Sanayisizleşme her zaman fabrikanın kapısına kilit vurulmasıyla başlamaz. Bazen fabrika çalışır ama yeni makine alınmaz, yatırım ertelenir, Ar-Ge bütçesi kısılır, işletme sermayesi üretim yerine borç çevirmeye gider. Asıl tehlike, bir ülkenin bugünkü üretimini sürdürürken yarının üretme yeteneğini kaybetmesidir.
TOBB
Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun 4 Ağustos'ta Kahramanmaraş’ta yaptığı açıklamalar bu
nedenle önemlidir. Yüksek enflasyon, faiz, daralan kredi limitleri, yüksek
teminat talepleri ve finansman maliyetlerinin reel sektörü zorladığını belirten
Hisarcıklıoğlu; KGF destekli kredilerin artırılmasını, TOBB Nefes Kredilerinin
sürdürülmesini, ihracat reeskont kredilerinin 70 milyar dolara çıkarılmasını ve
döviz dönüşüm desteğinin güçlendirilmesini istedi.
Peki,
bu öneriler sanayisizleşmeyi
durdurabilir mi?
Kısa
vadede sanayiciye nefes aldırabilir. Ancak tek başına çözüm değildir.
Çünkü
Türkiye'nin sanayi sorunu yalnızca kredi sorunu değildir.
Rakamlar ne söylüyor?
Türkiye
ekonomisi 2024'te yüzde 3,2 büyürken sanayinin büyümesi yalnızca yüzde 0,5'te
kaldı. İmalat sanayinin GSYH içindeki payı yüzde 16,8 olarak gerçekleşti. Daha
dikkat çekici olan ise teknoloji yapısıdır. 2025'te imalat sanayi ürünleri
satışlarının yalnızca yüzde 3,6'sı yüksek teknoloji ürünlerinden oluşurken,
düşük ve orta-düşük teknoloji ürünlerinin toplam payı yüzde 67,5 oldu.
Yani
sorun yalnızca “ne kadar üretiyoruz?”
değildir.
Asıl
soru, “ne üretiyoruz ve ne kadar katma
değer yaratıyoruz?” sorusudur.
2026
verileri de istikrarlı bir tabloya henüz işaret etmiyor. Nisan ayında sanayi
üretimi yıllık yüzde 6 artarken, Mayıs ayında yıllık değişim sıfır oldu; aylık
sanayi üretimi yüzde 2,9 imalat sanayi üretimi yüzde 3,3 geriledi. Aynı dönemde
imalat sanayi üretici fiyatları yıllık yüzde 30,72 arttı.
Sanayici
böyle bir ortamda yalnızca üretmiyor; aynı zamanda yüksek maliyet, yüksek faiz,
daralan iç pazar ve dış rekabetle mücadele ediyor.
Sanayici neden yatırım yapamıyor?
Sanayici
hammaddesini bugün alıyor, işçisinin ücretini ve enerjisini bugün ödüyor; fakat
sattığı malın parasını aylar sonra tahsil ediyor. Aradaki finansman açığını
krediyle kapatıyor. Faiz yükseldiğinde maliyet artıyor, kredi limiti
daraldığında üretim kapasitesi düşüyor.
Bir
noktadan sonra sanayici yatırım yapmayı değil, ayakta kalmayı düşünüyor.
İşte
sanayisizleşmenin sessiz başlangıcı budur.
Çünkü
yatırım ertelenirse teknoloji eskir. Teknoloji eskirse verimlilik düşer.
Verimlilik düşerse rekabet gücü zayıflar. Sonunda fabrika açık kalsa bile ülke
geleceğin sanayisini kaybetmeye başlar.
Üstelik
Türkiye yalnızca finansman sorunuyla karşı karşıya değildir. Çin'in ölçek
ekonomisi ve kamu destekleri, Avrupa pazarındaki yavaşlama, enerji ve işçilik
maliyetleri Türkiye sanayicisinin rekabet gücünü zorlamaktadır.
Buna
karşı yalnızca daha fazla kredi vermek yeterli değildir.
Türkiye'nin yeni bir sanayi
politikasına ihtiyacı var
KGF
kredileri, reeskont kredileri ve ihracat destekleri gereklidir. Fakat bunlar yangına su taşımaktır.
Kalıcı
çözüm; yüksek teknoloji yatırımlarını, Ar-Ge'yi, nitelikli işgücünü, mesleki
eğitimi, yerli ara malı üretimini, enerji verimliliğini ve ihracatta yüksek
katma değeri destekleyen uzun vadeli bir sanayi politikasıdır. Her şeyden önce
de ülkede öngörülebilir bir hukuk düzenin var olması gerekir.
Kamu
desteği yalnızca işletmenin borcunu çevirmesine değil; yatırım yapmasına, yeni
istihdam yaratmasına, teknoloji geliştirmesine ve verimliliğini artırmasına
bağlanmalıdır. Çevresel sürdürülebilir bir yatırım oratmı yaratması gerekir.
Çünkü
devletin görevi her işletmenin zararını
finanse etmek değil, üretken yatırımı finansal spekülasyondan daha cazip hale
getirecek ekonomik düzeni kurmaktır.
Bir
fabrikanın kapanması da yalnızca ekonomik bir olay değildir. O fabrikanın
işçisi, mühendisi, tedarikçisi, servisçisi, esnafı ve yıllar içinde
biriktirdiği üretim bilgisi ve çevresiyle kurduğu sosyal ve kültürel bir bağı vardır.
Fabrika kapanınca yalnızca makine
susmaz; emek, bilgi ve üretim hafızası da kaybolur.
Bu
nedenle sanayi politikası aynı zamanda sosyal politikadır.
TOBB'un
çağrısı önemlidir. Reel sektörün bugün finansmana ihtiyacı vardır. Ancak kredi
sanayinin oksijenidir; tek başına sağlıklı bir sanayi yaratmaz.
Türkiye'nin
ihtiyacı yalnızca sanayiciye kredi vermek değil, sanayicinin yeniden yatırım
yapabileceği bir ekonomik ortam yaratmaktır.
Öngörülebilir
ekonomi politikası, hukuksal sistemi, rekabetçi enerji maliyeti, nitelikli
insan gücü, yüksek teknoloji, Ar-Ge ve uzun vadeli finansman olmadan
sanayisizleşme riski ortadan kalkmaz.
Çünkü
bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca bankasındaki para değildir.
Fabrikasında ürettiği mal,
mühendisinin geliştirdiği teknoloji, işçisinin alın teri ve geleceğini kendi
elleriyle üretebilme gücüdür.
TOBB'un
önerileri sanayiciye bugün nefes aldırabilir.
Ama
Türkiye'nin asıl ihtiyacı, yarın da üretebilen bir ekonomi kurmaktır.
Çünkü
fabrikalar kapanmadan da sanayisizleşme başlayabilir.
Mesele fabrikayı bugün açık tutmak
değil; Türkiye'nin yarın da üretebilmesini sağlamaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder