bedel ile
alıcının beyan edilen gelirleri arasındaki uyumsuzluk, Vergi Usul Kanunu’nun
370’inci maddesi kapsamında izaha davet sürecini gündeme getirebilecektir⁹.
Bu durum, taşınmaz alımlarında finansman kaynağının açıklanabilirliğini daha da
önemli hâle getirmektedir.
5. Sonuç
2026 yılı itibarıyla taşınmaz alım-satımlarında:
- Tapu
harcı bakımından beyan esaslı yapı büyük ölçüde sona erecek,
- Değer
artış kazancı vergilemesi yaygınlaşacak,
- Ticari
kazanç yorumu uygulamada belirleyici hâle gelecektir.
Bu dönüşüm, taşınmaz işlemlerinin artık yalnızca özel
hukuk değil, yoğun biçimde vergi hukuku perspektifiyle ele alınmasını
zorunlu kılmaktadır.
Dipnotlar
- Harçlar
Kanunu m.57.
- Harçlar
Kanunu m.63.
- Danıştay
7. D., 22.02.2017 T., E.2014/4646, K.2017/1025.
- GVK
mükerrer m.80.
- Danıştay
4. D., 18.03.2015 T., E.2013/5261, K.2015/1376.
- GVK m.37.
- Danıştay
9. D., 10.10.2018 T., E.2016/12345, K.2018/5678.
- Danıştay
VDDK, 25.11.2020 T., E.2019/789, K.2020/624.
- VUK
m.370.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder