12 Ekim 2025 Pazar

Halktan İktidar İsteyenler “Nasıl “ Yapmalı Sorusunu Kendine Sormalı

 

İnsanlık tarihi boyunca üç soru belirleyici oldu. Nedir? Niçin? Nasıl?
İlkini Çin ve Hint düşüncesi sordu, varlığın özünü aradı. İkincisini Aristoteles sordu, neden-sonuç ilişkisini kurdu. Üçüncüsünü Newton sordu, doğayı anlamakla kalmayıp değiştirmeye başladı. Ve insanlık o andan itibaren bambaşka bir yola girdi.

Bugün Türkiye’de de mesele tam bu .Artık “ne” olduğumuzu, “neden” bu halde olduğumuzu herkes biliyor. Ama hâlâ bir türlü “nasıl değişeceğimizi” konuşamıyoruz.

İktidar yıllardır “niçin” sorusuna takılıp kalmış durumda. Niçin dış güçler, niçin faiz, niçin muhalefet… Ama halk artık sabırla bekliyor ve çok net soruyor. Nasıl düzelecek bu işler?

Nasıl geçineceğiz? Nasıl üretim yapacağız? Nasıl huzur bulacağız? Nasıl bir gelecek kuracağız?
Ve bu sorulara sadece iktidarın değil, muhalefetin de yanıt vermesi gerekiyor. Çünkü artık halk, “ne yapılmalı”yı değil, “nasıl yapılacak” kısmını duymak istiyor.

Kuru vaatlerin değil, somut yolların zamanı. Sloganların değil, yöntemlerin çağı.

Ekonomide “nasıl” sorusu, refahın kimin için üretileceğini belirler. Borçla mı büyüyeceğiz, bilgiyle mi? Rantla mı kalkınacağız, üretimle mi? Tüketimle mi ilerleyeceğiz, teknolojiyle mi?
Eğitimde “nasıl” sorusu, çocuklarımızın geleceğini çizer. Ezberle mi öğrenecekler, düşünen bireyler olarak mı yetişecekler?

Tarımda, sanayide, istihdamda da aynı şey geçerli. Bu ülkenin toprağı bereketli, genç nüfusu dinamik, halkı üretmeye hazır. Yeter ki onlara nasıl üretileceğini gösterecek bir plan, bir akıl, bir umut olsun.

“Nasıl” sorusu aslında bir kader sorusudur. Çünkü bu soru, düşüncenin eyleme dönüştüğü andır. Yani artık bir şey yapma zamanı demektir.

Siyaset, bu topraklarda çok uzun zamandır “niçin” tartışması yapıyor. Oysa artık herkesin sorması gereken tek soru kaldı: Nasıl olacak bu iş?

İktidar halkın bu sorusunu duymuyor. Ama muhalefet duymak zorunda. Çünkü halk, sadece değişim istemiyor; değişimin yolunu görmek istiyor.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı büyük laflar değil, büyük yöntemlerdir. Plan, program, uygulama, yol haritası… Bunlar olmadan hiçbir sözün karşılığı kalmaz.

O yüzden artık, halktan iktidar isteyen herkesin kendi kendine sorması gereken soru şudur: “Nasıl yapacağım?”

Cevabı olmayanlar, iktidar da olamaz. Çünkü bu ülke, artık sadece neden yoksul olduğunu değil, nasıl zenginleşeceğini bilmek istiyor.

Artık halk, “ne oldu?” ya da “neden böyle?” sorularıyla oy vermiyor.Karsizlar sürekli artıyor ise biraz da bu sorunlara bakmak lazım.Halkın beklentisi “Nasıl düzelir?” sorusuna cevap arıyor. Ana muhalefet partisi ve iktidara talip olan her yapı, bu soruya çözüm odaklı, uygulanabilir ve toplumsal karşılığı olan yanıtlar üretmek zorundadır. Çünkü halk, artık sadece umut değil, yol haritası istiyor.

“Türkiye artık ‘niçin böyle olduk’ tartışmasını geçti. Şimdi tek bir sorunun zamanı: Nasıl düzelteceğiz?”

8 Ekim 2025 Çarşamba

Yapay Zekâ Denetiminde Dijital Yanılgı: Deloitte Olayından KURGAN Uygulamasına Güven Sorunu

 

1. Giriş

Dijital dönüşüm, yalnızca üretim süreçlerini değil; denetim, vergi uyumu ve danışmanlık hizmetlerini de kökten değiştirmektedir. Yapay zekâ (YZ), kısa sürede büyük veri setlerinden sonuç çıkarma, tutarsızlıkları saptama ve öneri üretme kapasitesiyle kamu yönetiminde ve özel sektörde hızlıca benimsenmiştir. Ancak bu teknolojik ivme, insan muhakemesinin yerine makine kararlarını ikame ettiğinde 'dijital yanılgı' riskini de beraberinde getirmektedir. Son olarak Deloitte’un Avustralya’da yaşadığı olay, bu riskin ne kadar somut olabileceğini ortaya koymuştur.

2. Deloitte Olayı: Yapay Zekâ ile Hazırlanan Raporun Geri Ödemesi

2024 yılında Deloitte Avustralya, Çalışma ve İşyeri İlişkileri Bakanlığı (DEWR) için yaklaşık 440.000 dolarlık bir uyumluluk çerçevesi raporu hazırladı. Ancak raporda, yapay zekâ tarafından üretilen hatalı referanslar, yanlış atıflar ve doğrulanamayan kaynaklar tespit edildi. Yapay zekânın kullandığı metin üretim modeli, halüsinasyon (AI hallucination) olarak adlandırılan bir olgu sonucunda var olmayan kaynakları gerçekmiş gibi göstermişti. Deloitte, hataları kabul ederek raporun bazı kısımlarını yeniden düzenledi ve hükümete kısmi para iadesi yaptı. Raporun hazırlanmasında Microsoft Azure OpenAI GPT-4o modeli kullanılmıştı. Ancak modelin üretken doğası, doğrulama süreçleri yeterince insan kontrolünden geçmeden doğrudan rapora aktarıldı. Böylece denetim raporu, yapay zekânın görünmez hatalarını taşıyan bir belgeye dönüştü.

3. Dijital Yanılgının Niteliği: İnsan Yerine Algoritmanın Denetimi

Deloitte olayı, denetimde yapay zekâ kullanımının üç temel riskini ortaya koymaktadır.
1. Şeffaflık eksikliği: Yapay zekâ hangi veri kaynaklarını kullandığını tam olarak açıklayamaz.
2. Yanlış pozitif/negatif sonuçlar: Sistem, sorun olmayan işlemleri riskli olarak işaretleyebilir veya tam tersini yapabilir.

3. Sorumluluk belirsizliği: Hata insanın mı, algoritmanın mı sorunudur?
Bu durum, insan muhakemesinin tamamen devre dışı bırakıldığı sistemlerde 'dijital yanılgı' olarak tanımlanabilir. Teknoloji, gerçeği yansıttığını varsaydığı bir model üzerinden işlem yürütür; fakat modelin beslendiği veriler eksik, bağlamsız veya sistematik olarak yanlıysa, sonuç da hatalı olur.

4. Türkiye’de KURGAN Uygulaması ve Benzer Riskler

Türkiye’de Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) ve Vergi Denetim Kurulu (VDK), son yıllarda vergi denetiminde KURGAN (Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi) adlı yapay zekâ sistemini devreye almıştır. Bu sistem, mükelleflerin beyanname, e-fatura, e-defter ve banka hareketleri gibi çok sayıda dijital verisini analiz ederek riskli görülen işlemleri tespit etmekte ve ilgili mükelleflere 'düzeltme yönlendirme yazıları' göndermektedir. Ancak sistemin arka plan algoritmaları kamuoyuna açıklanmadığı gibi, mükelleflerin iş çevresi, sektörel koşulları veya dönemsel farklılıkları da çoğu zaman yeterince dikkate alınmamaktadır. Bu nedenle 'dijital yanılgı', Türkiye’de vergi denetimi açısından da görünür hale gelmiştir. Bir mükellefin işletme döngüsünde mevsimsel dalgalanma, finansman sıkışıklığı veya ticari erteleme gibi olağan durumlar, sistem tarafından 'risk' olarak işaretlenebilmektedir.

5. Dijital Denetim – Mükellef Güveni İlişkisi

Yapay zekâ destekli sistemler, teknik olarak hatasız işlem yapsalar bile, mükellef algısı ve davranışsal uyum açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Vergi idaresinin dijital analizler sonucu gönderdiği düzeltme yazıları mükellefte 'önceden yargılanmışlık' hissi yaratabilir, vergi danışmanları ile idare arasındaki iletişim kanallarını otomatik süreçlere indirger, ve 'idare zaten her şeyi biliyor' algısıyla mükellef sadakatini ve gönüllü uyumu zayıflatır. Tıpkı Deloitte olayında olduğu gibi, teknolojik doğruluk ile güvenilirlik aynı şey değildir. Deloitte’un hatası danışmanlık müşterisinin güvenini nasıl sarstıysa, vergi idaresinin algoritmik yönlendirmeleri de mükellef güvenini zedeleyebilir. Bu durum, uzun vadede davranışsal vergi uyumunu olumsuz etkileyebilir; mükellef, vergi idaresiyle işbirliği yerine savunma refleksiyle hareket etmeye başlar.

6. Sonuç: İnsan Muhakemesi Olmadan Dijital Adalet Olmaz

Yapay zekâ, denetim ve vergi uygulamalarında büyük kolaylıklar sağlasa da, insan muhakemesinin yerini alamaz. Deloitte örneğinde görüldüğü gibi, algoritmaların 'doğruyu' üretmesi, yalnızca teknik doğruluktan ibaret değildir; bağlam, etik ve güven unsurları da işin içindedir. Türkiye’de KURGAN benzeri yapay zekâ sistemlerinin başarıyla çalışabilmesi için algoritmik şeffaflık sağlanmalı, mükellef çevresi ve sektör koşulları dikkate alınmalı, davranışsal güven korunmalıdır. Dijitalleşme, insanı dışlayan değil; insan muhakemesini destekleyen bir araç olmalıdır. Aksi halde dijital yanılgı, yalnızca bir veri hatası değil, sistemsel bir güven krizine dönüşecektir.

Kaynakça

• Deloitte Australia, DEWR AI Compliance Framework Report (2024)
• The Guardian, 'Deloitte Repays Government After AI-Generated Report Errors' (2025)
• Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, KURGAN Projesi Tanıtım Dokümanı (2023)
•  OECD, 'Tax Administration 3.0: Digital Transformation and Trust' (2022)

· Algoritma; Belirli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için çözüm yolunun adım adım tasarlanmasıdır.( https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/algoritma-nedir)


7 Ekim 2025 Salı

Yasal Görev mi, Angarya mı? 3568 Sayılı Kanun’un Öngördüğü Mesleki Sınırlar ile Kamu İdaresinin Fiili Yükleri Arasındaki Gerilim

Özet

3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, mesleğin görev alanını, sorumluluklarını ve yetkilerini açık biçimde tanımlamıştır. Ancak son yıllarda Gelir İdaresi Başkanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından geliştirilen dijital beyan sistemleri, ek bildirim yükümlülükleri ve ani mevzuat değişiklikleri, meslek mensuplarının kanunen üstlenmediği pek çok görevi fiilen yerine getirmesine yol açmıştır. Bu makale, kanuni sınırlar ile fiili uygulamalar arasındaki uçurumu, angarya yasağı ve idari ölçülülük ilkesi çerçevesinde tartışmakta; hem kamu otoritelerine hem meslek örgütlerine yönelik çözüm önerileri sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler

3568 sayılı Kanun, Angarya, Dayatma, Vergi Beyannamesi, Mali Müşavirlik, Dijital Vergi Uygulamaları, GİB, TÜRMOB

1.      Yasal Sorumluluktan Fiili Angaryaya

Mali müşavirlik mesleği, Türk vergi sisteminin temel taşı niteliğindedir. 3568 sayılı Kanun’la, meslek mensuplarına yalnızca mükelleflerin mali defter ve beyannamelerini düzenleme, mali tabloların doğruluğunu sağlama ve vergi kanunlarına uygunluk denetimi görevleri verilmiştir. Ancak pratikte, kamu otoritelerinin giderek artan dijital bildirim talepleri, tebliğ ve sistem değişiklikleri, meslek mensuplarının yasada yer almayan birçok idari sorumluluğu da üstlenmek zorunda kalmasına neden olmaktadır.

2. 3568 Sayılı Kanun’un Çizdiği Yasal Çerçeve

Kanuna göre meslek mensuplarının görevleri üç ana eksende tanımlanmıştır:

•Defter tutma, bilanço ve gelir tablosu düzenleme, beyanname hazırlama işlemlerini yapmak,
•Mali tablo ve beyannamelerin mevzuata uygunluğunu kontrol etmek,
• Mali danışmanlık ve denetim hizmeti vermek.

Yönetmeliklere göre meslek mensupları mükellef adına yalnızca yetki belgesi verilmiş işlemleri yapabilir, idare adına veri toplama, bildirim veya denetim görevi üstlenemez. Bu hükümler, Gelir İdaresi’nin son yıllarda uyguladığı birçok bildirimin, meslek mensuplarını kamu görevlisi gibi konumlandırdığını göstermektedir.

3.  Kamunun Müşavirlere Yüklediği Yeni Roller

GİB’in Dijital Vergi Dairesi, e-Defter, e-Fatura, e-Arşiv, e-Mutabakat gibi sistemleri, ilk bakışta modernleşme örneği olarak görülse de, uygulamada şu sonuçları doğurmuştur: tekrarlayan veri girişleri, sistem çökmesi nedeniyle son gün yükümlülükleri, kayıt formatı değişikliklerinin ani yürürlüğe girmesi, yazılım uyum sorunları ve manuel düzeltme zorunlulukları.

4. Kamu, Mükellef ve Meslek Mensubu Arasındaki Dengesizlik

Kamu otoritelerinin yükümlülükleri devretme eğilimi, iş sahiplerinin müşavirden 'her şeyi yapan' kişi beklentisi, ücretlerin bu artan yükü karşılamaması ve hatalarda tüm sorumluluğun mali müşavire yüklenmesi; 3568 sayılı Kanun’un bağımsız meslek ruhuna aykırı biçimde fiilen bir kamusal angarya rejimi yaratmıştır.

5. Hukuki ve Etik Değerlendirme

Anayasa md. 18 (Angarya yasağı), Anayasa md. 73 (Verginin kanuniliği ilkesi) ve 3568 sayılı Kanun md. 12 birlikte değerlendirildiğinde, idarenin mali müşavirlerden yasada öngörülmeyen ek veri, belge veya beyan talep etmesi hukuken tartışmalı hale gelir. Danıştay kararlarında da idarenin ölçülülük ve hukuki dayanaktan yoksun işlemleri iptal edilmiştir.

Sonuç

Mali müşavirlik mesleği, 3568 sayılı Kanun’un çerçevesinde kamu yararı gözeten, yüksek sorumluluk ve etik ilke temelli bir meslektir. Ancak son yıllarda uygulamada ortaya çıkan tablo, bu yasal görev tanımının ötesine geçen, hatta kimi zaman angarya niteliği taşıyan yeni yükümlülüklerin meslek mensuplarına dayatıldığını göstermektedir.

Bu makalenin ışığında öne çıkan temel tespitler şunlardır;

1.    Yasal Görev ile Fiili Uygulama Arasındaki Fark Açılmıştır.

3568 sayılı Kanun, mali müşavirin görevlerini “muhasebe tutmak, mali tabloları düzenlemek, beyannameleri imzalamak ve danışmanlık yapmak” olarak tanımlar. Buna karşın günümüzde meslek mensupları, vergi idaresinin teknik eksikliklerini telafi eden, sistem arızalarını çözmeye çalışan, mükerrer bilgi yükleyen ve sık değişen mevzuatla sürekli uyum sağlamak zorunda kalan “fiili kamu görevlisi” konumuna itilmiştir.

2.  Beyanname ve Bildirim Yoğunluğu Mesleği Tüketmektedir.

Her ay 20’yi aşkın beyan ve bildirim yükümlülüğü, özellikle aynı verilerin farklı formlarda tekrar istenmesi nedeniyle meslek mensuplarının zaman, emek ve psikolojik kapasitesini aşan bir yük yaratmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın 18. maddesindeki “angarya yasağı”na aykırılık tartışmalarını da gündeme getirmektedir.

3.       Dijitalleşme, Verimlilik Yerine Angarya Üretmektedir.

e-Defter, e-Fatura, e-Arşiv, Dijital Vergi Dairesi gibi sistemler teoride kolaylık sağlamakla birlikte, sık sık yaşanan erişim hataları, format değişiklikleri ve mükerrer belge talepleri, dijitalleşmeyi bir “vergi teknolojisi angaryası”na dönüştürmüştür. Bu durum, meslek mensubunun asli görevini ikinci plana itmektedir.

4.Ani Mevzuat Değişiklikleri Mesleki Uyumun Önüne Geçmektedir.

Resmî Gazete’de yayımlandığı gün yürürlüğe giren tebliğ ve genelgeler, meslek camiasına uyum için yeterli süre tanımamaktadır. Eğitim, yazılım ve teknik altyapı hazırlığı olmadan yapılan bu düzenlemeler, hatalı beyan riskini artırmakta ve cezai yaptırımlara yol açmaktadır.

5.  Meslek Örgütleri Kamuoyu Baskısı ile Hak Arayışını Güçlendirmiştir.

TÜRMOB ve SMMM odalarının son dönemdeki ortak açıklamaları, dayanışma kampanyaları ve süre uzatımı girişimleri, meslek bilincinin güçlendiğini göstermektedir. Ancak bu çabaların kalıcı bir sonuç doğurabilmesi için idarenin karar süreçlerinde katılımcı müzakere mekanizmaları oluşturulması zorunludur.

6. Teknik Altyapı ve İdari Sorumluluk Arasındaki Dengesizlik, Mesleki Saygınlığı Zedelemektedir.

İdare, sistemsel arızalar veya altyapı eksikliklerine rağmen yükümlülükleri aynen uygulamakta, bu nedenle oluşan gecikmeleri meslek mensubuna fatura etmektedir. Bu durum, meslek etiğini ve kamu güvenini sarsmaktadır.

7. Uluslararası Karşılaştırmalar Türkiye’nin Sıkılaştırıcı Bir Model Benimsediğini Göstermektedir.
Avrupa ülkelerinde uzlaşma ve müzakere süreçleri genişken, Türkiye’de asıl vergi uzlaşma kapsamı dışına çıkarılmış, cezalar dahi indirimsiz uygulanmaya başlamıştır. Bu eğilim, meslek mensubunun idari süreçteki savunma alanını daraltmaktadır.

Bu tespitler ışığında, mesleğin sürdürülebilirliği için atılması gereken öncelikli adımlar şunlardır:

·         Aynı verinin farklı beyanlarda tekrar istenmesine son verilmesi,

·         Mevzuat değişikliklerinde makul süre ve pilot uygulama zorunluluğu,

·         Teknik altyapı güçlendirilene kadar cezai yaptırımların ertelenmesi,

·         Meslek odalarının dijital dönüşüm süreçlerinde karar ortağı yapılması,

·         Angarya niteliğindeki görevlerin yasal tanımdan ayıklanması,

·         Uzlaşma ve müzakere kurumlarının uluslararası standartlara kavuşturulması,

  • Meslek mensuplarının refahı ve toplumsal saygınlığı için “gerçek anlamda mali tatil” uygulamasına geçilmesi.

Sonuç olarak, mali müşavirlik mesleği bir kamu hizmeti niteliği taşımakta, ancak kamu idaresiyle kurulan ilişki biçimi meslek mensuplarını asli görevlerinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle, vergi sisteminin dijitalleşme ve reform süreçleri yeniden tasarlanırken, meslek mensuplarının yalnızca “uygulayıcı” değil, “katılımcı paydaş” olarak görülmesi, hem mesleki etik hem de ekonomik adalet açısından bir zorunluluk haline gelmiştir.

KAYNAKÇA

1. Mevzuat Kaynakları

- 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu (RG: 13.06.1989, 20194 sayılı).
- Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Yönetmeliği (RG: 26.01.1989, 20194 sayılı).
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (RG: 10.01.1961, 10703 sayılı).
- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (RG: 28.07.1953, 8469 sayılı).
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982), md. 18, 73.
- Hazine ve Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı Genel Tebliğleri (2020–2024).

2. Yargı Kararları

- Danıştay 4. Daire, E.2022/1456, K.2023/2789, T. 11.07.2023.
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E.2021/372, K.2022/478, T. 15.06.2022.
- Anayasa Mahkemesi, E.2018/71, K.2020/15, T. 26.02.2020.
- Danıştay 7. Daire, E.2020/1529, K.2021/1974, T. 19.10.2021.

3. Bilimsel ve Mesleki Kaynaklar

- TÜRMOB (2023), Mali Müşavirlik Mesleğinin Dijitalleşme Süreci ve Uyum Sorunları, Yayın No: 47.
- Kılıç, E. (2024), Vergide Gri Alan: Kasa Adatlandırması Artık Netleştirilmeli,

- Öz, C. (2022), Meslek Mensuplarının İdari Sorumlulukları ve Angarya Yasağı, Mali Çözüm Dergisi, Sayı 180.
- GİB (2024), Dijital Vergi Dairesi Uygulama Rehberi.



5 Ekim 2025 Pazar

KDVİRA ve Gerçek Ekonomide 'Sorunsuzluk' Miti: Sistem, Risk ve Savunulabilirlik

 Giriş

Vergi idaresinin teknolojik dönüşümünün en dikkat çekici uygulamalarından biri olan KDVİRA (Katma Değer Vergisi İade Risk Analizi) sistemi, son yıllarda iade süreçlerinin merkezine yerleşti. Yapay zekâ temelli analizlerle çalışan bu sistem, sahte belge riskini ve mükellef bağlantılarını veri üzerinden tespit etmeye odaklanıyor.

Ancak sistemin bu kadar derin ve çok boyutlu analiz yapabilmesi, aynı zamanda ekonomik gerçeklikle çelişen bir görünüm de yaratıyor. Zira Türkiye gibi piyasa zincirlerinin dar, kayıt dışılığın yaygın ve ekonomik bağların iç içe geçtiği bir yapıda, verisel temizliğe dayalı “sorunsuz işletme” modeli neredeyse imkânsız bir hedef haline geliyor.

I. Sistem Mantığı , KDVİRA’nın Veri Merkezli Yaklaşımı

KDVİRA, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın geliştirdiği risk puanlama altyapısıdır. Temel yaklaşımı, mükelleflerin doğrudan ekonomik davranışlarını değil; bu davranışların verisel iz düşümünü analiz etmektir.

1. Analiz Parametrelerinin Niteliği

Sistem, 200’ün üzerinde veri parametresi üzerinden risk puanı oluşturur. Bunlar arasında:
- BA–BS formlarında tutarsızlık,
- Sahte belge tespiti bulunan mükelleflerle işlem ilişkisi,
- Ortak, muhasebeci veya IBAN benzerliği,
- Vergi dairesi değişiklikleri ve beyan aralıkları,
- Şirketin faaliyet kodu, yaşı ve coğrafi konumu gibi veriler yer alır.

Bu parametrelerin çoğu, ekonomik niyeti ölçmekten ziyade şekilsel ilişkiyi tespit eder. Dolayısıyla sistem, ekonomik zorunlulukla yapılmış bir işlemi bile “riskli” sayabilir.

2. Analiz Gücü ve Kısıtı

KDVİRA, istihbarat gücüne sahip bir veri platformudur; ancak “ilişki”yi “niyet”ten ayırma kapasitesi sınırlıdır. Bir firma, sadece tedarikçisinin üçüncü halkasında yer alan bir riskli mükellefle bağlantılı göründüğü için incelemeye sevk edilebilir.

Bu durum, sistemin güçlü olduğu kadar adalet ve orantılılık bakımından tartışmalı yönünü de ortaya çıkarır.

II. Gerçek Ekonominin Anatomisi; Kayıt Dışı Zincir ve Zorunlu Bağlantılar

Türkiye’de üretim ve ticaret yapısının en belirgin özelliklerinden biri, dar çevreye dayalı işlem zinciridir. İşletmelerin çoğu, sınırlı sayıda tedarikçiyle çalışır; bu zincir içinde biri “riskli” olarak işaretlendiğinde, diğer tüm halkalar dolaylı olarak etkilenir.

1. Ekonomik Gerçek ile Veri Gerçeği Arasındaki Fark

Bir işletme fiilen mal teslimi yapmış, faturası, irsaliyesi, banka kaydı tam olsa bile, eğer veri zincirinde “riskli bir firma”yla aynı IBAN veya muhasebeciyi paylaşıyorsa, sistem tarafından “şüpheli” olarak algılanabilir.

2. Sistemsel Sınırlılık

Bu noktada sorun işletmede değil, ekonomik sistemin kendisindedir. Kayıt dışı ekonominin %30-35 seviyelerinde olduğu bir ülkede, işletmelerin tamamını “sorunsuz” tanımlamak istatistiksel olarak mümkün değildir.

III. Risk Algısı ile Gerçeklik Arasındaki Uyuşmazlık

KDVİRA, riskli işlemleri otomatik eşleştirme algoritmalarıyla belirler. Bu algoritmaların “insan gözüyle bağlam” değerlendirme yeteneği yoktur.

Ekonomik kriz döneminde işletmenin borçlu görünmesi, aynı muhasebecinin birden fazla müşteriyle çalışması veya bölgesel tedarik ağının benzer adreslerde yoğunlaşması gibi durumlar, veri açısından riskli ama ekonomik açıdan doğal davranışlardır. Bu ayrımın gözden kaçması, mükellef güvenini zedeleyebilir.

IV. “Sorunsuz İşletme” Yerine “Savunulabilir İşletme”

KDVİRA döneminde gerçek hedef, risksiz değil, savunulabilir işletme olmaktır. Çünkü hiçbir işletme, çevresel ilişkilerinden tamamen soyutlanamaz. Ama işlemlerini gerekçelendirebilen, belgelerini zincirleme doğrulayan işletme, sistem karşısında güçlü durabilir.

1. Savunulabilir İşletmenin İlkeleri

- Belge zinciri tam olmalı: Her alış-satış işlemi, irsaliye, taşıma ve banka kaydıyla desteklenmeli.
- Tedarikçi seçimi dikkatli yapılmalı: MERSİS, VEDOP, vergi numarası ve faaliyet kodu kontrol edilmeli.
- İlişkisel şeffaflık sağlanmalı: Aynı IBAN, telefon, adres veya ortaklık ağından kaçınılmalı.
- İç denetim süreci kurulmalı: Özellikle iade talepleri öncesinde iç kontrol formları hazırlanmalı.
- Risk farkındalığı yönetilmeli: İşletme, kendi verisini KDVİRA mantığıyla analiz edebilmeli.

2. Mali İdareye Düşen Sorumluluk

KDVİRA’nın güvenilirliğini artırmanın yolu, yalnızca algoritmayı değil, ekonomik bağlamı da sisteme dahil etmektir. Veri tek başına yeterli değildir; veri, bağlamla anlam kazanır. Mükellef güveni olmadan sistemsel başarı sürdürülemez.

Sonuç ve Değerlendirme

KDVİRA uygulaması, Türkiye vergi idaresinin dijital dönüşümünde büyük bir aşamadır. Ancak teknolojik mükemmeliyet, ekonomik gerçekliğin karmaşıklığıyla her zaman örtüşmez. Bugünün Türkiye’sinde “sorunsuz işletme” miti, verisel bir ütopyadır.

Ekonomik sistemin kayıt dışı damarları, zorunlu tedarik zincirleri ve bölgesel ağ yapıları, her işletmeyi bir ölçüde “risk zincirine” bağlar. Dolayısıyla çözüm, mükellefi değil sistemi dönüştürmektir.

Gerçek sorunsuzluk, verisel değil;

davranışsal ve yapısal şeffaflıktadır.

Dipnotlar

1. KDVİRA: Katma Değer Vergisi İade Risk Analizi sistemi, GİB tarafından sahte belge riskini analiz etmek amacıyla geliştirilen otomatik risk modülüdür.
2. Türkiye’de kayıt dışı ekonominin GSYH’ye oranı OECD tahminlerine göre %30 civarındadır.
3. Kayıt dışılığın yüksek olduğu ekonomilerde yapay zekâ sistemleri, yanlış pozitif (false positive) sonuç üretme eğilimindedir.
4. “Savunulabilir işletme” kavramı, uluslararası denetim literatüründe defensible compliance olarak tanımlanır.

2 Ekim 2025 Perşembe

Sahte Belgeyi Belgeden Değil İlişkiden Okumak: KURGAN

Mali Müşavirler ve Mükellefler İçin Risk Temelli Yol Haritası


Önsöz

Vergi sisteminin güvenilirliği, yalnızca teknik düzenlemelerle değil, bu düzenlemelerin sahada nasıl uygulandığıyla da doğrudan ilişkilidir. Özellikle sahte belge düzenleme ve kullanımı gibi karmaşık ve çok aktörlü süreçler, hem kamu zararının önlenmesi hem de mükellef güvenliğinin sağlanması açısından kritik öneme sahiptir. Bu noktada, 1 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren “Kuruluş Gözetimli Analiz” (KURGAN) stratejisi, klasik denetim anlayışını dönüştüren ve dijitalleşme ile etik sorumluluğu bir araya getiren yeni bir çerçeve sunmaktadır.

Elinizdeki makale, KURGAN rehberinin mali müşavirler ve mükellefler açısından ne ifade ettiğini, bu stratejinin hangi riskleri ve fırsatları barındırdığını, Vergi İstihbarat Sistemi (VİS) ile nasıl entegre çalıştığını ve yargı kararlarıyla nasıl güçlendiğini açıklamayı amaçlamaktadır. Teknik analizlerin yanı sıra, davranışsal ve etik boyutlara da yer verilerek, okuyucunun süreci sadece mevzuat düzeyinde değil, uygulama ve karar alma perspektifinden de kavraması hedeflenmiştir.

Bu çalışma, sahte belgeyle mücadelede yeni dönemin dinamiklerini anlamak isteyen mali müşavirler, denetçiler ve mükellefler için bir rehber niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda, vergi uyumu kültürünün gelişmesine katkı sunmayı ve meslek mensuplarının rehberlik rolünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

ANAHTAR KELİMELER: Sahte Belge, KURGAN, Kuruluş Gözetimli Analiz, Vergi İstihbarat Sistemi (VİS), Risk Temelli Denetim, Mali Müşavirlik, Vergi Uyumu, Dijital Denetim, Etik Sorumluluk, Ticari Teamül, Belge Gerçekliği, Gönüllü Uyum, Zincirleme İşlem Analizi, Kısa Ömürlü Firma, Yargı Kararları, Re’sen Tarh, Özel Esaslar, Denetim Algısı, Meslek Mensubu Rehberliği, Vergi Suçlarıyla Mücadele

 Giriş: Sahte Belgeyle Mücadelede Dönüşümün Eşiği

Vergi sisteminin en kırılgan alanlarından biri olan sahte belge düzenleme ve kullanımı, 1 Ekim 2025 itibarıyla yeni bir stratejik çerçeveye kavuştu. “Kuruluş Gözetimli Analiz” (KURGAN) modeli, klasik belge incelemesinin ötesine geçerek işlem ilişkilerini, dijital izleri ve ticari kapasiteyi birlikte değerlendiren bir denetim paradigması sunuyor.

Bu makale, KURGAN rehberinin mali müşavirler ve mükellefler açısından ne ifade ettiğini, hangi riskleri ve sorumlulukları beraberinde getirdiğini, VİS entegrasyonuyla nasıl bir dijital denetim mimarisi kurduğunu açıklamayı amaçlamaktadır.

1. Sahte Belge Kavramı ve Hukuki Çerçeve

Sahte belge, gerçeğe aykırı içerik taşıyan ve ticari işlem gerçekliğini yansıtmayan belgeler olarak tanımlanır. VUK md. 3/B, 359 ve TCK md. 204 kapsamında suç teşkil eden bu belgeler, kamu zararına yol açtığı gibi mükelleflerin özel esaslara alınmasına da neden olur.

Belge türleri arasında en sık karşılaşılanlar:

·           Fatura

·         Serbest meslek makbuzu

·         Gider pusulası

·         Taşıma ve sevk irsaliyeleri

MASAK mevzuatı da, sahte belge düzenleme ve kullanımıyla kara para aklama riskini ilişkilendirerek denetim kapsamını genişletmiştir.

2. KURGAN Modeli: Kuruluş Gözetimli Risk Analizi

KURGAN, mükelleflerin işlem yaptığı kişi ve kurumların geçmiş vergi sicili, sektörel uyumu, ticari kapasitesi ve dijital izleri üzerinden risk profili çıkaran bir analiz sistemidir. Bu model, belgeyi değil, belgeyi doğuran ilişki ağını inceler.

Temel Bileşenleri:

Kuruluş Gözetimi: Belge düzenleyenin sektörel uyumu, işlem hacmi ve ticari kapasitesi sorgulanır.

Zincirleme İlişki Analizi: Aynı belge üzerinden farklı mükellefler arasında kurulan zincirleme işlem yapısı incelenir.

Kısa Ömürlü Firma Tespiti: 1 yıl içinde kapanan, yüksek tutarlı işlem yapan firmalar riskli kabul edilir.

3. VİS Entegrasyonu: Dijital Denetimin Yeni Yüzü

Vergi İstihbarat Sistemi (VİS), KURGAN ile entegre çalışarak mükelleflerin işlem partnerlerini, belge düzenleme sıklığını ve sektörel uyumu dijital olarak analiz eder. Mali müşavirler, bu sistemle uyumlu yazılımlar üzerinden riskli işlemleri önceden görebilir.

Entegrasyonun Sağladıkları:

Otomatik Risk Sinyali: Beyanname öncesi riskli işlem uyarısı

Karşı Firma Sorgulama: Belge düzenleyenin geçmişi ve sektörel uyumu

Uyum Skoru: Mükelleflerin belge düzenleme davranışlarına göre puanlama “VİS entegrasyonu, mali müşavirin denetim ortağı haline gelmesini sağlar.”

4. Mali Müşavirler İçin Yeni Sorumluluklar

KURGAN süreci, mali müşavirlerin rolünü sadece belge kontrolü yapan değil, işlem ilişkilerini analiz eden bir rehber konumuna taşır.

Yeni Yükümlülükler:

İşlem Partneri Analizi: Belge düzenleyenin ticari kapasitesi ve sektörel uyumu sorgulanmalı

Gönüllü Uyum Danışmanlığı: Riskli işlem tespiti halinde mükellefe düzeltme önerisi sunulmalı

Etik Rehberlik: Belge düzenleme sürecinde ticari teamül ve işlem gerçekliği gözetilmeli

5. Mükellefler İçin Ne Değişti?

Mükellefler artık sadece belgeyi değil, belgeyi düzenleyen firmayı da sorgulamak zorunda. Ticari işlem partnerinin geçmişi, sektörel uyumu ve işlem hacmi, belge  geçerliliğini doğrudan etkiliyor.

Kritik Noktalar:

İşlem Partneri Sorgulama: VİS üzerinden firma geçmişi kontrol edilebilir

Gönüllü Düzeltme Mekanizması: Riskli işlem tespiti halinde açıklama ve düzeltme hakkı

Ticari Teamül Uyumu: Belge tutarı ile firma ölçeği arasında orantı aranır

6. Yargı Kararlarıyla Güçlenen İçtihat

Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi kararları, sahte belge tespitinde artık sadece belge içeriğini değil, belgeyi düzenleyenin ticari kapasitesini ve işlem gerçekliğini de dikkate alıyor.

Örnek: Danıştay 3. Daire, 2023/217 E. – 2024/456 K. sayılı kararında, belge düzenleyenin sektörel uyumsuzluğu nedeniyle sahte belge kabulü yapılmıştır.

Bu içtihatlar, KURGAN algoritmalarına doğrudan entegre edilerek denetim sürecini güçlendiriyor.

7. Etik ve Davranışsal Boyut

Sahte belge düzenleme, teknik bir ihlal olmanın ötesinde etik bir sorundur. Mükellef davranışları, teşvik sistemleri ve denetim algısı bu sürecin belirleyicileridir.

Davranışsal Yaklaşımlar:

Vergi Uyumu Kültürü: Mükelleflerin gönüllü uyum davranışları teşvik edilmeli

Etik Rehberlik: Mali müşavirler, belge düzenleme sürecinde etik pozisyon almalı

Denetim Algısı: KURGAN/VİS entegrasyonu ile denetim süreci şeffaflaştırılmalı

 8. Uygulama Rehberi: Mali Müşavirler İçin Kontrol Listesi

 

Kontrol Alanı

Açıklama

Belge Düzenleyenin Sektörel Uyumu

Faaliyet alanı ile belge konusu örtüşüyor mu?

Ticari Kapasite Analizi

Belge tutarı, firma ölçeği ile orantılı mı?

Zincirleme İşlem Tespiti

Aynı belge farklı mükellefler arasında dolaşıyor mu?

VİS Risk Sinyali

Dijital sistem uyarı veriyor mu?

Gönüllü Düzeltme

Mükellef açıklama ve düzeltme yaptı mı?

 

Sonuç: Yeni Dönemde Vergi Uyumunun Anahtarı

1 Ekim 2025 itibarıyla yürürlüğe giren KURGAN stratejisi, sahte belgeyle mücadelede yalnızca teknik bir reform değil; aynı zamanda davranışsal, dijital ve etik boyutları bir araya getiren çok katmanlı bir dönüşüm projesidir. Bu strateji, belgeyi değil, belgeyi doğuran ilişkiyi analiz eden bir yaklaşımı benimseyerek, mükelleflerin ve meslek mensuplarının vergi uyumu kültürünü yeniden tanımlamaktadır.

KURGAN ve VİS entegrasyonu sayesinde artık riskli işlemler önceden sinyallenebilmekte, belge düzenleyenin sektörel uyumu, ticari kapasitesi ve işlem geçmişi dijital olarak sorgulanabilmektedir. Bu durum, hem mali müşavirlerin hem de mükelleflerin sorumluluklarını genişletmekte; belge düzenleme sürecini teknik bir işlem olmaktan çıkarıp, etik ve ticari gerçeklik temelli bir davranış biçimine dönüştürmektedir.

Yargı kararlarıyla desteklenen bu yeni denetim paradigması, sahte belgeyle mücadelede kamu zararını önlemenin ötesinde, meslek mensuplarının rehberlik rolünü güçlendirmekte ve mükelleflerin kendi risklerini yönetebileceği bir alan yaratmaktadır. Artık vergi uyumu, belgeyle değil, belgeyi doğuran ilişkiyle ölçülmektedir.

Bu makale, KURGAN rehberinin temel bileşenlerini, dijital denetim mimarisini ve mesleki etkilerini açıklayarak, hem uygulayıcılar hem de politika yapıcılar için bir yol haritası sunmayı amaçlamaktadır. Sahte belgeyle mücadelede başarı, sadece mevzuatla değil; bu mevzuatın sahada nasıl anlamlandırıldığıyla mümkündür.

 Dipnotlar

  • 1.       VUK md. 3/B, 359; TCK md. 204
  • 2.       MASAK Genel Tebliği (Sıra No: 13), 2024
  • 3.       KURGAN Rehberi, Bölüm 2.1
  • 4.       VİS Teknik Kılavuzu, Gelir İdaresi Başkanlığı, 2025
  • 5.       TÜRMOB Meslek Etiği Rehberi, 2023
  • 6.       KURGAN Rehberi, Bölüm 3.2
  • 7.       Danıştay 3. Daire, 2023/217 E. –

Büyüme Var, Paylaşım Yok, Yoksulluk Neden Artıyor?

  Türkiye’de yoksulluk artıyor. Bu artık bir “hissetme” meselesi değil, resmî verilerle sabit bir gerçek . TÜRK-İŞ’in Ocak 2026’da açıkladı...