Kayıtlar

KRİZ DÖNEMLERİNDE İŞLETMELERDE KURUMSALLAŞMA VE MUHASEBENİN ÖNEMİ

    Giriş   Ekonomik kriz dönmelerinde, işletmelerin yollarını daha çabuk kaybettikleri ve işletme yönetiminin, süreçlerin yönetiminde karar alırken tüm paydaşların çıkarlarını gözetmekte zorluklarla karşılaştıkları ve en uygun değer noktasının bulunmasında bir kılavuza ihtiyaç duydukları kaçınılmazdır. Kurumsallaşma, bir işletmenin uzun vadeli başarısı ve sürdürülebilirliği için kritik öneme sahiptir. Bu süreç, şirketlerin yapılarını, işleyişlerini ve kültürlerini profesyonelleştirerek, piyasa değişikliklerine ve iç dinamiklere hızlı ve etkin bir şekilde yanıt verebilmelerini sağlar. Muhasebe ise, kurumsallaşmanın temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Şeffaf, doğru ve zamanında finansal raporlama, tüm paydaşların güvenini kazanmak ve karar alma süreçlerini iyileştirmek için önem arz etmektedir. Kurumsallaşma da Muhasebenin Rolü   Muhasebe, bir işletmenin finansal sağlığını ölçen ve raporlayan bir araçtır. Kurumsal yapı içerisinde muhasebenin rolü...

YEREL SEÇİMLERDE İKTİDAR OLMANIN PARADOKSU

  Paradoks, bir önermenin hem doğru hem de yanlış olma durumu. Bir önerme hem yanlış, hem de doğru olabilir mi? Bu sorun Giritli filozof  Knossoslu   Epimenides 'in ardından adlandırılmıştır. Epimenides kendisi de bir Giritli olarak “Tüm Giritliler yalancıdır” söyleminde yer bulmaktadır. Epimenides'in bu ifadesi,  Epimenides paradoksu olarak adlandırılır. Zaman zaman yalancı paradoksu veya Giritli paradoksu olarak da anılmıştır. Bir önerme söyleyen açısından, hem doğru hem de yanlış olmaz. Kendisi Giritli olan Epimenides’in söylediği doğru ise kendisi de Giritli olması dolayısıyla yalancı olması gerekir. Eğer Epimenides yalancıysa tüm Giritlilerin söylediği gibi Tüm Giritliler Yalancıdır önermesi de yanlış olması gerekir. Doğru söylediğine inanılırsa yalan söylediği anlaşılır. Tersi durumda ise önermesi yanlış kabul edilirse kendisinin doğru söylüyor olması gerekir ki, ama kendisi de Giritlidir.   Söylediği şey iki durumda da bir çel...

İDEOLOJİSİZ İDEOLOJİ !!!...

  İdeoloji “…düşün bilimsel, toplumsal ya da siyasal bir öğreti oluşturan, ülkü olarak da benimsenebilen, kişi ve kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü. “olarak Oxford Languages  tanımlamaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise” Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Uzunca bir zamandan bu tarafa ülkemizde bir düşünme sorunu yaşanmaktadır.   Bizde 12 Eylül 1980 ile başlayan ve 1989 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin ( çok önceden sosyalist düşünceden vaz geçilmişti ama bu tarihte resmileşmesi) resmi olarak sosyalist düşünceden vaz geçmesi ile Dünya’da yeni bir dünya düzeni kurulması için bazıları özellikle de liberaller çok sevinmişti. Bu iki olayın altında yatan temel araç üretim ilişkilerinin ve gelir dağılımının ortaya çıkardığı yeni durumlar. Ülkemizde 1980 askeri cuntası i...

İKLİM DEĞİŞİR MEVSİMLER AKDENİZ OLUR

  Belki ülkemize güzel günler gelir ve halkımız gülümser.   Bir beklenti, bir umut her şey güzel olur, ağaçlar yeşerir, orman olur. Bozkırlar çiçek açar yeni bir hayat doğar ve insanımız derin bir soluk alır ve gülümser. İnsanlığın epey bir zamandır yaşadığı dünya ile sorunları var. Çevre diye söylenen ve var oluşumuzun varlık nedeni, kaynağı doğayı zapt etme çabası. Doğa insanlığa bütün kaynaklarını sundukça, insanlık bu kaynaklar üzerinden medeni koşulların yaratılmasına çalışmış, kendi varlığının bir parçası olmuş. Zaman gelmiş ona yalvarmış, zaman gelmiş ona öfkelenmiş ama hiçbir zaman ondan vaz geçememiş. Onu korumuş, hatta bir birlerinin eksikliklerini giderir olmuşlar. Ta ki, zaman gelip insanlığın bu gizli anlaşmayı tek taraflı olarak bozana kadar.   İnsanlık bu anlaşmayı bozmuş ve doğaya ve kurallarına karşı durmaya çalışmış. Bir ölçüde doğanın kurallarına kafa tutmuş, onu kendi çıkarı için ehlileştirmeye çalışmış. İçerisindeki kaynakları elde etmek ve do...

EMEKLİNİN TOPLUMDAKİ YERİ, BİR VAR BİR YOK

    İnsanlar doğar, büyür ve ölürler. Yetişkin olduklarında topumda çeşitli roller alırlar.   Anne, baba sosyal roller olduğu gibi, maddi üretim sürecinde işçi, patron ya da bir meslek sahibi olarak yaptığı işe göre taksici, tamirci, mali müşavir, öğretmen, doktor, öğrenci vb. gibi. İnsanlar üreterek hayatlarını sürüdürler. Yaşamlarının büyük bir kısmını çalışarak geçirirler. Gelişmiş toplumlarda genç yaşlarda çalışarak geçirilen hayatlarının önemli bir bölümünde yaşlandıklarında da rahat bir hayat sürmesi için ücretlerinden( maaşlarından) kesintiler yapılarak devlet tarafından biriktirilir.   Bu herkes tarafından bilinen, Sosyal Sigortalar Kurumuna ücretlerimizden(maaşlardan) kesilen tutarlardır. Bu kesintinin bir miktarı sağlık harcamalarını oluşturur. Çalışanların çalışırken ya da emekli olduğunda karşılaşacağı hastalıkların tedavisini karşılamak için olur. Önemli bir kısmı da emekli olduklarında, rahat bir hayat sürmelerini sağlamak üzere emekli maaşı almal...

BEKLENEN KARA TREN GELMİYOR ARTIK

  Çalışanlar ve emekliler açısından zor bir yıl geride kaldı. Zordu ama yapacakları başka da bir şey yoktu. Örgütlü çalışan kesimler toplu sözleşmelerle, bir nispette olsa haklarını almak için üretimden gelen güçlerini kullanarak, kısmi de olsa haklarını ve menfaatlerini koruyabiliyorlar. Yaklaşık on altı milyon emekli, örgütlü olmadığı, kendi aralarında kurmuş oldukları sendikaları olsa da bu sendikal kuruluşları iktidarın tanımadığı ve her fırsatta kapatmak istediği aşikâr. Ancak örgütlü olmasalar da önemli bir oy baskısına sahip oldukları da ortada. Emekliler partisi kursalar neredeyse iktidar olabilirler. Temmuz 2023 ayında yapılan yüzde yirmi beş ücret artışından yaklaşık dokuz milyon emekli yararlanamamış, aldığı 7.500 TL, maşlarda artış olmasına rağmen değişmemiş ve aynı emekli maaşını almaya devam etmişlerdir. O zaman öğrendiler ki, asıl maaşları yüzde yirmi beş artışa rağmen değişmeyen bir kök ücretleri olduğu. Kök maaşlarında bir düzenleme yapılmadan yüzdelerle ar...

ARKAMA DİZİLMEYENİN YAŞAMA HAKKI

  Ülkemiz zor koşullardan geçmektedir. Bir tarafta kötü yönetimden kaynaklanan ekonomik zorluklar, diğer tarafta gittikçe toplumda oluşturulmaya çalışılan kutuplaşma. Ne zaman toplum kesimlerinin bütününü ilgilendiren bir sorun ortaya çıksa, toplumun bir kesimi diğerlerinden daha fazla sahiplenerek, onları suçlu gösterme peşinde. Uluslaşma sürecinde ortaya çıkan milliyetçilik, kendi olma ve sahiplenme konusunda ucu belli olmayan bir noktaya sorunları taşıyabilmektedir. Güç odakları bu duygunun, tutumun, karar verme ve sonuçta bir davranışa dönüşmesi konusunda ortaya çıkan anlayıştan yararlanmak isteme çabası. Ülkenin birçok sorunu olduğu halde bu sorunlarla ilgilenmemektedir. Ortaya çıkan sorunlar kendisinin sorunu değilmiş gibi davranmaktadır. İyilikler hep kendilerinden kötülükler ise kendi değerlerine zarar verecek, her zaman başkalarından geldiği inancına sahiptirler. Kendini toplumun özü ve öznesi sayarken, kendinden başkasını düşman ilan edecek ve onu yok edecek...